18 Mart 2011 Cuma

evdeyiz

o en korkunc gunumde gonderdiginiz mesajlariniz ilac gibiydi cok direnc verdi kurtlar vadisi konseyi taburcu etti bizi
hayir iyilesmedi arca kist orada duruyor son iki yildir oldugu gibi sadece enfeksiyon tedavisi evden agiz yokuyla bir hafta daha devam edecek bir ay sonra tetkiler ve ameliyata karar verilecek
daha uzun uzun yazarim telefondan pek zo oldu
cok ama cok tesekkurler

17 Mart 2011 Perşembe

hönkürmek istiyorum var mı ötesi

Ben bunca yıldır çalışıyorum, müşterilerime 2+2 için bile kesin bişey söylemem. kıçı kırık psikolojilerini hazırlarım en kötüsüne ki önlemlerini de alsınlar.

Evet sonuç odaklıyım evet mühendislik eğitimi almış olmanın verdiği bir çözüme odaklanma problem çözme ve sürecin net aşamalarına ihtiyacım var. Var ki kendimi hazırlayayım. Plan yapayım. Ben plan yaparken kaderin bana gülmesi münasip bi tarafımda değil. Canı sağolsun ben B, C , D ..... Z planları bile yaparım.

Geçen haftadan beri kan sonuçlarının iyi çıkması ile ciddi anlamda ilacın süresinin bugün dolacağına odaklandık. Daha konsey var,kurtlar vadisi toplanmadan çişe bile gidilmiyor, anlıyorum bizim durum sakat tehlikeli, hepsine tamam. Yani daha buralarda olacağımıza eminiz. Bize şu gün bugün çıkarsınız diye fal bakan doçentinden asistanına alayına he he deyip geçtik. Lakin damardan alınan ilacın süresi bugün dolacaktı. Kan değerleri de çok iyi çıkmıştı. Bir hafta daha antibiyotik tedavisine karar verildi. Bu kararı gözümüz gibi baktığımız son damar yolumuz ilacı alırken tıkandığında aldık. Bir ara avaz avaz bağırıyordum ve gün yüzü görmemiş küfürlerim değerli hocaların koridorlarında çınlıyordu.

Arca'nın bu cuma üçüncü haftası dolacak tedavisinde artık damarı kalmadı. Nereye girseler patlıyor. Ya da önceden girilmiş. Damar yolları 24 saat bile dayanmıyor. Tüm hastanedeki tecrübeli hemşireleri tanıyoruz, onlar da Arca'yı tanıyor. Arca bütün gün it gibi koridorlarda koşuyor, odaya kapatsak yatağın tepesine defalarca tırmanıp atlıyor. Elindeki damar yolları dayanmıyor.

Geçen ayaktan girmek istediler izin vermedim, koşamaz oynayamaz diye. Bugün ayağa bile razıydım. Gündüz vardiyasını eve göndermedim, nöbetçi tecrübesiz hemşirelerin eline kalmayalım diye... Ama 4 hemşire 8 defa deldi, yok. Akşama aktardılar. Frekansımız tutan Sahra hemşirenin nöbette olduğunu duyunca izin verdim. Akşam da defalarca uğraşıp bıraktılar, geç vakit Sahraya koştuk. Çok zor bir süreçten sonra ayaktan açıldı. Yarın akşamı görebileceğimizi sanmıyorum. Üstelik yarın bütün gün ayakkabı giymek yok. Bi de iki yaşında bir çocuk klinik olarak sağlıklı ise nasıl zapt edilir? bu soruya cevap yok.

Daha bir hafta (en az) ilaç verilecek. Peki damar yolu kesinlikle bulunamadığında ne olacak? buna da cevap yok.

Neyse .... can sıkıcı çok şey var. Yine üzerinden birkaç gün geçsin biz kendimizi rehabilite ederiz, biraz daha yerleşiriz. Zaten yakında ikameti buraya aldıracağız. Tek sorun artık Arca hakkında yorum yapan beyaz önlüklü görmek istemiyorum. Yorum yapacak, çıkışımızla ilgili tahminde bulunmak isteyen lokman hekim elinde taburcu kağıdı ile gelsin, lakin artık inanan yerlerim çalışmıyor.

