31 Mayıs 2016 Salı

Çocuklarımızı koşullu mu seviyoruz?

Arca’nın okulu Özgür Bolat’ın seminerini duyurduğunda İlker’e "mutlaka gitmeliyiz" dedim. Kendisini tanımıyordu ama ben kocamın bu adamdan hoşlanacağına emindim. Özgür Bolat, yazılarını takip ettiğim, bizimki gibi eğitime zerre önem verilmeyen bir ülkede bir şeyler yapmaya çalışan, bence değerli bir eğitimci. Hatta bizim kitap kulübünün ortaya çıkış öyküsünün tetikçisidir kendisi. Bir kitap kulübü kuracağını, bir yazısı aracılığı ile duyurduğunda, Özlem “hadi biz de” demişti, iyi ki demiş. Bak üç yıl bitti bile…

Neyse bizim konumuz seminer ve Özgür Bolat. Dediğim gibi ben bütün yazılarını okuduğum için seminerin birçok cümlesini kendisiyle birlikte mırıldandım. Fakat İlker için çok iyi oldu, ona oku desen, okumazdı ama şahane bir toparlama oldu seminer. Ve tam tahmin ettiğim gibi Özgür Bolat’ı da çok sevdi.
 Semineri uzun uzadıya anlatmak istemiyorum çünkü pek çok ilde veriyor, ayrıca semineri yazılarının özeti gibi. Ben Eylül ayında çıkacak kitabını bekliyorum, size de yazılarını takip etmeseniz bile kitabını edinmenizi tavsiye ederim. İyi bir araştırmacı ve farklı bakış açıları sunuyor.

Bizim seminerde en çok ilgimizi çeken kısım, yargılama idi. Aferinin de bir yargı olduğu, kimi anne babalarca yadırgandı mesela. O yargı, bu yargı peki nasıl anlayacaktık, çocuklarımızı yargılamadan sevdiğimizi gösterdiğimizi? Zira bizim neslin bilgileri biraz karman çorman.

Mesela bir ailelerimizden gördüğümüz eğitim şekli var, kodlarımıza işlenmiş, reflekse dönüşmüş. Bir de okuyup araştırıp öğrenmeye çalıştığımız öğretiler var, kimi zaman uygulayamadığımız, kimi zaman da uygulamaya çabalarken hatalı uyguladığımızı fark ettiğimiz. Mesela “ben” dili gibi. Evet, duygularımızı ifade edeceğiz fakat “ödevini yapmadığın için üzülüyorum” gibi her aklımıza gelen durumda da kullanmayacağız bir zahmet. Belki ilk defa bir şeyi başarmış küçük çocuğumuza aferin diyeceğiz ama ödevini yapan bir ilkokul öğrencisine de demeyeceğiz o aferini. Çocuk bizden aferin almak için mi yapıyor ödevini, yoksa görevi olduğu için mi? O aferinler sonrasında sürekli bir onaylanma alışkanlığı doğurur mu, bunu düşüneceğiz.

Dediğim gibi bu yargılama durumu biraz karıştı. Biz istemeden de olsa, çocuklarımızı koşullu sevdiğimiz mesajını veriyor olabilir miydik? İstemeden de olsa, çocuklarımızı yargılıyor olabilir miydik? Nasıl anlayacaktık bunu?

Özgür Bolat, çocuğunuza şu soruları sorun dedi: “Sence ben seni neden seviyorum?” ve “Beni neden seviyorsun?”

Cevap çocuklarımızın vereceği yanıtta gizli:)

4 yorum:

  1. unconditional parenting (Alfie Kohn) kitabini okudunuz mu bilmiyorum ama kesinlikle tavsiye ederim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tabii ki okudum:) hatta yorum/tavsiye bile yazdım: http://gununcorbasi.blogspot.com/2015/09/kosulsuz-ebeveynlik.html

      Sil
    2. demek ki o postu kacirmisim :) gercekten sahane bir kitap

      Sil
  2. Bence niyetimiz ne ise çocuğumuz onu gayet iyi anlıyor. Eğer sırf hoşumuza gittiği, işimiE öyle geldiği, davranışı bizim işlerimizi kolaylaştırdığı için aferin diyorsak bu çocuğa ödül/dış motivasyon oluyor; ancak gerçekten çocuğumuzun kendisini geliştirmeye yönelik bir davranışına gözlerimiz parlayarak, içimiz coşarak "aferin" diyorsak bu da çocukta iç motivasyon yaratıyor. Çocuklar, o saf ve güçlü algılarıyla gayet iyi algılıyorlar ne için "aferin" dendiğini. İlgiyle dinlemek, duygularını kabul etmek ve dürüst davranmak. Bence anahtar bu 3 bileşenden oluşuyor.
    Sevgiler
    Deniz

    YanıtlaSil