Arca'nın gece cin gözlerle bilmem kaç defa uyanışından yorgun düşmüş, İlkere havale etmiş ve yarım saatçik deliksiz uyku için ölürken yağmurun sesine uyandım. Kapkara bulutlar!! (Acaba Candan Erçetin'in ninnisindeki kargalar mı getirdi bulutları?) Heryer taşmış, bardaktan boşalırcasına deyimi az gelir, düpedüz kovalarca su boşalttılar üstümüze bulutlar! Bir ara dolu öyle abarttı ki sağa çekip bekledim. Yolda ufak tefek kazalar, yağmurlu havanın olmazsa olmazı. Ofise geldim, çayı içerken kuzucum geldi aklıma. Umarım dam hepten akmamıştır. 2 gündür içimden birşey gelmiyor, dün bir ara işten erken çıkmayı bile düşündüm. Neyse ki akşam arkadaşlar geldi de iki çift laf ettik, gevşedik. Onlar da dün işte aynıymış. Keyifsiz bir gündü işte.
1-2 blog gezdim, kuzenin yazısına denk düştüm. Nasıl güzel anlatmış, anlattıkları benim çocukluğum, pek çoğu birlikte paylaştıklarımız... Buraya bir link atalım, belki Arca büyüyünce okur...
Bulutlar biraz aralandı, yağmur yavaşladı, hadi ben kaçtım!
11 Şubat 2010 Perşembe
8 Şubat 2010 Pazartesi
Almost 1.. Terrible 2.. Horrible 3 ... Fucking 4!
Arayanlara soranlara, yazanlara herkeslere teşekkürler.
Kuyruğu doğrulttuk, antibiyotiğin son dozunu da bu akşam aldık. Artık bundan sonra böyle dert gelmesin, dermansız dertler uzak dursun diyoruz.
Anneci tavırlar devam ama en azından huysuzluklarımız kalmadı. Fabrika ayarlarına dönsün dualarım gerçek mi oluyor? Hastalık psikolojisini üzerimizden atmaya çalışıyoruz. Geçende işten çocuklu arkadaşlarla sohbet sırasında, dedim ki "terrible 2" var da bence "almost 1" diye bir sendrom da tanımlanmalı!! Yürümenin arifesinde bir gerginlik bir sıkıntı, sonra annecilik, sonra kucak talebi, oyuncaklara ufaktan ilgisizlik... Yok bunların bir tanımı olmalı.
2 yaşında çocuğu olan arkadaş, yok dedi hiç bir şey "terrible 2" kadar kötü olamaz. Hmm dedim 2 dediğin 1 yıl, elbet geçecek, böyle telkin etmek gerek kendini, cool olmak lazım. 3 yaşını yeni geçmiş çocuğu olan yok dedi, bunun bir de "horrible 3" si var. Hadi len , yok artık bir de "fucking 4" !! olsun. Geçmeyecek, her dönem yeni zorluklar ve yeni güzelliklerle bizi karşılayacak. Şimdi Arcanın henüz yatar pozisyonda konuşlandığı pozlarına bakıp "ya ne tatlıydı" diye iç geçirip o günleri özlüyorum ama dön deseler o günlere, dönmem, herşey zamanında güzel.
Bugün aylar sonra Deniz aradı. Canım o benim, Zeynep ben deniz kutsal üçlü, liseden beri kopmadık. Ama Denizle zor görüşüyoruz. Hava güzelmiş Bostanlıda, sahile inmiş, yaşlılarla çocukları seyretmiş, benim için bir bira açmış, keyiflenmiş. Ne güzel:) Yeniden aşık olmuş, yıllar önceki lisedeki aşkına, pat diye Kordonda karşılaşmalarının ve herşeye yeniden başlamalarının üzerinden sadece birkaç ay geçmiş. Zeynepin hamile olduğunu benden öğrendi, çıldırdık. Erkek olacağına bir de Deniz şaşırdı. Kız anneliğini ne de çok yakıştırmışız meğer:) En yakın zamanda görüşmeliyiz.
Eve geldim, yeni bir yaşgünü hediyesi gelmiş, özgürüm tekrar teşekkürler!! Bunlar güzel sürprizler, hayatı güzelleştiren dokunuşlar.
