Yazılar posta kutuna gelsin mi?

17 Eylül 2018 Pazartesi

"Acımasız ve kusursuz bir okur kitlesidir çocuklar"

"Acımasız ve kusursuz bir okur kitlesidir çocuklar"
... Daha başlarken iyi okurdur çocuk. Çevresindeki büyükler kendi yeteneklerini ispatlamak yerine onun coşkusunu besler, ezberlenecek ödevlerini belletmeden önce öğrenme arzusunu uyarır, yolun sonunda beklemekle yetinmeyip gayretlerine eşlik eder, sürekli kendilerine zaman kazanmak yerine akşamlarını kaybetmeye razı olur, şimdiki zamanı heyecanla doldururken gelecek korkusuna boğmaz, zevkle yaptığı bir şey sıkıcı hale getirmekten kaçınır, o zevki kendine görev bilene kadar zevk aşılamaya devam eder, bu görevi her türlü kültürel öğrenmenin bedelsizliği üzerine oturtur ve kendileri de bu bedelsizliğin zevkine varırlarsa, iyi bir okur olmayı sürdürecektir ...

Kitaplardan alıntı yapmayı pek sevmem. Hele bir bölümü alıp lönk diye blog postuna nakşetmeyi hiç sevmem lakin bu pasajın tarafımdan izahı başka türlü olamazdı. 

16 Eylül 2018 Pazar

Türkiye ve Belçika arasındaki farklar, tespitler Vol.6 => Trafik özel

Belçika'ya geldiniz, hoş geldiniz, ehliyetinizi değiştirmeniz gerektiğini biliyor musunuz?

Ben bilmiyordum, daha doğrusu mevcut ehliyetimizi, Türkiye'deyken yeni ehliyetle değiştirdiğimizde ki bu beni dehşete düşürecek kadar kolay olmuştu, bunu uluslararası ehliyete dönüştüğü için Avrupa'da kullanabileceğimizi sanıyordum. Hatta Belçika'ya geldiğimde gururla arkadaşlarıma göstermiştim, hayır tabii ki değiştirmeme gerek kalmayacaktı. Nah kalmayacaktı! Neyse uzatmayayım detayları burada.

Çay, kahve, suşi, çiğ balık ve "limonları sık!"

Kahvaltıyı müteakip elime aldığım keyif çayımı, blogumla baş başa biraz zaman geçirirken içecektim, bu kararımı da ev halkına bildirirken aslında bana fazla bulaşmamalarını alt mesaj olarak iletmekteydim. Lakin İlker bu girişimimi fırsata çevirmek aruzusuyla, "cüceyi de al, öğretmenine mail yazacaktı, birlikte yazın" dedi. Paralel kitap okumalarımız gibi birbirini rahatsız etmeden ara sıra öpüşe koklaşa saatler geçiririz sandım, büyük yanılmışım.

9 Eylül 2018 Pazar

Rüyanın öte yakası

"...Ve Tanrı kadını yarattı!" Adını da Ursula K. LeGuin koydu.

Çok alakasız ama Rüyanın Öte Yakasını okurken aynen bunu düşündüm. Ursula bana hayal gücünün sınırsızlığını bu kitapta bir defa daha gösterdi, şapka çıkarmamak elde değil.

6 Eylül 2018 Perşembe

Kitap yorumu: Roman gibi

Blogcu anne'nin yazısını okuduktan sanırım 5 dakika sonra bu kitabı sipariş ettim. Tabii elime geçmesi ve okumam bugünü buldu.

Toplantı için Pilsen'deki fabrikaya giderken yanıma almakla isabetli bir karar vermişim, zira gidiş dönüş iki günde silip süpürdüm kitabı, yolculuk için şahane bir seçimmiş.

Ve okurken gülümsedim, kitapta ceket seçerken ceplerinin kitap sığdırmaya yetecek büyüklükte olmasına dikkat edenlerden bahsediyordu, ben de asla kitap girmeyecek boyutta bir çanta almam!

Kendimden bulduğum öyle çok benzerlik var ki kitapta...

5 Eylül 2018 Çarşamba

Ben, kendim...

Yalnızlıktan sıkılan ve mutsuz olan insanları anlamıyorum.

