Ameliyat olmayacak Arca!
Kist iyileşmiş, görünmüyormuş!!
Bundan sonra daha dikkatli olacağız, vücudun enfeksiyonlara karşı kist oluşturması olasılığı yüksek olduğundan bağışıklık sistemi yüksek tutacağız, dikkatli olacağız...
Bundan daha iyi bir sonuç olamazdı herhalde!!
Teşekkür etmek çok kuru kalıyor, tanıyan tanımayan herkes dualarla kalbimiz oldu !
25 Nisan 2011 Pazartesi
İnkar, itiraz, inat ve diğerleri
Günün çorbası ailesi “Arca’nın iki yaş halleri top 10 listesi”ni iftiharla sunar.
#10 : İnadım inat dötüm iki kanat
diye veciz bir söz vardır. Geçende bu sözü Arca’nın en inat anında söyleyiverdim. Hay bin kunduz! Anında söylemeye başladı. Annenin krizle başa çıkma yöntemine alkış alalım!
#9: Listemizin 9 numarasında Arca’nın beğendiği bir anekdotu yüzlerce defa söyletmesi var. Misal, İlker anne panda ile yavru pandayı konuşturmuş, kavuşmuşlar öpüşmüşler. Bunu yüzlerce defa yaptırmış. Başka konuya zinhar döndürmüyor. Taktı mı takıyor. Bu hikaye dönüp dolaşıp bende patladı tabii!
#8 : Çıplak gezme.
Eskiden yemeğini kendi yesin, üst baş batsın çıksın hiiç umrumda olmazdı. Allah biliyor ya şimdi üç gün ay kıyafetle gezdirebilirim, koksun umrumda değil. Gece uyuduktan sonra altını değiştirir oldum. En güzel çocuk = uyuyan çocuk! Öyle böyle değil, kızlarla Kordon’da takılmaya gittiğimizde İlker’le bizi almaya geleceklerdi, çıplak kalmakta ısrar ettiği için taksiyle eve dönmek zorunda kaldım!
#7: “Gezmeye gitmeyelim, eve dönelim, eve girmeyelim”
Bak bu çok ilginç. Evden çıkman gerekir; “Gitmeyelim evde kalalım” bir şekilde çıkarsın gittiğin yerde başlar “eve dönelim”, iyi hadi eve dönersin “eve girmeyelim, gezelim”
Yorumsuz!
#6: İtiraz!
Sık sık aşağıdakine benzer diyaloglar dönüyor evde. Kitap okuyoruz…
“…. Dülger balığı da pisibalığına anlatmış…”
“ANLATMAMIŞ”
“Anlatmış annecim.”
“ANLATMAMIŞ”
.
.
“Peki Arca anlatmamış”
Sürekli bir olumsuzluk halleri
#5: Bir de inkar var.
“Arca bugün yemeğini pek güzel yemiş”
“YEMEMİŞ!”
“Yemişsin annecim”
“YEMEDİM!”
Ümit abla devreye girer, “Arca yedin ya oğluşum”
“YEMEDİMMMMM”
“Peki Arca yemedin!”
#4: Anne gel…
bu çok şahane… başka bir şeyle ilgileniyordur, sıvışırsın, sen de başka bir şeylere yönelirsin hop ensede biter, “anne gel!” ee hadi oynayalım, yok oturacaksın onun yanında o özgürce oynayacak, sen bakacaksın.
İşin kötüsü başka birşeyle ilgilenmeye yemek yemek tuvalet ihtiyacını gidermek de dahil!
#3 : Nedensiz yere ağlama krizleri.
Aslında nedeni var kendince ama bir anda ağlayınca çözemiyorsun nedensiz geliyor. Mesela geçen akşam yemek yiyoruz. Tavukları ve patatesleri küçük parçalar halinde önündeki tabağa koyuyorum, o da yiyor. Bir patates parçası çok büyük olmuş, onun tabağında iken bölme gafletinde bulundum. Başladı ağlamaya ama nasıl ağlamak. Önce anlamadık, meğer bölmeee büyük kalsııınn diyormuş. İyi de birleştiremiyoruz da, böldük bi kere… Neyse “ağla açılırsın” ile sakinledi bir şekilde, hala içini çeke çeke büyük kalsın diyordu.
#2 : Uyumama sendromu…
Karı koca fikir ayrılığına dönüşen bu madde ayrı bir post konusudur. Sadece gözleri kapanmasına rağmen uyumaya direnen ve sonunda ayakta uyuyan bir bebem var!
#1 : Açık ara zirveye oturan hadise. Kendim yapacağım sendromu. Bunu açıklamaya gerek yok, yemeği kendi yapacak, kendi yiyecek, müziği kendi açacak, kitabı kendi alacak, kendi koyacak.
Gece uyanır, anneyi huzuruna çağırır, su verirsin, basar yaygarayı bokuyla kavgalı. Neden sonra anlarsın meğer suyunu ben vermeyecekmişim o kendisi alacakmış.
