Arca ile oturak maceralarımız düşe kalka gidiyor.
Bu sabah aylardır ilk defa Arca deliksiz 6 buçuğa kadar uyudu. Gecenin bi vakti kalkmaya öyle alışmışım ki saate inanmadım, telefonlara da baktım. Kıçımı kaşıyor, tütütü maşallah diyorum.
Biraz da bizim yatakta kestirdi. Sonra kalktık. Banyonun önünden geçiyoruz, uyanınca otursun, yaparsa yapar sözleri aklıma geldi. Hadi hop oturduk, bez kuru, şşşşr anında. Ama salak anne pipinin aşağıya bakıp bakmadığına bakmayı unutmuş. Hain pipi bütün banyoyu, anneyi, annenin iş kıyafetlerini, Arcanın üstündekileri çiş yaptı.
Diyorum ki tuvalet eğitimini önce bana mı vermek lazım?
ve... şu salakanne.com adresini almışlar mıdır acep? bi el atsam fena olmaz!
2 Nisan 2010 Cuma
31 Mart 2010 Çarşamba
Mimozalar açtı
Tamamdır bahar geldi. Gerçekten geldi. Mimozalar açtı mı artık endişe yok!!
Dün en keyifli günlerimden biriydi.
Arcanın Milano seyahatine kurban giden 13. ay kontrolünü düne ertelemiştik.
Bir ilk yaşadık. Elimiz kolumuz boştu, soru yoktu. Biz de şaşırdık.
Boy-kilo herşey tamam. (400 gr almış, boy 78 cm olmuş) Arca pek sevimliydi, pıtı pıtı bütün muayenehaneyi gezdi. Ağzını açmak ve kilo kontrolünde yaygarayı bastı ama aşıda hiç gıkı çıkmadı. Garip oğlan!!
Süt??? içiremiyoruz dedik, yoğurt peynir yiyor mu, boşşşverrr!! dedi. Sabahları benim nesfitin dip sütünden kaşıkla içiyor da hadi süt içirelim dedik mi kapatıyor çeneyi açmıyor. Hakketten garip oğlan!!
Vücudunun üst kısmında kızarıklıklar vardı. Doktor hemen deterjan mı değiştirdiniz dedi. Ben bi gece önceki banyosundan sonra sürdüğümüz losyona bağladım. Ama sonra aklımıza geldi. bebek deterjanı bitmişti, normal deterjanla bir makina yıkamak zorunda kalmıştık.
Doktor 13 aylık bir oğlum olsa Arca gibi olmasını isterdim dedi. Daha ne desin, sevindirik olduk:)
Benden tecrübeli annelerin deneyimlerine önem veriyorum, çok sıkı takip ediyorum. Üstelik bazı yeni şeyler denemek için cesaretim oluyor. Mesela tuvalet olayı. Arca sabahları aynı saatte babası ile tuvalete girdiğinde anakucağında otururken elinde dergi kakasını yapıyordu. Sonra tuvalet konusunda biraz okudum, biraz da özgürün tecrübelerini takip ettim. Geçen ay Ikeadan lazımlık aldım ama oturtmuyordum. Tuvalete girdiğimde gözümün önünde olsun diye Arcayı giyinik ne zaman lazımlığa oturtsam ıkınmaya başlıyordu. Ayrıca kaka yaparken mimikleri ile belli ediyor, altını açtığımız anda ise çiş yapmaya başlamıştı. Acaba olur mu, bi cesaret derken pazar günü ıkındığı anda lazımlığa oturdu ve kaka yaptı, üstüne de çişini:) Sonra Ümit ablaya bahsettik, o da hep kaka yaptığı saatte oturtmuş, yapmış. Çişini yaparken de seyrediyormuş. Tabii eğitim söz konusu değil. Fiziksel anlamda hala tuvaletini söyler mi emin değilim. Önceden haber verir mi? bunlar hep soru işareti, belki daha çok okumak lazım, bilmiyorum, yolun başındayız. Ama doktorla paylaştık. hmmm oldu. Fiziksel anlamda tuvalet eğitimi alabilecek yaşta değil, bu yaşta zorla öğretilen tuvalet söyleme 4-5 yaşlarında tekrar tuvaletini tutamamaya gidebilir dedi. ama bizim anlattıklarımızın son derece doğru adımlar olduğunu, sosyal anlamda ileride olan bebeklerde, - fazla beklentimizin olmaması ve bunu kesinlikle bebeğe hissettirmemek koşulu ile - mümkün olduğunu anlattı. Bizim doktor da Tracy gibi: devam ettiremeyeceğiniz şeye başlamayıncılardan .... Bi kere bezi attıktan sonra tekrar dönüş yapmayın fikrinde. Ayrıca lazımlığı sadece tuvalette tutmamızı tavsiye etti, kesinlikle evin başka odalarına götürmeyin dedi. Bakalım şimdilik amacımız, Arcaya bez dışında lazımlığa da tuvaletin yapılabileceğini göstermek. En azından farkında olmasını sağlamak. Bakalım ne kadar başarılı olacağız.