Ki daha geçen gün arkadaşıma, kocam oğlum gelsin ben bu yalnız yaşama olayını sevmiyorum, diye dudak büküyordum. Evet aile olmayı, evde kalabalık olmayı, çocuğumu kocamı ve onlarla yaptığımız her şeyi seviyorum ama bir gerçek var ki, ben, beni, kendimi, kendimle başbaşa olmayı da seviyorum. Yalnızlık benim katiyen sıkıldığım bir şey değil, kendimle bir muhabbetim var benim!

Evet bu işte! İnsanın kendisiyle muhabbeti olacak arkadaş. Kendiyle vakit geçirmeyi sevecek.

Bunun adı yalnızlık olmamalı.

4 Eylül 2018 Salı

Kitap yorumu: Sybil

Kitap kulübü dostlarım, bana çok şey kazadırıyorlar, en çok da muhteşem kitap tavsiyeleri:)

Belki de okuma zevklerimizin paralelliğinden, belki de birlikte okumanın bizi eriştirdiği o bambaşka düzeyden bilemiyorum, onlardan aldığım hemen her tavsiye, bende başka bir boyuta yolculuğu garantiliyor.

Sybil böyle mesela...

2 Eylül 2018 Pazar

Belçika'da ne yenir?

Belçikalı arkadaşlarla sohbet sırasında itiraf ettim: "Biz buraya gelmeden evvel ne yiyeceğiz diye kara kara düşünüyorduk. Sizin burada bu kadar sebze meyvenizin olduğundan haberimiz yoktu."

Bunlar şok! "Ne yiyoruz sanıyordunuz ki?"
Ben bira çekinerek, "Patates filan. Belki biraz konserve?"

Evet, hay bizim cahilliğimize.

28 Ağustos 2018 Salı

Kitap yorumu: İkigai

Bir gün bizim cüce ve yeğenim Duru ile yüzüyoruz, sahilde babamın bir kitap karıştırdığını gördüm. Sonra çıkınca ben de baktım kitaba, ilginçti gerçekten. Duru okuyordu, adı İkigai. "Alma sana ödünç veririm" dedi ama Belçika'ya dönecektim çocuğun kitabına çökmek istemedim, sipariş ettim.

Fakat sipariş ettiğim kitabın Duru'nunkinden farklı olduğuna çok sonra aydım. Benimki Ken Mogi'ye aitti, onunki daha çok basım yapmış mavi kapaklı olan. Pişman oldum zira onunkinden birkaç sayfa okumuştum, tam bir kişisel gelişim kitabıydı, yöntemler, adım adım anlatılıyor, madde madde şemalarla açıklanıyordu. Benimki, nasıl desem, biraz hikaye gibi...

Okudukça fark ettim ki, benim kitap İkigai'yi Japon kültürü üzerinden hikayelerle ve örneklerle aktarıyor. Daha çok hoşuma gitti.

26 Ağustos 2018 Pazar

#21gündedönüşüyorum: Yeliz'in sefer tası harekatı

Babam, yemek konusunda seçicidir, bir boğa burcu olarak pisboğazlık yaptığı görülmemiştir. Her zaman az yer, öğünlerini muntazam yer ve mümkün mertebe dışarıda yemek yemez. Şimdi değil, hep böyleydi. Kendi işi olduğu için öğlen dışarıdan pide, kebap söylemek kolay olurdu muhtemelen ama en fazla gevrek ya da kaşarlı tost yerdi, o da evden götürecek bir şey yoksa.

25 Ağustos 2018 Cumartesi

Çünkü kokuların bizi anılara ışınlamak gibi bir büyüsü var.

Bu sabah kocaman peynirli bir tostu tıkınıp kahvemi her zamanki gibi balkonda içmeye meylettim. O da ne? Sonbahar gelmiş, estiriyor. Gerisin geri içeri kaçtım. Biraz kitaba daldım. Sybil. Her kadının içinden başka kimlikler doğduğunu düşündüğüm çok oldu. Her dönemecimizde yeni bir kadın oluyoruz. Kadının erkekten en büyük farkı bu bence. Kendi kimliğini bile üretme. Sybil özel. Kitabı daha bitirmedim ama kişilik bölünmesi, bir tür rahatsızlık olabilir, mutlaka tıpta bir tanımı vardır ve Sybil vakası elbette çok uç bir örnek. Lakin bence hemen her kadında az ya da çok kişilik bölünmesi var.

Ya siz bana bakmayın, ben Tutunamayanlar'ı okurken de kendime bir Olric edinmiştim, olur öyle, sonra geçer...

