Yazılar posta kutuna gelsin mi?

9 Temmuz 2018 Pazartesi

Türkiye ve Belçika arasındaki farklar, tespitler Vol.5

Her şeyin başı sağlık derler ya... Vallahi doğru! Sadece yaş kemale erdiği için değil, katiyen! fakat küçük bir tökezlemede anlıyorsun, beden sağlığının ne mühim bir mesele olduğunu. 

Arcasız ve İlkersiz ikinci hafta sonu için, pazartesi Prag'a iş seyahati ve cumasına İzmir yolculuğu hazırlığı ile geçireceğimi bildiğim için hiçbir çılgın bekar programı yapmamıştım. (Bekar programı= Melike ile Flage'de çilek şarap muhabbet, üstüne dondurma) Gel gör ki bir haftadır sık sık yoklayan boyun ağrısı, bırak bekar gecelerine akmayı, ütü yapmayı bile sabote etti. Cumartesi ağrı tavan yaptı. Bir haftadır kas gevşetici içtiğim için artık kesmem ve sadece merhemle devam etmem lazım. Yani durum ciddi. Cumartesi sadece ütü yapabildim. Pazar temizlik. O da ne? Pazar öğleden sonrası : Boynum ağrımıyor. 

8 Temmuz 2018 Pazar

Türkiye ve Belçika arasındaki farklar, tespitler Vol.4

Arca'nın okuldaki başarısının ardındaki etkenlerden biri Katrien, özel Flamanca öğretmeni.

Katrien, Arca'ya Flamanca öğretmekle kalmadı bize de harika bir arkadaş oldu.

Arca ve İlker'in İzmir'e gidecekleri tarih belli olunca, son derslerinin ardından yemeğe davet ettik.

1 Temmuz 2018 Pazar

Arca ve okul

Cuma günü Arca ve İlker'i İzmir'e uğurladım. Son bir aydır Arca kendin bugüne hazırlıyordu. Neler götürecekti, neler yapacaktı, hangi oyuncaklarını, hangi kitaplarını yanına alacaktı? Heyecanında haklıydı tabii ki. Belçika'ya geleli sekiz ay olmuştu ve bu sürede hiç İzmir'e gitmemişti. Şimdi Eylül'e kadar orada kalacak, ırk değiştirip gelecek.

Hak etti ama biliyor musun? Hak etti. İzmir'deyken Flamanca birkaç kelime öğrenmeye başlamıştı ki, buraya geldi. Bir sınıf dolusu dilini anlamadığı çocuk ve öğretmenin arasına. "Ne yapıyorsun sınıfta?" diyorduk, hiç diyordu, öyle oturuyormuş. Kendini sözlü ifade etmekte çok iyi olan bir çocuktan iletişim kuramayan bir çocuğa dönüşmesi onu çok gerdi önceleri. O kadar haklıydı ki. İlk karnesinin ardından yazdıklarımı dönüp okudum şimdi, son 6 ayda ne çok şey değişti.

Perşembe günü, Arca'nın öğretmeni ile toplantı yaptık. Karnesi çok iyiydi, Flamancayı çok iyi yazıyor, iyi konuşuyor, ortanın üzerinde bir seviyede anlıyormuş. Diğer dersleri de iyi, yani sınıfı geçti! Bu başarıda önce kendisinin azminin, sonra İlker'in desteğinin, Flamanca öğretmeni Katrien'le güzel ilişkisinin ve tabii ki okulunun, öğretmenlerinin, arkadaşlarının payı var.

26 Haziran 2018 Salı

#kısa

Uykum yok, neden bilmiyorum. Kahve içmedim hatta bira içtim akşam. Yani normal şartlarda sızmam lazımdı. Cüce maç izlerken sızınca yüz buldum da, film izleyelim dedim. Politikadan ruhu çürüyen muhtereme de bir nevi oyalanma olur dedim. Çaktırmıyordu ama benden fazla umut beslemiş Ince vekilime. Gerçi cumartesi gecesi, veda yemeği davetlimiz Arca'nın Flamanca öğretmenine "ikinci tura kalmadan bitireceğiz adamın işini" diyordu, fark etmeliydim.

İnsan anlamadığı, akıl erdiremediği ve de maalesef rasyonel olmayan bir alanda bu kadar dolanırsa bizim gibi beyin mıncıklamasına uğrar, en iyisi tez vakitte kafayı dağıtmak... demişken "Aile Arasında"yı izledik, oh be kendimize geldik. Belki de ondan kaçmıştır uyku, kim bilir?