Hiç abartmıyorum, bir sabah biz kahvaltı ederken Arca’nın sesi geldi.. “olmuyo olmuyo!!” Baktık, bütün kitaplar yerde, tek bir tane kitabı en üst rafa koymaya çalışıyor. Tabii ki yardım söz konusu bile olamaz. Anlatıyorum, uğraşıyor, yine olmuyor. Neyse.. aldım tostumu, çayımı, oturdum odasında, bu uğraşıyor ben seyrediyorum. Çözemiyor kudurdu. İçimden çatlıyorum gülmekten, ama yüzüm şekilden şekle giriyor, çaktırmıyorum, bi daha dene annecim başarırsın annecim… gaz veriyorum. Neyse ki benim kadar gaddar olmayan babası taburesini hatırlattı. Allahım alkış kıyamet! Sanırsın bizim oğlan milli sporcu oldu, madalya aldı!
Ne diyelim hoşgeldin iki yaş :)
#10 : İnadım inat dötüm iki kanat
diye veciz bir söz vardır. Geçende bu sözü Arca’nın en inat anında söyleyiverdim. Hay bin kunduz! Anında söylemeye başladı. Annenin krizle başa çıkma yöntemine alkış alalım!
#9: Listemizin 9 numarasında Arca’nın beğendiği bir anekdotu yüzlerce defa söyletmesi var. Misal, İlker anne panda ile yavru pandayı konuşturmuş, kavuşmuşlar öpüşmüşler. Bunu yüzlerce defa yaptırmış. Başka konuya zinhar döndürmüyor. Taktı mı takıyor. Bu hikaye dönüp dolaşıp bende patladı tabii!
#8 : Çıplak gezme.
Eskiden yemeğini kendi yesin, üst baş batsın çıksın hiiç umrumda olmazdı. Allah biliyor ya şimdi üç gün ay kıyafetle gezdirebilirim, koksun umrumda değil. Gece uyuduktan sonra altını değiştirir oldum. En güzel çocuk = uyuyan çocuk! Öyle böyle değil, kızlarla Kordon’da takılmaya gittiğimizde İlker’le bizi almaya geleceklerdi, çıplak kalmakta ısrar ettiği için taksiyle eve dönmek zorunda kaldım!
#7: “Gezmeye gitmeyelim, eve dönelim, eve girmeyelim”
Bak bu çok ilginç. Evden çıkman gerekir; “Gitmeyelim evde kalalım” bir şekilde çıkarsın gittiğin yerde başlar “eve dönelim”, iyi hadi eve dönersin “eve girmeyelim, gezelim”
Yorumsuz!
#6: İtiraz!
Sık sık aşağıdakine benzer diyaloglar dönüyor evde. Kitap okuyoruz…
“…. Dülger balığı da pisibalığına anlatmış…”
“ANLATMAMIŞ”
“Anlatmış annecim.”
“ANLATMAMIŞ”
.
.
“Peki Arca anlatmamış”
Sürekli bir olumsuzluk halleri
#5: Bir de inkar var.
“Arca bugün yemeğini pek güzel yemiş”
“YEMEMİŞ!”
“Yemişsin annecim”
“YEMEDİM!”
Ümit abla devreye girer, “Arca yedin ya oğluşum”
“YEMEDİMMMMM”
“Peki Arca yemedin!”
#4: Anne gel…
bu çok şahane… başka bir şeyle ilgileniyordur, sıvışırsın, sen de başka bir şeylere yönelirsin hop ensede biter, “anne gel!” ee hadi oynayalım, yok oturacaksın onun yanında o özgürce oynayacak, sen bakacaksın.
İşin kötüsü başka birşeyle ilgilenmeye yemek yemek tuvalet ihtiyacını gidermek de dahil!
#3 : Nedensiz yere ağlama krizleri.
Aslında nedeni var kendince ama bir anda ağlayınca çözemiyorsun nedensiz geliyor. Mesela geçen akşam yemek yiyoruz. Tavukları ve patatesleri küçük parçalar halinde önündeki tabağa koyuyorum, o da yiyor. Bir patates parçası çok büyük olmuş, onun tabağında iken bölme gafletinde bulundum. Başladı ağlamaya ama nasıl ağlamak. Önce anlamadık, meğer bölmeee büyük kalsııınn diyormuş. İyi de birleştiremiyoruz da, böldük bi kere… Neyse “ağla açılırsın” ile sakinledi bir şekilde, hala içini çeke çeke büyük kalsın diyordu.
#2 : Uyumama sendromu…
Karı koca fikir ayrılığına dönüşen bu madde ayrı bir post konusudur. Sadece gözleri kapanmasına rağmen uyumaya direnen ve sonunda ayakta uyuyan bir bebem var!
#1 : Açık ara zirveye oturan hadise. Kendim yapacağım sendromu. Bunu açıklamaya gerek yok, yemeği kendi yapacak, kendi yiyecek, müziği kendi açacak, kitabı kendi alacak, kendi koyacak.