19 Ağustos 2018 Pazar

#21gündedönüşüyorum #12: Ne?! Yoksa balkabağına mı?

Dün kendimden beklenmeyecek şeyler yaptım.
Dexter'ın beni koklamasına izin verdim mesela. Onu biliyorsunuz.

Sonra kaslarımdan kırk yılın acısını çıkardım.

Sabahın köründe kalkıp belediyenin havuzuna gittim. Gerçi tabii öyle kalkıp gitmedim, her yeni deneyeceğim şeyde olduğu gibi ön araştırmalarım, gerekli alışverişlerim ve ön keşfim sayesinde gayet hazırlıklıydım. Önce zaten Gülnur bana siteden Fransızca çevirisini yapmıştı, suyunu nasıl temizlediklerine kadar her şeyi öğrenmiş, aklıma da iyice yatınca mayoydu, boneydi edinivermiştim. Sonra evvelden tecrübe etmiş olan Gökçe bana almam gerekenleri filan anlattı. Sağlık raporu istemiyorlarmış mesela, hop git, kafana boneni üzerine mayonu giy yüz bu kadar.

18 Ağustos 2018 Cumartesi

Bizi aile yapan şeyler

Karne aldıkları gün Arca'nın okuluna toplantıya gitmiştik. İlker'le okul çıkışlarında keyifli sohbetlerini müteakip iyice ahbap oldukları ve muhterem için "superstar dad" diyen spor öğretmeni ile ayak üstü sohbet ettik ve yaz tatili planlarımızdan bahsettik.

Yazıktı bana, bu iki oğlan tatil yaparken ben tatil süresinin çoğunu çalışarak geçirecektim ve o ikisini feci özleyecektim. O da uzak mesafe bir ilişki yaşıyordu (sevgilisi sanırım Almanya'da) ve özlemin ne demek olduğunu biliyordu.

Öğretmen o an içimi ısıtan bir şey söyledi. Tam kelimesi kelimesine anlatamam, üzerinden neredeyse iki ay geçti ama en azından bende bıraktıklarını, zira tam olarak bizi anlatıyordu, ifade edebilirim...

16 Ağustos 2018 Perşembe

"Belçika'da en sevdiğin şey?"

Belçika'ya geleli şaka maka bir yılı geçti. Bu birinci yıl vesilesi ile İnsan Kaynakları departmanı yüz yüze bir toplantı talep etti. Maksat, nasıl gidiyor, her şey yolunda mı, yaramazlık var mı öğrenmek. Hala kimden kaynaklandığından emin olamadığım bir mesai fazlalığından rahatsız olduğumu belirtmek dışında, işle ilgili bir sıkıntım yok, hatta meslek hayatımda zorlnmama rağmen ilk defa yaptığım işten epey keyif aldığımı söylemeliyim.

15 Ağustos 2018 Çarşamba

#21gündedönüşüyorum #8: Çaba sürecini mutluluk haline getirmek

Sağlıklı yaşam, diyet işte ne nersen de, kesinlikle meşakkatli bir iş. Özellikle mutfakta özel bir çaba gerektiriyor.

Sağlıklı yaşam ve sağlıklı kilo vermekle ilgili eski bilgilerimi derlerken, karşıma Sassy Su çıktı.
Sassy su, “Düz Bir Karın ve İnce Bir Bel” kitabının yazarı Diyetisyen Cynthia Sass’in bir icadı ve yolu bir defa zayıflama çabasına düşmüş hemen her kadın için bilinen bir tarif.

12 Ağustos 2018 Pazar

#21gündedönüşüyorum #5: Nasıl gidiyor?

Vallahi iyi diyelim iyi olsun. 

Tartının rakamlarından memnunum. Hafta sonu atılan toplam 30.000 adım, az  ve sağlıklı gıdanın da payını hesaba katarsak, metabolizma yaşımın 27'ye kilomun -2 civarında seyretmesini light peynir ve 33 cc Trappist bira ile kutlamayı abes bulmuyorum. (Bu bünye öküz gibi cips ve çerez tüketimine alışkın olduğu için bu kutlama hali hazırda diyet kategorisine giriyor)

#21gündedönüşüyorum #4: iyi hissettiren aktiviteler

Klasik Belçika ofis muhabbeti: Hafta sonu ne yapacaksın?
Genelde cuma gibi sorulan bu soru, şahsıma özel olarak çarşambadan sorulmaya başlayınca (ailesinden ayrı zavallı Yeliz) beni bir telaş aldı. Harbiden ne yapacaktım bu hafta sonu?