Herkes uyuyunca, eve o derin sessizlik çökünce soluğu bilgisayar başında aldım. Orada indirim, burada kampanya... Lanet olsun içimdeki tüketim dürtüsüne. Halbuki burada hiç alışveriş yapmıyordum ne iyiydi... Tabii burada her şey pahalı geliyor, 4'le pardon şimdi 5 mi oldu çarpınca inme inmişe dönüyor ağzım burnum. Hala kaydımın olduğu Türkiye'deki alışveriş siteleri ise tam bir bütçe katili.  İlker ile Arca bu hafta ben de iki hafta sonra İzmir'e gideceğim diye deri sandalet, keten gömlek allah ne verdiyse indiriyorum, Allah ıslah etsin. Bahanem hazır, ne yani İzmir'de mağaza mağaza gezip alışveriş mi yapayım! İnternetten hallediveriyorum işte oh!

Neyse yazmak iyi geldi, yani uykum geldi, hadi bana eyvallah


25 Haziran 2018 Pazartesi

geçmiş olsun

Türkiye hakkındaki umutlarımı, bugün yitirmiş değilim. Çok oldu yitireli, her seçimde biraz daha biraz daha derken... en son 16 Nisan 2017'de gözyaşlarıyla yasını tuttum güzel memleketimin, kabullendim, içimde gömdüm.

23 Haziran 2018 Cumartesi

seçim filan

Çok umutlandık çok da dibi gördük biliyor musun?
Çok umutlandık, Gezi'de...
Haziranda HDP barajı geçince...
Çok...

18 Haziran 2018 Pazartesi

Okuma üzerine

Arca söylediğinde fark ettim, evet, haklıydı, eskisi kadar çok okumuyorum.

Yeni bir hayat, hayatta farklılıkları da beraberinde getiriyor. Özellikle de alışkanlıklarının yerine koyabileceğin bir şeyler varsa.

Mesela birkaç haftadır sürekli Fransızca ile uğraşıyordum. Telefondaki uygulama, alıştırmalar, Fransızca şarkılar, okumanın önüne geçmişti, kabul.

Ehliyetim gelince arabayla daha çok işe gider gelir olmuştum, otobüsteki okuma saatim buhar olup uçmuştu, doğru.

Muharrem İnce çok eğlenceliydi, twitter'da kah gülüyor kah memleketin haline daralıyorken zamanı tüketiveriyordum, maalesef.

"ne Fransızcası ya!?"

Bizim öğrenciliğimizde kolejlere ilkokuldan sonra sınavla girerdin (her parası olanı da almıyorlardı yani). İzmir'in iki köklü Fransızca eğitim veren okulu Tevfik Fikret ve Saint-Joseph'e gidebilme ihtimalim olduğunda hiç düşünmemiştim, "ne Fransızcası ya? İngilizce tamam işte."

Fransızca ile yollarımız Arca'ya okul seçme aşamasına gelinceye kadar kesişmedi. Özel okula yazdırmaya karar verdiğimizde, dedik ki, önce İngilizceden farklı bir dil eğitimi alsın, sonra nasıl olsa öğrenir. Yine karşımıza Fransızca seçeneği çıktı ve ben yine "ne Fransızcası ya", dedim, Almanca oldu. Çekirge bir sıçrar iki sıçrar, kaderimizde Fransızca öğrenmek varmış demek. Şimdi yaş 40, ben Fransızca öğreniyorum (öğrenmeye kasıyorum desek daha doğru olur). En nihayetinde burada yaşamanın da bir fırsatı işte, yoksa bu yaşta kimse bana Fransızca öğretemezdi.

Birkaç haftadır bulabildiğim her boş vaktimi (işe otobüsle gidiyorsam yolda, kursa giderken tramvayda, evde...) Fransızca çalışarak geçiriyordum. Bloga da anadilde olduğundan yanaşmıyordum, demeyeceğim, birkaç yazı taslakta, elini yüzünü düzeltip yayınlayacağım. Günün çorbası overdose loading...

17 Haziran 2018 Pazar

İtirafa gel

İtrafın büyüğü geliyor, hazır mıyız gençler?

On sekiz yaşımdan beri (2007'ye kadar merhum Taksim AKM'de olmak üzere) hiçbir seçimi kaçırmamış ben, bu seçimde oy kullanamayacağım. Aslında "senin annen bir salaktı" serisine konu olacak bir salaklıkla atladım bunu. 19 Mayısa kadar yazılabiliriz gibi kalmış aklımda 14'ü gibi siteye bir girdim, kapı duvar. İtiraf ediyorum salağım!

Peki bundan sebep politika ile ilgili bir şey yazmaya da utandığımı itiraf etsem tam olacak, rahatlayacağım.

#kısa: Enjoy the ride

Bölümden bir arkadaşımız için veda seramonilerinden biri "team activity" . Aktivitenin go car olmasına karar verildi. Allah biliyor ya işim olmaz ama işte iş aktivitesi konseptine kurban gittim.

