Yazılar posta kutuna gelsin mi?

tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2011 Cuma

Veli dedenin torunu

Tatilde Arca umumiyetle ağzıma mıçtı. Huzur karesi hikaye, o ilk günün ve uyku sonrasının rehaveti. Kendisi tüm tatilini planlı ve programlı bir şekilde ;
- seyirciye oynamak
- anane dedenin gözüne girmek ve kendini acındırmak
- her türlü sınırı dibine kadar zorlamak
- katiyen paylaşmamak
konu başlıkları altında topladı.

Kimse bebenden şikayet etme demesin, çok pis dalarım!



Şimdi ben tatil öncesi iki gün İstanbuldaydım ya pek tabii annesiz geçirilen iki günün acısı ziyadesiyle çıkarıldı.

Etrafta çekirdek ailenin haricinde bir kişi görse hemen senaryolar yazıldı ve Oscarlık aktörlere taş çıkaracak şekilde icra edildi.

Sınırları zorlamak oyun haline getirildi.

Ama benim anlatacaklarım başka...

Veli dedenin torunu...

Aslında yok öyle biri, o bir şehir efsanesi, o bir Kayzer Söze...

Veli amca yazlıkta yan komşu. Bahçe kapısından babamla sohbet ederken Arca'yı sevmek ister. Arca'ya sempatik gözüksün diye bizimkiler "Arca bak Veli dedenin de torunu var senin gibi, hadi bir merhaba de" teşvik ederler.

Arca dik dik bakar adamın suratına, sevdirmez ve gerisin geri eve girer.

Üç beş parça oyuncağı tıkıştırır torbanın içine sürükleye sürükleye döner gelir:
"Veli dedenin torunu almasın oyuncaklarımı, paylaşmıycam paylaşmıycam!"

(Pek insancıl pek uysal bir bebe profili:P)

Biz maaile koparız o an ama Veli dedenin torunu efsanesi bütün tatilin konusu olur.

A: İstesin benden
Y: Kim istesin?
A: Veli dedenin torunu
Y: Ne istesin?
A: Oyuncaklarımı istesin
Y: Peki isterse verecek misin?
A: Vermiycem ağlasın!

Arca arıza mı çıkardı, hop Veli dedenin torunu geliyormuş dedik mi, soluğu oyuncaklarının yanında alır, arıza konusu kapanır.

Paylaşmaz! Sadece Veli dedenin torunu değil mesele! Mesele onun temsil ettiğinde!

Aylar önce Cansu'nun dokunduğu tüm oyuncakları teker teker bizim yatağın üzerine yığarak koruma altına almışlığı var.

Ümit ablanın doktorda olduğu gün "Veli dedenin torunu" bizim Duruydu. Duru'nun geleceği önceden kendisine bildirilmişti, evin kapısı çalınınca bir güzel sarıldı oyuncaklarına! Eminim o an daha fazla oyuncağı koruma altına alabilmek için Yavru ahtapot Nino olabilmeyi çok isterdi.Kapıda Umidini görünce vedalaşabildi oyuncaklarıyla.

Poyraz geldiğinde ise biz fark etmeden arabalarını çekmecelere saklıyor. Sonra kendisi de bulamayıp deliye dönüyor, deli işte!

Hani görünürde bu kadar duygusal çocuk nasıl oluyor da iş paylaşmaya gelince bu kadar değişiyor, aklım almıyor, deli mi ne!

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Dönüş

Tatilin iyisi kötüsü olmaz.

Benimki az uykulu çok koşturmacalı bir tatildi. An itibari ile işleri biraz hafiflettim ama göz kapaklarım ağır! Dinlendim geldim bomba gibiyim diyemeyeceğim, zihin yorgunluğu hiçbir şeye benzemiyor.

Annemin leziz mamalarına ve her akşam içilen biralara yenilen mangallara dondurmalara rağmen kilo bile vermişim. Arca ve yer yüzü görmeyen götü sağ olsun!

Arca’nın kaka pek mülayim (bu lafa müthiş gülerim:P) gitti. Geceleri bile “kaka var” diye uyandığı oldu. Arca'nın kaka icraatını müteakip anane, baba kim bulunursa tuvalete davet edildi ve maaile burnumuza kadar klozete yaklaşıp her kakayı tahlil ettik. Ateş olmayınca, tam da su gibi gitmeyince yediklerine yorduk. İyice abarttığı süte bir süre ara, şeftaliye tam gaz.

İlker’in zihin açıcı eğitimleri sayesinde Fiat, Ford, Mercedes, Opel tüm markaları amblemlerinden tanıyor artık. Allahım bugünleri de gördüm ya!! Benim bebem muhteşem:))

Bir de Pegeot gördüğünde PEZOOOO diye bağırmasa daha iyi olacak.



Unutulmaz bir tatildi ama hatırlamak istediğim huzur bu karede! Oğlumla ikimiz akşama doğru boş sahilde dalgalarla boğuşmanın ardından yorgunluk atıyoruz. Kameranın arkasında kitap okuyan bir ben, henüz tatilin ilk günü…

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Hadi kalk gidelim

"Hemen şu anda
Kapa telefonunu
Bulamasın arayan da"


........

Yok hadi kalk gidelim olmadı. Öyle zamanlarımız çoktur da bu defa totomuzu kaldırmak epey zamanımızı aldı. Karar verebildiğimizde bütün gün malak gibi yattığımız koltuktan birbirimize bakıp "ulen bugünden gidebilirmişiz yazlığa orda malak gibi yatardık" diye güldük.

Sokak köpeklerinden başka canlı kalmadı mı sokaklarda, anla ki İzmir'de bir yaz cumartesisi yaşıyorsun. Köpekler de zaten sıcaktan park etmiş arabaların altında gölgeye çekilir, hatta İzmir'in kanı perşembe akşamından başlar çekilmeye de biz insaflı kesimden bahsediyoruz. Nitekim bizim kasaptaki son etleri biz aldık, arkamızdan dükkan kapandı, o da Çeşmeye vınladı.

Akşam uğraşamadık, balıktan vazgeçip balkonda biraya çevirdik keyfi. Üstüne dondurma üstüne kiraz hatta unutulan kağıt helvalar kemirildi sohbetin peşi sıra... Pisboğaz olduğumuzu söylememe bilmem lüzum var mı?

"Açarız radyoyu
Kafa nereye biz orayaaaa"


.......

Yok Arca kendine özel Sıla CD'sini sever, Emre Aydın'dan "son defa"yı sever. Radyo çok riskli çookkk. Bi de kafa nereye derken? Yok biz direkt yazlıktayız.