İşte bu da hediyemiz

Akşam Nazlılar uğradı, illa ki halılardaki mikropları yok edecekler, rainbow mu ne, öyle bi alet getirmişler gecenin onunda bizim halıyı süpürdüler, ayda bir gelir temizlerim ben evi dedi. Alem kız, kendi evinde hergün yardımcısı var, bize temizliğe gelecek:) Göğüsündeki kist - belki 5. defadır oluşan - iyi çıkmış. Bir güzel haber daha:)
İlker sigarayı bıraktı. Yarım paketi sakladım, yerini yazmam, okur :) umarım bu defa başarır, zira 5 yıl önce birlikte bıraktığımızdan beri ben hiç içmedim ama o birkaç bırakma teşebbüsünde bulunup başarısızlıkla sonuçlandırmıştı!!
Uyyy yatmak lazım, gece kaç olmuş!! Güzel bir gündü, bitmesin istedim ama bitti:(
Kuyruğu doğrulttuk, antibiyotiğin son dozunu da bu akşam aldık. Artık bundan sonra böyle dert gelmesin, dermansız dertler uzak dursun diyoruz.
Anneci tavırlar devam ama en azından huysuzluklarımız kalmadı. Fabrika ayarlarına dönsün dualarım gerçek mi oluyor? Hastalık psikolojisini üzerimizden atmaya çalışıyoruz. Geçende işten çocuklu arkadaşlarla sohbet sırasında, dedim ki "terrible 2" var da bence "almost 1" diye bir sendrom da tanımlanmalı!! Yürümenin arifesinde bir gerginlik bir sıkıntı, sonra annecilik, sonra kucak talebi, oyuncaklara ufaktan ilgisizlik... Yok bunların bir tanımı olmalı.
2 yaşında çocuğu olan arkadaş, yok dedi hiç bir şey "terrible 2" kadar kötü olamaz. Hmm dedim 2 dediğin 1 yıl, elbet geçecek, böyle telkin etmek gerek kendini, cool olmak lazım. 3 yaşını yeni geçmiş çocuğu olan yok dedi, bunun bir de "horrible 3" si var. Hadi len , yok artık bir de "fucking 4" !! olsun. Geçmeyecek, her dönem yeni zorluklar ve yeni güzelliklerle bizi karşılayacak. Şimdi Arcanın henüz yatar pozisyonda konuşlandığı pozlarına bakıp "ya ne tatlıydı" diye iç geçirip o günleri özlüyorum ama dön deseler o günlere, dönmem, herşey zamanında güzel.
Bugün aylar sonra Deniz aradı. Canım o benim, Zeynep ben deniz kutsal üçlü, liseden beri kopmadık. Ama Denizle zor görüşüyoruz. Hava güzelmiş Bostanlıda, sahile inmiş, yaşlılarla çocukları seyretmiş, benim için bir bira açmış, keyiflenmiş. Ne güzel:) Yeniden aşık olmuş, yıllar önceki lisedeki aşkına, pat diye Kordonda karşılaşmalarının ve herşeye yeniden başlamalarının üzerinden sadece birkaç ay geçmiş. Zeynepin hamile olduğunu benden öğrendi, çıldırdık. Erkek olacağına bir de Deniz şaşırdı. Kız anneliğini ne de çok yakıştırmışız meğer:) En yakın zamanda görüşmeliyiz.
Eve geldim, yeni bir yaşgünü hediyesi gelmiş, özgürüm tekrar teşekkürler!! Bunlar güzel sürprizler, hayatı güzelleştiren dokunuşlar.
İşte bu da hediyemiz
Akşam Nazlılar uğradı, illa ki halılardaki mikropları yok edecekler, rainbow mu ne, öyle bi alet getirmişler gecenin onunda bizim halıyı süpürdüler, ayda bir gelir temizlerim ben evi dedi. Alem kız, kendi evinde hergün yardımcısı var, bize temizliğe gelecek:) Göğüsündeki kist - belki 5. defadır oluşan - iyi çıkmış. Bir güzel haber daha:)
İlker sigarayı bıraktı. Yarım paketi sakladım, yerini yazmam, okur :) umarım bu defa başarır, zira 5 yıl önce birlikte bıraktığımızdan beri ben hiç içmedim ama o birkaç bırakma teşebbüsünde bulunup başarısızlıkla sonuçlandırmıştı!!
Uyyy yatmak lazım, gece kaç olmuş!! Güzel bir gündü, bitmesin istedim ama bitti:(
7 Şubat 2010 Pazar
Son günler... Zor günler...
Pazartesi... Arcada ufaktan anneci halleri... üstüme çıkıp inmemeler... hafiften ateş... diştir deyip kondurmamalar...