Lunapark, dönmedolap ve saire çocukların sevdiği aktiviteleri bırakalı nereden baksan 40 sene oluyor (evet doğru bildiniz, evvel ezel hoşlaşmam! Manasız!) Bu aktiviteleri çok seven lker'e de Arca'yı yaptım, birlikte takılıyorlar.

29 Mayıs 2018 Salı

Dumur diyalog #170

İ: Bugün Türk mahallesine gittim Arca, sana gazoz aldım.
A: Hmm fena değil, peki başka sürprizlerin var mı?

~~~~~~~~~~~~~~~

Paskalya tatilinde spor okuluna devam eden Arca'ya nasıl bir okul diye sorduğumuzda: "Bütün gün teneffüs yapılan bir okul gibi, ilginç!"

~~~~~~~~~~~~~~~

27 Mayıs 2018 Pazar

Seyahat yazısı: Gent'te ne yenir, ne içilir?


Belçika'ya gelip de Brugge'de (Bruges - Fransızcası) bir gün geçirmeyeni dövüyorlar galiba. Zira evvelden Belçika'ya gelmiş istisnasız herkes Brugge diyor, daha da demiyor. Bu döt kadar memleketin açık ara en turistik yeri diyebiliriz.

Bizim Alaçatı gibi düşün. Bir de beni düşün, Alaçatı'nın dibindeyken tüm yaz adımını atmayan beni. Onun yerine Germiyan, Paşalimanı'nı tercih eden, dondurma yemek için bile Çeşme merkeze inen beni.

Belki de bundan sebep, daha buraya gelmeden Brugge bende öyle bir önyargı yarattı ki, anlatmam mümkün değil. Nitekim ilk gittiğimizde müthiş soğuk ve yağmurlu havaya, ikinci gittiğimizde ise korkunç bir garsona denk gelmek önyargıma tüy dikti.
- Brugge?
- Yok Brugge sevmiyom ben :( Gent'i tercih ederim.

21 Mayıs 2018 Pazartesi

Brüksel ve İzmir ya da Türkiye ve Belçika arasındaki farklar, tespitler Vol.3

Aylar geçtikçe yeni yeni tespitler türüyor, yeni tespitler türedikçe ben de üzerime düşeni yapıyor, siz canım blog dostlarıma hiçbir fedakarlıktan kaçınmayarak yazıyorum da yazıyorum...

Vol3.Tespit1: En doğal doğum kontrol yöntemini bulmuşlar! 
Güneş göz kırpsın bunların ayaklarında sandalet, kıçlarında şort. O götler hep yerde, o ayaklar hep çıplak! Sonra niye nüfus yoğunluğu az? O üşümeye çocuğu olur mu insanın tövbe olmaz. Benim babet çorabı giyince bile ayaklarım donuyor. Atletimi daha törenlerle çıkarmadım.

19 Mayıs 2018 Cumartesi

Şikayetler, sosyal medya, blog, hayvansız belgesel ve diğerleri

Mayıs ayı, tatil ayıymış burada. Benim gibi mayıs çocukları için ne şans! Önce doğum günümü ve işçi bayramını kutlayalım diye 1 Mayıs tatildi. Haftasına başka bir bayram, hop iki gün tatil. Bu hafta yine bir başkası. İzmir'den arkadaşlarımız geldiydi, gezdiydik derken arayı açtık. Olsun n'apalım gönüller bir olsun. Ne yapıyorum, ne ediyorum merak edenlere bir ara sıcak yazısı geçelim ;)

Önce şikayetler!

8 Mayıs 2018 Salı

"teoride desen zehir gibi, pratik dersen sallanmakta"

Geçtiğimiz haftalarda bizimkilerin mutfak gündemi çilekli pastaydı. Nereden nasıl akıllarına geldi bilmiyorum, nerelere kadar gidip pasta malzemeleri almışlar, çilek desen kasa kasa...

Cumartesi kahvaltıdan sonra baba oğul giriştiler. İlker'in mutfağı iyidir, malumunuz, lakin pasta börek işleriyle pek alakadar değildir, bundan sebep pastanın kekine kremasına kendi yorumunu katarken benim engin fikirlerimi almayı ihmal etmedi.

"Ya Yeliz kek çatlıyor pişerken!?"
"Fırının içine bir tas su koy."

Internetten tarif izliyor: "Ya adam sekiz yumurta kırdı keke! Yuh!"
"Sen de az koyma dağılır. Ha bir de yumurtalar oda sıcaklığı olsun aman diyeyim, kabarmaz."