Akşam hava o kadar güzeldi ki, dedim hadi gezelim. Zaten cıvcıv trafik vakti, eve gitmek 1 saat, hemen plan yaptık. Yürüyelim, yemek yiyelim, 9'a kadar gezelim yine, sonra Arcanın da uyku vakti gelmiş olur, hatta belki yolda uyur. Valla topuklu ayakkabılarıma rağmen saatlerce Alsancak sokaklarında yürüdük. Bahar değil sanki yaz akşamı. Lokantada İlker beyin çorbası söyledi, ben mercimek. Arca mercimeğin yüzüne bakmadı, beyin çorbasını götürdü. Babasının oğlu! Yemekten sonra yürümeye devam. Durunca Arca mızmızlanıyor! Planın geri kalanı tıkır tıkır işledi, Arca arabada uyudu, eve kucakta taşınıp yatağına yatırıldı. Yaz saati uygulamasına ayak uydurma çalışmaları tamamlanmış oldu.
Bahar bahar bahar!! çok özlemişim iyi ki geldi!!
Dün en keyifli günlerimden biriydi.
Arcanın Milano seyahatine kurban giden 13. ay kontrolünü düne ertelemiştik.
Bir ilk yaşadık. Elimiz kolumuz boştu, soru yoktu. Biz de şaşırdık.
Boy-kilo herşey tamam. (400 gr almış, boy 78 cm olmuş) Arca pek sevimliydi, pıtı pıtı bütün muayenehaneyi gezdi. Ağzını açmak ve kilo kontrolünde yaygarayı bastı ama aşıda hiç gıkı çıkmadı. Garip oğlan!!
Süt??? içiremiyoruz dedik, yoğurt peynir yiyor mu, boşşşverrr!! dedi. Sabahları benim nesfitin dip sütünden kaşıkla içiyor da hadi süt içirelim dedik mi kapatıyor çeneyi açmıyor. Hakketten garip oğlan!!
Vücudunun üst kısmında kızarıklıklar vardı. Doktor hemen deterjan mı değiştirdiniz dedi. Ben bi gece önceki banyosundan sonra sürdüğümüz losyona bağladım. Ama sonra aklımıza geldi. bebek deterjanı bitmişti, normal deterjanla bir makina yıkamak zorunda kalmıştık.
Doktor 13 aylık bir oğlum olsa Arca gibi olmasını isterdim dedi. Daha ne desin, sevindirik olduk:)
Benden tecrübeli annelerin deneyimlerine önem veriyorum, çok sıkı takip ediyorum. Üstelik bazı yeni şeyler denemek için cesaretim oluyor. Mesela tuvalet olayı. Arca sabahları aynı saatte babası ile tuvalete girdiğinde anakucağında otururken elinde dergi kakasını yapıyordu. Sonra tuvalet konusunda biraz okudum, biraz da özgürün tecrübelerini takip ettim. Geçen ay Ikeadan lazımlık aldım ama oturtmuyordum. Tuvalete girdiğimde gözümün önünde olsun diye Arcayı giyinik ne zaman lazımlığa oturtsam ıkınmaya başlıyordu. Ayrıca kaka yaparken mimikleri ile belli ediyor, altını açtığımız anda ise çiş yapmaya başlamıştı. Acaba olur mu, bi cesaret derken pazar günü ıkındığı anda lazımlığa oturdu ve kaka yaptı, üstüne de çişini:) Sonra Ümit ablaya bahsettik, o da hep kaka yaptığı saatte oturtmuş, yapmış. Çişini yaparken de seyrediyormuş. Tabii eğitim söz konusu değil. Fiziksel anlamda hala tuvaletini söyler mi emin değilim. Önceden haber verir mi? bunlar hep soru işareti, belki daha çok okumak lazım, bilmiyorum, yolun başındayız. Ama doktorla paylaştık. hmmm oldu. Fiziksel anlamda tuvalet eğitimi alabilecek yaşta değil, bu yaşta zorla öğretilen tuvalet söyleme 4-5 yaşlarında tekrar tuvaletini tutamamaya gidebilir dedi. ama bizim anlattıklarımızın son derece doğru adımlar olduğunu, sosyal anlamda ileride olan bebeklerde, - fazla beklentimizin olmaması ve bunu kesinlikle bebeğe hissettirmemek koşulu ile - mümkün olduğunu anlattı. Bizim doktor da Tracy gibi: devam ettiremeyeceğiniz şeye başlamayıncılardan .... Bi kere bezi attıktan sonra tekrar dönüş yapmayın fikrinde. Ayrıca lazımlığı sadece tuvalette tutmamızı tavsiye etti, kesinlikle evin başka odalarına götürmeyin dedi. Bakalım şimdilik amacımız, Arcaya bez dışında lazımlığa da tuvaletin yapılabileceğini göstermek. En azından farkında olmasını sağlamak. Bakalım ne kadar başarılı olacağız.