"İyi gelmez mi hiç deniz havası
Bir oda bulur sokarız başımızı
Bi de koyarız iki kadeh
Kafa nereye biz oraya"


.......

İyi geldi deniz havası, uykudan gözler kayana kadar denizin içindeydi cüce. Geçen yıl çekindiği deniz bu yıl kankası oldu. Kızgın kumlardan serin sulara bıraktı minik bedenini. Şeftaliden sonra ellerini denizde yıkaması için epey gaz vermiş olacağız baktık beline kadar suya girmiş. "NAPIYOZ BİZ?" surat ifadesine dehşet karıştı ve bastı yaygarayı. Bizim oranın denizi bir anda derinleşir de Arca yeni keşfetti.

Koşar adım gittiği sahilden sürünerek döndü eve. Öğle yemeğini tıkınıp serin ve uzun öğle uykusuna teslim oldu. Ben de yarım tepsi midye ile birayı götürdüm söylemesi ayıp. (Bir daha bu satırlardan "yok kilo aldım yok cırcır oldum" diye yazanı eşekler depsin!)

Çenesi, eli kolu hiç durmuyor. Konuşmasa şarkı söylüyor. Senelerdir eşsiz billur sesim ile kafasını miktiğim İlkerin usul usul intikamını alıyor. Susması için bol bol yemek tıktım ağzına. Bu aralar ketçap özentisi oldu. Eser miktarda ketçap sürülen gıdayı hamuduyla götürüyor. Nitekim dün akşam "doydim" demesinin üzerine iki şiş tavuk daha yiyebildi. Haliyle hazımsızlıktan gece sık sık kabuslar gördü, üç bardak su üzerine süt içti, kesmedi. İlkeri uyandırıp soda versek mi diyecektim, ya da Talcid. Bir ara horluyordu, et kokan terler döküyordu.

Bazen onun iki yaşında olduğunu unutuyoruz ve sadece yemek yerken susması gerçeği bizi çok pis yedirmeye teşvik ediyor.

Adet olduğu üzere bir hafta sonu yazısını burada noktalarken yazlıktan karelerle baş başa bırakıyorum gözleri...

"ananeyle biberleri çapaladı, t-shirt'ünün eteğinde biberleri taşıdı, defalarca bahçe ile teras arasında gidip geldi."

"çapalarken biber fideleriyle konuşuyor"


"yemek masasında arabalarıyla oynarken konuşuyor. (arabalar babamın gençliğinden kalma)"


"Babamın mutlaka çek dediği meşhur ortancaları"


"ve bütün bir kış boyunca uğraşıp tek başına inşaa ettiği barbeküsü. Patenti kendisine aitmiş. Vaktiyle uzay mangalı diye adlandırdığı ex-icraatı artık bir nostalji, şimdi devir barbekü devri"

27 Haziran 2011 Pazartesi

Tatil

İlk günler tekne ile dalış, sonra dağ bisikleti turu ile epey kalori yaktık.

Hep oda kahvaltı pansiyonlarda kaldık.

Dağa tırmandık, tarihi yerleri gezdik, her gün ayrı bir lezzetle tanıştık. Sabahlara kadar o bar senin bu bar benim gezdik, Arca da bize ayak uydurdu. Yorulunca sırtımıza attık tepelere tırmandık, kah arabada sızdı. Bol bol hatıra objeleri alışverişi yaptık. Çarşı gezdik.

Raftingten girdik, yamaç paraşütünden çıktık. Bilmediğimiz diyarlarda kaybolduk.

Kahvaltılarımız yerine göre gözleme yerine göre köy kahvaltısı, kırmızı lezzetli domatesler... Öğlen yemeklerimizi uyduruk soğuk sandviçlerle geçirdik. Akşam salaş lokantalarda rakı balık. Kimi zaman sokak arası köftecisi.

Bünyemiz bu hareketi kaldıramadı bir kaç gün içinde döndük.

Bol aksiyon bol heyecan bol adrenalin bol bol bol….

Desem de inanmayın puahhaha: )

“Ultra” her şey dahil bir oteldeydik. İlknurla babane, maaile tatilde. Arca umumiyetle babaneye satıldı. Arca’nın tanıştığı en büyük adrenalin yüklü an yemek kırıntılarına gelen vahşi serçeleri kovalamaktı. Yemekten miskinleşmiş hayvanların pek vahşi yanı kalmamıştı gerçi.



Günde sekiz öğün yedik. Yedik yattık yedik yattık. Aman kalori harcamayalım dedik, havuzun en kenarından kestane denen rüzgar kesen çadırlardan yer tuttuk. Arca bu kestanede uyuduğu gün pek mesuttuk, ee odaya kadar çıkmayacaktık, daha ne!


Kalkıp bir bardak su almaya üşendik. Çok yorulmuş olacağız çokça uyuduk. Sırtıma krem sürmeye üşendiğimden ciğerden hallice gezdim ilk günün ertesi.

Sabahları deniz kıyısında kumda oynamaca,


öğle uykusundan sonra havuzda takılmaca.


Bol bol yattık ki, açık büfedeki sıralarda milleti dirseklemeye ve öne geçmeye enerjimiz olsun. Hep birbirimizin elindeki tabakları kestik, acaba şu köfteleri ne taraftan almıştı şu ecnebi hatun? Aman o mamadan yiyemezsek kalori alımını tamamlayamazdık. Taze profitrolün mutfaktan çıkışını bekledik. Baktık fırından gevrek geç çıkacak, hemen masaya dönüp diğerini görevlendirdik. Hiç bilmediğimiz bir lezzet ya:)

Elimizde zilyon kalori mamalar taş Rus ablaları kestik. Bu kadar biraya nasıl selülitleri yok diye şaşırdık. Doğurup doğurup taş kalmalarının sırrını tam çözecektik ki tatil bitti.

Zaten bünye de bu kadar yiyip yatmayı kaldıramazdı. İyi ki sadece dört gün kalmışız.

Ulen Arca büyü de artık özümüze dönelim, eski tatillerimize kavuşalım. Yetti len başlayacağım senin havuzuna, mamana, kumuna denizine, +2 kilo ile İzmir sınırlarına teşrif ettik.

Unutmadan;
Sakarlıkta sınır tanımayan hizmetlerim devam ediyor. Daha tatile çıkmak üzere arabaya binerken Arca arkamdaymış, kapıyı açtığım gibi BAM! arabanın kapısı Arcanın kafasında patladı.

