Yazılar posta kutuna gelsin mi?

18 Mart 2019 Pazartesi

yetişmeyivereyim, nedir yani?

Belçika'ya taşınmaya karar verdiğimizde, konfor alanımızı terk etmenin bize yaramayacağını söyleyenler çok oldu. Küçük şeyler, göz ardı edilen şeylerden bahsetti yurtdışı tecrübesi olanlar. Mesela ha deyince eve yardımcı bulmak, haftada bir cüzi bir meblağa fön çektirip mankür yaptırmak gibi...

Fön çektirmiyorum, kendi saçımı kendim yapıyorum, manikür? ona da üşendiğim için kendim yapıyordum nicedir zaten. Yani zaten İzmir'deyken de kuaföre senede 2-3 gittiğim için çok da şeetmedim.

Eve yardımcı? Bizim evimizde - şükür ki - sürekli yardımcımız oldu, Arca doğduğundan 6,5 yaşına gelesiye kadar. Aslında yardımcı demeyelim de, Arca'ya bakan ablalarımız oldu, ama onlar bize de evimize de baktılar, sağ olsunlar, kızı doğum yapınca ayrılmak zorunda kalan Ümit ablamız ve onun arkadaşı Nadire ablamız. Evde sürekli düzeni sağlayan birisinin olması, elbette hayatı kolaylaştran bir şey, hele ki dağınık ve ev işlerinden hoşlanmayan biriyseniz. Ve iyi şeylere alışmak öyle kolay ki...



Nadire ablanın sağlık sorunları sebebi ile ayrılmak zorunda kaldığı o yaz sudan çıkmış balığa dönmüştük. Ama ne yaptık? Eylem planımızı oluşturduk ve hayatımıza işbirliği içinde devam ettik. Hem de öyle güzel devam ettik ki, yeni bir yardımcı aramaktan bile vazgeçtik. İşin özeti, biz son dört yıldır yardımcısız idare ediyorduk zaten, eve temizliğe gündelikçiyi bile ayda yılda bir kere alıyorduk. Demem o ki, Belçika'ya geldiğimizde konfor alanımızdan çoktan çıkmıştık.

Çıkmıştık ama nasıl? Tabii ki iş bölümü ile.

Tabii ki, işlerimizden eve döndüğümüzde ikinci vardiyanın bizi beklediğinin farkında olarak ve "yetişmeyivereyim, nedir yani?" diyebilmeyi başararak.

Çok zaman muhteremin elinden iş gelmesini, annesi çalışan çocukluğun (yaptığın anana, öğrendiğin karına) bir armağanı olarak gerekçelendirsem de, işin aslının muhteremin vicdanından kaynaklandığını biliyorum. İşten çıkıp geldiğim ev, bana ikinci vardiyaysa, ona değil mi yani?

İşbölümü, yıllar içinde daha da oturdu. Kimin neyi, yapabildiği, kimin neyi daha iyi ya da daha kısa sürede yapabildiği ve yapmayı tercih ettiği verileriyle şekillendi.

Mesela ütü zinhar muhteremin eline bırakılamaz! Çünkü çok düzgün yapmaya çalıştığı için saatler sürüyor. Ben uyduruk yaptığım için, ütü dizisi (bu aralar Erkenci Kuş) karşısında yaparken sıkılmadığım için ütüyü üzerime aldım. Kah ütülüyorum, kah elimle düzeltiveriyorum. Ama ütüde başarı, ne kadar çamaşırı ütülemeden yırtmak. Çok affedersin don ve çarşaf da ütüleyemeyeceğim! Ve tabii ki çorap hiç düzeltemeyeceğim.


Çorabı düzeltmek ve çiftini bulmak giyenin sorumluluğu, ben yıkıyor muyum? Yıkıyorum. Tabii çamaşırlar kirli sepetine atılırsa. Spor t-shirtlerinin yıkanma günü belli. Yok ben unuttum, yok kirli sepetine atmadıydım yok! Üç hafta leş kokulu t-shirt spor dersine giyilince, her cuma akşamı ait oldukları yere yani kirli sepetine atılıvermeye başladı.

Ütü ile birlikte çamaşır da bende. Gece ucuz elektrik tarifesinden yıkanan çamaşırları, sabah erken kalktığımdan benim asmam daha mantıklı oluyor. Zira sabah İlker Arca'nın öğle yemeğini hazırlamakla meşgul oluyor.

Benzer şekilde temizlik (yani eve makina tutmak tabir edilen uçuşan tozların imhası) muhteremde. Neden? Çünkü ben temizlik yaparken ondan daha çok yoruluyorum, o daha hızlı, onun için daha kolay. Temizliğe katkım genelde tuvalet, çünkü kendi sistemim var, daha hızlıyım tuvalet konusunda.

Çarşaf değiştirme konusunda işbölümüne Arca da dahil oluyor, ütülenmiş çamaşırları çekmecelerine yerleştiriyor. Odasının tozunu alıp, her sabah yatağını topluyor. Çöp atma, kilerden getir götür, evi toplama Arca'da. Herkes imkanları, yeterliliği ölçüsünde...

İnsangücümüz sınırlı, elimizdekinden en iyi verimi almak zorundayız.

Yemek hazırlama konusunda da benzer bir mantıkla hareket ediyoruz. Tencere yemekleri bende, çünkü ben daha pratiğim. Özene bezene yapılan allengirli yemekler tabii ki muhteremde.

Bu işbölümünün oluşmasında kendime pay çıkarabilir miyim? Bence evet.

Yaptığım şey çok basit. Yakın zamanda doğum yapan arkadaşım Haruka'ya, bebekli hayatı kolaylaştırmak ile ilgili tüyolar sorduğunda, tavsiye ettiğim gibi: "eşini her şeye dahil et, asla her şeyi ben yaparım deme!"

Çünkü bacım, her şeye tek başına yetişebileceğin bir dünya yok. Elini kaldırıp, yardım istemek zayıflık değil, asıl zayıflık "yetişmeyivereyim, nedir yani?" diyebilmeyi başaramamak.

4 yorum:

  1. Hangi ülkede olduğun önemli değil, evliliklerde
    eşin hayatın her alanında yanında olmalı. bizde de benzer işbölümü
    var. mottom beraber yapılan iş daha az yorucu ve daha az zamanlı
    oluyor. iki haftada bir temizlikçi geliyor. haftasonu elbirliğiyle
    iki saatte tüm evin temizliğini bitiriyoruz. bizde ütü işi hiç yok.
    nasıl dersen, ütü gerektiren kıyafet almıyorum keten gibi. penyeleri bile ütülemem.
    yıkanınca hemen asar, kuruyunca özenle katlarım, hiç kırışıklık
    olmuyor. eşimde gömlek falan giymez Allahtan. çoraplar bizde de böyle
    çıkıyor kızım yüzünden. yıkayıp ters halde önüne koyarım eşleştirsin
    diye. valla ben de uğraşamam. bir çok konuda kendimi
    korumaya alıyorum yoksa kimse gözünün yaşına bakmıyor.

    YanıtlaSil
  2. İş bölümü konusuna katılıyorum, zaten olması gereken bir şeyin lütufmuş gibi yapılması asıl acayip olan. En çok kadınlar tepki gösteriyor erkeklerin ev işi yapmasına. Kendi eşleri yapmadığı için olsa gerek hiç bir erkek yapmasın diyorlar. Oysa ki en doğal şey. Benimde çocuklarım kendi odalarını temizleme, sırayla bulaşık makinesi boşaltma vb... işleri yaparlar.

    YanıtlaSil
  3. harika bir sistem oturtmuşsunuz..bravooo....

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil