24 Mayıs 2010 Pazartesi

"home sweet home" notları

Yatak odası takımı evladiyelik olmalı, değil mi? Annemler 25 senedir kullanıyorlar misal. Bizimki 8. yılı dolduramadı. Biraz düşününce 23 yaşında 2 velet, tek başımıza tüm gün mobilyaclar çarşısını gezip elimizdeki kısıtlı parayla o kadarını alabilmiştik. O zamanlar evimizin herşeyi ikea yok tabii. Mobilyayla ilgili bildiğimiz tek şey venge (o yılların en sevilen rengi) ve masif. Annemler masif diye bi laf etmişler, biz de illa masif diye tutturmuştuk. İşçilikten anlamıyoruz ya kazulet gibi sağlam görünen mobilyalar aldık. Bakırköydeki evimize gardrop sığmadı tabii. Şimdiki evimize de pek sığdığı söylenemez. Hadi sağlam olsa neyse... Şifonyerin kulpları elimizde, dolabın raylı kapakları biraz daha dursa kafamıza inecekti. Arca da güm pat oynuyor!! Nazlıların daire bizimkinin aynısı. Onlar daha taze evliler ya, daha bi bilinçli yapmışlar herşeyi. Nazlı İlkeri gaza getirdi, İlker de beni. 1 haftadır epey işlere giriştik. Gardrop şutlandı, arka odadaki işe yaramayan eski ayakkabılık da. Sonracığıma ikeadan 2 gardrop yaptırıp arka odayı dolap odası yaptık. Bu arada bizim ev çöp evmiş öğrenmiş olduk. Üstelik her yıl genel bir arınma yaşarız, fazlalıklardan kurtuluruz. En son benzer bi çalışmayı Arca doğmadan yapmıştık. Benim biriktiriciliğim İlkerin tembelliği ile birleşince ortaya çöp ev çıkıyor:P Gardroplardan küçük bir bölüm Arcaya ayrıldı. asılacak gömlekleri var küçük adamın ve odasında da yer yok. odasına gardrop yerine masa sandalye arıyoruz. İkeadaki masa+2 sandalye uygun fiyatlıydı ama İlkerin gözü tutmadı. Birbene sordum, gerçekten pek sağlam değilmiş, Asım Alp halletmiş 9 ay dayanabilmiş:) Araştırmalara devam, aç kollarını Karabağlar, biz geliyoruz. 1 haftalık yoğun çalışmadan kısa notlar:
- Odamızı boyattık, eşyalar rahatladı ama Arcanın odasındaki koltuğa yer açılamadı. O da nasıl iri bir koltuktur! O koltuktan kurtulup masa sandalye koyacağız.
- Yeni dolaplarda boş yer kaldı, İlker giyim kuşam alışverişine çıkalım diyor, benim içimden gelmiyor. Kocamın içine kadın kaçmış, illa ki para harcayacak.
- Yıllardır işe yaramaz halde duran biçok şeyden kurtulduk, içim acıdı, bana kalsa çöp atmam evden!
- Bir defa daha anladım ki, hep aynı giyiniyorum. Beyaz, mavi, pembe gömlek, siyah, gri, lacivert pantolon, sezonluk 2 etek. Yine aynı şeyleri alacağımı biliyorum, o halde alışveriş niye?
- Arca ortamdaki hareketliliğe hasta oldu, sürekli peşimizde. Tornavida kullanmayı öğrendi. Matkap hastası ama elektrikli süpürge favorisi hala. Saatlerce yanında durabilir. Bu vuuu aletini yenidoğanken white noise yapıyorduk ondan mı acep? kesinlikle yanından alamıyoruz. Bunun psikolojik bir sebebi olmalı ama ne?
- Eski hatıralar çıktı. Birbirimize aldığımız hediyelerin notları, çiçek kartları, fotorafımızdan yapılan puzzle, ufak tefek hatıralar. Sonra Deniz ve Zeyneple 3 ayrı şehirde üniv. okuduğumuz için birbirimize yazdığımız mektuplar... O yıllar internet kullanımı pek yok tabii. Eski fotoraflar...
- Hatıralara bakarken İlkerin eline bir kart geçti. İçinde bir şiir... İlker kızdı "kim ulen bu Ümit Yaşar!! Ne yazmış ulen sana?" diye kükredi. Kısa bi nasıl ya, sonrasında jeton düştü ve karnımız ağrıyasıya kadar güldük, Arca duruma pek anlam veremedi tabii ama ortama uydu, o da güldü. (elvanın o yıllar şiire merakı vardı, hem okur hem bize beğendiği şiirleri yazardı.)
- İlkerin kafaya takınca yapmayacağı şey yok anladım. Benim ofis ikeanın yakınında ya, 2 defa ofisten erken çıkarttı beni, bugün de son eksikler için koştur koştur öğle tatilinde gittim.
- Artık çok yoruluyorum, eskisi gibi değil. Son tecrübeler bunu gösterdi. Bağışıklık sistemim hemen alarm veriyor. Arca da tepemden inmeyince, direkt moralim, halim, vaktim yerlerde. "yaşlanmak" dedikleri bu olsa gerek.
- Yoğunluktan ve yorgunluktan Arcayı günlerdir yıkayamıyoruz. Banyoya gidip gidip iç geçiriyor. Pislik içinde. akşam yatmadan önce ıslak mendille silinmese vücudunda organizmalar yaşamaya başlayacak.
- Arca kucağımda iken yemek, salata, sofra hazırlama... hemen herşeyi yapabiliyorum. Ama tepemden inmediği cumartesi gününün akşamı kasıktan çekmeye başladı. (bu arada kendimi 50 yaşlarında düşünemiyorum, buraya hala yazıyor olursam sanırım postların bir kısmı fiziksel şikayetlerime ayrılacak) bu yorgunluğun üzerine akşam Zeynep ve güller yemeğe geldi. Arcayı uyuttuktan sonra yuvarladığım 2 kadeh şarabın etkisi ile oturduğum yerde uyuyakalmışım. Zeynep zaten karnıburnunda ilk kıvrıldığı yerde sızıyor. Zavallı Gül yine tek başına zapping yapmış.