20 Haziran 2011 Pazartesi

Tatilim geldi

Hemen her gün Uzundere’den otobana çıkmanın arifesinde “bir delilik yapsam” diye aklımdan geçer. Yolun solu Aydın, sağı Çeşme. Son anda direksiyonu kırsam Çeşme yoluna, pencerelerden püfür püfür esen rüzgar yol arkadaşım olsa, sağımda deniz, bomboş yolda sağdan sağdan gitsem. Belki liseden Deniz Çeşmededir, çocuksuz günlerimin kankası, yoldan ararım, geliyorum diye. Annesi bir koşu omleti koyar ocağa.

Tasasız günlerimizden bahsederiz. Belki denize gireriz, Ayayorgi’deki o eski salaş cafede tavla oynarız. Tabii yerine “beach club” yapılmadıysa. Biz lisedeyken Alaçatı da köyümsü bir şeydi.

Ayağımı uzatıp kitap okurum, gazete karıştırırım, öğle vakti bira kalamar illa ki.

Birkaç saat geçince önce İlker düşer aklıma, kalamarı çok sever, onsuz kalamar mı yenir? Hem onu tavlada yendiğim tek yer tatil beldeleri, bu fırsat kaçmaz, o da gelsin, birlikte kaçalım.

Akşama doğru baktık ki sohbet sürekli Arca cücesine dönüyor, “oh ne iyi ettik kaçamak yaptık” cümleleri, garanti “ay cüce de olsaydı ne biçim eğlenirdik”lere dönüşmeye başlar. O akşamı hatırlarız kesin. Hani Ümit teyzesi ile bizden önce ananeye gittiği, bizim de işten dönüp evi bomboş bulduğumuz o akşam düşer aklımıza. İçimiz de, elimiz kolumuz da bomboş kalmıştı.

Bir bakmışım hayalin sonunda maaile deniz kıyısındayız.

Bir bakmışım çoktan direksiyonu Aydın yönüne kırmışım, istikamet ofis!

Tatilim geldi biliyorum ben. Ondan zırt pırt hayaller kurmam. Neyse ki bu hafta sadece 3 geceliğine de olsa maaile tatildeyiz.

Geçen yıl yine bu zamanlar yazlığa kaçmıştık ama yağmurdan kaçamamıştık. Şimdi yağmursuz sıcak günler bekliyormuş bizi, öyle diyorlar havayı koklayanlar. Ama bu defa da mikroplardan antibiyotikten kaçamadık, beni de betalandırdı cüce, kaçınılmaz son!

Neyse… sağlık olsun.

22 Kasım 2010 Pazartesi

Arca ilk defa ...

Hayatımın en güzel tatiliydi! Detaylara girmeyeceğim, özetle... aile, arkadaşlar, Elvan, pastırma yazı, dinlenme, Arca, Arca, Arca ...

Ne çok ilkler yaşadı!

Sincap gördü.

Kahvaltıya gidelim demek bizim için Gizli Bahçeye gidelim demek. Çok hızlı bir servisi ve nefis kahvaltısı var. Asırlık ağaçları, Atatürk’ün kahve içtiği tarihi kamelyayı ve şanslıysanız – ki biz şanslıydık - ağaçlarda sincapları görebilirsiniz. Zamanı ise dalından mandalina toplayabilir, toplayan köylüleri seyredebilirsiniz. Arca’nın deliksiz uyuduğu ve geç kalktığı tek gecenin sabahında, hazır Elvancım da bizimleyken ve hava muhteşemken kahvaltıya gitmeye karar verdik. Arca genelde sabahın köründe kalktığı için kahvaltı organizasyonuna ancak ara öğünü denk gelirdi, bu defa bizimle kahvaltı etti. Bak bu da bir ilk : )

...................................................................

Dut kurusu yedi, hem de Cansu’nun elinden!!

Bizim ara öğün zulamızda kayi (kayısı) ve üyum (üzüm) vardı, onlarınkinde dut. Arca yemeye, Cansu yedirmeye bayıldı.

...................................................................

Çizgi film izledi. Mickey Playhouse! Ve aşık oldu. Bayram harçlıkları ile Mickey ve Donald oyuncakları satın aldı. Onlarla uyudu, onlarla yemek yedi, onlara yemek yedirdi, onlarla gezdi, mıçtı… “hey bilgili!” demeyi öğrendi. Bittiğinde hüngür hüngür ağladı, teselliyi yine oyuncaklarında buldu. (evet daha bu yaşta o çarkın içine biz de girdik, ha ben10 ha kayyu - mu ne - ha mickey? hiç farkı yok, sadece çizgi filmi izlemekle kalmıyorsun oyuncağını da alıyorsun. Zaten hediye gelmiş mickeyli nevresim takımımız vardı, şimdi tam oldu! bakalım daha neler göreceğiz!)

...................................................................

Birkaç saniyeliğine de olsa televizyona çıktı.

Çok güzel dostlar edinmemizi sağlayan Nurturia ailesinin Kanal D ana haber bültenindeki tanıtımında video lazımdı, Damlaya göndermiştim, birazında görünüyor. Hehe celebrity anası oldum yav!!

...................................................................

Tavşan gördü, hatta peşinden koştu, düştü, yılmadı bir daha koştu.

...................................................................

Ve son olarak at sevdi ve bindi!
Pazar günü iki saatlik öğle uykusunu almış ve dinlenmiş olarak yemeğini yedi ve atları görmek için yola çıktık. Falabella’da Cansularla buluştuk.

İşte atlarla Arca’nın öyküsü…


Önce heyecanla ama sakin sakin yaklaştı, “bin! Bin!” diye talebini dile getirdi. Açık konuşayım biz sevebileceğine bile ihtimal vermedik.


Kafasını çitlere dayayıp uzun uzun seyretti. Ortamı kokladı.

Arada çimlerde koşturup oynadı. Sonra yine atlar geldi aklına, önce babasının kucağındayken sonra da kendi başına sevdi, okşadı.



Yine tutturdu “bin! Bin!” diye, “emin misin?” dedik, “EMİN!” dedi ve bindi!! 3 tur attı. Öyle mutluydu ki… Sabah çok özlediği Ümit teyzesine anlatıyordu “at! Bin! Dıgıdık!”

20 Eylül 2010 Pazartesi

Sonbahara Merhaba

Hani derler ya “yediğin içtiğin senin olsun, bize gezip gördüklerini anlat” diye, kendi açımdan gezip gördüğüm şeyleri anlatmaya gerek yok, “her şey dahil” kültürüne kendimi teslim ettim, yediğim içtiğim kısmı daha ilginç:) üstelik yazsam uzun bir liste olur:) – sadece 4 günde aldığım 1,5 kilodan hiç bahsetmeyeceğim.
Ama Arca için her şey ilkti!