Salı... Ateş 38,5'un üzerine çıkmadığı için hala diş tesellisi... Ne de olsa köpek dişleri kabarmış telkinleri... Ama doktoru arayıp haber vermeler. 39 olursa ateş mutlaka arayın! Eve erkenden geldik, atlet-pijamayla bulduk kendilerini, keyifli olmaya çalışıyor. Ateş 38,8... 39 u görünce duşa soktuk, oynadı sularda. Ama inmiyor ateş. Bu arada 4'er saat arayla calpol ve ibufen veriyorduk ateş hala inmeyince doktoru aradık. Novalgin verebilirsiniz dedi. Gece oturma odasında kamp kurduk. Yatağına yatırıp kendim de kendi yatağımda rahatça uykuya dalmak istemiyorum, yarım saatte bir uyanıp kontrol ediyorum. Calpol işe yaramıyor, gece tekrar novalgin verdik.
Çarşamba... keyifle uyandı, iyiyiz gibi gibi... Doktora bilgi verdik, ateş yüksek şimdi ilacın etkisinde. Ateş düşürücü vermeyin, ve gelin dedi. Vermedik gittik, ateş 39,7 C ölçtü, hemen ibufen verdi. Boğaza baktı, dinledi. Tahlil istedi. Kanda mikrop çıktı. Boğaz kültürü temiz. Maalesef antibiyotik. Tam da 6 aydır ateşlenmiyoruz dediğimin ertesi!!! Dil ve eşek arılarıyla ilgili düşünceler!! Eve geldik, ateş düştü. Ben de biraz kestireyim dedim. Arcanın ağlamaları ile uyandım. Ümit abla ateş ölçüyor, ama ateş 39. Duşa soktuk. Düşer gibi oldu, yok düşmedi. Kucağımda baygınlaşmaya başladı. Bi daha ölçtük 39,7 C !! O lanet ölçüm aletini oldum olası beceremediğimden gerçek ateşin en az 40 C olduğuna eminim!! Ümit abla suyu hazırlıyor, s...r et dedim üzerimdekilerle girdik küvete, çığlık çığlığa. O saate kadar ne yemek yedi ne bi şey!! Ateş düştü derken İlker geldi bir süre sonra, yine ölçtü, 39,9 C! hop yine banyo 10 dakika soğuk su. Tabii duşa birlikte giriyoruz yoksa Arca kesinlikle durmuyor. Birkaç gün sonra ilk defa emdi. Ateş düşer gibi oldu, tabii novalgin etkisiyle. Gece nöbetler devam... Ateş aynı seyirde...
Perşembe... İşe gitmedim, ateş 2 defa 40 a çıktı. Yine soğuk duş, novalgin. Gece iyi geçti sayılır. Yine yarım saatte bir ölçüm, nöbet!!
Cuma... içime sinmedi, işe gitmedim yine. Bu arada evde çalışyorum çünkü bu hafta feci işim vardı. Allahtan korktuğumuz olmadı ve ateş 38,5'in üzerine çıkmadı ama bütün gün tetikteydik. Doktorla konuştuğumda akşamdan itibaren ateş düşürücüleri kesmemizi sadece antibiyotiğe devam etmemizi söyledi. Arca keyifsiz, mutsuz... arkadaşlar geldi, biraz iştah açıldı ama bu defa da ishal oldu. Kızarıklıklar başladı vücutta. Hatta Hayata sordum Elanınkiler nasıldı diye..
Cumartesi... Arcanın bütün vücudu isilik gibi döküntülere teslim oldu. Fotoğraflarını çekip doktora mail attım, konuştuk. Önemli değilmiş, vücut direnci düştüğü için sonrasında olurmuş. Bepanthene sürün dedi. Ve ateş 38,5 olunca mutlaka arayın!! İshal de bu aralar kullanma suları sebbiyle birçoklarında görülüyormuş. Reflor tavsiye etti. Arcaya sabah patatesli olmet, öğlen haşlama patates hazırladım. Haşlanmış patatese hasta oldu. Allahtan iştah yerine geldi de bir de ishalden bitap düşmedi. İçinde birkaç parça patatesle tabağı sehpaya bırakmışım. Bir ara 37,7 ölçtüm eyvah ateş çıkıyor diye İlkeri çağırdım, geldi, ölçtü yok daha iyi... Bepanthene kızarıklıklara iyi geldi. Biz İlkerle konuşurken baktım, Arca sehpaya tırmandı "mam!" diye kalan patateslere dadandı. Hah dedik kuyruğu doğrulttu!! Günün kalanı ve pazar ateş görmedik.