- İlker görmesin - darmadağınık olmuş evi düzenlemeyi, hafta içi için alışveriş ve yemek yapmayı zaten planlamıştım. Havuzu da denemek istiyordum, bizim belediyenin havuzu Brüksel'in en iyilerindenmiş, temizlik sertifikası filan. Ama tabii önce mayo, bone filan almak lazım.

Arabayla yakındakine gitmektense, tramvay inşaatı yüzünden birkaç araç değiştirmem gereken toplu taşımayı ve tabanvayı seçtim ve merkezdeki Decathlon'a gittim. Türkiye'deki Decathlon'dan çok daha fazla çeşit var, adamlar spor için yaşıyor, ya ne olacaktı?

10 Ağustos 2018 Cuma

#21gündedönüşüyorum #3: Hayat geri gelmiyor.

Tatile çıkacağım sabah, bir taksi beni evden aldı. Fransızca konuşmaya kasacaktım ki, Afrikalı taksici İngilizce konuşmaya başladı benimle. Hay allah razı olsun, sabahın beşinde bonjour'dan gayrı edecek tek kelimem yok.

Taksici Türkiye'ye tatile giden ecnebi sandı beni, "benim arkadaşlar da gidiyo tatile, nasıl fiyatlar, ucuzmuş..." diyerekten daldık sohbete. O vakit Euro henüz 6'yı görmemiş ama yine de cezbetti amcayı.

Ruandalıymış, "bilir misiniz?" dedi. Ayol bilmem mi! "Sen ne zaman geldin kardeş?" dedim, "soykırımdan önce mi?" Bir şaşırdı garibim. (Ne yani genel kültürden yana kıt bir halim mi var?)

9 Ağustos 2018 Perşembe

#21gündedönüşüyorum #2: değerli hissetmek ve Güneşi Selamlamak

Ofiste esnek saat uygulaması var. İsterseniz 07:00'de gelip 16:00'da çıkarsınız, isterseniz 10:00'da gelip 19:00'da ve çalışma saati sabit kalacak şekilde bu saat aralıklarında olmak koşulu ile istediğiniz zaman. 

8 Ağustos 2018 Çarşamba

#21gündedönüşüyorum #1: ufaktan başlamak

Hayatımda, hamilelik ve doğum sonrası hariç hiç bu kadar kilolu olmadım. Hamilelik ve doğum sonrası da dahil olmak üzere hiç bu kadar kötü ve sağlıksız hissetmedim. 

7 Ağustos 2018 Salı

Hakiki tatil

Hakiki tatil nasıl olur? Anlatayım.

Bir kere en az iki hafta olur (benimki üçü geçti :)) öyle ki iş bilgisayarının şifresini unutursun! Başıma gelmese inanmazdım hatta dalga geçerdim ama oldu, unuttum!

Normal ama, işten seni hiç aramazlarsa, olacağı bu! 18 yıllık beyaz yakalıyım, hayatımda işten aranmadığım ilk tatilim. Son beş yıldır sırf kimse beni rahatsız etmesin diye tatillerimi perşembe - cuma alırdım, yine de ararlardı. Denizin ortasında mail cevapladığım çok oldu, sanki dünyayı kurtarıyoruz. Hayır, onu bırak, ayrıldım, Belçika'ya taşındım, aylar geçti hala eski şirketimden iş için aranmaya devam ettim :)

28 Temmuz 2018 Cumartesi

Kitap yorumu: Karahindiba şarabı

Karahindiba şarabı: çocukluğumun yazlarına ışınladı beni. Tüm algılarımı açtı ve her birine tek tek dokundu. Yazar olmanın büyüsü bu olsa gerek, tanımadığın hayatlara ve duyulara dokunabilmek.
Kitabın büyülü bir yanı var, seni oturduğun koltuktan alıp bambaşka bir zamana bambaşka bir mekana götürüyor. Birileri ölüyor ama ölüm bile büyülü bir şekilde anlatılıyor. Hatta onun ölümünde sen huzuru buluyorsun.
Ve tüm hikayeler on iki yaşının saflığında anlatıldığı için sen de o yaşlara dönüyorsun. Tekrar çocuk oluyorsun tekrar çocukluğunun yazlarını yaşıyorsun.
Çok büyük bir neşeyle okudum ve sanırım tam da yazlıkta olmamın, tatilde olmamın yani müthiş zamanlamanın da bu neşede payı vardı:)
Resim ekleyemedim telefondan🙃
https://instagram.com/p/BlnCl0EnNPm/


9 Temmuz 2018 Pazartesi

Türkiye ve Belçika arasındaki farklar, tespitler Vol.5

Her şeyin başı sağlık derler ya... Vallahi doğru! Sadece yaş kemale erdiği için değil, katiyen! fakat küçük bir tökezlemede anlıyorsun, beden sağlığının ne mühim bir mesele olduğunu. 

