Yazılar posta kutuna gelsin mi?

7 Aralık 2019 Cumartesi

kabuk

Son zamanlarda sıkça kabuğuma çekilme ihtiyacı hissediyorum. Başka kafa başka dünyalardayım gibi. Whatsapp mesajlarıma geç dönüyorum, döne döne beş kitabı aynı anda okumaya çalışıyorum. Çok sosyalleşmenin ardı sıra gelen ihtiyaç gibi. Sosyal medya sosyalleşmesine ise hiç girmeyeyim. Bu kadar mı sıkılır bünye? Hiçbir şey bana yeni gelmiyor. Takip ettiklerim de onların yaptıkları da yıllar evvelin denenmişliklerimden ibaret. Benim için büyüsü yok anlayacağın. Bazı bazı kapatıp gidesim geliyor.

Öyle bir ruh hali.

Beni keyiflendiren şeyler de var.


Mesela akşam çayları.

Yemeği hazırlarken muhteremle anlaşıyoruz: Çay içer miyiz? İçeriz! Sofradan kalktığımız gibi demlenmiş oluyor, pideci usulü... Türk kahvesinin yerini lungo alalı çok oldu da, demleme dökme çay kırmızı çizgimiz. Çaya umumiyetle Master chef eşlik ediyor. Malum mutfak iki boğa burcu olarak özel ilgi alanımız dolayısıyla yarışmacılardan ziyade yemeklerle ilgileniyoruz. Favori denmez de, yine de hangi yarışmacı desen Cemre'nin kazanması gönlümden geçiyor. Yaklaşımını, çalışkanlığını seviyorum bu genç kadının. Ve vazgeçme özgürlüğünden, seçeneğinden vazgeçmemesini. işini sevmekten öte bir derdi olmasa keşke... Herkes misyon yüklenmek zorunda mı? Kimse o genç çocuk Batuhan'dan misyon beklemiyor ama yazık ki kadınlarda hep bir bir şeyleri ispatlama beklentisi.

Az önce sabah ipad mesaisine ara veren Arca müdahale etmeseydi, daha yazardım da, neyse ben beni keyiflendiren şeylere döneyim. Mesela noel ağaçları. Birkaç gün izinliydim, ofise bir geldim, ağaçları kurmuşlar süslemişler. Ofise Flamanca dersine gelen öğretmen şaşırdı, Sinterklaas'tan önce noel ağacı kurulmazmış, pek dile getirilmeyen bir gelenekmiş. Aman dedim, biz Japon firmasıyız, hem sen biliyor musun bizim evde kasımın başından beri ağaç ışıl ışıl. (Sinterklaas'ı bir de ben anlatmayayım, merak eden sevgili Ge-Ce'nin yazısına ışınlansın)

Evde ağacımızın olmasını ilginç bulan Belçikalılara kendimi anlatma zahmetine giremiyorum. Işıl ışıl bir ağacın evimizi süslemesinden keyif almanın nesini açıklayacağım?

Bu da çalışma masamdan manzaram.

Yumuşak pijamalar ve sıcak çoraplar ... Kazaklar filan... Gittikçe kışa, soğuğa alışır oldum, hatta hoşuma bile gidiyor hafiften. Kış insanı mı oluyorum ne? Yok yok mümkün değil, henüz kışla cicim aylarında olduğumuzdan böyle hissediyorum, Şubat ortalarında bir daha görüşelim. Bak saat sekiz oldu, hala karanlık!

Hadi ben bir çay suyu koyayım da kahvaltı yapalım, buraya iki satır yazacağım diye acımdan öldüm.

3 yorum:

  1. Önceki yıllarda ben de sinterklaas gitmeden ağacı kuruyordum da hep aynı lafa maruz kalıyordum, aaa daha sinterklaas gitmedi. Bu yıl biz de geleneğe uyduk ve bekledik. Gittikçe hollandalılaşıyoruz galiba :)

    O çay keyfinize nasıl da özendim şimdi. Bizim yemek sonraları hep uykuya yatırma telaşı ve gerginliği. Keyfiniz bol olsun

    YanıtlaSil
  2. Çaylı keyifler dün akşam üstü çay içtim uykumu kaçırdı.Bir günüm diğerime uymuyor. Benim emkli olduğum için çayım ikindide .Mutlu seneler.

    YanıtlaSil
  3. Kış sevilmez anca yazın hatrına katlanılır işte :)

    YanıtlaSil