20 Ekim 2018 Cumartesi

Görüşmeyeli

Fark ettim ki, benim için hangi platformda yazdığım, ne yazdığım, nasıl yazdığım önemli değil, önemli olan yazmak. Sadece yazmaktan uzak kaldığımda rahatsızlık hissediyorum.

Yo, hayır, blogu bırakıyor değilim.

Tam tersi! 

Sadece epeydir blogda yazı yayınlamamış olduğumu ama yine de yoksunluk çekmediğimi fark edince, sebebini düşündüm ve buldum! Blog benim için amaç değil, araç. Yazmak için, yazdıklarımı paylaşmak ve dostlara ulaşmak için bir araç. Blogdan ayrı kaldığım bu kısa dönemde, yokluğunu hissettiğim tek şey, burayı okuyanların paylaştığı yorumlar oldu. Yazmak ise, hep vardı.

Ulen var ya, bu iki paragrafı okuyan da roman yazıyorum sanacak. Yok ya! Ne yazdığımı bilseniz ... Ama onu başka bir yazıya bırakacağım, evet bu kadar da pisliğim.


Instagramdan da takip edenler, ara sıra koyduğum fotoğraflardan hala yaşadığımı ve fakat epey yoğun yaşadığımı fark etmişlerdir. 

Görüşmeyeli...

Fransızca kursunun ikinci kuruna başladım. Artık çarşambaları akşam 6-9 arası gidiyorum kursa ve tabiri caizse cıcığım çıkıyor. Geçen yılki gibi cumartesi sabahları gitmek istemedim, neticede long weekend'e bağlıyorsun, ufaktan bir yere kaçalım diyorsun, cumartesi sabah fena bağlıyor. Ama çok yoğun çalışınca akşam da hiç çekilmiyor. Hele de öğretmen tam bir French Bitch ise. Öyle vallahi! Geçen yılki kibar Belçikalı hoca ne iyiydi, dersin yarısı İngilizce geçiyordu. Hepimizi de geçirdi zaten. Bu kadın beş dil biliyor, ille de Fransızca kastırıyor. Ay neyse, tepkiliyim kendisine, bu kısmı uzatarak "görüşmeyeli..." yazısını piç edecek değilim.

Malezya ile devam edelim. İş için beş gün kadar Malezya'daydım. Maymunların saldırısına uğramadan fakat sivrisineklerden de yırtamayarak döndüm geldim. Tam da yağmur mevsiminde gitmişiz, cehennem gibi sıcak, nemli, tropik bir yer işte. Dışarısı 35 derece hissediliyor, iç ortam sıcaklığını 17 dereceye ayarlıyorlar, mezba modu! 

O maymunlar, iguanalar filan iyiydi de ikiz kuleler tam saçmalıktı. Tur atıp en tepeye çıkmak için bir de para veriyorsun. Gereksiz. O kadar yüksek bina İstanbul'da da var. Malezya'da en çok insanları sevdim, çok sıcakkanlıydılar, kibar ve güleryüzlü ve bir de yemekleri nefisti. Belçika'dan bile karışık bir yer. Malaylar, Çinliler ve Hintliler bir arada yaşıyorlar. Dünyanın en tombik Çinlileri burada yaşıyor olmalı, ki bence sebebi hamurişi yapan Malaylar.

Yolculuk ile ilgili yazıyı da sonra yayınlarım. Şimdi biraz da ev halkının diğer üyelerinden bahsedeyim.

Muhterem İlkerim, başına gelen bisiklet kazasının üzerine bir de yirmilik diş ameliyatı oldu, sıcak yemesi yasak. Bir peynir ekmek ye değil mi? Yok! Muhterem çiğ balık icra etti (feci güzel yapıyor, dibin düşer), bir de kavun kesti, mis, beyaz peynir zaten İzmir'den, lokum. Yanına bir uzo tokuşturmayalım mı? Mundar mı olsun nimet?

Muhabbet filan derken, bizimkinin başına bir ağrı sen gir, gözü kısıldı, bir fena. Kanepede uzanırken bir de battaniye istemesin mi? Eyvah! Dışarısı eksi on dereceyken evde şortla dolaşan adam, battaniye istiyor, eyvah ki ne eyvah!

Neyse o uyudu, ben ütü yaparım diye Ufak Tefek Cinayetler dizini açtım, yok kalbim çarpıyor (hayır diziden değil) gözümün önünde, acayip senaryolar, filme çekiliyor.

Geçen hafta arkadaşımız Tufan'ı bir muayene sırasında, doktor eve bile göndermeden yoğun bakıma aldıydı, anjiyo yapılacak. Netice stent takıldı, 95% tıkalı damarı varmış. Düşünsene bir kalp krizi allah korusun, neler olabilir? Bir anda aklıma geldi, şimdi başımıza acil bir şey gelse, ne bok yiyeceğiz? Nasıl bir acil eylem planımız var? Bir bokumuz yok affedersin. Ev kazası olur, ne bileyim kalp krizi olur, maaile nasıl altından kalkacağız? Ya ben iş seyahatindeyken veya İlker İzmir'e gitmişken okul bize ulaşamazsa? Bak nasıl elim ayağım titriyor. Ben bunları aklımdan çıkarayım diye dizinin üzerine 2 saat kitap okudum, en son üç mü beş mi bilmiyorum, sızmışım.

Sabah İlkere anlattığımda, haklısın dedi. (allahım ilk defa abartmışsın demedi, bunun benim için nasıl bir gurur vesilesi olduğunu kavrayabilmeniz mümkün değil!) Ortada bir gerçek var. Bizim bir acil durum eylem planımız yok! Ambulans nasıl aranır, ya da Arca için acil durumda kimler aranmalı... hazırlıklı değiliz. Okulda bizden başka kimsenin numarası yok, ya ikimize bir şey olursa? Derhal komşularımız İdil ve Yiğit'in ve onlar seyahatte olursa diye Melike'nin numaralarını okula verdik. Ama daha yapılacak çok iş var. Eylem planı şart!

Çok uzadı biliyorum, bir blog okuru için bile çok uzun bir yazı oldu.
Şimdi burada keselim ve pek yakında..
- Arca neler yapıyor?
- Yeliz neler yazıyor?
- Muhterem neler pişiriyor?
- Yeliz'in Fransızca ile imtihanı

Yazılarıyla bu blogda görüşmek üzere:)








8 yorum:

  1. Sen buraya yazmayınca yoksunluk çekmiyor olabilirsin ama ben cekiyorum Yeliz:) Arayı fazla açmasan diyorum:))
    Pınar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yoksunluğunu çektiğim tek şey sizlerin yorumları :) açmam söz.

      Sil
  2. Ben de seni taciz etmek istemedim ama yaklaşık 1 ay boyunca fena yoksunluk çektim. Bağımlıymışım yazılarına :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de sizlerin yorumlarına bağımlıymışım:)

      Sil
  3. yeliz oyle dogru ki yazdiklarin. bizim de bir seyler yapmamiz lazim. Bir de yeliz burada bir belge imzalamak gerekiyormus avukatlar araciligiyla, ikimize birden bir sey olursa cocuklari tanidiklarimizin alabilmesi icin. Yoksa devle aliyormus. Ki ben devlet alsin istemem :( Ona da bir bakmali. ben bakinca yazarim sana#

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. allah muhafaza. aklımıza getirmemeli kötüleri ama hazırlıksız da kalmamalı. Artık birey değiliz, çocuğun varsa önce onu düşünmeli, farklı açılardan da hayatı organize etmeli, haklısın Gülçinimm.

      Sil
  4. Kendi adıma özlemişim yazılarınızı. Acil eylem planı önemlidir. Bizim ilk acil eylem planımız depreme yönelikti. Eğer Allah korusun deprem olur da haberleşemezsek buluşma yerimizi belirlemiştik. Acil planları önemlidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İzmirdeki okulda anne baba dışında en hızlı ulaşabilecek ikinci derece yakınlarının iletişim bilgilerini istemişlerdi. Özellikle doğal afet vs... Biz de lokasyon yakın diye babaanneyi vermiştik. Cidden önemli. Başımıza ne zaman ne geleceği belli olmaz. çok iyi yapmışsınız.

      Sil