Ammma!!! Arca gitti bambaşka bir çocuk geldi. Sanki içine şeytan kaçmış!!! Çıldırtıyor bizi. Bi kere herşeye ağlıyor, sonra acayip anne düşkünü oldu, yarın işe nasıl gideceğim bilmiyorum. Kesinlikle İlkere gitmiyor. Gece İlker yanına gittiğinde resmen kovalayıp beni istiyor. Bu da haftaya gideceğim bayi toplantısı için hiç iyi sinyaller değil!! İlker nasıl bakacak Arcaya bilmiyorum. Bugün bütün yemekleri ilker yedirdi, mümkün olduğunca o oynadı. Ama yok Arca eski Arca değil!! Uykuya bile geçerken yaygarayı basıyor.
Hastalık sonrası huy değiştirmek mi?
Almost 1 durumları mı?
Geçici mi kalıcı mı?
Ne bilmiyorum, ne yapmam gerek bilmiyorum, kısacası mikrobu yendik sayılır ama psikolojik manyaklığı nasıl yeneceğiz? Geçici bir döenm mi kalıcı mı? İşte bütün mesele bu!
Salı... Ateş 38,5'un üzerine çıkmadığı için hala diş tesellisi... Ne de olsa köpek dişleri kabarmış telkinleri... Ama doktoru arayıp haber vermeler. 39 olursa ateş mutlaka arayın! Eve erkenden geldik, atlet-pijamayla bulduk kendilerini, keyifli olmaya çalışıyor. Ateş 38,8... 39 u görünce duşa soktuk, oynadı sularda. Ama inmiyor ateş. Bu arada 4'er saat arayla calpol ve ibufen veriyorduk ateş hala inmeyince doktoru aradık. Novalgin verebilirsiniz dedi. Gece oturma odasında kamp kurduk. Yatağına yatırıp kendim de kendi yatağımda rahatça uykuya dalmak istemiyorum, yarım saatte bir uyanıp kontrol ediyorum. Calpol işe yaramıyor, gece tekrar novalgin verdik.
Çarşamba... keyifle uyandı, iyiyiz gibi gibi... Doktora bilgi verdik, ateş yüksek şimdi ilacın etkisinde. Ateş düşürücü vermeyin, ve gelin dedi. Vermedik gittik, ateş 39,7 C ölçtü, hemen ibufen verdi. Boğaza baktı, dinledi. Tahlil istedi. Kanda mikrop çıktı. Boğaz kültürü temiz. Maalesef antibiyotik. Tam da 6 aydır ateşlenmiyoruz dediğimin ertesi!!! Dil ve eşek arılarıyla ilgili düşünceler!! Eve geldik, ateş düştü. Ben de biraz kestireyim dedim. Arcanın ağlamaları ile uyandım. Ümit abla ateş ölçüyor, ama ateş 39. Duşa soktuk. Düşer gibi oldu, yok düşmedi. Kucağımda baygınlaşmaya başladı. Bi daha ölçtük 39,7 C !! O lanet ölçüm aletini oldum olası beceremediğimden gerçek ateşin en az 40 C olduğuna eminim!! Ümit abla suyu hazırlıyor, s...r et dedim üzerimdekilerle girdik küvete, çığlık çığlığa. O saate kadar ne yemek yedi ne bi şey!! Ateş düştü derken İlker geldi bir süre sonra, yine ölçtü, 39,9 C! hop yine banyo 10 dakika soğuk su. Tabii duşa birlikte giriyoruz yoksa Arca kesinlikle durmuyor. Birkaç gün sonra ilk defa emdi. Ateş düşer gibi oldu, tabii novalgin etkisiyle. Gece nöbetler devam... Ateş aynı seyirde...
Perşembe... İşe gitmedim, ateş 2 defa 40 a çıktı. Yine soğuk duş, novalgin. Gece iyi geçti sayılır. Yine yarım saatte bir ölçüm, nöbet!!
Cuma... içime sinmedi, işe gitmedim yine. Bu arada evde çalışyorum çünkü bu hafta feci işim vardı. Allahtan korktuğumuz olmadı ve ateş 38,5'in üzerine çıkmadı ama bütün gün tetikteydik. Doktorla konuştuğumda akşamdan itibaren ateş düşürücüleri kesmemizi sadece antibiyotiğe devam etmemizi söyledi. Arca keyifsiz, mutsuz... arkadaşlar geldi, biraz iştah açıldı ama bu defa da ishal oldu. Kızarıklıklar başladı vücutta. Hatta Hayata sordum Elanınkiler nasıldı diye..