Arcasız ve İlkersiz ikinci hafta sonu için, pazartesi Prag'a iş seyahati ve cumasına İzmir yolculuğu hazırlığı ile geçireceğimi bildiğim için hiçbir çılgın bekar programı yapmamıştım. (Bekar programı= Melike ile Flage'de çilek şarap muhabbet, üstüne dondurma) Gel gör ki bir haftadır sık sık yoklayan boyun ağrısı, bırak bekar gecelerine akmayı, ütü yapmayı bile sabote etti. Cumartesi ağrı tavan yaptı. Bir haftadır kas gevşetici içtiğim için artık kesmem ve sadece merhemle devam etmem lazım. Yani durum ciddi. Cumartesi sadece ütü yapabildim. Pazar temizlik. O da ne? Pazar öğleden sonrası : Boynum ağrımıyor. 

8 Temmuz 2018 Pazar

Türkiye ve Belçika arasındaki farklar, tespitler Vol.4

Arca'nın okuldaki başarısının ardındaki etkenlerden biri Katrien, özel Flamanca öğretmeni.

Katrien, Arca'ya Flamanca öğretmekle kalmadı bize de harika bir arkadaş oldu.

Arca ve İlker'in İzmir'e gidecekleri tarih belli olunca, son derslerinin ardından yemeğe davet ettik.

1 Temmuz 2018 Pazar

Arca ve okul

Cuma günü Arca ve İlker'i İzmir'e uğurladım. Son bir aydır Arca kendin bugüne hazırlıyordu. Neler götürecekti, neler yapacaktı, hangi oyuncaklarını, hangi kitaplarını yanına alacaktı? Heyecanında haklıydı tabii ki. Belçika'ya geleli sekiz ay olmuştu ve bu sürede hiç İzmir'e gitmemişti. Şimdi Eylül'e kadar orada kalacak, ırk değiştirip gelecek.

Hak etti ama biliyor musun? Hak etti. İzmir'deyken Flamanca birkaç kelime öğrenmeye başlamıştı ki, buraya geldi. Bir sınıf dolusu dilini anlamadığı çocuk ve öğretmenin arasına. "Ne yapıyorsun sınıfta?" diyorduk, hiç diyordu, öyle oturuyormuş. Kendini sözlü ifade etmekte çok iyi olan bir çocuktan iletişim kuramayan bir çocuğa dönüşmesi onu çok gerdi önceleri. O kadar haklıydı ki. İlk karnesinin ardından yazdıklarımı dönüp okudum şimdi, son 6 ayda ne çok şey değişti.

Perşembe günü, Arca'nın öğretmeni ile toplantı yaptık. Karnesi çok iyiydi, Flamancayı çok iyi yazıyor, iyi konuşuyor, ortanın üzerinde bir seviyede anlıyormuş. Diğer dersleri de iyi, yani sınıfı geçti! Bu başarıda önce kendisinin azminin, sonra İlker'in desteğinin, Flamanca öğretmeni Katrien'le güzel ilişkisinin ve tabii ki okulunun, öğretmenlerinin, arkadaşlarının payı var.

26 Haziran 2018 Salı

#kısa

Uykum yok, neden bilmiyorum. Kahve içmedim hatta bira içtim akşam. Yani normal şartlarda sızmam lazımdı. Cüce maç izlerken sızınca yüz buldum da, film izleyelim dedim. Politikadan ruhu çürüyen muhtereme de bir nevi oyalanma olur dedim. Çaktırmıyordu ama benden fazla umut beslemiş Ince vekilime. Gerçi cumartesi gecesi, veda yemeği davetlimiz Arca'nın Flamanca öğretmenine "ikinci tura kalmadan bitireceğiz adamın işini" diyordu, fark etmeliydim.