Yeni bir hafta... İşler yoğun ve pek de keyifli değil. Bitirmem gereken yığınla iş, rapor vs... Bense evde olmak istiyorum. Arcanın en güzel zamanları, hiç büyümese dediğimiz.. pıtı pıtı yürümesi, herşeyi anlaması, tepki vermesi... herşeyiyle harika!! Bugün 15. ayını doldurdu. Gözümüzün önünde büyüyorlar.

14 Mayıs 2010 Cuma

Emzik, tespit ve diğerleri

Arcanın bu hafta emzikle vedalaşmasına tanık olduk ailecek.
Çok düşmüştü son zamanlar. Sadece uyku öncesi ritüelinin bir parçası iken, son zamanlar bıraksan tüm gün emerim nesnesi olmuştu. İstanbul öncesinden başlayacaktım da yokluğumda zor olmasın diye ertelemiştim. Tecrübeli anneler 1,5 yaşına kadar bırakmalı sonrası zor diye öğütlemişlerdi.
Ayrıca bi dolu dişi var, acaba dişlere zarar verir mi diye düşünmeye başlamıştım. Sonra konuşma zorluğu çeker , daha doğrusu emzikle çok haşır neşir olursa konuşamaz gibi endişeler peyda olmuştu.
Öncesinde çok yöntem okudum. Çoğu 2 yaş üzeri çocuklara yönelikti, işe yarar mı emin olamadım. Emziği baloncu amcaya verip yerine balon almak, kediye verdik demek, pis oldu demek, pencereden aşağı atmak... Arcanın bunları anlayacağını sanmıyorum henüz. Kanlı yöntemler de var. Mesele ablamınkine karabiber sürmüşler. Ben 2,5 yaşındayken teyzeme bırakmışlar beni, annemler tatile gitmişler. Teyzem de görev aşkıyla emziği bıraktırmış bana. Yöntem : delip sirkeye batırmak. Hala sirke sevmem:)
Ben emziğin ucunu kesme yöntemine sıcak bakmıştım. Çünkü emdikçe keyif almamaya başlayıp kendiliğinden bırakıyorlarmış. Hem de kansız!! Ümit ablaya sordum fikrini. Yok dedi, vermeyiz olur biter. Baktık olmuyor uyumadan önce veririz dalar dalmaz hemen ağzından alırız, uyku halinde emmez böyle böyle unutur dedi. 1 hafta deneyelim, olmazsa keseriz dedi. Önceki bebeklerde bu yöntem işe yaramış. Tecrübe konuşuyor!! Bu yöntemler Tracy'nin son kitabında da yazıyor, aklın yolu bir!
İlk gün biraz gündüz uykuları zor olmuş ama azimle gece de devam ettik. Hiç taviz vermedik. 1-2 akşam uyutmak zor oldu ama yılmadık. Pazartesi gününden beri emziksiz uyuyor, konu kapandı!! Umarım bir daha aklına gelmez:)