Gece uyanır, anneyi huzuruna çağırır, su verirsin, basar yaygarayı bokuyla kavgalı. Neden sonra anlarsın meğer suyunu ben vermeyecekmişim o kendisi alacakmış.
Hiç abartmıyorum, bir sabah biz kahvaltı ederken Arca’nın sesi geldi.. “olmuyo olmuyo!!” Baktık, bütün kitaplar yerde, tek bir tane kitabı en üst rafa koymaya çalışıyor. Tabii ki yardım söz konusu bile olamaz. Anlatıyorum, uğraşıyor, yine olmuyor. Neyse.. aldım tostumu, çayımı, oturdum odasında, bu uğraşıyor ben seyrediyorum. Çözemiyor kudurdu. İçimden çatlıyorum gülmekten, ama yüzüm şekilden şekle giriyor, çaktırmıyorum, bi daha dene annecim başarırsın annecim… gaz veriyorum. Neyse ki benim kadar gaddar olmayan babası taburesini hatırlattı. Allahım alkış kıyamet! Sanırsın bizim oğlan milli sporcu oldu, madalya aldı!
Ne diyelim hoşgeldin iki yaş :)
23 Nisan 2011 Cumartesi
Hafta sonu neşesi, Enjoy:)
İzmirli annelerin mail grubundan düşen yazı, çok güldüm, haftasonu neşesi, tadını çıkarın.
----- Çok bilmişin uyarısı geldi Alıntı şu adrestenmiş, valla şahane, teşekkürler:) ----------
* Aynı anda kendi çantasını, çocuğunun çantasını, çocuğunun oyuncak kutusunu, market torbasını, çocuğunun ayakkabısını ve hatta çocuğunu taşıyan; bir yandan da ev anahtarını bulmaya çalışan kişiye ANNE; bilgisayar çantasını karısına vererek sadece oğlunu kucaklayana da BABA denir.
* 5 dakikada duş alıp 10 dakika içinde hem kendisini hem de çocuğunu hazırlayana ANNE; o 15 dakika boyunca gömleğine uygun kazak aramakla uğraştıktan sonra kapının önünde çantasını toparlayan karısına 'daha hazırlanmadın mı?' diye sorana BABA denir.
* Uykusuzluktan süründüğü halde uyumamakta direnen çocuğuna söylenen kişiye ANNE; 'uykusu yok belli, olsa gider yatar zaten' diyene de BABA denir.
* 1 saatte üç çeşit yemek, üstüne de salata hazırlayıp bir yandan da çocuğunu yedirene ANNE; iki tane amerikan servis koyarak 'sofrayı hazırladım' diyene de BABA denir.
* Gecede beş kere kalktığı halde şikayet etmeye hakkı olmayana ANNE; 'dün gece uykum bölündü oğlanın ağlamalarından' diye şikayet edene de BABA denir.
* Çocuğu hastalandığında sabaha kadar başında bekleyene ANNE; işten evi arayarak karısına 'ilaçlarını verdin mi?' diye sorana BABA denir.
* Pazar sabahı havanın güzel olduğunu görüp çocuklarını parka götürmeyi planlayana ANNE; 'bu havada spor yapmalı, siz parka gidin ben koşacağım' diyerek kendini sokağa atana BABA denir.
Tüm bunları açık açık yazana ANNE; 'hiç de değil, market torbalarını sana taşıtmıyorum' diyerek duruma son noktayı koyana da BABA denir.
----- Çok bilmişin uyarısı geldi Alıntı şu adrestenmiş, valla şahane, teşekkürler:) ----------
* Aynı anda kendi çantasını, çocuğunun çantasını, çocuğunun oyuncak kutusunu, market torbasını, çocuğunun ayakkabısını ve hatta çocuğunu taşıyan; bir yandan da ev anahtarını bulmaya çalışan kişiye ANNE; bilgisayar çantasını karısına vererek sadece oğlunu kucaklayana da BABA denir.
* 5 dakikada duş alıp 10 dakika içinde hem kendisini hem de çocuğunu hazırlayana ANNE; o 15 dakika boyunca gömleğine uygun kazak aramakla uğraştıktan sonra kapının önünde çantasını toparlayan karısına 'daha hazırlanmadın mı?' diye sorana BABA denir.
* Uykusuzluktan süründüğü halde uyumamakta direnen çocuğuna söylenen kişiye ANNE; 'uykusu yok belli, olsa gider yatar zaten' diyene de BABA denir.
* 1 saatte üç çeşit yemek, üstüne de salata hazırlayıp bir yandan da çocuğunu yedirene ANNE; iki tane amerikan servis koyarak 'sofrayı hazırladım' diyene de BABA denir.
* Gecede beş kere kalktığı halde şikayet etmeye hakkı olmayana ANNE; 'dün gece uykum bölündü oğlanın ağlamalarından' diye şikayet edene de BABA denir.
* Çocuğu hastalandığında sabaha kadar başında bekleyene ANNE; işten evi arayarak karısına 'ilaçlarını verdin mi?' diye sorana BABA denir.