İnsan anlamadığı, akıl erdiremediği ve de maalesef rasyonel olmayan bir alanda bu kadar dolanırsa bizim gibi beyin mıncıklamasına uğrar, en iyisi tez vakitte kafayı dağıtmak... demişken "Aile Arasında"yı izledik, oh be kendimize geldik. Belki de ondan kaçmıştır uyku, kim bilir?

Herkes uyuyunca, eve o derin sessizlik çökünce soluğu bilgisayar başında aldım. Orada indirim, burada kampanya... Lanet olsun içimdeki tüketim dürtüsüne. Halbuki burada hiç alışveriş yapmıyordum ne iyiydi... Tabii burada her şey pahalı geliyor, 4'le pardon şimdi 5 mi oldu çarpınca inme inmişe dönüyor ağzım burnum. Hala kaydımın olduğu Türkiye'deki alışveriş siteleri ise tam bir bütçe katili.  İlker ile Arca bu hafta ben de iki hafta sonra İzmir'e gideceğim diye deri sandalet, keten gömlek allah ne verdiyse indiriyorum, Allah ıslah etsin. Bahanem hazır, ne yani İzmir'de mağaza mağaza gezip alışveriş mi yapayım! İnternetten hallediveriyorum işte oh!

Neyse yazmak iyi geldi, yani uykum geldi, hadi bana eyvallah


25 Haziran 2018 Pazartesi

geçmiş olsun

Türkiye hakkındaki umutlarımı, bugün yitirmiş değilim. Çok oldu yitireli, her seçimde biraz daha biraz daha derken... en son 16 Nisan 2017'de gözyaşlarıyla yasını tuttum güzel memleketimin, kabullendim, içimde gömdüm.

23 Haziran 2018 Cumartesi

seçim filan

Çok umutlandık çok da dibi gördük biliyor musun?
Çok umutlandık, Gezi'de...
Haziranda HDP barajı geçince...
Çok...

18 Haziran 2018 Pazartesi

Okuma üzerine

Arca söylediğinde fark ettim, evet, haklıydı, eskisi kadar çok okumuyorum.

Yeni bir hayat, hayatta farklılıkları da beraberinde getiriyor. Özellikle de alışkanlıklarının yerine koyabileceğin bir şeyler varsa.

Mesela birkaç haftadır sürekli Fransızca ile uğraşıyordum. Telefondaki uygulama, alıştırmalar, Fransızca şarkılar, okumanın önüne geçmişti, kabul.

Ehliyetim gelince arabayla daha çok işe gider gelir olmuştum, otobüsteki okuma saatim buhar olup uçmuştu, doğru.

Muharrem İnce çok eğlenceliydi, twitter'da kah gülüyor kah memleketin haline daralıyorken zamanı tüketiveriyordum, maalesef.

"ne Fransızcası ya!?"

Bizim öğrenciliğimizde kolejlere ilkokuldan sonra sınavla girerdin (her parası olanı da almıyorlardı yani). İzmir'in iki köklü Fransızca eğitim veren okulu Tevfik Fikret ve Saint-Joseph'e gidebilme ihtimalim olduğunda hiç düşünmemiştim, "ne Fransızcası ya? İngilizce tamam işte."

Fransızca ile yollarımız Arca'ya okul seçme aşamasına gelinceye kadar kesişmedi. Özel okula yazdırmaya karar verdiğimizde, dedik ki, önce İngilizceden farklı bir dil eğitimi alsın, sonra nasıl olsa öğrenir. Yine karşımıza Fransızca seçeneği çıktı ve ben yine "ne Fransızcası ya", dedim, Almanca oldu. Çekirge bir sıçrar iki sıçrar, kaderimizde Fransızca öğrenmek varmış demek. Şimdi yaş 40, ben Fransızca öğreniyorum (öğrenmeye kasıyorum desek daha doğru olur). En nihayetinde burada yaşamanın da bir fırsatı işte, yoksa bu yaşta kimse bana Fransızca öğretemezdi.

Birkaç haftadır bulabildiğim her boş vaktimi (işe otobüsle gidiyorsam yolda, kursa giderken tramvayda, evde...) Fransızca çalışarak geçiriyordum. Bloga da anadilde olduğundan yanaşmıyordum, demeyeceğim, birkaç yazı taslakta, elini yüzünü düzeltip yayınlayacağım. Günün çorbası overdose loading...

17 Haziran 2018 Pazar

İtirafa gel

İtrafın büyüğü geliyor, hazır mıyız gençler?