İlkerle bir hayalimiz vardı: 32. yaşgünümüzde teknemiz olacaktı. Haftasonları, tatiller, hep teknede takılacaktık, ufaktan ertelendi. Ama İlker yaşgününü ona hediye ettiğim olta takımı ile birlikte yine de teknede kutladı. Biz de balıkçı karıları olarak İlknurla evde kocalarımızın balıktan dönüşünü bekledik. Hasılat pek doyurucu değil ama pek yorgun pek de tatmin olmuş halleri vardı. Balıktan eli boş dönen kocama mesaj kaygılı bir organizasyon düzenledim. Rakı balık!! Arcayı anneme bıraktık, içimiz kaldı. ama o balkonda martılara denize baka baka yemeğini yemekle meşguldü, gittiğimizi umursamadı bile. Arcasız biraz eksik olduk ama kendimizce teselli aradık. Rahatlıkla yemek yiyebilecektik, hem Reis'te ne zamandır ilk defa denizin dibindeki masaya oturabilmiştik, kafamızı boşaltabilecektik .... ama sohbetin büyük kısmı telefondaki fotolarına bakarak ve Arcadan bahsederek geçti. Doğuma 6 hafta kalan Zeynep çok şeker bir hamile oldu, her hafta daha da güzelleşiyor. Poyraz'ın aramıza katılmasına az kaldı. Bebekle alakam olmadığı zamanlarda hamile kadınların göbeğinin kamuya mal olmasına gıcık olurdum. Sonra hamileyken göbüşümden gururlu bir vaziyette okşanmasına ses çıkarmamıştım ama garipsemiştim. Özellikle de anne olmuş kadınlarda acayip bir hamile göbeği fetişi var diye düşünürdüm. Haklıymışım, görünce dayanamıyor, elliyorsun:) Mesela bebek olayına mesafeli olan Gül bir kere dokundu, ben nerdeyse öpecektim. Hem kızı bunaltmak istemiyorum hem dokunmadan edemiyorum. Tekrar hamileliği düşünmememe rağmen o günleri özlediğimi farkettim. Çok kutsal zamanlardı.

Hemen her rakı balık masasında olduğu gibi be defa da tatil planı yapıldı. Çok değil 3 günlük bir tatil olacak, Zeynep henüz ağırlaşmadan yapılacak ve acil durumlar için çok uzaklaşılmayacak. Organizasyon çalışmaları start aldı.

Gece döndüğümüzde Arcanın götünde pireler uçuşuyordu, kucakta arabaya ve kendi yatağına taşındı. Bütün gece uyudu.

Bir tespit daha... tecrübeli annelerin tespitleri çok tutuyor. Mesela Hülya yürümeye başlasın, çok güzel uyuyacak diyordu, uyuyor valla. Özgürün Ela bi dönem erkencikten kalkıveriyordu, Arcada da tüm gece uyumaların ardında 6 buçukta ayaktayız ve tüm enerjisiyle oyuna, anne yatağında kestirme bile yok. Bu sabah o kadar uykum vardı ki, 7 buçukta oyunu ilkere devredip 20 dakika daha kestirdim. Dur bi kahve içeyim açılayım.