Cumartesi... Arcanın bütün vücudu isilik gibi döküntülere teslim oldu. Fotoğraflarını çekip doktora mail attım, konuştuk. Önemli değilmiş, vücut direnci düştüğü için sonrasında olurmuş. Bepanthene sürün dedi. Ve ateş 38,5 olunca mutlaka arayın!! İshal de bu aralar kullanma suları sebbiyle birçoklarında görülüyormuş. Reflor tavsiye etti. Arcaya sabah patatesli olmet, öğlen haşlama patates hazırladım. Haşlanmış patatese hasta oldu. Allahtan iştah yerine geldi de bir de ishalden bitap düşmedi. İçinde birkaç parça patatesle tabağı sehpaya bırakmışım. Bir ara 37,7 ölçtüm eyvah ateş çıkıyor diye İlkeri çağırdım, geldi, ölçtü yok daha iyi... Bepanthene kızarıklıklara iyi geldi. Biz İlkerle konuşurken baktım, Arca sehpaya tırmandı "mam!" diye kalan patateslere dadandı. Hah dedik kuyruğu doğrulttu!! Günün kalanı ve pazar ateş görmedik.
Ammma!!! Arca gitti bambaşka bir çocuk geldi. Sanki içine şeytan kaçmış!!! Çıldırtıyor bizi. Bi kere herşeye ağlıyor, sonra acayip anne düşkünü oldu, yarın işe nasıl gideceğim bilmiyorum. Kesinlikle İlkere gitmiyor. Gece İlker yanına gittiğinde resmen kovalayıp beni istiyor. Bu da haftaya gideceğim bayi toplantısı için hiç iyi sinyaller değil!! İlker nasıl bakacak Arcaya bilmiyorum. Bugün bütün yemekleri ilker yedirdi, mümkün olduğunca o oynadı. Ama yok Arca eski Arca değil!! Uykuya bile geçerken yaygarayı basıyor.
Hastalık sonrası huy değiştirmek mi?
Almost 1 durumları mı?
Geçici mi kalıcı mı?
Ne bilmiyorum, ne yapmam gerek bilmiyorum, kısacası mikrobu yendik sayılır ama psikolojik manyaklığı nasıl yeneceğiz? Geçici bir döenm mi kalıcı mı? İşte bütün mesele bu!
31 Ocak 2010 Pazar
Cumartesi
Cumartesi sabahtan erkenden kalktık Arcayla kahvaltıdan sonra birlikte güzel bir sabah uykusu çekmişiz. Yoğurtları lüplettikten sonra atladık, Tunanın Hülyasında aldık soluğu. Kuzular da geldi. Gırgır şamata, Giritli gelin Hülyanın nefis mamaları, tadı damağımızda... Küçüğünden yaşgünü yaptık kuzuya, ikinci baskı. İlk yaşgünü hediyemizi aldık Nil ve Özlemden, teşekkürler... Canlı bağlantı kurduk.
Artık bebeler birbirleriyle daha ilgili hatta biraz fazla:) Bir ara Ela ile Arca birbirine girdi, Tunanın arabası kıymete bindi. Uykular şaştı, keyifler gıcır.
Tuna azı acılarına rağmen metanetliydi. Ela harika yürüyor. Gerçekten harika...


Geçen buluşmamızda Arca emekleyemiyordu, bunları görünce emeklemeye başlamıştı, bu buluşmadan yürüme bekliyorum, hadi Arca göreyim seni:)
Akşam trafiği fenaydı, Bucanın trafiğini unutmuşum. Ama Hayatla arabada lafladık iyi oldu. Ela bütün gün uyumadan nasıl dayandı hayret.
Akşam Arcanın neşesi yerindeydi. Bu aralar favori şarkımız Arkadaşım eşşek!! Arcayı yatağa koyuyor, şarkıyı söylüyoruz, Arca da dans ediyor. Barış Manço sağolsun ne güzel şarkılar yapmış, söyledik coştuk, neşemizin kokusunu alan İlknur Meltemi de kaptı geldi, Arca önce yabancıladı sonra çok sevdi Meltemi. Bi güzel uyudu, yorgunluğun üstüne...