İlk defa;
- Uzun araba yolculuğuna çıktı – 3 saat. Genel olarak iyiydi, uyku saatlerine denk geldi. Kalan kısımda da babane desteği alındı.
- Otelde kaldı. Otelin sahibiymiş gibi, girer girmez, “buralar benim” tavrına büründü.



- Bütün gece bizim yatağımızda hem de 3 gece yattı. Hiç uyanmadı. Her ne kadar bol tekme yesek de “Family bed” fikrine sıcak bakmaya başladım. Adam yatakta resmen geziyor. Neden kendi yatağında uyandığı belli oldu, sürekli kolu bacağı çarpıyor olmalı:)


- Çocuk havuzuna girdi. Kolluk ve simit kullanmayı reddettiği için havuzu baştanbaşa yürümeyi, kaptan kaba, havuzda dışarıya, havuzdan kovaya su aktarmayı ve şap şap yapmayı tercih etti. Sadece son gün bi dolu su yutarak yüzmeye çalıştı.



- Discoda dans etti. “Arca bizi discoya götür!!” Önce yanımdan ayrılmak istemedi. Hatta kucaktan inmedi. Sonra kucaktan hafifçe indi, bacaklarımın arasında durdu. Ortamı kesti, bütün çocukları öğrendi. Şarkılar bittikçe “biya” diyerek tekrarlanmasını istedi. Sonra 2 adım attı, durdu, elimi tuttu, “birlikte gidelim” demeye getirdi. Piste çıktıktan sonra kendini müziğin kollarına attı. Bir süre sonra dansa eşlik etmemeyi ve pist etrafında turlamayı tercih etti.



- Uzun zamandır yapmadığı sabah – öğleden sonra uykuları uyudu. Sabahları çok erken kalktığı için kahvaltı sonrası yürüyüşlerinden yorulup yaklaşık 1 saat kestirdi, dolayısı ile öğleden sonra uykusu 1,5 saate düştü. Hava da serin olunca öğle saatlerinde güneş altında olmasında sakınca görmedik.
- Yabancı arkadaşlar edindi.



- Elini kedi tırmaladı. Elindeki peyniri vermesine sabredemeyen yaramaz bir kedi patisini atınca eli çizildi. Saatler sonra bile hala olayı temsili gösterip “miii – mii” (kedi) diye herkese anlatıyordu. Tetanoz tehlikesinden çok benim gibi travma sahibi olmasından korktum.
- Mamamisi (babane) sağolsun, ivitin (evet) yanı sıra hayım (hayır) demeyi de öğrendi. Bir de “dapma” (yapma)
- Babası ile denize taş atmaca oynadı. Önceden idman yapardı ama ilk defa bu kadar uzağa atmayı başardı.



Her sabah uyanınca “emmi, hala, mamami” yoklamasının ardından kuvvetli kahvaltılar, üzerine deniz kıyısında yürüyüş, sonra hafif bir kestirmenin ardından güne hazırladı kendini. Öğleye doğru soluğu çocuk havuzunda aldı, yemek arasından sonra yine havuz, öğleden sonra uyku, akşamüzeri gezinti, akşam yemek ve disco… Yani kısaca her şey dahil bir otele gittiğinizde çocuklar ne yaparsa o!!

Ben? Benim tatil anlayışıma ters bir durumdu. Bi kere HD istemedim, gezelim istedim. Sonra Arca ile başa çıkabilmeliyiz, tırsmaya gerek yok, üçümüz tatil işini hallederiz sorun olmaz dedim. Çok geç çıkıyoruz, serin olacak diye mızmızlandım! Ama böylesi fena mı oldu? HAYIM!!! Bi kere iyi ki HD bir otel ile ilk tatil tecrübesi edinmişiz, Arca gibi bol ve sık (6 öğün) yemek yiyen bi adama yemek aramakla geçirecektik tatilimizi. Diğer taraftan mamami, hala ve Emre başımız sıkıştığında etrafımızdaydı. Rahat nefes alabildik ve biz de tatil yapabildik. Üstelik benim ilk gün otelden çalışmam gerekti, Arcaya baktılar, rahat rahat çalışabildim. (Teknolojiye şkretsem mi küfretsem mi bilemedim, zira bu tatilde kesinlikle çalışmayacağım diye söz vermiştim kendime) Arca uyuduğunda babane onunla odada kalınca her ihtimale karşı yanımızda getirdiğimiz DVD lere gerek kalmadı. Havanın serin olması güneşin iyice tepede olduğu vakitleri de değerlendirmemize yardımcı oldu. Hem çok sıcaklarda Arcayı otelde zapt etmek mümkün olmayacaktı.



Tatilin en eğlenceli kısmı dönüştü. Tatil boyunca mutluluğu paçalarından akan Arcanın eve gelmekten hoşnut olmayacağını düşünüyorduk. Eve girer girmez, yanımıza almadığımız bütün oyuncakları ile oynadı, dans etti, bütün evi gezdi, yatağında kudurdu, onu seyrederken biz yorulduk. Özlemenin nasıl bir şey olduğunu anladı. Özlemek deyince ananeyi müthiş özlemiş, otelde her sarışın yabancı büyükanne kılıklı kadına anane diye saldırdı.

Bugün anladım ki, böyle bir tatile ihtiyacım varmış. Son bir aydır hemen her hafta birkaç gün tatil yapmama rağmen bu küçük “long weekend” tatili meğer bilinçaltımda bir milatmış. Okullar da açıldı, gerçi bu yeni durum bana sadece sabah trafiği sıkışıklığı olarak yansısa da artık sonbahara resmen “merhaba” diyebilirim.

16 Eylül 2010 Perşembe

Yaza veda...


Siz bu fotoya bakarken biz yaza veda kutlamaları için çoktan yola çıkmış olacağız

13 Eylül 2010 Pazartesi

Terörist Arca, tam teçhizatlı kameraman arkadaşımız Yeliz ve - denemiş uygulanmış - çocuğu ağlatmadan kriz atlatma tavsiyeleri

Nehir’den beri yazasım yoktu. Sanki güzel şeyler yazmak suçmuş gibi… Hayat da yavaş yavaş eski haline giriyor bir şekilde, yaşanıyor, yaşıyoruz…



Yasal Uyarı: Aşağıda tavsiye edilen yöntemler kesinlikle denenmiştir. Ancak deneğimiz Arca teröristlik yapmaya çalışsa da özünde “uyumlu”, “kolay” ve Tracy ablamın testine(*) göre “kitap” bebektir. Dolayısı ile her bebede işe yaramayabilir. Yine de denemekten zarar çıkmaz!!