Tekrar ediyorum sık sık yüksek sesle söylüyorum: Arcanın kisti çok büyük, gidersek tekrar enfeksiyon kapabilir ve şimdiye kadarki tedavi çöpe gider....

....

Ve... sık sık.... Allah sonunu benzetmesin,hep Nehirin annesi ile empati kuruyorum. Hep şükretmeye yöneltiyorum kendimi. Geçecek...

15 Mart 2011 Salı

Fotoğraflarla hastane

Paylaştıkça rahatlıyor muyum ne? Bir de pozitif enerji, secret, olumlu düşünme, dua etme, inanma ... ne dersen de ... işe yarıyor sanki!

Çok zor bir haftasonuydu. Özellikle hala bir yol haritasının belirlenmediğini öğrendiğim ve tedavisi tamamlanmamış çocuğumu alıp götürmek istemekle itham edildiğim profesörler visitinin ardından motivasyonum feci düşmüştü. Üstüne damar yolu açmalar sıklaştı, hemen her güne indi periyotlar.

Çünkü artık Arca'da damar kalmadı.

Çünkü Arca'yı artık tutmak mümkün değil. Yerinde durmadığı için damar yolları patır kütür tıkanıyor, hadi yenisi!

Çünkü Arca'nın sağ üst akciğer lopunda kocaman bir kist var ama Arca klinik olarak hiç hasta gibi değil. Koşuyor, oynuyor, hemşire odasına girmeye çalışırken elleriyle kapı eşiğine bir yapışışı var üç kişi zor kurtarıyor minik parmakları. Oda kapısı çaldığında "kim geldi?" diye soruyor, hemşire üniformasının rengini gördüğü an yatağın kaçabileceği en ücra köşesine siniyor.

"Eve gidelim"lerin artık sabah saatlerinde başladığı son günlerde Arca'yı oyalamanın onbeşmilyon yüz yolunu keşfettik. Bu yolculukta dostlarımızın öyle çok desteği oldu ki...

Arca'nın 2. doğum gününden bir gün sonra hastaneye yattığımız için Şimşek Mcqueen temalı doğum günü partimizin temalı süsleri bile gelmişken parti yapamamıştık. Hediyeler hastaneye geldi.

Muhteşem kadınlar ... Hülya, Nil, Hayat, Hilal, Özge, Tuğçe, Başak, Yasemin, Esra Özlem, Elif ve Elfana...

Swing car hayat kurtardı. Gıcık olduğum profesörlerin odalarını tespit ettim, arabayı onların koridorlarında azami ses çıkaracak şekilde oynatıyorum. Son günler Arca'yı organize etmeyi planlıyorum, kapılarına vurup kaçacağız. (evet olgun bir anne profili)



O yukarıda saydığım kadınlar var ya, Arca'ya bir de kitap hediye çeki hediye etmişlerdi, taa ne zaman. Hep aklımda olan şahane kitapları bir heves sipariş etmiştim, bir de hediye paketi yaptırmıştım, Arca çok sever. Ama adreste sorun olmuş, iki haftadan fazla oldu gelmek bilmedi. Neyse bir şekilde hallettik. Hatta iyi oldu, tam Arca çizgi filmlere sarmış ve mevcut kitaplara ilgisini yitirmişken nefes oldu.