On sekiz yaşımdan beri (2007'ye kadar merhum Taksim AKM'de olmak üzere) hiçbir seçimi kaçırmamış ben, bu seçimde oy kullanamayacağım. Aslında "senin annen bir salaktı" serisine konu olacak bir salaklıkla atladım bunu. 19 Mayısa kadar yazılabiliriz gibi kalmış aklımda 14'ü gibi siteye bir girdim, kapı duvar. İtiraf ediyorum salağım!

Peki bundan sebep politika ile ilgili bir şey yazmaya da utandığımı itiraf etsem tam olacak, rahatlayacağım.

#kısa: Enjoy the ride

Bölümden bir arkadaşımız için veda seramonilerinden biri "team activity" . Aktivitenin go car olmasına karar verildi. Allah biliyor ya işim olmaz ama işte iş aktivitesi konseptine kurban gittim.

Lunapark, dönmedolap ve saire çocukların sevdiği aktiviteleri bırakalı nereden baksan 40 sene oluyor (evet doğru bildiniz, evvel ezel hoşlaşmam! Manasız!) Bu aktiviteleri çok seven lker'e de Arca'yı yaptım, birlikte takılıyorlar.

29 Mayıs 2018 Salı

Dumur diyalog #170

İ: Bugün Türk mahallesine gittim Arca, sana gazoz aldım.
A: Hmm fena değil, peki başka sürprizlerin var mı?

~~~~~~~~~~~~~~~

Paskalya tatilinde spor okuluna devam eden Arca'ya nasıl bir okul diye sorduğumuzda: "Bütün gün teneffüs yapılan bir okul gibi, ilginç!"

~~~~~~~~~~~~~~~

27 Mayıs 2018 Pazar

Seyahat yazısı: Gent'te ne yenir, ne içilir?


Belçika'ya gelip de Brugge'de (Bruges - Fransızcası) bir gün geçirmeyeni dövüyorlar galiba. Zira evvelden Belçika'ya gelmiş istisnasız herkes Brugge diyor, daha da demiyor. Bu döt kadar memleketin açık ara en turistik yeri diyebiliriz.

Bizim Alaçatı gibi düşün. Bir de beni düşün, Alaçatı'nın dibindeyken tüm yaz adımını atmayan beni. Onun yerine Germiyan, Paşalimanı'nı tercih eden, dondurma yemek için bile Çeşme merkeze inen beni.

Belki de bundan sebep, daha buraya gelmeden Brugge bende öyle bir önyargı yarattı ki, anlatmam mümkün değil. Nitekim ilk gittiğimizde müthiş soğuk ve yağmurlu havaya, ikinci gittiğimizde ise korkunç bir garsona denk gelmek önyargıma tüy dikti.
- Brugge?
- Yok Brugge sevmiyom ben :( Gent'i tercih ederim.

21 Mayıs 2018 Pazartesi

Brüksel ve İzmir ya da Türkiye ve Belçika arasındaki farklar, tespitler Vol.3

Aylar geçtikçe yeni yeni tespitler türüyor, yeni tespitler türedikçe ben de üzerime düşeni yapıyor, siz canım blog dostlarıma hiçbir fedakarlıktan kaçınmayarak yazıyorum da yazıyorum...

Vol3.Tespit1: En doğal doğum kontrol yöntemini bulmuşlar! 
Güneş göz kırpsın bunların ayaklarında sandalet, kıçlarında şort. O götler hep yerde, o ayaklar hep çıplak! Sonra niye nüfus yoğunluğu az? O üşümeye çocuğu olur mu insanın tövbe olmaz. Benim babet çorabı giyince bile ayaklarım donuyor. Atletimi daha törenlerle çıkarmadım.

19 Mayıs 2018 Cumartesi

Şikayetler, sosyal medya, blog, hayvansız belgesel ve diğerleri

Mayıs ayı, tatil ayıymış burada. Benim gibi mayıs çocukları için ne şans! Önce doğum günümü ve işçi bayramını kutlayalım diye 1 Mayıs tatildi. Haftasına başka bir bayram, hop iki gün tatil. Bu hafta yine bir başkası. İzmir'den arkadaşlarımız geldiydi, gezdiydik derken arayı açtık. Olsun n'apalım gönüller bir olsun. Ne yapıyorum, ne ediyorum merak edenlere bir ara sıcak yazısı geçelim ;)

Önce şikayetler!