Ben şimdi böyle sallıyorum ama bildiğimden değil, hamurişleriyle hiç işim olmaz aslında. O kadar ki, Arca, babası pasta yapasıya kadar pastanın dışarıdan alınan ve evde pişirilmeyen bir yiyecek olduğunu sanıyordu. Benimki pastane ustası gibi bir annenin yanında yancılıktan mürekkep teori.

MFÖ'nün Ali Desidero'sundaki kız gibiyim, "teoride desen zehir gibi, pratik dersen sallanmakta".

29 Nisan 2018 Pazar

Erken 1 Mayıs yazısı

Az önce Elvan'la konuştuk. Aylar sonra eften püften bir sebepten mesaj atmıştım, sonra telefon ettim. Havadan sudan konuşurken kuzenini kaybettiklerini öğrendim. Böyleyiz biz işte, birbirimizi en ihtiyaç duyduğumuz anlarda aramayı başarıyoruz. Dostluk böyle bir şey... Ve ölüm, bir sıradanlığa dur deyip hayatı sorgulatıyor, özellikle genç ölüm.

Halbuki birkaç saat evvel, İlker'le youtube'dan müzikler dinliyorduk. Voice finalistleri filan. Karşımıza Donel diye genç bir yarışmacı çıktı ve efsane babaannesi. "A-ha!!" dedim, "benim bu! Bu babaanneden olacağım ben!"

22 Nisan 2018 Pazar

Sakura

Haftada iki gün toplam altı saatini Fransızca kursunda harcamakla iyi yapıp yapmadığını sorgulayan arkadaşımın derdi, kendine hiç zaman kalmamasıydı, kendisi için bir şey yapamamaktan şikayetçiydi. Ona söylediğim şey şu oldu: "Kendi zamanından çalmıyorsun, kendin için bir şey yapıyorsun."

Kişisel gelişimde markayım şerefsizim! Ben buradan artık alır yürür, TED Talks'a geçerim, siz de dersiniz, bu kadın blog köşelerinde az yemedi bizi, neyse ki kurtulduk şimdi TED düşünsün! 

Fransızca kursu için verdiğim bu bakış açısını arkadaşım beğendi mi bilmiyorum, ben çok beğendim, tevazu gösteremeyeceğim. Nitekim, aynı kursun üç saatlik kuruna yazılırken aynı şeyi düşünüyordum: Tek beklentim yeni bir dil öğrenme deneyimi edinmek ve tabii kendim için iyi bir şey yapmak. 

Dün Arca'nın okulda gösterisi vardı. Ya kursa gidecek ve dersin yarısında çıkıp dönecektim ya da gösteriyi bahane edip hiç gitmeyecektim. Bir an gitmemeyi düşündüm ama sonra dedim ki, birkaç cümle daha öğrenirsin, hadi kalk git, hem bu kendin için bir şey yaptığın belki de tek zaman...

Meşguliyetler iyidir.

Geçtiğimiz hafta hava sıcaklığının 25 derece civarında seyretmesi, açılmayan pencereli ofisleri doğal yaşam alanına dönmüş biz masum beyaz yakalıları, terasa attı. En azından öğle yemeği için. Beyaz yakalarımızı açtık, beyaz bağrımızı güneşe verdik, D vitaminiyle vuslata erdik. İzmir'de gölge fesleğeni bendeniz bu memlekette ayçiçeği gibiyim, güneş nereye ben oraya...

17 Nisan 2018 Salı

Hallerbos

Bahar geldi. İnanması güç ama Brüksel'e bile bahar geldi. Geçtiğimiz hafta sonlarının birinde, bir pazar, yine yeniden Bois de la Cambre parkına gitmek istediğimizde, İlker çatladı! "Arkadaş madem parka gideceğiz, zibilyon tane park var, ne demeye her seferinde Bois de la Cambre'a gidiyoruz?"
"Ay işte bilmiyoruz!"
"Bilmiyoruz da neden öğrenmiyoruz?"

Geçtik bilgisayarın başına, başladık park araştırmaya. Aklımıza Kralın sarayı geldi, buranın kralı evinin bahçesini yılın belli bir zamanı misafirlere açarmış, çiçekler, bitkiler... Botanic overdose... Ama işte maalesef Nisan sonu- Mayıs ortasına denk geliyormuş bu zaman. Geçtik.

İlker'in aklına Hallerbos geldi. Haller Ormanı. Çan çiçeklerinin (bluebells) açılma mevsimi varmışmış... O da bir hafta sonrasıymış peh!

15 Nisan 2018 Pazar

Arca n'apıyor? Ya Yeliz?

Sizin çocuğunuz dokuz yaşındayken kopya çekmeye çalıştı mı?