Sakar Cadı Vini - bayıldı!
Pembe ayıcığın düşü - sevdi!
Yataktan düşen ayıcık - Julia Donaldson asla şaşmaz!
Eve Dönelim Küçük Ayı (ben replikleri tamamen değiştiriyorum...
"geri dönelim küçük ayı" diyorum mesela...
son sayfadaki "birlikte eve dönmüşler" "birlikte uyumuşlar" diye bitiyor masal...
Sipariş verirken "eve gidelim"li hastane günlerini hesapta yoktu doğal olarak:) )
Neyse ki ne yazık ki (milo delisi bir oğlum var artık)
Limon ağacının şarkısı (allahım sen nasıl bir kitapsın, benim en sevdiğim bu, sürekli bunu okumak istiyorum. Arca tüm kitabı sonuna kadar dinliyor, en sonunda "paylaşmak" ile ilgili kısımda paylaşmamışlar diye tutturuyor. Evet paylaşmayı sevmiyoruz)
Sihirli mısır tanesi (çok ama çok sevdik, ingilizce okumuyoruz)
Denizin altını merak eden vapur (hmm yok ısınamadım pek)
Tostoramanın Yavrusu

Ayrıca Forum öğle kaçışlarımızdan birinde;
Kültürlü Kurt
Minik Balık okyanus macerası
Tübitak yayınları "hastanede" de eklendi yeni kitaplara.
Daha önce diş hekiminde ve doktorda kitaplarını almıştım. Bunları sevmesine rağmen hastanedeyi almak hiç içime sinmemişti, hastaneyi çocuğa yakıştıramamıştım. Kader işte... Hoş hala yakıştıramıyorum ya!



Bunlar doğum günü hediyeleriydi. Yine o yukarıda saydığım muhteşem kadınlar, uğraşmış didinmiş piyasada Şimşek Mcqueenli ne kadar ürün varsa hepsini bulup göndermişler geçen hafta. Pijama, nevresim, çorap, t-shirt, kitaplar, çıkartmalar, çanta... O çantaya her gün Mcqueen ve arkadaşları dolduruluyor, hergün boşaltılıyor, çok seviyor çok.



Kuzu Ela'nın el emeği göz nuru... geçen postta fotoğrafını ekleyememiştim.



İnsanın sinema sektöründe çalışan arkadaşı olunca daha Türkiye'ye gelmemiş Cars 2 afişleri oluyor haliyle:) Bir sinema manyağı olan İlker daha fazla sevindi:)Kimse kusura bakmasın bizim de anababa olarak morale ihtiyacımız var :)



Nil bu hafta sonu tekrar uğradı. Berk'in seçtiği bir süt kamyonu ve Elmo CD'leri ile geldi. Elmo'yu sever mi bilmedik önce. Ama pazar günü damar yolu açmaya tırsan bir hemşirenin üç saat boyunca ısrarla gitmekte zorlanan ilaçta direnmesi sebebi ile sıra Elmoya geldi ve Arca kahkahalardan yarıldı. Özellike Bay Saftirik'e hasta oldu. Keşke kahkahalarını videoya çekebilseydim.



Bugün son olarak inanılmaz bir sürpriz yaşadık. Blogtan tanıştığımız Alev (Yiğitin annesi) Yiğitle beraber bir paket hazırlamışlar, çok özel bir not yazmışlar. Arca Pırtık adını koydu bebeğe ve hazır damar yolu da açılmışken Pırtık'ın hemencecik ilacını veriverdi:) Çok duygulandım, çok sevindim.





Arca'nın akşam ilacı damardan çok zor gitti, muhtemelen dün akşamki damar tıkandı yine. Gece üçte bir doz daha var. Uyanık ve ayık kalmak istedim, çünkü acayip tırsmama rağmen damar yolu açılması gerekebilir. En korktuğum 3 seansında! Hem uyanık kalmak hem de biraz kafa dağıtmak için önce işten gelen mailleri cevapladım, sonra bu yazı iyi geldi, birazdan Ezel'i izlerim.

Akşamki ilaç seansında yukarıda bahsettiğim bütün kitapları okuduk Arca ile, sonra birlikte uyuyakalmışız. Babane çekmiş bizi...



Klinik bulgularda son bilgiler:
Arca'nın kan değerlerinde iyileşme var, dolayısı ile tedaviye cevap verdi. Ancak kistin çapı aynı 4 cm devam. Kistle ilgili sevindirici tek şey çeper kalınlığının küçülmesi.

Bu bilgiler profesörlerin cuma günü bizi ziyaretinden önce geldi ve bizi umutlandırdı.