Akşam hava o kadar güzeldi ki, dedim hadi gezelim. Zaten cıvcıv trafik vakti, eve gitmek 1 saat, hemen plan yaptık. Yürüyelim, yemek yiyelim, 9'a kadar gezelim yine, sonra Arcanın da uyku vakti gelmiş olur, hatta belki yolda uyur. Valla topuklu ayakkabılarıma rağmen saatlerce Alsancak sokaklarında yürüdük. Bahar değil sanki yaz akşamı. Lokantada İlker beyin çorbası söyledi, ben mercimek. Arca mercimeğin yüzüne bakmadı, beyin çorbasını götürdü. Babasının oğlu! Yemekten sonra yürümeye devam. Durunca Arca mızmızlanıyor! Planın geri kalanı tıkır tıkır işledi, Arca arabada uyudu, eve kucakta taşınıp yatağına yatırıldı. Yaz saati uygulamasına ayak uydurma çalışmaları tamamlanmış oldu.
Bahar bahar bahar!! çok özlemişim iyi ki geldi!!
28 Mart 2010 Pazar
gittim geldim
ama çok özledim bu defa... İtalyan çocukların başını okşar buldum kendimi.
İş anlamında bence başarısız bir seyahatti, ya da benim beklentilerim yüksekti, bilemiyorum. Keyif de almadım. Bir süre Domino's pizza yemeyeceğim sanırım:) Gezinin sürprizi bizim Arzu pideye denk gelmiş olmamızdı. Efendim bizim jenerasyon hatırlar, biz çocukken annemiz pide için iç hazırlardı. Gider fırında yaptırırdık. Usta sorardı, "yumurtalı mı sade mi" diye. Öyle kaşarlı, kuşbaşılı filan yoktu o zamanlar. Bizim semtin en iyisi Arzu pideydi, hala da aynı semtte oturduğumuzdan başımız sıkıştı mı Arzu pideden söyleriz. Hah işte, ilk gün Milanoda karnımızı doyuralım dedik, ama harcırah da az, ucuzundan pizza yiyelim dedik. Gez allah gez bulamadık. Bi lokantaya girdik, oturduk, meğer sadece İtalyan lokantasıymış, pizza yokmuş. Kalktık, kalkarken de sorduk, nerde yiyelim diye. Ahanda sokağın başındakine gidin dedi. Girmeye tereddüt ettik, ama daha dolanacak derman yok. Mısırlılar işletiyor, nargile var, firavun resimleri var. Tavanda bizim usül yılbaşı süsleri, kedi merdivenleri, haber kanalı açılmış 70 ekran televizyon tepeye asılmış. Tombul ama acayip tatlı bir garson kadın, bizden başka tek masada lokantanın sahibi ve birkaç kadın muhabbette arada bizim garson da katılıyor. Pizzaları yapan da yeni yetme bi velet. Fırın aynı bizim Arzu pide, hani salamını peynirini getir, pişirirler, öyle bi yer. Olmadı köşedeki Mc Donalds a gideriz dedik. Rakolı filan bi pizza geldi, yok böyle bi lezzet. Koca pizzayı yaladım yuttum. Sonraki gün Bounes Aires caddesindeki kokoş lokantadaki kapalı pideden bozma pizzadan bin kat nefisti. Bi daha gidersem sadece o Arzu pidenin Milano şubesinde yiyeceğim.