Mesela ben biliyorum ki, annemkiler böyle bir teşebbüste bulunmadı. Ama benimki bulunmuş!

Sektör fuarına katılmak için gittiğim Milano'da bu haberi aldığımda, seyahatin akşamı, akşam yemeği ve hatta gecesinin gündemine bu cüce oturdu, benim böğrüme ise taş gibi bir utanç!

Tam fuar alanından çıkacağım, bizimkiler ne yapıyor diye aradım, bam! bomba gündeme düştü. Otele dönmeden evvel bir kadeh kırmızı şarap bir lazanya için sağanak yağıştan kendimi attığım lokantada, kırkbeş dakika, salya sümük ağlayan cüce ile sohbet ettim. Ne şarabın ne de lazanyanın tadı kaldı aklımda. Zira lokmaları yemiyor, yutuyordum, iki lafın arasında.

İlker bir dizi yaptırımı kendisine bildirmiş, en ağırı da babasının bundan gayrı ödev ve dersleri konusunda kendisi ile muhattap olmayacak olmasıymış. Bu sebepten cücenin durdurulamayan ağlamalarını durdurmakla görevliydim o gece. Hepsini biliyorum ve rica ettim muhtereme "çikolatayı da yasaklara sokuver" dedim.

9 Nisan 2018 Pazartesi

Konfor alanı

Belçika'ya taşınmaya karar verdiğimizde çevremizden duyduğumuz olumsuz tarafların başında "konfor alanı" geliyordu.

Öncelikle bizim Almancısı bol eski şirketten arkadaşlar, "aman" diyordu, "bir saçını kestirmek 50 euro'dan başlıyor hem üstelik iyi de kesmiyorlar!" Bir başkası, "yok" diyordu "senin röfleden röfleye Türkiye'ye gelmen lazım altından kalkamazsın!"

1 Nisan 2018 Pazar

"Je suis fatigue*"

Haftanın en dingin saati.

Arca ve İlker GS-Trabzonspor maçını izliyorlar. Az önce yanlarına gittiğimde ve "gol olacak" dediğimde olduğu için, beni yanlarında istiyorlar ama ben yazmayı tercih ettim, düşün artık nasıl kıymetlisin blog.

Kıymetlisin çünkü çok ama çok şey borçluyum sana. Bana iyi insanlar kazandırdın, beni iyi insanlara kazandırdın. Belçika vizesi yazısı sebebi ile bana ulaşıp akıl danışanlara, geçen yıl bu zamanlar bana yine bu blog aracılığı ile yardımcı olmuş insanlar gibi, ben de aklım tecrübem yettiğince yardımcı olmaya çalışıyorum. Hayatın tatlı tesadüflerinden biri daha, bana, bizim şirkette işe başlamak üzere olan bir arkadaşı bu blog aracılığı ile getirdi, umarım yardımcı olabilmişimdir.

Hayat tüm hızıyla hatta biraz da fazla hızlı akıyor burada. Allah biliyor ya bazen çok yoruluyorum.

Yorgun demişken...

28 Mart 2018 Çarşamba

"Siyah" taksi Uber'e karşı

Milano'daki fuardan dönüşüm biraz sıkıntılı oldu.

Gün içinde 20.000 adım atmışım, o yorgunluğun üzerine bir de uçak rötar yapmasın mı? Yaptı.

Bitmedi. Ablamların bavulları greve takıldı beridir, bagaja bavul vermek benim için bir tür travma,  bir de gecenin o vakti, kabinde yer kalmayınca valizimi bagaja sepetlemesinler mi? Sepetlediler.

Neyse ki kaybolmadan, greve filan kurban gitmeden aldım bavulumu, atladım taksiye. Taksiciye adresi verdim, ringi önerdi. Şehrin içinden git, gece vakti ne trafik olacak diyecektim ki, vazgeçtim. Belli ki adam yolu uzatıp yolunu bulma derdinde, benimse şirketin parasını gözetecek halim yok, he dedim, ringten gidelim.

26 Mart 2018 Pazartesi

Dumur diyalog #169

Evin sokağındaki bütün ağaçları kestiler. O yemyeşil yamaçlar çıplak kaldı, keyfimiz kaçtı.
Ailenin gündemine oturan bu meseleyi İlker ve Arca aralarında konuşuyorlar.
İ: N'apacaklar acaba buraya Arca, ne diyorsun?

17 Mart 2018 Cumartesi

"Arca oğlum senin annen bir salaktı" Vol.25

"Arca oğlum senin annen bir salaktı" serisinden şahane dizi olur. Evet belki bir Fi, belki bir Ufak Tefek Cinayetler ligine giremez ama Gülse Birsel'in bir dal "ay ilahi Yeliz"ini alırım kanımca. Jet Sosyete'yi izliyor musunuz bu arada? Ben bayılıyorum, Gülse Birsel'den ötürü.