Artık bebeler birbirleriyle daha ilgili hatta biraz fazla:) Bir ara Ela ile Arca birbirine girdi, Tunanın arabası kıymete bindi. Uykular şaştı, keyifler gıcır.
Tuna azı acılarına rağmen metanetliydi. Ela harika yürüyor. Gerçekten harika...
Geçen buluşmamızda Arca emekleyemiyordu, bunları görünce emeklemeye başlamıştı, bu buluşmadan yürüme bekliyorum, hadi Arca göreyim seni:)
Akşam trafiği fenaydı, Bucanın trafiğini unutmuşum. Ama Hayatla arabada lafladık iyi oldu. Ela bütün gün uyumadan nasıl dayandı hayret.
Akşam Arcanın neşesi yerindeydi. Bu aralar favori şarkımız Arkadaşım eşşek!! Arcayı yatağa koyuyor, şarkıyı söylüyoruz, Arca da dans ediyor. Barış Manço sağolsun ne güzel şarkılar yapmış, söyledik coştuk, neşemizin kokusunu alan İlknur Meltemi de kaptı geldi, Arca önce yabancıladı sonra çok sevdi Meltemi. Bi güzel uyudu, yorgunluğun üstüne...
26 Ocak 2010 Salı
hava ayaz mı ayaz
çekilmiyor, izmirin ayazı çekilmiyor!! bari kar yağsın, yok!! Gerçi bizim ofisin oraya yağdı, ben havada uçuşan polenler sandım, salaklık!! -2 derecede ne poleni!! eh tutmadı tabii:) üşümeyi sevmiyorum hiç anlamı yok, ayaz bir hava koşulu bile değil! Yağmur, evet, kar evet ama ayaz, bııır sevmiyorum. Kış güneşi bile aldatamıyor beni, ben sırtıma sürülen buzları bilirim güneç vız gelir. Ay çok canım sıkkın. Terminli işlerimi bitirmenin arifesindeyim, market alışverişini bile internetten yapıyorum, duş almaya üşeniyorum, duran çamaşır makinesini boşaltmaya da!! facebook filan gezindim, moralim düzelsin diye 2 sene önceki profil resmimi koydum tekrar, artık bi dolu arkadaşlık isteği gelir, ben ignore ederim, İlker gıcık olur falan filan...
Yav hiç böyle sıkıcı postlar yazmazdım ben, neyse... şimdi dostları okuyayım bari ,içim açılsın.
Yav hiç böyle sıkıcı postlar yazmazdım ben, neyse... şimdi dostları okuyayım bari ,içim açılsın.
24 Ocak 2010 Pazar
7 bilinmeyen!!!
Ruhdağı mimlemiş. bu ara mimciyiz:)
Hakkımda bilinmeyen 7 şey bulmak çok zor oldu çünkü öyle gizemli bi tip değilim, hiç olmadım.
1. SAKARIM!! Bunu aslında çok kişi bilir de blog alemi bilmez haliyle. Acayip sakarımdır, bütün bacaklarım mor içinde, sağa sola çarpmaktan. Geçerken yanlışlıkla Arcanın kafasına bile geçiriyorum. Geçen gece Arcayı geri yatırdıktan sonra kaşımın kenarını kapıya çarptım, sese Arca tekrar uyandı, İlkeri uyandırıp kafama buz koymuştum, gözün kapalı bebek uyutursan olacağı bu!!
2. Bir masada illa ki alttan birilerini teperim. Halbuki boy 1.60 nasıl oluyor anlamıyorum ama ayaklarım herkesinkine çarpıyor, toplantı ya da iş yemekleri özür dilemekle geçiyor.
3. Evde ne zaman temizlik olsa mutlaka yağışlı güne rastlar. Annemin de öyle olurdu, ırsi galiba.
4. Makyaj yapmayı hiç bilmem, bilenleri feci kıskanırım.
5. İlk tanıştığımızda insanlar beni çok mesafeli, kibar, soğuk bulurlar, sonradan damimiyetin bokunu çıkarırım.
6. Uydurmasyonum çoktur. Benjamin Button için defalarca Benazir Butto dedim, İlker hala gülüyor.
7. Arkadaşlarım hep güzel oldu şimdiye kadar. Hiç çirkin birisiyle arkadaşlık ettiğim olmadı. Neden bilmiyorum belki bir psikoloğa danışmam lazım.