Seyahatin en verimli tarafı 2 kitap bitirmek oldu. Biri Leyla Navaronun "beni duyuyor musun" - bizim dooktorun tavsiyesi - ve diğeri "mahallenin en mutlu yumurcağı"... faydalı olup olmadığına içindeki yöntemleri deneyip sonuç aldıktan sonra karar vermek yerinde olur. Ama kitap bütünüyle 1-4 yaş arası çocukları hedef aldığı için bizlere daha uygun. Altını çizdiklerim var, daha uçaktan iner inmez İlkere anlattıklarım var.
Uçak deyince... hehehe yazmazsam olmaz. Uçak İstanbula 12:20 de inecek diye 15:00 uçağına aktarma yapmışlar. 14:00 diye bir uçak yok, 13:00 uçağına yetişmenin mümkünatı yok. Neyse tam indik, bi baktım kaptan gaza basmış saat 12:00. Dedim ki ben tabanları yağlarım arkadaş 13:00 uçağına yetişirim. Tabana kuvvet ilk pasaport kontrolünden geçtim. Bagajda takıldım. O arada annemin siparişleri, derken Cem benim pasaportla içki aldı (İstanbulda tek içki alınıyormuş) derken saat 12:35 oldu, daha bagajlar çıkmadı. Bu arada İlkerle konuşuyoruz, ya kasma boşver diyor. Ben de umursamadım artık. Ta ki ekranda 13:00 uçağı 10 dk rötarı görünceye kadar. Elim kolum dolu nasıl koşuyorum. Counterda erkek hostes (?) aradım buldum. Bunlara şirinlik yapmak daha kolay:)Bira ık mık biraz telefon ... Sonuç? 13:00 uçağına bindim. Bir rötara bu kadar mı sevinilir? Hop İzmirdeyim 2 saat öncesinden.
Eve girdim, cüce nerdeyse uyumak üzereymiş, sarıldı, sevindi, mutlu oldu. Sarmaş dolaş, kelimeler kifayetsiz, duygular tarifsiz kalır. Uyumak istemedi, yeni numaralarını gösterdi bana. Koltukların tepesine çıkabiliyor. Ayakta daha uzun süre desteksiz kalabiliyor. 2 günde büyünür mü ya? Kırmızı başlıklı kızla mutlu uyudu. Uyandıktan sonra da birbirimizden hiç ayrılmadık. Pocoyo'yu okuyalım mı deyince pıtı pıtı oyun odasına gidiyor. Panda, Penci, kaplan joe diziliyor ve okuyoruz. Bugün 3 kere okuttu bana. Ellynin hapşırıklarından kulenin yıkıldığ zaman var, Pato üzülüyor. "üzülme Pato" diye başını okşuyorum, gülüyor, hem de istisnasız her sefernde. bu kadar mı tatlı olunur ya... Akşam 1 çipurayı yedi, hem de havuç salatasıyla. Yüzü gözü heryeri balık oldu, napalım, o kadar olur. Yıkadık, geçti.
Yarın saatler ileri alınıyor, bakalım düzen nasıl oturacak. Geçen yıl aylar sürmüştü. Bakalım...
İş anlamında bence başarısız bir seyahatti, ya da benim beklentilerim yüksekti, bilemiyorum. Keyif de almadım. Bir süre Domino's pizza yemeyeceğim sanırım:) Gezinin sürprizi bizim Arzu pideye denk gelmiş olmamızdı. Efendim bizim jenerasyon hatırlar, biz çocukken annemiz pide için iç hazırlardı. Gider fırında yaptırırdık. Usta sorardı, "yumurtalı mı sade mi" diye. Öyle kaşarlı, kuşbaşılı filan yoktu o zamanlar. Bizim semtin en iyisi Arzu pideydi, hala da aynı semtte oturduğumuzdan başımız sıkıştı mı Arzu pideden söyleriz. Hah işte, ilk gün Milanoda karnımızı doyuralım dedik, ama harcırah da az, ucuzundan pizza yiyelim dedik. Gez allah gez bulamadık. Bi lokantaya girdik, oturduk, meğer sadece İtalyan lokantasıymış, pizza yokmuş. Kalktık, kalkarken de sorduk, nerde yiyelim diye. Ahanda sokağın başındakine gidin dedi. Girmeye tereddüt ettik, ama daha dolanacak derman yok. Mısırlılar işletiyor, nargile var, firavun resimleri var. Tavanda bizim usül yılbaşı süsleri, kedi merdivenleri, haber kanalı açılmış 70 ekran televizyon tepeye asılmış. Tombul ama acayip tatlı bir garson kadın, bizden başka tek masada lokantanın sahibi ve birkaç kadın muhabbette arada bizim garson da katılıyor. Pizzaları yapan da yeni yetme bi velet. Fırın aynı bizim Arzu pide, hani salamını peynirini getir, pişirirler, öyle bi yer. Olmadı köşedeki Mc Donalds a gideriz dedik. Rakolı filan bi pizza geldi, yok böyle bi lezzet. Koca pizzayı yaladım yuttum. Sonraki gün Bounes Aires caddesindeki kokoş lokantadaki kapalı pideden bozma pizzadan bin kat nefisti. Bi daha gidersem sadece o Arzu pidenin Milano şubesinde yiyeceğim.