* Pazar sabahı havanın güzel olduğunu görüp çocuklarını parka götürmeyi planlayana ANNE; 'bu havada spor yapmalı, siz parka gidin ben koşacağım' diyerek kendini sokağa atana BABA denir.
Tüm bunları açık açık yazana ANNE; 'hiç de değil, market torbalarını sana taşıtmıyorum' diyerek duruma son noktayı koyana da BABA denir.
22 Nisan 2011 Cuma
Kısa kısa ... çok kısa ...
Geçende “Bir Kadın bir erkek” dizisine rastladım. İlker yatağa gitmiş olmasa uyandırıp zorla izletecektim. Acayip komik bir bölümdü. Zeynep karakteri aynı ben, bazen kendimi cidden onun kadar sığ hissediyorum. Hiçbir zaman derin, anlaşılmaz, gizemli, ağırbaşlı bir kadın olmadım zaten, o sorun değil de Zeynep’in sığlığında bir komiklik var, sıcaklık var, kendimden bir şeyler var o tiplemede. Neyse çok güldüğüm bölümde Zeynep fotoğrafçılığa merak salıyor (Allah Allah kime benziyor:) Daha komiği Ozan’ın olur olmaz ev hallerini çekip bir de blog açıp bir de bloga koyuyor. İlker’le ilgili çok pis fikirler verdi bana : )
Ev dekorasyon çalışmalarına başlamam yakındır. Mevsim geçişlerindeki dellenmelerim yine karnımda kelebekler uçuşturmaya başladı. Dokuz sene oldu evleneli, İstanbul’da bir başımıza çocuk aklımızla seçtiğimiz eşyalar dökülüyor artık. Nevresimler erimiş, Ayşe teyze cırtı oldu.Ee Ace kullanmazsan! Günlük kullandığımız yemek takımlarının desenleri kaybolmuş, hatırlamıyorum, çiçek mi vardı böcek mi? Çatal kaşık takımının plastikleri kırıldı, derme çatma, bardaklar bulaşık makinası lekeleri dolu… Arca sağ olsun yatak da zıplanmaktan çöktü. En çok da balkona takığım, balkon mevsimi gelmeden el atmam lazım.
Yeliz kıza yeniden çeyiz düzeceğiz bu gidişle!
Ben bütün alışveriş, fırsat sitelerine üyeyimdir, her gün yüzlerce mail gelir, hepsi başka bir klasörde toplanır. Çoğuna bakamadan hop kampanyaları biter zaten. Şimdiye kadar bir defa ilk heves bir cüzdan aldım, bir defa Topolino fırsatı yakaladık, burnumuzdan geldi, bir defa da birileri hatırlattı, fotoğrafçılık kursuna indirimli dahil oldum. Başka da bir alışverişim olmamıştı. Kendimi tuttuğumdan mı? Yoo, sadece çok cimriyim, hepsine bir kulp bulup satın almıyorum. Neyse aylar sonra ilk defa nevresim takımı aldım, bakalım nasıl olacak? Şimdiden dekorasyon yönünde bir maddenin üzerini çizebilirim.
Cuma güzeldir, candır neşedir. Güneş yüzünü göstermeye başladı, benim dilek ve şikayet kutumdan bir şikayet eksildi bile : )
Ve hayatımda çok küçük bir sayfa kapandı… Tazelenmiş, temizlenmiş, yenilenmiş, enerjik hissediyorum kendimi ve bir defa daha hayatın bana sunduğu fırsatlar için şükrediyorum.
Ev dekorasyon çalışmalarına başlamam yakındır. Mevsim geçişlerindeki dellenmelerim yine karnımda kelebekler uçuşturmaya başladı. Dokuz sene oldu evleneli, İstanbul’da bir başımıza çocuk aklımızla seçtiğimiz eşyalar dökülüyor artık. Nevresimler erimiş, Ayşe teyze cırtı oldu.Ee Ace kullanmazsan! Günlük kullandığımız yemek takımlarının desenleri kaybolmuş, hatırlamıyorum, çiçek mi vardı böcek mi? Çatal kaşık takımının plastikleri kırıldı, derme çatma, bardaklar bulaşık makinası lekeleri dolu… Arca sağ olsun yatak da zıplanmaktan çöktü. En çok da balkona takığım, balkon mevsimi gelmeden el atmam lazım.
Yeliz kıza yeniden çeyiz düzeceğiz bu gidişle!
Ben bütün alışveriş, fırsat sitelerine üyeyimdir, her gün yüzlerce mail gelir, hepsi başka bir klasörde toplanır. Çoğuna bakamadan hop kampanyaları biter zaten. Şimdiye kadar bir defa ilk heves bir cüzdan aldım, bir defa Topolino fırsatı yakaladık, burnumuzdan geldi, bir defa da birileri hatırlattı, fotoğrafçılık kursuna indirimli dahil oldum. Başka da bir alışverişim olmamıştı. Kendimi tuttuğumdan mı? Yoo, sadece çok cimriyim, hepsine bir kulp bulup satın almıyorum. Neyse aylar sonra ilk defa nevresim takımı aldım, bakalım nasıl olacak? Şimdiden dekorasyon yönünde bir maddenin üzerini çizebilirim.
Cuma güzeldir, candır neşedir. Güneş yüzünü göstermeye başladı, benim dilek ve şikayet kutumdan bir şikayet eksildi bile : )
Ve hayatımda çok küçük bir sayfa kapandı… Tazelenmiş, temizlenmiş, yenilenmiş, enerjik hissediyorum kendimi ve bir defa daha hayatın bana sunduğu fırsatlar için şükrediyorum.
21 Nisan 2011 Perşembe
İnsanlar konuşa konuşa ...
Arca’nın kelimelere dökülmesinden dolayı mutluyum. Yeni bir çağ başladı bizim evde. Çok işime yarıyor, derdi mi var? Anlatıyor. aklından zilyon tane düşünce geçirirken kendini ifade edememek çok sancılı olsa gerek. Ancak iki yaş civarındaki çocuklar anlayabilir, bizler için zor.
En azından acıktı mı, bir yeri acıdı mı… anlatıyor.
Konuşması çok eğlenceli, işin o kısmı da var. Sık sık dumur diyaloglar dönüyor evde.
Sonra işin duygusal boyutu var. Boynuna sarılıp “anneyi seviyom” demesi. Erimiş dondurma kıvamına getirip sonra da yalıyor beni yer cücesi. İlker’den sonra beni sevdiğini söyleyerek bu kadar mutlu edecek bir canlı olabileceğini hiç düşünmemiştim. Aşk boyut değiştiriyor!
Oyuncaklarıyla konuşurken dünyayı unutuyor, biraz kulak kesilirseniz, hemen ipuçlarını yakalayıveriyorsunuz. Çocuktan al haberi: )
Tabii kafa şişirdiği de oluyor. Bazen hiç susmuyor.
Çokça seviniyoruz da,
Bi kere vicdan telini titretmeyi çözmüş dana! Artık evden çıkmak eskisi kadar kolay değil, her gün ayrı bir travma.
“İşe gitme!”
“İşe gitmek zorunda, para kazanacak…”
“İş gitme para kazanma oyuncak alma, evde kal”
Eskiden de mızırdanırdı ama şimdi bir de konuşuyor, bir de o kaşlarını sağdan soldan yay çizdirip alttan alttan bakmıyor mu! Küçük Emrah işte!
Biz okkalı küfretmeyi severiz karı koca. Meğer bizim cüce sünger gibi emermiş küfürleri. En son trafikte gayri ihtiyari sarf ettiğimiz leziz küfür o…. Çocuğunu duyunca telaffuz etmekte sakınca görmedi cüce. Hem de defalarca. Üstünde durmayarak gereğinden fazla önemsemesini engellemeye çalıştık ama o gün milattı, artık küfürsüz konuşuyoruz. Ama çok önceden emilenleri ne yapacağız?
Biz bu sünger derdine çare arayaduralım, Arca ile Cansu piyano resitalinden birkaç kare düşsün günümüze...

En azından acıktı mı, bir yeri acıdı mı… anlatıyor.
Konuşması çok eğlenceli, işin o kısmı da var. Sık sık dumur diyaloglar dönüyor evde.
Sonra işin duygusal boyutu var. Boynuna sarılıp “anneyi seviyom” demesi. Erimiş dondurma kıvamına getirip sonra da yalıyor beni yer cücesi. İlker’den sonra beni sevdiğini söyleyerek bu kadar mutlu edecek bir canlı olabileceğini hiç düşünmemiştim. Aşk boyut değiştiriyor!
Oyuncaklarıyla konuşurken dünyayı unutuyor, biraz kulak kesilirseniz, hemen ipuçlarını yakalayıveriyorsunuz. Çocuktan al haberi: )
Tabii kafa şişirdiği de oluyor. Bazen hiç susmuyor.
Çokça seviniyoruz da,
Bi kere vicdan telini titretmeyi çözmüş dana! Artık evden çıkmak eskisi kadar kolay değil, her gün ayrı bir travma.
“İşe gitme!”
“İşe gitmek zorunda, para kazanacak…”
“İş gitme para kazanma oyuncak alma, evde kal”
Eskiden de mızırdanırdı ama şimdi bir de konuşuyor, bir de o kaşlarını sağdan soldan yay çizdirip alttan alttan bakmıyor mu! Küçük Emrah işte!
Biz okkalı küfretmeyi severiz karı koca. Meğer bizim cüce sünger gibi emermiş küfürleri. En son trafikte gayri ihtiyari sarf ettiğimiz leziz küfür o…. Çocuğunu duyunca telaffuz etmekte sakınca görmedi cüce. Hem de defalarca. Üstünde durmayarak gereğinden fazla önemsemesini engellemeye çalıştık ama o gün milattı, artık küfürsüz konuşuyoruz. Ama çok önceden emilenleri ne yapacağız?