Her günü ayrı neşe bir bayram tatiliydi. Arife yarım gün için işe gitmedim. Erkenden Foruma gittik. Arca uyurken dükkanları gezdik, uyanınca IKEA’yı dolaştık. Amaç Arcaya kaymaz bir tabura almaktı. Bizim lavabo yüksek, Arca da cüce olunca yetişemiyor. Arca terör estirdi IKEA’da! O silindirik baston şeysini elinden bırakmadı. Bizim de cimriliğimiz tuttu, almadık! Arcayı o kalabalıkta 2 defa gözden kaybettik, kalbimiz yerinden çıkacak gibi oldu. Bir İlker bir ben olayı ele aldık, ilgisini dağıtmaya çalıştık. Sonuç dönen yumurta koltukta anne manyak manyak akrobasi yaptı, Arca heyecanlandı, İlker arkadan dolaşıp zımbırtıyı aldı ve yok etti.
Anne 1 - Arca 0,5 (0 diyemem çünkü en az yarım saat uğraştırdı, yoldan puan veriyorum)
İlker bayramımızı şenlendirmek üzere pizza yapmaya karar verdi (Hülya ile uzaktan kardeş olabilirler mi??) Bu pek sık olmaz, bu sebepten ağzından pizza lafı çıkar çıkmaz hemen atlarım ki vazgeçmesin. O pizzaya konan peynirin rendelenmişi sadece Metroda varmış, IKEA dönüşü uğradık. Bayram öncesi kalabalık. Arcanın karnının acıkmasına yakın İlkeri market kısmında bırakıp yemek yemeğe gittik. Mercimek çorbası ve piliç ızgara Arca için garanti menü. Ama mama sandalyesi yok, neyse sıra gibi koltuklara oturduk, mercimek acılıymış, tavuğa geçtik. Arca tam arkasındaki abileri kesti, hop kalktı ayağa. Anne hiç istifini bozmadan hemen abilerin masasının yanına geçti. (Anne: 2 Arca : 0,5) Güzel güzel yerken Arca sıkıldı tekrar ayağa kalktı hatta hiç oturmadı. Bu arada biri 4 biri 6 yaşındaki oğlan çocukları çok sevimli bana akıl verdiler:
- Teyze sen buna çikolata vereceğini söyle, oturur, bize öyle yapıyorlar
- Bu çikolata yemedi daha bilmiyor tadını, yemez yani numarayı
- Aaa sizin evde çikolata yok mu? Şeker de o zaman?
Bu arada ben Arcanın ağzına bişeyler tıkıyorum, Arca oturmuyor, İlker görünürde yok. Ufaklıkların babası var, o da sohbete katıldı.
- Sizin tek mi?
- Yaa evet, sizinkiler 2 tane ama maşallah pek efendiler, sakin sakin oturuyorlar
Ben “sizinki de büyüsün uysallaşır, dert etmeyin” demesini beklerken baba;
- Az önce 2 tane patlattım kafalarına oturttum, kesin çözüm!
demez mi?
Tabii gülümsemem yüzümde dondu. Evet biz dötümüzü yırtaduralım, hala “dayak cennetten çıkmadır” yöntemi uygulanıyor!

Arca karnının doyduğuna karar verdi ve lokantanın içinde koşmaya başladı, ben de peşinden. Tamam aktivite sadece lokanta ile sınırlı olsa neyse de açık alan olduğu için market kısmına yöneldi. Sevecen babaya puset ve çantaları teslim ettim, Arcanın peşinden! Basamak çıkmayı öğrendi ya görünce dayanamıyor, en az 10 defa inip çıkıyor, LCD TV standına çıktı, TV ye sarıldı, öptü, pat pat vurdu. Kucağa al masaya götür işlemi oyuna döndü, bu arada İlker hala gelmedi. (Anne 2 - Arca 2,5) Toparlandık çıktık, daha biz yiyecektik!! Eve kadar yine sakindi. Hatta kakasını söyledi, “yap annecim bezine, şu an tuvalet bulamayız” dedim ama eve kadar tuttu. Sanırsın ki o terörizmin sorumlusu o değil. Akşam Issız adam İlker bize pizza yaptı, Arca ise oklava getirerek (evet 8 senedir evliyim, oklavam yok!) pizzaya hak kazanan İlknur ve Emre ile oynadı.
İlk gün bilançosu : Anne 2 – Arca 2,5

----------------------------------------------

Arca suyla oynamayı sever, her çocuk kadar!! O tabureleri aldık ya, çok mutlu oldu, sürekli suyun başında ve sınırı yok, tabii her 2 yaş civarı çocuk gibi zaman algısı da yok, 5 dakika deyince anlamıyor. IKEA’dan aldığım bir mutfak alarmı var. Tam da bu iş için aldım onu, bir arkadaşımın tavsiyesi. Kendisi mola yöntemi için kullanmış ama ben henüz o yöntemi uygulamadım, 2 yaş teçhizatlarımı tamamlarken edinmiştim. Dedim ki 10 dakika suyla oynayabilirsin, bak buraya alarmı kuruyorum, zil çalınca “bitti!!” diyeceğiz. İlk defasında anlamadı, kucaklayıp götürdüm. Arca 1 puan aldı, çünkü ağladı maalesef, balkondan otobüslere bakmak suretiyle ilgisi dağıtıldı. İkinci defa yine aynı sahne yaşandı. Üçüncü defasından sonra artık alarm çaldığında böhüüü yapıyor ama en azından “bitti!!” diyor. Zamanı öğrenesiye kadar bu alarmı çantamda taşımaya karar verdim. (**)
Babanede geçirilen bayram kahvaltısı ve büyük ananenin evindeki uzun öğle uykusunun ardından sakin öğleden sonrası ile günü iyi geçirdik derken akşam evde yine su kavgası çıktı. Küvet dolduruldu, Arca içine sokuldu ve yarım saat kendi kendine oynadı. Demek ki neymiş, alarm güzel hoş ama her zaman işe yaramayabilir, kendimizi hazırlamalıyız.