Seyahatin en verimli tarafı 2 kitap bitirmek oldu. Biri Leyla Navaronun "beni duyuyor musun" - bizim dooktorun tavsiyesi - ve diğeri "mahallenin en mutlu yumurcağı"... faydalı olup olmadığına içindeki yöntemleri deneyip sonuç aldıktan sonra karar vermek yerinde olur. Ama kitap bütünüyle 1-4 yaş arası çocukları hedef aldığı için bizlere daha uygun. Altını çizdiklerim var, daha uçaktan iner inmez İlkere anlattıklarım var.
Uçak deyince... hehehe yazmazsam olmaz. Uçak İstanbula 12:20 de inecek diye 15:00 uçağına aktarma yapmışlar. 14:00 diye bir uçak yok, 13:00 uçağına yetişmenin mümkünatı yok. Neyse tam indik, bi baktım kaptan gaza basmış saat 12:00. Dedim ki ben tabanları yağlarım arkadaş 13:00 uçağına yetişirim. Tabana kuvvet ilk pasaport kontrolünden geçtim. Bagajda takıldım. O arada annemin siparişleri, derken Cem benim pasaportla içki aldı (İstanbulda tek içki alınıyormuş) derken saat 12:35 oldu, daha bagajlar çıkmadı. Bu arada İlkerle konuşuyoruz, ya kasma boşver diyor. Ben de umursamadım artık. Ta ki ekranda 13:00 uçağı 10 dk rötarı görünceye kadar. Elim kolum dolu nasıl koşuyorum. Counterda erkek hostes (?) aradım buldum. Bunlara şirinlik yapmak daha kolay:)Bira ık mık biraz telefon ... Sonuç? 13:00 uçağına bindim. Bir rötara bu kadar mı sevinilir? Hop İzmirdeyim 2 saat öncesinden.
Eve girdim, cüce nerdeyse uyumak üzereymiş, sarıldı, sevindi, mutlu oldu. Sarmaş dolaş, kelimeler kifayetsiz, duygular tarifsiz kalır. Uyumak istemedi, yeni numaralarını gösterdi bana. Koltukların tepesine çıkabiliyor. Ayakta daha uzun süre desteksiz kalabiliyor. 2 günde büyünür mü ya? Kırmızı başlıklı kızla mutlu uyudu. Uyandıktan sonra da birbirimizden hiç ayrılmadık. Pocoyo'yu okuyalım mı deyince pıtı pıtı oyun odasına gidiyor. Panda, Penci, kaplan joe diziliyor ve okuyoruz. Bugün 3 kere okuttu bana. Ellynin hapşırıklarından kulenin yıkıldığ zaman var, Pato üzülüyor. "üzülme Pato" diye başını okşuyorum, gülüyor, hem de istisnasız her sefernde. bu kadar mı tatlı olunur ya... Akşam 1 çipurayı yedi, hem de havuç salatasıyla. Yüzü gözü heryeri balık oldu, napalım, o kadar olur. Yıkadık, geçti.
Yarın saatler ileri alınıyor, bakalım düzen nasıl oturacak. Geçen yıl aylar sürmüştü. Bakalım...
24 Mart 2010 Çarşamba
Milano yolcusu kalmasın
22 Mart 2010 Pazartesi
annelik halleri üzerine monolog
benim halet-i ruhiyelerim değişkendir. Yükselen terazi dengesizliği ve çelişkiyi hayatıma sokar, kaçar, otur oturduğun yerde diyen boğa kolumdan tutar. Teraziye kızamam da ... lakin tembel ve hımbıl bir boğadan çalışkan, üretken her daim sanata güzelliğe aç bir kadın çıkarır. Geçinir giderler...
içimdeki fırtınalar bir türlü dinmediğinden ruhumda heyecan hiç eksik olmaz. Ama baksan bana işinde gücünde, istikrar timsali, ayakları yere basan bir insan, enteresan!