Ancak profesör vizitinde tedaviye cevabın sınırlarda olduğu söylendi, 5 gün daha devam edilmesine karar verildi. Üstelik bir sonraki aşama için kendileri karar veremiyor. Konsey kararı lazım. Bu da perşembe günü yani daha uzun süre buradayız. Kendimizi ameliyat kararına hazırlıyoruz. Kist orada kaldıkça büyüyecek ve sık sık enfekte olacak, genel görüş bu yönde. Bakalım, bekliyoruz.

Bu arada tıbbın neferlerini tacizlerimiz hiç bitmiyor. İlker sürekli sorumlu doçentin peşinde, nefes aldırmıyor. İl sağlık müdürüne kadar arattırdı. Ben de naçizane kendimce tacizlerde bulunuyorum, misal bugün öğle yemeğinde yalnız gittim cafe'ye (meşhur öğle uykusu kaçamağı), doçentin masasının karşısına oturdum, güya elimdeki sinema dergisi okuyorum, hikaye, resmen kadını taciz ettim bakışlarımla... kendime çocuğunun hastanede durmasından son derece bunalmış anne süsü verdim. Hani hızlıca karar verirler mi acaba diye. Tedavinin 5 gün daha sürmesine karar verilmesinin akabinde Arca visite gelenlerin ayak üstü sohbetlerine daldı, bacaklarının arasında dolaştı profesör teyzelerin:) o da kendince "hasta değilim ben, salın beni!!" demeye çalıştı. Yani günün çorbası ailesi tüm fertleriyle buradan bir an önce çıkmanın hesaplarını yapıyor. Haa unutmadan bizim odanın önünde teras gibi bir şey var. Bugün Ümit teyzesi ile dışarı bakarken Arca "pencereyi açalım, dışarı çıkalım" diyordu. Firar planları bugün yarın devreye girer.

10 Mart 2011 Perşembe

Hastanede bir gün, hastanede hergün

Hastane günleri devam...

Özel olarak tanıdıklarım haricinde - onlarla sık sık haberleşiyoruz - sessiz takip edenler, dua edenler... nasıl mutlu oldum anlatamam.

Öncelikle kesin teşhisin hala konamadığını belirteyim. Yarın ciddi sonuçlar alınacağını umuyorum.

Hayat dışarıda akıp giderken, biz de burada düzen kurduk gibi.

Önceleri kabullenemedik, kızdık, çemkirdik, isyan ettik... Ama Arca için burası şimdilik en iyisi başka yolu yok. Bu diyardan gidemeyeceğimize göre bu deveyi güdeceğiz.

Kısacası Arca'nın akciğerinde 4 cm'lik kocaman bir kist var. Ve bu kistin sebebi bilinmiyor. Daha doğrusu kesin bilinmiyor, araştırılıyor. Hem burada hem de özel doktorlar arasında bizim vakamızın çok ilginç olduğu tartışılıyor. Özeldeki doktorlar, vakanın sonucunu da bildirin merak ediyoruz demişler Arca'nın özel doktoruna.

Hastanede hergün bir aslında...

Sabah 9 ilaç saati... Aynı zamanda çizgi film saati.

Sonra koridorlarda geziyoruz, swing car almış dostlar bize, ben de biniyorum. Alet kırılacak yakındır.

Odayı temizleyip avalandırma, iyice yorulduktan sonra öğlen uykusu.

İlker her öğlen mutlaka benim için geliyor. Ümit abla odada Arca'nın uyanmasını beklerken biz İlkerle hava almaya çıkıyoruz. Muhteşem 1,5 saat. Yarı kapalı ceza evinin günlük hava alma saati.

Üçte tekrar ilaç saati.

Sonra yine koridorlarda kudurmaca.

Akşam saatleri artık Arca dellenmeye başlıyor. Sıkıntıdan patlıyor.

Kitap? Zinhar okutmuyor. Resim, hamur gibi aktiviteler nanay... Çizgi filmin sadece hastanede gösterildiğini o kadar iyi işlemişiz ki vaktini başka şeylerle harcamak istemiyor, nasıl olsa eve dönünce çizgi film yok!