[İlknurun bayram hediyesi baloncuklu itfaiye arabası, çok ses çıkardığından bir araba laf yedi ama postun ilerleyen satırlarında kendisine edilen duaları göreceksiniz]
İkinci gün bilançosu : Anne 2 – Arca 3 (alarmın işe yaraması ve son küvet olayı ile gazını aldığım için kıyak geçip kendime 2 puan veriyorum)

----------------------------------------------

Yığınla kavanozun bulunduğu dolap kilitli ama Arca ısrarla açmaya çalışıyor. Yaygara bağırış, anne de “üzgünüm ama o dolabı sen açamazsın” diyor. Yaygara çığlıklara, çığlıklar kendini yere atmaya dönüşüyor. Anne “gel benim kucağımda ağla, rahatlarsın” diyor. 3 dakika içinde olaydan geriye kalan minik bir gözyaşı damlası. [2 yaş civarı çocuklar istedikleri bir şey olmadığı zaman sinirlenirler ve kızdıkları kişi anne bile olsa içinde bulundukları duygu karmaşası ile başa çıkabilmek için anneye sarılma ihtiyacı duyarlar. Bu durumda ona elde edemeyeceğini ancak rahatlamak için anneye sarılıp ağlayarak sakinleşebileceğini söylemek rahatlatır. Böylece belki istediğini elde edemez ama onu anladığınızı anlar ve bu onun için çok önemlidir. (***) ]
Anne balkonu vileda ile silecek, Arcaya da süpürge veriyor ama Arcanın gözü viledada. Yaygara, bağırış… Sonuç Arca balkonu kendisi temizliyor. Sonra İlker ve Arca bakkala gidiyorlar, Yeliz arkasından temizliyor. (bu yaşta özgüven çok önemli olduğu için onun yaptığı işin arkasından düzeltmemek lazımmış, en azından onun ortamdan uzaklaşmasını beklemek lazımmış(?) )

Üçüncü gün bilançosu : Anne 1 – Arca 1

----------------------------------------------

Büyük Nurturia buluşması günü. Özge ve Aylin ile ilk defa tanışılacak, Hayatla özlem giderilecek, Hülya, Elif, Nil ve Elifle sohbet edilecek, aman ne şahane. 7 anne ve 7 çocuk! Yeliz sabahtan itibaren Arcayı olaya hazırlıyor. “Alpi, Tuna, Ela, Ege, Berk, Aylin olacak, onlarla oyuncaklarını paylaşacaksın, beraber oynayacaksınız….” Alpi hastası cüce kapıları yumruklamaya başladı. Hay eşek arıları gelin de şu dilimin icabına bakın! Yok ilgisinin dağılması mümkün değil, sandaletler elinde! (Arca 1 Anne 0) Sabahtan Ümit teyzesine ziyarete giderek gazı biraz alındı. Yaklaşık 2 saatlik öğle uykusu ile biraz da üzerindeki gerginlik alındı. (Arca 1 Anne 1) Amma velakin uyandı, yemek yemez, eline almış saç kurutma makinesini evi dört dönüyoruz. Tamam, makine Arcada kalıyor, yoksa ben zıvanadan çıkacağım. İlker kablosu sarkıyor dikkat! dememiş gibi, asansörün kapısına kaptırıyoruz kabloyu ve dipten kopuyor. İlkerin “ben demiştim”ine maruz kaldığımı söylememe gerek yok sanırım. (Arca 2 Anne 1)
Arca buraya kadar topladığı puanlarla günü önde götürüyor ama anne donanımlarını tamamlamıştır, göreve hazırdır. Buluşma yerine geldik aman pek efendi, elinde saç kurutma makinesi, ağa gibi kuruldu köşeye, sanırsın, terörizmin kaynağı o değil! Elif makineyi alma denemesi yapıyor ama Tunanın çöp kamyonunu göresiye kadar kesinlikle elinden bırakmıyor. Kamyonu öyle bir benimsedi ki, Aylin isteyince çemkirdi.

Yemek yememekte ısrar etti, kumru ve kumpire burun kıvırdı, sadece mısırları yedi, evden getirilen yemeklere de rağbet edilmedi, muz ile öğün kapatıldı, yemek raundu berabere bitti. (Arca 3 Anne 2) Kaynana zırıltısı ile enerjiyi atalım dedik, Ela çok beğenince babası Arcanınkinden daha büyüğünü bulmuş Elaya almış ama Elaya oynamak pek nasip olmadı, Arca dadandı. Gerçi Berkle kaynana zırıltısı koşmacaları pek eğlenceliydi. Sonra Berkin kırmızı arabalarını hedef aldı. Herşey gayet iyi giderken bir araba çekişmesi oldu, Arcanın minibüsü Berke verilerek hadise önlendi. (Arca 3 Anne 3)

Derken ufak bir yaygara Alpi ile yaşandı, Arca çocuğun suyunu almış, neyse ki kendi suyu ile değiş tokuş edildi, zaten Arca tek aşkı Alpi abisini üzmek ister mi? (Arca 3 Anne 4) Garibim, Alpiye bakacak diye salıncaktan düşüyordu.

Elaya ufak bir arkadan sarılış, aha dedim seviyor Elayı, yok elindekini kapmak içinmiş.
Son olarak küçük bir hadise daha çıktı, sona sakladığım baloncuk çıkaran itfaiye arabası kozumu oynadım.(Sabahın altısında başlayan mesailerinden dolayı bunu hediye eden İlknura epey saydırmıştık ama günün bir kısmını kurtardığı için duygularımı resetliyorum)
Baloncuklar Alpi’den Ayline kadar bütün çocukları mest etti.

Görev başarı ile tamamlandı, eve sağ salim varıldı. (Arca 3 Anne 5)

Dede ve ablamlar yazlıktaydılar, bayramlaşamamıştık, hep beraber ananemin evinde buluştuk. Ananemde Alzheimer var ne yazık ki, sürekli dinleniyor, ilaçların etkisi ile gülümsüyor, çok nadir oturup bize katılmaya çalışıyor. Arcaya ninesi çok ilginç geldiğinden tepesinde!! Duru bir abla olarak bütün gece Arca ile ilgilendi. Ama duru da nihayetinde çocuk, o da kıpır kıpır. Orta sehpanın tepesine çıkmak istedi, Durunun bütün hareketlerini taklit etmek istedi! İstedi istedi, istekleri hiç bitmedi. Dur oturdan da bişey anlamadığı için, sehpanın cam kısmını çıkardım, oh sen rahat ben rahat. [Ortamı güvenli hale getir, ne b.k yerse yesin yöntemi (****)]