Biz bu sünger derdine çare arayaduralım, Arca ile Cansu piyano resitalinden birkaç kare düşsün günümüze...

20 Nisan 2011 Çarşamba
Dilek ve Şikayet Kutusu
Bahar gelsin! Yetkili makamların mevsim normallerinin altında seyreden hava koşullarına acilen müdahale etmesini bekliyorum. Görev başına! Yol boyunca eşlik eden mimozalarla kimse kandıramaz beni! Benim içim üşüyor. Baldır-ı çıplak gezmek istiyorum. İliklerim ısınsın istiyorum. Güneş istiyorum yav!!
İşlerimin yoğunluğundan şikayetçiyim. İş olsun çalışalım tabii de, her gece dükkan açmaktan gece ikiden önce yatamamaktan şikayetçiyim.
Sonra zamansızlıktan şikayetim var. “Her işe yetişeyim” olayını aştım artık, en azından bazı işleri tamamlayayım istiyorum. Misal, akşam yemek yemişiz sofra dağınık, tamam sorun değil. Bakıyorum Arca oyuncaklarıyla oynuyor, hadi zamandan kazanayım diye iki tabağı makineye koymaya çalışıyorum. Derken Arca çağırıyor, kitap okurken, hop mıçını dönüp başka bir kitabı ayıcığına okuyacağını söylüyor. Eh iyi hadi çamaşır atayım makineye diyorum. Derken tam çalıştıracağım, hop bu defa İlker çağırıyor. Arca tekrar çekiştiriyor “babayla konuşma!” Peki sarılıp öpüşüyoruz, arkasını dönünce ıslak çamaşırlar aklıma geliyor, hadi asayım derken Arca olaya dahil oluyor, bütün sepet aşağı iniyor. Düdüğün aklına suyla oynamak geliyor, iyi on dakika dinleniyorum, başındayım, zira ne halt edeceği belli olmaz. “Gözüm üzerinde, havuz yapma” diyorum (lavaboyu tıkıyor sonra sular taşıyor, buna izin yok, biliyor ama yine de yapıyor) “Mutfağa git anne!” böylece rahatlıkla yasakları delecek! Hadi üst baş değiştiriyoruz, bakıyorum kirlileri artmış, bir posta da onları yıkayalım diyorum, ama bir öncekini çalıştırmamışım ki! Döndüğümde bütün kitaplığın yerde olduğunu görüyorum. Sonra bütün oyuncakların… Yatma vakti geliyor. Bir saatlik debelenmenin sonunda uyuyor. Ve bilanço… Mutfak dağınık, hiçbir çamaşır yıkanmamış, eskiler asılmamış hatta sepetteki temizler etrafa saçılmış, bütün banyo su olmuş, kitaplar zaten yerde… Bu arada banyo yapmam, dükkanı açıp iki maile cevap yazmam gerek. Bu süreçte İlker de koltukta sızdığından dolayı destek almak mümkün değil. Yani evet zamansızlık en büyük sorunum bu aralar.
Hafta sonlarının üç güne çıkarılması için nereye dilekçe vereceğiz? Ben çok ciddiyim. Nankör bir “cumartesi çalışmayan” insan olarak hafta sonlarının arttırılmasını istiyorum! Bu hafta Cansu’nun doğum günü partisi, Kitap fuarı, eve alınması gereken kap kacak, yatak vs.. alışverişi, Duru ve ablamı görme planları, Gamze gelmiş Ege’nin annesi, görebilir miyiz acaba telaşı, İzmirli annelerin 23 Nisan eğlencesi… Hangisini yapacağız?
Arca’ya doğum günü partisi yapabilmeyi diliyorum. Bir kutu parti malzemesi kargodan geldiğinden beri açılmadı. Şöyle coşmacalı bir parti yapamadım bebeme, halbuki iki yaş için çok eğlenceli parti planlarım vardı. Haftaya belki?
En çok da sağlık diliyorum, sağlık olmadan hiç biri olmuyor tabii ki… Olumlu sonuçlar, mutlu başlangıçlar… Olumsuzlukları tümden ardımızda bırakmak… Zor bir tecrübeydi, geçti, diyebilmek….
İşlerimin yoğunluğundan şikayetçiyim. İş olsun çalışalım tabii de, her gece dükkan açmaktan gece ikiden önce yatamamaktan şikayetçiyim.