Salaklık derken, katiyen abartmadığımı serinin takipçileri iyi bilirler. Gurur duymuyorum, utanmıyorum, neysem o. Maksat bu diyardan göçüp gider isem - ki çivi çakacak değiliz hiçbirimiz - , benden geride kalanlara bir hoş seda olsun diyerekten kaleme (klavyeye) almak, ha bir de okuyanların yüzünde bir tebessüm aşk etmek... ağız dolusu kahkahaya da hayır demem!

Herkes hazırsa başlıyorum.

11 Mart 2018 Pazar

Brüksel ve İzmir ya da Türkiye ve Belçika arasındak farklar - karşılaştırmalı tam liste Vol.2

Bu Vol.2'nin tamamını okul ve eğitim sistemine ayırsam, Vol.2.1 - Vol2.2... diye uzar gider aslında.

Belçika eğitim sistemi hakkında çok derin bilgilere sahip değilim. Dilini daha kolay öğrenir düşüncesiyle Flamanca eğitim veren bir okula yazdırmak için epey uğraştım. İyi mi kötü mü oldu zaman gösterecek. Zira pratikte ve okuldaki öğrenciler tarafından Fransızca konuşulan bir muhitte Flamanca eğitim cesurca bir karar aslında, şimdi fark ediyorum. Ama sanırım başa dönsem yine Flamanca eğitim veren bir okula gitmesini isterdim. Çünkü öğrendiğime göre Flaman hükümeti eğitime daha fazla bütçe ayırıyormuş. Böylece sınıflar daha az kişilik, eğitim olanakları daha fazla oluyormuş. Arca'nın Flamanca öğretmeni dediydi. Doğru aslında, bak mesela Arca'lar 14 kişilik bir sınıfta eğitim görüyorlar. İzmir'de yılda 35.000 TL civarı bir okulda okurken sınıf 23 kişilikti. Lego kursuna gitmesi için fazladan ücret ödememiz gerekirdi, bunların şimdi kocaman bir lego sınıfları var. Geçen dönem futbol oynarken bisiklet binen çocukları rahatsız ediyorlar diye hemen bir futbol sahası ayarlanmış.

Okulla ilgili bize hala garip gelen birçok nokta var.

7 Mart 2018 Çarşamba

Haller haberler'de bugün: Yuvarlanıp gidiyoz

"N'abıyonuz? Ay oldu sesin soluğun çıkmıyor bacım, n'ettiniz?" diye soranlara gelsin: Yuvarlanıp gidiyoz.

Son yazımın üzerine üç dört tane yazı yazmış taslağa atmışım. Yazıp yazıp yayınlamamamın sebebi hiçbirini okuyanların beğenisine sunmaya layık görmediğimdendi. Ya da aslında şiddetle layık görüp olgunlaşmaları için demlendirmemdendi. Olsun, gün gelir okursunuz, günler çuvala mı girdi?

Eften püften püfürükten bir post yazacağımı daha şimdiden biliyorum, size de söyleyeyim, okumak zorunda değilsiniz. Dün Stuttgart'tan araba ile dönerken maillerime bakıyordum, içimden de ne vakittir bloga birkaç kelam yazamadım, ayıp lan diyordum. O vakit Serap'ın maili düştü, neredesin, diyordu. Ah nerede olacağım buradayım ama gel gör ki, feci yoğunum. Bak şimdi İlker ve Arca bir maç izlemeye daldılar da, attım kendimi klavyenin başına.

12 Şubat 2018 Pazartesi

Blog 10 yaşında! Mutlu yıllar blog :)

Canım blog 10 yaşında!

Bu gece kutlamak için güzel bir şarap açtım ve blog arşivinden rastgele yazılarımı tıklayarak zamanda yolculuk yaptım. Kişisel tarihime...

Önce ilk yazılarımı okudum. Neden bilmem, hiç öyle blog yazmaya başlıyorum, diye bir girizgah yapmamışım, direkt iş için gittiğim Kore'yi anlatmışım. Galiba başlangıcı olanın sonunun da olacağını düşünmemdi sebep, belirsizden gelip sonsuza gitsin istemişim belki, belki de vedalara olduğu kadar merhabalara da mesafemdendir.

Görkemden uzak bir başlangıç, görkemden uzak, benim gibi...

10 Şubat 2018 Cumartesi

Kitap yorumu: Mutfağın Hatıra Defteri

"Buralar dutluktu" diye bir başlarsam roman olur şerefsizim!
Ama öyleydi. Yüzlerini hiç görmediğimiz insanları, yazıları ile sevdiğimiz zamanlar vardı.
Sonra?