çalkantılarım anneliğime de yansıyor, inkar edemem. Tutarsızlığı tutmaya çalışıyorum da değişkenlik pek fena. Sürekli hareket halindeyim.
Arca için isteklerim hayallerim hiç bitmez. Tilkilerle sincaplar dolanır durur, sürekli beynimi meşgul ederler. Bu aralar nasıl olmalıyım? Arca nasıl bir insan olsa? Nasıl bir yol çizeyim? soruları kıpır kıpır.
Sonunda karar verdim. -Aç parantez - Bizim İlknurların arkadaşı var Serdar. Gökhan Tepenin son zamanlar hit olan parçasını yaptı. Cumartesi akşam İlknurlardayken uğradı, önceki gece Gökhan Tepenin konserine gitmişler birlikte, video çekmişler, izledik beraber. Nasıl güzel bir duygudur kimbilir, birşeyler üretmek ... özel bir birşey.. Sanatçı olmak insanı özel yapıyor, farklı yapıyor. Sanırım bundan sonra böyle bir karar verdim. - kapa parantez- Galiba Arca sanatçı olursa çok mutlu olacağım. 2 mühendisten nasıl olacaksa:) [müzisyen halanın ve piyanist geçmişi olan babanın genlerine güveniyoruz:) ] Üstelik benim özgeçmişim yarım bıraktığım heveslerimle dolu... Kendi yapamadığım heveslerimi Arcada mı görmek istiyorum acaba? Belki.. her anne kadar. İstemek, hayalini kurmak empoze edeceğim anlamına mı gelir ? Yok be o kadar yaptırımcı bir mizaca sahip değilim ki. En fazla yönlendirme yaparım. İçinde varsa ne ala:) Kitap konusunda olduğu gibi. Koyarsın minikkenden önüne, baktın ilgileniyor mu, birkaç tane daha eklersin kitaplığına, sonradan içinde varsa seninkilere bile dadanır zaten:)...gibi.
-----------------------------------------------------------------
Sonra Arcanın tombul bir bebek olmasından hep mutluluk duyduğumu farkettim. Kilo aldıkça sevindirik oldum. O XL olsun ben XS kalayım triplerine çok girdim. Doktora bile üzülebilirim imajı vermişim, kontrolden sonra sorma ihtiyacı hissetti. Şimdi kilo alımı durdu, üzülüyor muyum? Hayır... Galiba olması gerektiği gibi olduğundan umursamıyorum artık, geçici bir durumdu.
-----------------------------------------------------------------
arca uyku arkadaşına sahip olsun manyaklığı içindeyim. çok zaman zorla eline tutuşturduğum nesneler oldu. Niye yapıyorum bu manyaklığı?
1. prop olmaya meyilliyim, arca da beni prop yapmaya. illa ki oramı buramı tutacak. ben de içten içe seviyorum dokunulmayı, hadiii başlıyoruz sil baştan!
2. uyku arkadaşı, güven nesnesi, bunlar güzel şeyler. benim ayşe bebeğim vardı, bez bebek ama şahane bir arkadaşlığımız vardı. Liseyi bitirdiğim sene hala birlikte uyuduğumuzu hatırlıyorum. Hatta Arcaya versem mi dedim. Erkek bebek + bez bebek bağlamında İlkerin sıkıntısı olduğu için denemedim.
3. Arca da meyilli gibi. beni heveslendiriyor ama hiçbiriyle uzun süreli ilişkisi olmadı, hep one-night stand'ler yaşıyor.
Kimlerle? önceleri pandasına ilgisi var diye, panda. Sonra suluk, sonracığıma Kirazımın gönderdiği bir oyuncak var (hani çekiçle tahta silindirlere vuruyorsun) işte bunun silindirleri ve bizzat çekici, marakas, pisi kedi kitabı, kuzulu küçük yastığı, İkea tavşanı, ıslak mendil, yılbaşı ağacının top süsleri, ananesinin evindeki eski oyuncak ayım bobo, ağız bezi, badem adını verdiğimiz foku ve son olarak dün akşam zuzu (zürafası). hatta sabah kalkmış zuzuyla oynar halde buldum kendilerini.
oyuncakçılarda herşeye bu gözle bakar oldum. bu işi çözeceğim ama ne zaman?