11 Mayıs 2010 Salı

ozelestiri.com tadında

her daim olaylara sükunetle yaklaşan, kriz anlarında sakin durabilen,
çantasında herşeyi düzenli, bir ufak şey aramak için çantada ne var ne yoksa alaşağı etmek zorunda kalmayan
arabasını haftada bir yıkatan, içini temizleten, bisküvi, ıslak mendil artıkları ile aylarca gezmeyen,
yavaş hareket eden,
herhangi heyecan verici bir olayı bile sakinlikle aktarabilen,
küçük şeyler için gereğinden fazla üzülmeyen veya sevinmeyen, dahası duygularını kesinlikle dışa vurmayan,
iş bitirici olurken telaşe mahal vermeyen,
kendine olduğundan fazla güvenen,
mesafeli,
tevazu göstermeyen,
kedi gibi çaresiz durup ota boka yardım isteyen, çantasını bavulunu kendi taşıyacak diye bel fıtığı olmayan, yanındaki erkeklere taşıtabilen,
ağız dolusu kahkahalar değil küçük gülümsemeler ve kikirdemelerle kırışıklıklarını saklayabilen,
topuklu ayakkabıları üzerinde, converselerin içindeymiş gibi rahat yürüyebilen,
makyajı kolay yapan, yakıştıran ve 1 saat içinde yok olmamasını sağlayabilen, makyaj tazeleyen,
her daim manikürlü/pedikürlü dolaşan,
kızarmayan,
yıkayıp çıktığında fönlü görünen saçlara sahip
çok yiyen ama kilo almayan,
çok içen ama sarhoş olmayan,
hatta kaybolmayan sakız hanım
....
bir kadın değilim! olmak isterdim.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Kavuşma, yeni bir hafta, kayıp, yeni kararlar

anneler gününden bahsedesim yok, nehiri bilirken, daha nicelerini düşünürken öyle yapay geliyor ki. Sevmiyorum, içimden de bişey yapmak gelmiyor inadına.
en güzel hediye kavuşmaktı, bundan başka da özel bişey yapmadık. Anneler günü için ne hediye alsak, ilkerin annesi için İlknurdan, benimki için (yaşgününe de hediye almadık) ablamdan fikir çalalım, olmadı onların hediyelerine ortak olalım diye hiç de yaratıcı olmayan fakat kullanışlı önerileri İlkerle paylaştım, sevindi. Sonra bugün aklıma tekrar Nehir geldi. Neden olmasın?

Cuma İlkerin amcasının kalp krizi geçirdiği haberini aldık, bizim sektörden, 3 araba toplanıp İstanbula fuarı ziyarete geliyorlarmış, görüşebilirdik, Balıkesirde araba kullanırken, 57 yaşında... Cumartesi sabah kaybettiğimizin haberini aldım. Biletimi iptal edip öğle uçağına almaya çalıştım. Önce yok dediler, sonra ısrar kıyamet biraz acitasyon, aldılar, 2'de İzmirdeydim. İlker Arcayı almış, havaalanına gelmiş. Havaalanındaki kavuşma eski Türk filmleri tadında oldu. Kahkaha, gözyaşı... "anne ! anne !" diye tezahürat yapmayı öğrenmiş. Yaladı yuttu beni, ben? Öpmeye kıyamadım, kokladım.
Hemen cenaze evine gittik, biz yaşlarında çocukları var, teselliye kelimeler yetmez, sadece sarıldık. Arca yatak odalarında uyudu, kapının arkasında Zafer amcanın pantalonları asılı, dönecek, giyecekti. Ölüm yüzümüze boş işlerle uğraştığımızı vuruyor. Çok ani bir tokat!

Fuar her yıl olduğu gibi yorucuydu. Güneş pilleri takılmış etekli, büstiyerli kızın eteğine bakan yoktu, gözler büstiyerdeydi. Bir diğeri bir karış etekle broşür dağıtıyordu, berikinin üzeri sadece yapraklardan oluşuyordu. Yazık! Hani eğlence sektörü olsa neyse, otomotiv fuarlarındaki görüntülere de alıştık da, bu ne ya? Beyaz fırın kuru pastaları, sandviçleri ve de hain makaronları beni mahvetti. Eteğe sığar gittim, son gün fermuarı zor kapattım.

Arca yokluğumda büyümüş, artık çok rahat yürüyor. AVM ye gittik, koridorlarında koşuyor, artık pusete binmek istemiyor. Abla abla diye kız çocuklarına genç kızlara saldırıyor. Sapık bir oğlan büyüyor. Nasıl oluyor da abi-abla ayrımı yapabiliyor? Şaşırtıcı!! Yakında "anne sen kızsın" da der bana:) Dişler fena galiba, eller 4 parmak ağızda. Köpekler mi acaba diyorum? Çünkü arka azılar 2 yaş gibi çıkıyormuş?