Akşam 9'daki uzun ilaç saatinde genelde uyuyakalıyor.

Ofisi buraya kurdum. Geceleri Arca uyuduktan sonra kahvemi alıp çalışıyorum. Geçende birtoplantıya tuvalette katılmak zorunda kaldım. Konferans görüşmeye sifon sesi karıştı. Zira Arca beni kesinlikle bırakmıyor.

Rutini bozanlar...

Gün aşırı bazen her gün tıkanan damar yolunun açılması (ilk günler Arca'nın damarlarını 8-10 seferde bulamayan hemşireler ve her defasında fenalık geçiren anne kişisi için artık bu prosedür sıradanlaştı. Hatta kendime güveniyorum, ben bile damar yolu açarım.)

Ziyaretçiler ve sürpriz hediyeler (tekrar teşekkürler Elfana, Elif, Nil, Hülya, Hilal, Özge, Tuğçe, Esra Özlem, Yasemin, Hayat, Başak)



Teşekkürler Alpi ve Elfanam!
Alpi, sen nasıl bir çocuksun, çocuk yüreğinle en sevdiğin oyuncağını paylaşıyorsun.
Fotoğrafını çekemediğim ama bayıldığım bir kart da Ela'dan geldi. Kendi gibi kuzu yapmış.



Akşam saatleri kuduruğu Arca'dan pozlar...


Görüldüğü gibi hiç bir klinik problemi yok! Koşuyor, oynuyor, zapt etmek mümkün değil. Önceden görmemiş doktorlar ziyarete geldiğinde "iyileşmişsin sen" diyorlar, halbuki Arca hiç hasta gibi değildi ki!

Neyse...

Sadece iyileşmek için, sonucu öğrenmek ve bir yol çizmek için dua ediyoruz. Hastanede olmak yeterince kötü bir de ne zaman çıkacağını bilememek daha da kötü.

6 Mart 2011 Pazar

durum

epeydir girmemistimsahi blogger kapanmamis miydi?

cok yorum gelmis herkese tesekkurler

ozel hastaneden ege universitesi hastanesine nakledildik

durumlar biraz karisik ilginc bir vakaymisiz

tam tehsisin konmasini bekliyoruz

tarifsiz uzuntu ve acilar cektik tetkikler vs

bol bol dua ediyoruz

kisaca bizimki "aynindan kaynimda da vardi" durumu degil

ve daha uzun sure buradayiz

27 Şubat 2011 Pazar

Hastane günleri

Ateş önceki hafta çarşamba günü başlamıştı, kontrol altına alınamayınca cuma doktora gitmiştik. Boğazdaki enfeksiyonu görünce, direkt antibiyotiğe başladı doktor. İlginçtir pazartesi bilemedin salı düzelmesini beklediğimiz Arca'nın ateşi düşmek bilmedi. Çarşamba günü ishal de devam edince bir gün izlemeye alalım dedik. Perşembe bizi yanılttı, tüm gün iyiydi. Akşamına ateş 39'a yaklaşınca sabah ilk iş doktoru aradım. Hemen getirin tam tarama yapalım dedi.

Öğleden sonra gittik, ciğerleri dinledi, iyi dedi ama yine de ciğer filmi istedi.

İşte herşey böyle başladı. Önce damardan bir tüp kan alındı, Arca sarsıldı. Sonra boğaz kültürü. Sonra röntgen, kollar bacaklar tutuldu, orantısız güç kullanarak yatırıldı. O bir tüp kandan sonra acımayacağına ikna edilemedi. Kaka tahlilinin icraatı müteakip acilen yapılmasına karar verildi.

Sonuçlar elimizde doktora gittik. Ciğerin dörtte biri enfeksiyon ile kaplanmış olarak görüldü. Hastanede yatak ayarlayalım dedi doktor. Zatürreye çevirmiş. Biz çöktük. Hızlı ve acil bir müdahale, damardan antibiyotik ve hastane bakımını şart koştu. Yırtamadık. Hazırlıksızız. Hem fiziksel hem ruhsal olarak duruma hakim değiliz, adapte olamıyoruz. Kendimiz alışamadık, Arca'yı hazırlamaya vakit yok.