-----------------------------------------------------------------
daha bir gözlerimin içine içine bakar oldu sanki. sanki anlıyor herşeyi. anladığından eminim aslında, sadece eskiden bu kadar hissettirmezdi. gözlerimizle konuşuyoruz. beni özlediğini çok iyi biliyorum. birbirimize çıldırdığımızı. aşkın başka bir boyutu. hiçbir erkeğin veremeyeceği türden bir mutluluk. benim şu anda onun için melekler, tanrılar, büyük büyük en büyüklerden daha ulu olduğumu hissettiriyor. Onun sıkıntısını anlamadığımda "nasıl anlamazsın" bakışını, ufaktan hayalkırıklığını görüyorum. Anladığımı hissettirdiğim zaman ise üzerinden bir yük kalkmış gibi oluyor.
ve... biliyorum, birgün bu ulu şef konumum olmayacak. Şimdi bacağıma yapışmış bu küçük adamın yerine başka biri gelecek. O bağımsızlığını ilan edecek ve ben ondan bir öpücük bir sarılma almak için bugünlerin özlemini çekeceğim. Bunların farkında olmalı ki tadını çıkarmalı. Onunla geçen her dakikayı neşeye dönüştürmeli. Bugünler geri gelmeyecek.
-----------------------------------------------------------------
bazı günler Arcayı oyun odasına bırakıp çıkıyorum , çaktırmadan seyrediyorum. Kitaplarını açıyor, oyuncaklarıyla oynuyor, halkalarını geçiriyor. Kendi kendine konuşup dans ediyor, benim orda olduğumu bilmeden. Nasıl da bağımsız ve özgür görünüyor. Ama bu dakikalar çok sürmüyor, kokumu alıp saklandığım yerden buluyor beni, sonra gırgır şamata:)
-----------------------------------------------------------------
bazen kendimi hafiyelik yaparken yakalıyorum. Neden böyle oldu, nasıl bu duruma geldik? Örneğin haftasonu pusete binememek için gözünden yaş gelesiye kadar ağlaması. Kemirgen sorular iş başında. 1 yıldır öle bayıla bindiği puset neden şimdi çivili yatağa dönüştü? Susturmak için yapmadığımız kalmadığı anda "istemiyorsun biliyorum" "sıkıldın" cümlelerini defalarca gözünün içine bakarak tekrarladıktan sonra "seçeneğin yok" "bu pusette gezeceksin" dediğimde susup bir güzel oturmasına ve hatta bir süre sonra 1 saatten fazla pusette uyumasına ne demeli? hala cevaplayamadığım sorularım var.
-----------------------------------------------------------------
çözmek kolay değil. tek sorunumuzun kaç cc emdiği, emekleyip emeklemediği, kilo - boy - kafa çapı, olduğu günler gerilerde kaldı. ağlardı, ne derdi var derdik?
- acıktı (aç bu çocuk aç mafyası, süt mafyası..)
- uykusu geldi
- diş
- bir yeri acıyor
illa ki bunlardan biri.
şimdi?
- biri hayır dedi?
- istediğini alamadı?
- uyumak istemedi, yemek istemedi, .... istemedi
- oyuncağını bulamadı
- anne odadan çıktı
- Ümit teyze eve gitti
- baba kucağına aldı
- istediği şeyi ifade edemedi
- duygularını anlatamadı
..........
........
daha neler neler. artık işler değişti, çözmek gereken çok soru, toplamak gereken çok kanıt var. üstelik kaygılanmadan, telaşlanmadan yapmak lazım ki telaşın ona yansımasın. yaptıkça tecrübe kazanıyor, okudukça farklı bakış açıları geliştiriyor insan. annelik artık daha zor, ince bir çizgi, ama daha keyifli, daha güzel.
içimdeki fırtınalar bir türlü dinmediğinden ruhumda heyecan hiç eksik olmaz. Ama baksan bana işinde gücünde, istikrar timsali, ayakları yere basan bir insan, enteresan!
çalkantılarım anneliğime de yansıyor, inkar edemem. Tutarsızlığı tutmaya çalışıyorum da değişkenlik pek fena. Sürekli hareket halindeyim.
Arca için isteklerim hayallerim hiç bitmez. Tilkilerle sincaplar dolanır durur, sürekli beynimi meşgul ederler. Bu aralar nasıl olmalıyım? Arca nasıl bir insan olsa? Nasıl bir yol çizeyim? soruları kıpır kıpır.