Dördüncü gün bilançosu : Anne 6 – Arca 3

----------------------------------------------



----------------------------------------------

İstediğimiz sonucun çıkmayacağını bile bile demokrasi gereğini yerine getirmek üzere sandığa giderken henüz uyanmadığını sezdiğimiz İlknurların ziline basıp kaçtık. Dönüşte bi daha !! Çok olgun bir aileyiz nitekim. 3 saatlik öğle uykusundan enerji dolu kalkan Arcayı AVM’ye götürmeye karar verdik. Zira hava soğudu, sandalet giymesi mümkün değil!! Ama Arcaya son günlerde peyda olan çıplak dolaşma takıntısı ayyuka çıktı. Bir de öğrendi üst baş çıkarmayı, ben giydiriyorum, o çıkarıyor. Evden her çıkışımız en az 45 dakika! Öyle mi cüce! Horoz kuklası ele geçirilir ve action!!
Horoz: üüüürürü üü Arca ben giysilerimi giymeyi bilmiyorum, sen bana gösterir misin? Önce kafandan mı geçiriyorsun o atleti?
Arca: ivit
Horoz : hmmm hadi bana göster, nasıl giydiğini.
Arca yere yatar bi güzel, 5 dakika içinde hazırdır! (Anne 1 Arca 0) (oyuncakları konuşturma yöntemi, anne söylerse yapmazlar ama kuklaya tav olurlar**)

AVM’ye gelinir. Arca sağa sola sapmak ister, bi türlü babayı takip etmez.
- Arca babayı yakalayamaz kiiii!! Şeklinde AVM’de yakalamaç oynanarak kriz atlatılır. (Anne 2 Arca 0) (dikkat dağıtma****)

Arca gördüğü bir inşaat araçları setine dadanır, laftan anlamaz. Anne acil durum kamyonunu çantasından çıkarır (buraya dikkat! öncesinde bu malzemeyi göstermek yok, sürpriz olacak ki heyecan yaratsın) ve Arca heyecanlanarak ortamı terk eder. (Anne 3 Arca 0) [dışarıya tedarikli gitmek lazım, bişey için tutturursa, önceden hazırlanmış senaryolar devreye girmeli (*)-(**)]

Best Buy’ın araba şeklindeki market arabasına biner, bi güzel gezer ama gitme vakti gelmiştir. Arca yaygarayı basar. Mecbur rüşvet teklif edilir. Arabada bip bip yapılacaktır. Bu raunddan taraflara puan vermiyoruz! Arabaya gidildiğinde Arca araba koltuğuna oturtulmak istenir ama Arca rüşveti hatırlatır ve 10 dakika kapalı otoparkta arabanın kornası çalınır, dörtlüleri yakılır, silecekleri çalıştırılır, güç bela yola çıkılır. (Anne 3 Arca 1)

Arca artık parmağını lastiğine sokarak buzdolabını açabilmektedir. Anne, çocuğu rahat bırak, karşıdan seyret, müdahale etme şeklindeki Tracy (*) önerisini dinler (HELP) gözleri kapalı ama kaşla göz arasında bir tencere nohut yemeği daha yeni yıkamadan gelmiş halının üzerine dökülür. (Anne 3,5 Arca 2) Annenin hiç bağırıp çağırmadan sakin yaklaşımı için yarım puan veriyoruz kendisine!(***) – Bu yaştaki çocuklar bir şeyleri döküp saçıyorsa, bu fiziksel yetersizliklerinden kaynaklanır, bunu bilinçsiz yaparlar, kızmanın anlamı yoktur. Olsa olsa uygun ortam yaratmadığı için anne kendine kızmalıdır.

Akşam Cansulara gidilir, Cansunun bütün oyuncaklarına dadanır, At ve araba arasında paylaşım sağlanmaya çalışılır. Zaten Cansunun gözü İlkerden başkasını görmediği için fazla hadise yaşanmaz.





Son günün bilançosu Anne 3,5 Arca 2

----------------------------------------------

Yöntemlerin araklandığı kaynaklar :
(*) : Tracy Hogg ve Melanie Blau Çocukluğa geçiş sorunlarına mucize çözümler. Bu kitaptaki teste göre Arca kitap çocuk çıktı, bebekken de öyleydi, kısaca gelişimi olması gerektiği gibi giden, genelde uyumlu karakter yapısı. Bu kitap bebeklik dönemini anlatan kitap kadar beni heyecanlandırmadıysa da Tracy fanları okuyabilir.
(**) : Elizabeth Pantley – Çocuğunuzla İşbirliği yapma. Hap yöntem kitabı. Hatta her bölümün sonunda tek sayfalık yöntem özetleri var. Dostlar boşuna para vermesin diye o kısımları burada paylaşmayı düşünüyorum, zira bütün kitabı hatmetmeye gerek yok, özetler yeterli olur.
(***) : 2 yaşındaki çocuğunuz büyürken – İşte bu kitabı çok çok çok tavsiye ediyorum. Onların iç dünyasını anlatan harika bir kitap. Dünyayı onun gözüyle görmenizi sağlamaya çalışıyor. Dikte etmiyor, hap yöntem sunmuyor, önerilerde bulunuyor. Tam da ihtiyacım olan şeydi. Ne zamandır arıyordum baskısı tükenmişti, sonunda Lalenin sayesinde nadirkitap.com ile tanıştım ve 2 gün içinde 2. El olarak elime geçti. Altını çizmekten kitap tanınmaz halde! Ve gerçekten daha iyi anlamaya başladım. Özgürlük ile hala bağımlılık duyma arasındaki sıkışıp kalmışlıklarını, kaykay üzerinde gitmek gibi olan gel git ruh hallerini, neye neden nasıl baktıklarını, içseslerini, kısaca her şeyi. Kitabı çok sevdim.
(****) : Başta montessori olmak üzere her kitap
(?) : hangi kitap olduğunu hatırlamıyorum

Son söz: Çocuk eğitim kitaplarıyla (ki bence bunların tamamı anababayı eğitir, hele ki "Arca yaşında çocuk eğitimi" komik bir tanım oluyor) kafayı sıyırmış görüntüsü verdiğimi görüyorum ama yazık ki doğal ebeveynlik yeteneklerim yok, olsun isterdim. Arca uyumlu bir çocuk olsa da, ben uyumlu ebeveyn olmadığım ve sabır eşiğim düşük olduğu için bu dönemi nasıl atlatırız derdindeyim.

Sonuç ? Siz daha bu tür postları çok okursunuz!!

26 Ağustos 2010 Perşembe

Küçük notlarla küçük tatil…


Cuma … İşyerinde bunalım. Babam izmire gelmiş, hadi dedi Cuma akşamından yazlığa gidelim. Hemen Ümit abla organize edildi, bavul hazırlatıldı gündüzden. İlkeri evde bırakıp yazlığa yollandık. Yolda bütün kitaplar okundu, Arca uyutulmamaya çalışıldı zira henüz akşam yemeği yememişti. Yazlığa gelince Arca kudurdu, uyku açıldı, bütün ev tavaf edildi.