Son olarak yeni bir karar! Arcaya emziği bıraktırmaya karar verdik. Tiryaki oldu adam ya:) 1,5 yaşına kadar daha kolay olur diye duydum, deneyeceğiz. Emzik olayını arcanın doktoru önermemişti. Ama Arca emme içgüdüleri çok gelişmiş bir bebekti. Eğer emzik vermeseydik, benim memeleri emzik yapacaktı:) Bu zamana kadar sadece uykuya geçişte verdik. Uyku sorunlarımızın temelinde var mıydı, hala muamma? Çünkü emzik düştüğü halde uyumaya devam ettiği de oldu, gece uyandığında emzik verdiğimizde tekrar uyuduğu da. Son günlerde farkediyoruz da emziğe çok düşkün olmaya başladı. Sabahları kalktığında kalkış ritüeli, emziği çekmeceye koymaktı, artık itiraz ediyor ve tüm gün bıraksak ağzında tutabilir. Durum daha da kötüleşmeden kesip atmaya karar verdik. Sabah Ümit ablaya yöntemlerini sordum. Benden gizli Tracy mi okuyor ne:) Aynı yöntemleri sıraladı. Uykudan hemen sonra ağzından alma, öğle uykuları ile başlama... Önceki bebeklerde denemiş, kansız halletmiş. 1 hafta deneyelim dedi. Ben emziğin ucunu kesmeye bile varım. Bakalım şimdi bir hafta yumuşak geçiş, olmadı kesik.

6 Mayıs 2010 Perşembe

zor...

fuar için istanbuldayım.
yorgunum bitkinim. elvanımla birlikteydik dün iyi geldi, şimdi otel odasında aşkı memnu izliyorum. beşir elden gidiyor.
salıdan beri 3. gece. arca bugüne kadar iyiydi. bugün, bütün gün durduk yerde ağlamalara başlamış, aryorum arkadan mızık sesleri geliyor. oyalamak imkansızlaşmış. akşam eve dönüş saatimde kapıda bekliyormuş. yatma vaktine yakın pencereleri işaret ediyormuş. yarın bir gece daha var, bir gündüz daha... sonra bir de cumartesi ve akşamına kavuşuyoruz. o özledikçe ben bitiyorum o mızıkladıkça ben daha çok özlüyorum. sabah anne yatağı kestirmelerinin fotosunu gönderiyor ilker nispet gibi:) içim gidiyor. öyle farkında ki yokluğumun. özlemesin, farketmesin, etkilenmesin isterdim. ama mümkün mü?
zor! çok özledim.

3 Mayıs 2010 Pazartesi

otuzu 2 geçe

1 Mayıs... ben kentkartımı doldurturken "öğrenci mi tam mı" diye sorulduğunda sevine durayım yaş olmuş, otuzu 2 geçe... Yıllar geçiyor...
Cumartesi hangi akla hizmetse Alsancaktaydık, tabii meydanlar taşmış. Çok durmadan kaçtık. Arca ilk defa Kemeraltını altını üstüne getirdi. O kalabalığa bayıldı. Hatta yürüdü. Bizim İlkerle otelde konaklama planımız, başbaşa yemeğe son olarak da evde pizza partisine dönüştü. Süper oldu!!
Arca ve Cansu dahil 13 kişiydik. Pizzalar yendi, pasta kesildi, İtalyadan getirdiğim 2 euroluk köpek öldürenler tüketildi ve şaşırtıcı şekilde sevildi. Bir 32. yaşgünü bu kadar güzel kutlanabilirdi.

Pazar gününü yazlıkta geçirmeye karar verdik. Bizimkiler epey değişiklik yapmışlar, sezona hazırlar. Yeni oyuncak kuyu, havuz ve tulumba üçlüsü. Bizim çocukluğumuzun Akhisar bağında buz gibi su çeken bir tulumba vardı. Dedem 50 kere çekmeden içilmez der, her bardak suyunu 50 kere tulumba çekerek getirirdik. Arca suya tulumbaya çıldırdı. 3 defa üst değişti, kuru kıyafet kalmayınca rotamızı başka yönlere çevirdik. Denizin kenarından ayrılmak istemedi, kedilerin peşinden koşturdu, kitaplardan tanıdığı sümüklü böceği inceleme fırsatı buldu, çiçek suladı, karıncaları yakalamaya çalıştı, defalarca merdivenden inip çıktı.