Sonra soruyoruz : İçerik öldü mü?

Öldü tabii, helvasını bile yedik cümleten, ruhuna El-fatiha.

8 Şubat 2018 Perşembe

Ofis feministliğinin tatlışlığı

Geçen haftaydı, öğlen yemeğine biraz geç indim. İşe yemek götürmediğim ve yarım sandviç ile çorbaya talim ettiğim bir gündü. Masalar hemen hemen boşalmış. Bizim ofisten Belçikalıların ağırlıklı olduğu grubun yanına oturduk. Masadakilerin elinde bir telefon, bana dönüp uzaktan gösterdiler, yarım yamalak Torino'daki eventten bir sahne olduğunu seçtim, beni de sahnede mi paylaşmışlar acaba dedim. Yok ya bana bayağı kızmış gibiydiler. Niye ya n'oldu? Sahnedeki modelleri gösteriyorlarmış meğer. Ben de tebrik edecekler sandım, saf mıyım salak mıyım?

4 Şubat 2018 Pazar

Özledin mi beni blog?

Allah biliyor ya ben seni özledim, daha doğrusu yazmayı. Her gün klavye döven parmaklarım, blogspot dashboardını görünce yeminle coştu. Ayrı kaldığımız günlerde takipçilerim artmış. Sahi o nasıl oluyor? Hala bloglar okunuyor mu? Allah seni inandırsın, sanıyorum ki, bir sen, bir ben, bir de bizim birkaç yorumcan okuyor. Ve inanmazsın, bu da insana başka bir özgürlük bahşediyor, şükür. Kendim için yazmanın özgürlüğü hiçbir şeyde yok. Varacağın noktanın stresini değil, sürdüğün yolculuğun tadını çıkarmak gibi ... Anladın sen onu:)

Efendim, sebeb-i yokluğum tamamen iş. Allah başka vesile ile ayrılık vermesin. Torino'da bir ürün lansmanı vardı ve benim de, ikincisi sürpriz yumurta gibi son anda çıkmak suretiyle, iki önemli görevim. Projenin ortasında işe başladığımdan anca ucundan kıyısından dahil olduğum klimanın eventi.

15 Ocak 2018 Pazartesi

"Eyvah büyüyor!" dediğim anlar

Banyo, her seferinde biraz daha eksilerek dahil olduğum, bana duyulan ihtiyaç azaldıkça üzüldüğüm merasim. Sürece, sadece öncesinde tırnak keserek, sonrasında saç kurutarak dahil oluyor, arada bir de yokluyorum artık. Bugün bir başkası daha ellerimden kayıp gitti: tırnak kesmek. Artık onu da kendi yapıyor. Muhtemelen çok önceden kendisinin yapabileceği bir şeydi ama ben öğretmeye, göstermeye, denemesine hiç çaba göstermemiştim.

Bizde tırnak olayının hassasiyeti var. Doğduğundan beri her zaman tırnaklarını ben kestim. Sonra dört yaş civarı kesemedim, çünkü tırnaklarını yemeye başlamıştı. Sonra bir gün tekrar kestim, o tekrar kesmeye başladığım günü gözyaşları içinde anlatmıştım, hala hatırlayanlarımız vardır. Bugün denemek istedi, makası eline verdim ve bitti. İşte böyle böyle "eyvah büyüyor" dediğim anlar birikiyor.

14 Ocak 2018 Pazar

Brüksel karşılama merasimi

Bugün güneşi gördük. Yolda giderken bulutların arasından şöyle bir görünüverdi. Beş dakika kadar. Bence Brüksel için kayda değer bir süre.

Burası o kadar bulutlu o kadar bulutlu ki, aralık ayı boyunca toplam sadece 2 saat güneş görünmüş. Bu 1934'ten beri bir ilkmiş. İstanbul'a gri fanus dediğim zamanları anıyor ve çok özür diliyorum. Allah benim belamı da böyle veriyor, güzelim İstanbul'a bok atarsan... Brüksel seni böyle karşılar.

Brüksel'in bir karşılama merasimi de benim canım gözüm bisikletimi gasp etmek suretiyle oldu. Evet, yılların takipçileri hatırlar, o bisikleti ben bu bloga aldığım reklamların paralarını denkleştirmiştim de alabilmiştim. Neay!!! Tıklarken helal etmediniz mi len!?

13 Ocak 2018 Cumartesi

Kitap yorumu: Aşık bir adam

Az önce Karl Ove Knausgaard'ın "Aşık bir adam"ını bitirdim. Bu adam bende yazma isteği uyandırıyor, yazık ki, okurken onun yaşamının içinde yaşarken yazmanın yanına yaklaşamıyorum. Bu seriyi bana okutan Tufan'a "senin adamı elimden bırakamıyorum" diye mesaj attığımda, "araya başka kitaplar al" tavsiyesinde bulunmuştu, haklı biraz es vermeli.