Cumartesi… Sabah erkenden BİM!! Meşhur puzzlelar, ışıklı kepçe, ahşap bulmaca araba … Annem İzmirde ananeme bakıyor diye sadece dede vardı. Dede&anane kafasında bir kalıp oluşturmuş olacak Arca belli rutinlerle ananeyi sordu. Sahil arkadaşı Mert ile buluşma. Çocuğun oyuncağına musallat olmalar. Bu yılın en uzun yüzme rekorunu kırdım, öyle ki sudan kendim çıktım, Arcanın yaygarası ile değil. Arca simit olayına karşı, bıraksak kendi mi yüzecek sanki?

(Arcanın domates aşkında son nokta!!)

Pazar… yazlık rutini… köydeki fırından gevrek alıp yolda bir kısmını yemek… Arca öğleden önce uykusu uyudu, deniz sefasını akşamüstüne bıraktık, iyi de ettik. Arca bu defa arkadaş bulamadı ama en azından denize kendi girmek istedi, elimizden tutup denize götürdü bizi. Şap şap yaptı, alışma turları… Akşam Menderes dolaylarında yangın çıktı, elektrikler kesildi. Akşam kalmayı gözümüz yemedi, babamı ertesi gün gelecek ablamlara bırakarak eve döndük.

Pazartesi… Arcanın odasındaki balkon püfür püfür eser. Ne hikmetse bu yıl sadece çamaşır için kullanmıştık. Olaya el attım masayı kurdum. Şahane bir kahvaltı yaptık. Arca da bizim sandalyelerde oturdu. Anane sabahtan aradı, Arca burnunda tütmüş, koş gel dedik. Arcaya uzun uzadıya koklaştılar. Ben de o arada işleri bitirdim. Aynı balkonda kahve içtik, Arca ananeyi görmenin huzuru ile uzun uykular uyudu, biz annemle dertleştik. Akşama doğru İlker aradı, arabasının direksiyonu 3. Kez kilitlenmiş ve yolda kalmış, benimkini almaya geldi eve, keyfimizi görünce dayanamadı kaldı, hep beraber Güzelyalıya indik, Arca sokakta oynayan çocuklara katıldı, hatta gitti aralarına oturdu “ee napıyoruz, hadi oynayalım” gibilerinden, peşlerinden koştu. Kurabiyecinin dolap vitrinine burnunu yapıştırdı, sonunda dayanamadı, aradaki boşluktan elini soktu, kurabiye kaptı.

Salı… Alpi & Tuna bize gelecekti, çok geciktiler, merak ettik. Arca Alpinin peşini bırakmadı. Büyük çocuk sendromu var. Tuna çok şahaneydi, sakin sakin oynadı. Giderayak o çok meşhur çöp kamyonunu Arcaya verip otobüsü gözüne kestirdi. Arca “bauv bauv” diye mızıldayınca Hülyanın içine sinmedi, fazla arıza çıkarmadan değiş tokuş yapıldı. Akşam evi öylece bırakıp Zeyneplere gittik, Arca bir posta da orada kudurdu. Bir gece önce hiç uyanmadan sabahı eden Arca bu gece defalarca uyandı. Çok mu aktive oldu ne:)




Çarşamba … Sabahtan Agoraya gitmeye karar verdik, evden çıkmak = 3. Dünya savaşı!!! Babane de Bodrumdan gelmiş bize takıldı. Boş AVM’de oynadık, koştuk, çay içtik, Arca bizim kurabiyeleri kaptı, yoğurdun üstüne. Remzi kitapevinde ben eğitim kitaplarını kurcalarken (Çocuğunuza sınır koyma yı aldım, biri beni durdursun!) Arca ile babane koltuklarda kitap karıştırdılar. Sabah ve haftaiçi sakinliğinde AVM ne kadar dinlendirici ve keyifli oluyor… Tam eve döneceğiz, İlker aradı, yemek yiyelim diye. Sonra bizi eve geri getirdi, Arca yolda dayanamadı sızdı. Ablam ve Duru geldi. Arca uyandı. Duruya defalarca cici yaptı, öptü, etrafında pervane oldu. Büyük çocuk sendromu vol.2!! Kargodan kitapları geldi… (“bitap” = kitap – yeni sözcük.) Atakan ve Tübitak serilerinden birkaç örnek daha, sonra arkadaşların tam destek verdiği “rüzgarlı bir gün” ve “gölde”, “Aya yolculuk”, 1001 hayvanı bulun…

son söz...
Arca tatili gibi bişey oldu bu. Telaşsız, baş başa… Tespitlerim var. Çalışmasaydım, belki Arca ile başa çıkmak daha kolay olurdu. Arca muhtemelen bütün gün beni gördüğü için sürekli tepemde olmazdı, ben –Hülyanın dediği gibi – sabahtan akşama ne yaptı, ne yedi, ne kadar uydu gibi kanıtlar elimde olduğundan bir sonraki krizi bu bilgilerle henüz oluşmadan atlatmam daha kolay olabilirdi. Ama çalışmayan anne için yükü paylaşılmıyorsa gerçekten zor, çok zor! Uzun lafın kısası, bu tatil Arca ile 100% geçirilmiş – ve çoğu zaman tek başıma – bir tatil olmasına rağmen kesinlikle yorulmadım. Demek ki beni görmediği zamanların acısını çıkarmak istercesine bana yapışıyormuş, naz yapıyormuş. Napalım o naz yapacak biz çekeceğiz.
Bu sabah fena oldu, onu erkenden hazırlamama rağmen yaklaşık yarım saat beni bırakmadı. Tokamı vermek, hadi saklayalım, gelince birlikte bulalım bile sökmedi. Üstelik Ümit teyzesini o kadar özlemiş ki sıkı sıkı boynuna yapışmıştı. Yeni kitaplarını göstermek bahanesiyle ilgisi dağıldı. Ben çıktıktan sonra İlker eve girdi tekrar, “annim annim??” diye beni soruyormuş. Bu tatil birbirimize çok alıştık.

27 Haziran 2010 Pazar

Tatil albümü

Çoook yağmur yağdı.


Arca'yı içerde tutmak namümkün...


Duru'nun doğumgününü kutladık:)


Arca & Duru...


Topların hepsi MENİM!!!


Annenin defalarca bozduğu 40 senelik radyo artık Arca'nın ellerinde:)


Hafriyat işleri Arca'dan sorulur



Sonunda BİİBAH (Barbie) ile tanıştı!!


Motor Duru'nun bebekliğinden kalma, Arca kornasına hasta.


Salatalık bahçeden


Mısır pazardan


Tatilin tadı damağımızda...