Hayatının en hareketli gününü yaşadı:) Eve dönüş yoluna çıkmadan önce pijamalarını giydi, yolda horlamaya başladı, şimdi de günün heyecanlarını rüyasında görüyor olacak zırt pırt uyanıyor, gece uzun olacak...

29 Nisan 2010 Perşembe

günler...

geçiyor...
farketmeden haftalar bitiyor.
bu ara meşguliyetler fazla. haftaya 4 gece 5 gün yokum, İstanbulda fuarda, Arcadan ayrı. Bakalım bana mı zor gelecek ona mı. Öncekiler sorun olmamıştı, ama sanki daha bir anneye düştü bu aralar. İlker bile kara kara düşünür oldu, anneyi özlerse ne yaparım diyor. Arca ben gözden birkaç dakikalığına kaybolayım, "annih, annih" diye önce mutfakta, sonra koridorda arıyor, sonra yaygarayı basıyor. Bana da şimdiden afakanlar basıyor, bakalım nasıl atlatacağız.
Cüceyle oyunlar pek neşeli bu aralar. Baba salonda televizyona bakarken, Arca ve annih mutfakta bir çekmece belirliyorlar. Arca içinden 1 tane seçiyor, çay süzgeci, kaşık, kapak... eline alıyor. Diğer eliyle annihin elini tutuyor, pıtı pıtı babaya gidip ganimetimizi veriyoruz. Baba alıp özenle inceliyor, sonra diğer ganimetlerin arasına koyuyor. Arca heyecanla dönüyor, pıtı pıtı yine mutfağa gidiyoruz aynı şekilde bir akşamda belki 20 defa tekrarlıyoruz. Yüzündeki heyecan, mutluluk görülmeye değer.
Dün ilk defa yeşil erik yedi. Hem yüzünü buruşturup hem de daha var mı diye bakınıyor. Geçende doktor bakla ve patlıcan hariç herşeyi yiyebilir dediğinden beri daha rahatız. Doktor demişken.. güzel bir kontrol geçirdik, aşı oldu. Bu defa pek ağlamadı. Hatta hiç ağlamadı. Kilo 250 gr artmış, boy yarım cm. Standartların hafif üzerinde bir seyir var. Bu defa farklı sorularla karşılaştık. Mesela konuşmayla ilgili.. kaç kelime söylüyor? sonra bir alet yardımı ile işini halledebiliyor mu? komutları anlıyor mu? 3 adet nesneyi üst üste koyuyor mu, kule yapıyor mu? döke saça da olsa kaşıkla yemeğinin en azından yarısını yiyebiliyor mu? bunlardan geçtik de, "kendi kendine otururken ayağa kalkabiliyor mu"da kaldık:P
12 adet dişi var. 4 adet köpek 4 adet arka azılar kalmış. köpekler birkaç ay sonra, arka azılarsa 2 yaş gibi çıkar deyince, önümüzdeki birkaç ay için oh çektik.
Doktorun Arcadan 10 ay büyük kızı var, o da bu ara çocuk eğitimine takmış durumda. Kitap kemirip duruyor. O bana ben ona kitap önerip duruyoruz. Çocuk beden dilini karıştırıyordum bu aralar, o okumuş, "yazmış olmak için yazılmış" yorumu yaptı, belki doktor olduğu için farklı bir açıdan yaklaşmıştır, ben fotorafları beğendim:)
Haluk Yavuzeri ise çok akademik buluyor. Bence kitap okumayı pek sevmeyenlere göre, hap gibi... Harvey Karpın Mahallenin en mutlu yumurcağından epey konuştuk.
Bir de hazzın ertelenmesi konusuna dikkat çekti, bu eğitimin çocuklara mutlaka uygulanmasını tavsiye etti. İç disiplin geliştirmenin önemli yapıtaşlarından biriymiş.
Doktorun komik ama isabetli tespiti: soruları önceden soruyormuşuz. Yani konuya gelmeden biz önden dersimizi çalışıyormuşuz. Çok normal !! İlkerin tabiriyle "internet sosyali"yim ben. hiç tanışmadığım ama tanıdığım, hakkında bi dolu şey bildiğim hayatlar geliyor ekrana... ve aklıma bile gelmeyen şeyler öğreniyorum. yaşasın internet:) yaşasın nurturia:)
İş çok, yeliz kaçar!!