Şimdi benim de 7 kişiyi mimlemem lazım:
kuzen çoban yıldızı (bak işte acayip renkli bir kişilik - eminim benim bile bilmediğim ne yönleri vardır)
özgür (merka ettim var mı gariplik?)
kuzumun annesi - mimleyen mimleyene:)
kirazım canım benim
tekirim
kisd
özlemcim - nilin hastalığından vakit bulursan
Hakkımda bilinmeyen 7 şey bulmak çok zor oldu çünkü öyle gizemli bi tip değilim, hiç olmadım.
1. SAKARIM!! Bunu aslında çok kişi bilir de blog alemi bilmez haliyle. Acayip sakarımdır, bütün bacaklarım mor içinde, sağa sola çarpmaktan. Geçerken yanlışlıkla Arcanın kafasına bile geçiriyorum. Geçen gece Arcayı geri yatırdıktan sonra kaşımın kenarını kapıya çarptım, sese Arca tekrar uyandı, İlkeri uyandırıp kafama buz koymuştum, gözün kapalı bebek uyutursan olacağı bu!!
2. Bir masada illa ki alttan birilerini teperim. Halbuki boy 1.60 nasıl oluyor anlamıyorum ama ayaklarım herkesinkine çarpıyor, toplantı ya da iş yemekleri özür dilemekle geçiyor.
3. Evde ne zaman temizlik olsa mutlaka yağışlı güne rastlar. Annemin de öyle olurdu, ırsi galiba.
4. Makyaj yapmayı hiç bilmem, bilenleri feci kıskanırım.
5. İlk tanıştığımızda insanlar beni çok mesafeli, kibar, soğuk bulurlar, sonradan damimiyetin bokunu çıkarırım.
6. Uydurmasyonum çoktur. Benjamin Button için defalarca Benazir Butto dedim, İlker hala gülüyor.
7. Arkadaşlarım hep güzel oldu şimdiye kadar. Hiç çirkin birisiyle arkadaşlık ettiğim olmadı. Neden bilmiyorum belki bir psikoloğa danışmam lazım.
Şimdi benim de 7 kişiyi mimlemem lazım:
kuzen çoban yıldızı (bak işte acayip renkli bir kişilik - eminim benim bile bilmediğim ne yönleri vardır)
özgür (merka ettim var mı gariplik?)
kuzumun annesi - mimleyen mimleyene:)
kirazım canım benim
tekirim
kisd
özlemcim - nilin hastalığından vakit bulursan
23 Ocak 2010 Cumartesi
attttaa gidiyoruz
hülyacım canım benim mimlemiş...
Meraklı kadınım ben mim postlarını illa ki okurum, yanıtlamaya da bayılırım.
Lakin serde dağınıklık olunca bu konu benim için biraz fena oldu.
Özellikle kendi çantam için, Arcanınkini titiz düzenli başak kadını Ümit abla hazırladığı için her daim düzenlidir.
Benim çanta...
- Çok makyaj yapıyormuşum gibi makyaj çantası... Evden ölü gibi çıkığım için ofiste 2 fırça darbesi attırıyorum.
- Ajanda... unutmamam için mutlaka yazmam lazım. Arcanın doktoruna sorulacaklar, alışveriş listesi, izne çıkıldığında ya da haftasonu yapılacaklar listesi, telefonlar, kartlar, aylık harcamalar, maaş vs notları illa ki yazılacak.
- ev araba anahtarı (hatta bazen çantanın içinde kayboluyor, arabanın yedek anahtarı)
- dudak koruyucu, el kremi... öyle nadir kullanıyorum ki!
- arcanın oyuncak halkası kalmış
- güneş gözlüğ, İzmirde ne zaman güneş çıkacağı belli olmaz.
- eldivenler.. İstanbula giderken yanıma almıştım, kalmış.
- toka... elime ne geçerse atıyorum çantaya bazen toka kutusundan daha fazlası çantada oluyor.
- cüzdan, telefon
- ıslak mendil
Arcanın atta çantası:
önce içindekiler
- alt değiştirme şeysi, hastane pedi aslında
- bezler, ıslak mendil
- emzik
- yedek kıyafet
- battaniye
- yelek
- su
- kitap, oyuncak
- önlük, kaşık, bisküvi
- öğününe göre yemek, sıcak dursun diye termos çanta
şimdi çanta:
Bebek çantamız hiç olmadı, işte bebek çantası olarak kullandığımız emektar; daha önce de yazmıştım ahan da copy paste..