8 Mayıs 2018 Salı

"teoride desen zehir gibi, pratik dersen sallanmakta"

Geçtiğimiz haftalarda bizimkilerin mutfak gündemi çilekli pastaydı. Nereden nasıl akıllarına geldi bilmiyorum, nerelere kadar gidip pasta malzemeleri almışlar, çilek desen kasa kasa...

Cumartesi kahvaltıdan sonra baba oğul giriştiler. İlker'in mutfağı iyidir, malumunuz, lakin pasta börek işleriyle pek alakadar değildir, bundan sebep pastanın kekine kremasına kendi yorumunu katarken benim engin fikirlerimi almayı ihmal etmedi.

"Ya Yeliz kek çatlıyor pişerken!?"
"Fırının içine bir tas su koy."

Internetten tarif izliyor: "Ya adam sekiz yumurta kırdı keke! Yuh!"
"Sen de az koyma dağılır. Ha bir de yumurtalar oda sıcaklığı olsun aman diyeyim, kabarmaz."

Ben şimdi böyle sallıyorum ama bildiğimden değil, hamurişleriyle hiç işim olmaz aslında. O kadar ki, Arca, babası pasta yapasıya kadar pastanın dışarıdan alınan ve evde pişirilmeyen bir yiyecek olduğunu sanıyordu. Benimki pastane ustası gibi bir annenin yanında yancılıktan mürekkep teori.

MFÖ'nün Ali Desidero'sundaki kız gibiyim, "teoride desen zehir gibi, pratik dersen sallanmakta".

29 Nisan 2018 Pazar

Erken 1 Mayıs yazısı

Az önce Elvan'la konuştuk. Aylar sonra eften püften bir sebepten mesaj atmıştım, sonra telefon ettim. Havadan sudan konuşurken kuzenini kaybettiklerini öğrendim. Böyleyiz biz işte, birbirimizi en ihtiyaç duyduğumuz anlarda aramayı başarıyoruz. Dostluk böyle bir şey... Ve ölüm, bir sıradanlığa dur deyip hayatı sorgulatıyor, özellikle genç ölüm.

Halbuki birkaç saat evvel, İlker'le youtube'dan müzikler dinliyorduk. Voice finalistleri filan. Karşımıza Donel diye genç bir yarışmacı çıktı ve efsane babaannesi. "A-ha!!" dedim, "benim bu! Bu babaanneden olacağım ben!"

22 Nisan 2018 Pazar

Sakura

Haftada iki gün toplam altı saatini Fransızca kursunda harcamakla iyi yapıp yapmadığını sorgulayan arkadaşımın derdi, kendine hiç zaman kalmamasıydı, kendisi için bir şey yapamamaktan şikayetçiydi. Ona söylediğim şey şu oldu: "Kendi zamanından çalmıyorsun, kendin için bir şey yapıyorsun."

Kişisel gelişimde markayım şerefsizim! Ben buradan artık alır yürür, TED Talks'a geçerim, siz de dersiniz, bu kadın blog köşelerinde az yemedi bizi, neyse ki kurtulduk şimdi TED düşünsün! 

Fransızca kursu için verdiğim bu bakış açısını arkadaşım beğendi mi bilmiyorum, ben çok beğendim, tevazu gösteremeyeceğim. Nitekim, aynı kursun üç saatlik kuruna yazılırken aynı şeyi düşünüyordum: Tek beklentim yeni bir dil öğrenme deneyimi edinmek ve tabii kendim için iyi bir şey yapmak. 

Dün Arca'nın okulda gösterisi vardı. Ya kursa gidecek ve dersin yarısında çıkıp dönecektim ya da gösteriyi bahane edip hiç gitmeyecektim. Bir an gitmemeyi düşündüm ama sonra dedim ki, birkaç cümle daha öğrenirsin, hadi kalk git, hem bu kendin için bir şey yaptığın belki de tek zaman...

Meşguliyetler iyidir.

Geçtiğimiz hafta hava sıcaklığının 25 derece civarında seyretmesi, açılmayan pencereli ofisleri doğal yaşam alanına dönmüş biz masum beyaz yakalıları, terasa attı. En azından öğle yemeği için. Beyaz yakalarımızı açtık, beyaz bağrımızı güneşe verdik, D vitaminiyle vuslata erdik. İzmir'de gölge fesleğeni bendeniz bu memlekette ayçiçeği gibiyim, güneş nereye ben oraya...