4 Ocak 2018 Perşembe

Dumur diyalog #168

Yılbaşı hediyeleri hakkında konuşuyoruz.

A: İki hediye alacaksınız.
İ: O niye?
A: Ne demek niye!? Madem geldik, burada hiç akrabamız yok onların alacağı hediyeler ne olacak? Onların da alacağı hediyeleri alacaksınız!

.....................................................................

Brüksel ve İzmir ya da Türkiye ve Belçika arasındak farklar - karşılaştırmalı tam liste Vol.1

Bu akşam eve erken geldim. Daha doğrusu normal saatte geldim ama genelde fazla çalıştığım için bizimkiler şaşırdılar. Tatil sonrası beş dakika fazla kalamadım. Beş gibi eve damlayınca, kaç gündür salladığım patatesli yumurtayı yapmamak için haliyle kaçamadım. Ama yanına annemin mis gibi tarhanasıyla havuçlu marullu salatayı da kattım ki, kızartmaya dadanmasınlar.

Ay bunlar pek fena! Bak yine şikayet edeceğim. Geldiklerinden beri benim moral tavan, bir de muhteremin yemekleri pek şahane olunca kilo aldım yav! Neyse işte sebzeden yana fazla da seçenek olmayınca, böyle çorbaydı, salataydı, derken sağlıklı beslemeye çalışıyorum.

Ne diyordum? Akşam. Yemeği yiyince bana bir miskinlik çöktü, girdim battaniyenin altına, o ikisi PES maçı yaparken uyuklamışım. Tabii şimdi akşamın bu saati cin gibiyim. Söylemesi ayıp bir bira açtım keyfine, Zara'nın online indirimini değerlendirirken Leffe triple yuvarlamışım.

İlginçtir (aslında hayır değildir, zira ülkenin alım gücüne göre aynı mala farklı fiyat uygulaması global şirketler için olağandır) burada bok gibi para ödediğin aynı malı Türkiye'den neredeyse yarı fiyatına alabilirsin. Aldım. Ay sonu gelecek ablamların bagajını biraz şişireceğim artık :)

31 Aralık 2017 Pazar

2018 hedefi

Hyyge üzerine yazdığım yazıya gelen yorumlardan biri, Jardzy'e aitti.
"Itirazim var. mutlu insanlar refah icinde yasar. Mutlu ve güvende olan insanin para ile derdi olmaz. Para ve refah kendiliginden gelir. Bizim ülkemiz de degisecek ve temenni ettigimiz o ulke olacak."

Gerçi açık konuşayım, ay sonunu getiremeyen, asgari ücretin son zamla bile Almanya'daki işsizlik maaşından düşük ve açlık sınırının altında olduğu, emekliliği mezarda göreceğini bilen bir vatandaşımıza gel de hyyge niyetine kestane çizelim, sobaya koyalım (kilosu ekim ayında 70 TL imiş?) yanına çay demleyelim de kaygılarından kurtul, diyelim, kanımca ıslak odunla dayağı yeriz. 

Lakin ben Jardzy'nin neyi kast ettiğini az çok biliyorum ve sonuna kadar katılıyorum, dahası artırıyorum!

AŞMIŞ İNSAN.

28 Aralık 2017 Perşembe

Tatil

Ofis Christmas'ı yeni yıla bağlamış, cillop gibi tatilim var. Sanırım bu şekilde işyeri tatilleri, Avrupa'da oldukça yaygın. Bense iki gün Noel tatili yapacağız derken bir hafta tatili Meksika dalgasıyla karşıladım.

25 Aralık 2017 Pazartesi

İlginç ?

Geçenlerde Yıldıray'ın Blogcu Anne'deki yazısına denk geldim. Gülümseyerek okudum, bizim hayatımızdan izler buldum. Bana oldukça olağan gelen, anne dışarıda çalışırken babanın çocukla evde kalması durumunun aslında pek çoklarına "farklı" geldiğini fark etmemi sağladı. Ve bizim jenerasyonun mahalle ortamında büyümüş erkeklerinden muhtereme bir defa daha saygı duymamı da...

Yurtdışında yaşama kararını İlker'le uzun sohbetlerimizin neticesinde vermiştik. Toparlanıp gidecek değildik. İş bulmamız lazımdı. Kurumsal hayatı on sene evvel İstanbul'da bırakmış olan muhteremin tekstil mühendisliği diplomasıyla iş aramasındansa, hali hazırda global bir şirkette çalışan şahsımın girişimde bulunması daha mantıklıydı.