Sene 1990 ların son yarısı... Nerden baksan en az 10-12 senesi var. İlkerin bana Mavi Jeans ten hediyesi. Şöyle tek omuzda asılan, askısında kocaman bir cep telefonu kılıfı bulunan... Kılıf o yılların Ericsson 688 leri için düşünülmüş belli. Bende de vardı, pili uzun dayansın diye büyüğünden almıştım, o kadar ağırdı ki, ateş tuğlası misali, evden çıkarken çantaya atmamışsam hafiflikten hemen farkederdim. Allahım bu çanta ne işlere yaradı... Önceleri hergün okula kullandım. Sonra tatillerin değişmez plaj çantası oldu. Evlenmeden önce step, evlendikten sonra pilates, yoga, yüzme... hhoooop bütün malzemeler bunda. Seyahatlerde kitaptı, suydu, yolluktu, hep bu çantayla taşındı. Şimdi ise Arca'nın gezme malzemelerine ev sahipliği yapıyor. Askı cırtlı cırtlı olduğu için boyu ayarlanıyor ve Arcanın pusetinin tutma yerine asılabiliyor, yani ben taşımıyorum bile. Renk siyah olunca İlkeri de bozmuyor. Bu gidişle Arcayı ilkokuldan da mezun edecek bizim emektar:)
Meraklı kadınım ben mim postlarını illa ki okurum, yanıtlamaya da bayılırım.
Lakin serde dağınıklık olunca bu konu benim için biraz fena oldu.
Özellikle kendi çantam için, Arcanınkini titiz düzenli başak kadını Ümit abla hazırladığı için her daim düzenlidir.
Benim çanta...
- Çok makyaj yapıyormuşum gibi makyaj çantası... Evden ölü gibi çıkığım için ofiste 2 fırça darbesi attırıyorum.
- Ajanda... unutmamam için mutlaka yazmam lazım. Arcanın doktoruna sorulacaklar, alışveriş listesi, izne çıkıldığında ya da haftasonu yapılacaklar listesi, telefonlar, kartlar, aylık harcamalar, maaş vs notları illa ki yazılacak.
- ev araba anahtarı (hatta bazen çantanın içinde kayboluyor, arabanın yedek anahtarı)
- dudak koruyucu, el kremi... öyle nadir kullanıyorum ki!
- arcanın oyuncak halkası kalmış
- güneş gözlüğ, İzmirde ne zaman güneş çıkacağı belli olmaz.
- eldivenler.. İstanbula giderken yanıma almıştım, kalmış.
- toka... elime ne geçerse atıyorum çantaya bazen toka kutusundan daha fazlası çantada oluyor.
- cüzdan, telefon
- ıslak mendil
Arcanın atta çantası:
önce içindekiler
- alt değiştirme şeysi, hastane pedi aslında
- bezler, ıslak mendil
- emzik
- yedek kıyafet
- battaniye
- yelek
- su
- kitap, oyuncak
- önlük, kaşık, bisküvi
- öğününe göre yemek, sıcak dursun diye termos çanta
şimdi çanta:
Bebek çantamız hiç olmadı, işte bebek çantası olarak kullandığımız emektar; daha önce de yazmıştım ahan da copy paste..
Sene 1990 ların son yarısı... Nerden baksan en az 10-12 senesi var. İlkerin bana Mavi Jeans ten hediyesi. Şöyle tek omuzda asılan, askısında kocaman bir cep telefonu kılıfı bulunan... Kılıf o yılların Ericsson 688 leri için düşünülmüş belli. Bende de vardı, pili uzun dayansın diye büyüğünden almıştım, o kadar ağırdı ki, ateş tuğlası misali, evden çıkarken çantaya atmamışsam hafiflikten hemen farkederdim. Allahım bu çanta ne işlere yaradı... Önceleri hergün okula kullandım. Sonra tatillerin değişmez plaj çantası oldu. Evlenmeden önce step, evlendikten sonra pilates, yoga, yüzme... hhoooop bütün malzemeler bunda. Seyahatlerde kitaptı, suydu, yolluktu, hep bu çantayla taşındı. Şimdi ise Arca'nın gezme malzemelerine ev sahipliği yapıyor. Askı cırtlı cırtlı olduğu için boyu ayarlanıyor ve Arcanın pusetinin tutma yerine asılabiliyor, yani ben taşımıyorum bile. Renk siyah olunca İlkeri de bozmuyor. Bu gidişle Arcayı ilkokuldan da mezun edecek bizim emektar:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)