Ege Sağlıka kayıt yaptırıyoruz ama bir rüyada gibiyiz. Yeterince badire atlatmışız zaten. Bir odaya çıkyoruz Arca ile ikimiz. Katiyen kalmak istemiyor sürekli "eve! eve!" Hemşireler geldi. Damar yolu açacaklar. İlker dayanamadı, bayılmaya ramak kala kendini dışarı attı. İki bacağım ile bacaklarını mengeneye aldım, çenemle başını ellerimle ellerini tutuyorum. Neyse ki ilk seferde damar bulundu, takıldı. Hadii bu defa da o zımbırtıyı çıkarmak ister.

Benim sinirlerim boşaldı, ben ağlarım Arca ağlar.

Kucağımda "bana bir masal anlat baba" şarkısı eşliğinde uyudu.

Akşam evde eşyalarımız taşındı, Arcanın oyuncakları kitapları, bilgisayarlar, DVD ler, bir bavul eşya...

Sabaha karşı serum hortumunun çıkarak yatağı tavuk boğazlanmışa çevirmesini saymazsak iyi bir geceydi. Uyuduk.

Gündüz daha uyumluydu Arca. Tabii ki "eve"ler, "çıkar bunu"lar devam etti. Ama ziyaretçileri vardı, herkes oyncak kitap getirmiş Arcaya acayip mutlu oldu, oyalandı.

Akşama doğru dans ediyordu, hemşirelere yeni figürlerini gösteriyordu.

Hastanedeki odamızdan birkaç manzara... Pazartesiye kadar buradayız.


Arca uyurken serumu yemekte.


Guffy ve Pluto'ya damar yolu açtık birlikte. Kollarında sargı bezi var, Arca gibi. Arca ateşlerini ölçüp damardan ilaç veriyor, tıpkı kendi gibi.


Test sonuçlarının üzerine park etmiş arabalar. Her yerdeler.


Bilgisayarda defalarca Cars izlendi. Ratatuy, Incredibles ve Ice Age ile tanıştı. İki yıldır özenle baktığımız nöronları birer bire öldürdük son 24 saat içinde!

Son birkaç cümle: Aslında son derece ciddi bir travma Arca için yaşadıkları. Tüm o tahlil ve tetkikler, sonra evinden ayrı kalmak, kolundaki zımbırtı herşey ama herşey aleyhine. Ama yine de mutlu yine de dans ediyor, gülüyor eğleniyor. Neden? Çünkü anne babası yanında, ihtiyaç duyduğu sevgi onunla. Bu kadarı bile çektiği acılara gülüp geçmesine yetiyor. Biz bu yaşımızda bunları yaşasak bu kadar güçlü olabilir miydik? Sanmıyorum. Ama olmalıyız, sevdiklerimiz yanımızda ise sızlanmamalı dört elle sarılmalıyız sahip olduklarımıza. İyileş çocuğum, iyileş ki yine kahkahalarla gülelim eğlenelim.

Biraz daha serum alsın diye aytakta kalmaya çalışıyorum, yazmak iyi geldi, şimdi yanına kıvrılıp kokusuyla uyuyacağım.

23 Şubat 2011 Çarşamba

Olay nedir?

Arca'nın ateş başına vurmuş olacak, birbirinin üzerine çıkarmadığı, iç içe sokmadığı araba kalmadı evde!


hmm bunu anlayabiliyorum, sonuçta Mac Mcqueen'i taşıyor.


Çöp kamyonunun içine sokmaya çalıştığı minibüse yazık değil mi? Hem niye ki?


iki vosvos minibüsü kaynaştırma çalışması sanırsam, anne ile bebeği imiş onlar. Sanırım doğum sahnesini canlandırıyor.


Araba münasebetlerinde son nokta!!

Oğlum sen de normal çocuklar gibi arabaları yarıştırsana!!