Sonra zamansızlıktan şikayetim var. “Her işe yetişeyim” olayını aştım artık, en azından bazı işleri tamamlayayım istiyorum. Misal, akşam yemek yemişiz sofra dağınık, tamam sorun değil. Bakıyorum Arca oyuncaklarıyla oynuyor, hadi zamandan kazanayım diye iki tabağı makineye koymaya çalışıyorum. Derken Arca çağırıyor, kitap okurken, hop mıçını dönüp başka bir kitabı ayıcığına okuyacağını söylüyor. Eh iyi hadi çamaşır atayım makineye diyorum. Derken tam çalıştıracağım, hop bu defa İlker çağırıyor. Arca tekrar çekiştiriyor “babayla konuşma!” Peki sarılıp öpüşüyoruz, arkasını dönünce ıslak çamaşırlar aklıma geliyor, hadi asayım derken Arca olaya dahil oluyor, bütün sepet aşağı iniyor. Düdüğün aklına suyla oynamak geliyor, iyi on dakika dinleniyorum, başındayım, zira ne halt edeceği belli olmaz. “Gözüm üzerinde, havuz yapma” diyorum (lavaboyu tıkıyor sonra sular taşıyor, buna izin yok, biliyor ama yine de yapıyor) “Mutfağa git anne!” böylece rahatlıkla yasakları delecek! Hadi üst baş değiştiriyoruz, bakıyorum kirlileri artmış, bir posta da onları yıkayalım diyorum, ama bir öncekini çalıştırmamışım ki! Döndüğümde bütün kitaplığın yerde olduğunu görüyorum. Sonra bütün oyuncakların… Yatma vakti geliyor. Bir saatlik debelenmenin sonunda uyuyor. Ve bilanço… Mutfak dağınık, hiçbir çamaşır yıkanmamış, eskiler asılmamış hatta sepetteki temizler etrafa saçılmış, bütün banyo su olmuş, kitaplar zaten yerde… Bu arada banyo yapmam, dükkanı açıp iki maile cevap yazmam gerek. Bu süreçte İlker de koltukta sızdığından dolayı destek almak mümkün değil. Yani evet zamansızlık en büyük sorunum bu aralar.
Hafta sonlarının üç güne çıkarılması için nereye dilekçe vereceğiz? Ben çok ciddiyim. Nankör bir “cumartesi çalışmayan” insan olarak hafta sonlarının arttırılmasını istiyorum! Bu hafta Cansu’nun doğum günü partisi, Kitap fuarı, eve alınması gereken kap kacak, yatak vs.. alışverişi, Duru ve ablamı görme planları, Gamze gelmiş Ege’nin annesi, görebilir miyiz acaba telaşı, İzmirli annelerin 23 Nisan eğlencesi… Hangisini yapacağız?
Arca’ya doğum günü partisi yapabilmeyi diliyorum. Bir kutu parti malzemesi kargodan geldiğinden beri açılmadı. Şöyle coşmacalı bir parti yapamadım bebeme, halbuki iki yaş için çok eğlenceli parti planlarım vardı. Haftaya belki?
En çok da sağlık diliyorum, sağlık olmadan hiç biri olmuyor tabii ki… Olumlu sonuçlar, mutlu başlangıçlar… Olumsuzlukları tümden ardımızda bırakmak… Zor bir tecrübeydi, geçti, diyebilmek….
19 Nisan 2011 Salı
Arca'dan naralar
Dün hastanedeydik.
Önce röntgen çekildi. Yaygara kıyamet tabii ki. Zaten hastanenin kapısını görmesi yetti yaygara için.
Çekildi, bu defa da üzerini giymek istemez, yedi bitirdi bizi. İkna etmek mümkün değil. En nefret ettiğim yöntem işe yaradı. “Bak bu doktor amca üzerini giymezsen senin yine fotoğrafını çekecek, hemencecik giyelim de çekmesin! Yok yok doktor amcası giyiniyor Arca, sen gelme”
Elli tane kitap okumuş Yeliz, yine gitti anane yöntemine başvurdu. ALKIŞ!!
Neyse röntgenden bir şey anlamadık, bir de totmografi çekelim dediklerinde saatler öğleden sonrayı çoktan göstermeye başlamıştı. Röntgende durmayan bebe tomografide mi duracak? Durmaz tabii. Hadi uyutalım dediler. Neredeyse damar yolu açılacaktı, İlker’in yoğun ikna çabaları sonuç verdi damardan yırttık. Dediler ki o halde ilaçlı portakal suyu içireceksiniz. Tadı kötü tabii, içmek istemez, hepsini içemedi zaten. Koşarken ilaç etkisini gösterdi, BAMM! Diye yere kapaklandı. Sonrası kucak.
Sabahtan beri Arca’ya sözümüz var, hastanede cesur bir çocuk olursa oyuncakçıya gideceğiz, birlikte oyuncak alacağız. Artık nasıl şartlamışsa kendini, sızmak üzere sarhoş ama uyumamak için direniyor. Bir saatten fazla oyuncakçı diye tutturdu, tam dalıyor hoop açıyor gözlerini “oyuncakçı” diyor hadi devam.
İşte sızmadan önceki anların videosu. Biz artık yorgunluktan, sinirden ve Arca yüzünden işi iyice geyiğe vurduk. Hastane koridorlarında çatlıyoruz gülmekten, herkes bizi izliyor. Arca bir yetmişlik bitirmiş gibi. Asansörde bir hasta yakını, “ne verdiniz ben de istiyorum” diye eğlendi bizimle. Oyuncakçıya gidiyoruz, gelince uyandıracağız sen uyu diyerek ve koridorlarda yürüyerek uyumaya ikna ettik yoksa mesai bitimine yakın daha çok direnecekti.
Sonra dediler ki 4-5 saat uyur. Hay bin kunduz! Sonra da sabahlarız artık diyoruz, ümidi kestik. Bizim oğlan 2 saat sonra uyandı neyse ki, aklı hala oyuncakçıda. Adam oyuncak olayına feci motive olmuş, uyuşturucu ilaç bile tesir etmedi. Yolda giderken naralar atıyor, oyuncakçı bekle beni… Biz tabii durur muyuz? Bir çekim de ayıldıktan sonra.
Bu arada raporları haftaya kadar bize bildirmeyecekler, konsey, değerlendirme vesaire. Ama biz de boş durmayacağız tabii. İlker tüm tetkiklerin kopyasını aldı, özel doktora götürecek. Sonra Özge bir arkadaşına iletecek. İşte böyle…
Bu şahane günün anısına Arca hasta uyandı, sümüklü geziyor. Neyse bu kadarla kalsın, ateş olmasın, enfeksiyon olmasın, sağlık olsun, bol bol sağlık olsun bebelere.
Son olarak; önceki posta gönderilen yorumları okuyup okuyup telkin ettim kendimi, çok teşekkürler...
Önce röntgen çekildi. Yaygara kıyamet tabii ki. Zaten hastanenin kapısını görmesi yetti yaygara için.
Çekildi, bu defa da üzerini giymek istemez, yedi bitirdi bizi. İkna etmek mümkün değil. En nefret ettiğim yöntem işe yaradı. “Bak bu doktor amca üzerini giymezsen senin yine fotoğrafını çekecek, hemencecik giyelim de çekmesin! Yok yok doktor amcası giyiniyor Arca, sen gelme”
Elli tane kitap okumuş Yeliz, yine gitti anane yöntemine başvurdu. ALKIŞ!!
Neyse röntgenden bir şey anlamadık, bir de totmografi çekelim dediklerinde saatler öğleden sonrayı çoktan göstermeye başlamıştı. Röntgende durmayan bebe tomografide mi duracak? Durmaz tabii. Hadi uyutalım dediler. Neredeyse damar yolu açılacaktı, İlker’in yoğun ikna çabaları sonuç verdi damardan yırttık. Dediler ki o halde ilaçlı portakal suyu içireceksiniz. Tadı kötü tabii, içmek istemez, hepsini içemedi zaten. Koşarken ilaç etkisini gösterdi, BAMM! Diye yere kapaklandı. Sonrası kucak.
Sabahtan beri Arca’ya sözümüz var, hastanede cesur bir çocuk olursa oyuncakçıya gideceğiz, birlikte oyuncak alacağız. Artık nasıl şartlamışsa kendini, sızmak üzere sarhoş ama uyumamak için direniyor. Bir saatten fazla oyuncakçı diye tutturdu, tam dalıyor hoop açıyor gözlerini “oyuncakçı” diyor hadi devam.
İşte sızmadan önceki anların videosu. Biz artık yorgunluktan, sinirden ve Arca yüzünden işi iyice geyiğe vurduk. Hastane koridorlarında çatlıyoruz gülmekten, herkes bizi izliyor. Arca bir yetmişlik bitirmiş gibi. Asansörde bir hasta yakını, “ne verdiniz ben de istiyorum” diye eğlendi bizimle. Oyuncakçıya gidiyoruz, gelince uyandıracağız sen uyu diyerek ve koridorlarda yürüyerek uyumaya ikna ettik yoksa mesai bitimine yakın daha çok direnecekti.
Untitled from yeliz minareci on Vimeo.
Sonra dediler ki 4-5 saat uyur. Hay bin kunduz! Sonra da sabahlarız artık diyoruz, ümidi kestik. Bizim oğlan 2 saat sonra uyandı neyse ki, aklı hala oyuncakçıda. Adam oyuncak olayına feci motive olmuş, uyuşturucu ilaç bile tesir etmedi. Yolda giderken naralar atıyor, oyuncakçı bekle beni… Biz tabii durur muyuz? Bir çekim de ayıldıktan sonra.
Untitled from yeliz minareci on Vimeo.
Bu arada raporları haftaya kadar bize bildirmeyecekler, konsey, değerlendirme vesaire. Ama biz de boş durmayacağız tabii. İlker tüm tetkiklerin kopyasını aldı, özel doktora götürecek. Sonra Özge bir arkadaşına iletecek. İşte böyle…
Bu şahane günün anısına Arca hasta uyandı, sümüklü geziyor. Neyse bu kadarla kalsın, ateş olmasın, enfeksiyon olmasın, sağlık olsun, bol bol sağlık olsun bebelere.
Son olarak; önceki posta gönderilen yorumları okuyup okuyup telkin ettim kendimi, çok teşekkürler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)