Sonunda karar verdim. -Aç parantez - Bizim İlknurların arkadaşı var Serdar. Gökhan Tepenin son zamanlar hit olan parçasını yaptı. Cumartesi akşam İlknurlardayken uğradı, önceki gece Gökhan Tepenin konserine gitmişler birlikte, video çekmişler, izledik beraber. Nasıl güzel bir duygudur kimbilir, birşeyler üretmek ... özel bir birşey.. Sanatçı olmak insanı özel yapıyor, farklı yapıyor. Sanırım bundan sonra böyle bir karar verdim. - kapa parantez- Galiba Arca sanatçı olursa çok mutlu olacağım. 2 mühendisten nasıl olacaksa:) [müzisyen halanın ve piyanist geçmişi olan babanın genlerine güveniyoruz:) ] Üstelik benim özgeçmişim yarım bıraktığım heveslerimle dolu... Kendi yapamadığım heveslerimi Arcada mı görmek istiyorum acaba? Belki.. her anne kadar. İstemek, hayalini kurmak empoze edeceğim anlamına mı gelir ? Yok be o kadar yaptırımcı bir mizaca sahip değilim ki. En fazla yönlendirme yaparım. İçinde varsa ne ala:) Kitap konusunda olduğu gibi. Koyarsın minikkenden önüne, baktın ilgileniyor mu, birkaç tane daha eklersin kitaplığına, sonradan içinde varsa seninkilere bile dadanır zaten:)...gibi.
-----------------------------------------------------------------
Sonra Arcanın tombul bir bebek olmasından hep mutluluk duyduğumu farkettim. Kilo aldıkça sevindirik oldum. O XL olsun ben XS kalayım triplerine çok girdim. Doktora bile üzülebilirim imajı vermişim, kontrolden sonra sorma ihtiyacı hissetti. Şimdi kilo alımı durdu, üzülüyor muyum? Hayır... Galiba olması gerektiği gibi olduğundan umursamıyorum artık, geçici bir durumdu.
-----------------------------------------------------------------
arca uyku arkadaşına sahip olsun manyaklığı içindeyim. çok zaman zorla eline tutuşturduğum nesneler oldu. Niye yapıyorum bu manyaklığı?
1. prop olmaya meyilliyim, arca da beni prop yapmaya. illa ki oramı buramı tutacak. ben de içten içe seviyorum dokunulmayı, hadiii başlıyoruz sil baştan!
2. uyku arkadaşı, güven nesnesi, bunlar güzel şeyler. benim ayşe bebeğim vardı, bez bebek ama şahane bir arkadaşlığımız vardı. Liseyi bitirdiğim sene hala birlikte uyuduğumuzu hatırlıyorum. Hatta Arcaya versem mi dedim. Erkek bebek + bez bebek bağlamında İlkerin sıkıntısı olduğu için denemedim.
3. Arca da meyilli gibi. beni heveslendiriyor ama hiçbiriyle uzun süreli ilişkisi olmadı, hep one-night stand'ler yaşıyor.
Kimlerle? önceleri pandasına ilgisi var diye, panda. Sonra suluk, sonracığıma Kirazımın gönderdiği bir oyuncak var (hani çekiçle tahta silindirlere vuruyorsun) işte bunun silindirleri ve bizzat çekici, marakas, pisi kedi kitabı, kuzulu küçük yastığı, İkea tavşanı, ıslak mendil, yılbaşı ağacının top süsleri, ananesinin evindeki eski oyuncak ayım bobo, ağız bezi, badem adını verdiğimiz foku ve son olarak dün akşam zuzu (zürafası). hatta sabah kalkmış zuzuyla oynar halde buldum kendilerini.
oyuncakçılarda herşeye bu gözle bakar oldum. bu işi çözeceğim ama ne zaman?
-----------------------------------------------------------------
daha bir gözlerimin içine içine bakar oldu sanki. sanki anlıyor herşeyi. anladığından eminim aslında, sadece eskiden bu kadar hissettirmezdi. gözlerimizle konuşuyoruz. beni özlediğini çok iyi biliyorum. birbirimize çıldırdığımızı. aşkın başka bir boyutu. hiçbir erkeğin veremeyeceği türden bir mutluluk. benim şu anda onun için melekler, tanrılar, büyük büyük en büyüklerden daha ulu olduğumu hissettiriyor. Onun sıkıntısını anlamadığımda "nasıl anlamazsın" bakışını, ufaktan hayalkırıklığını görüyorum. Anladığımı hissettirdiğim zaman ise üzerinden bir yük kalkmış gibi oluyor.
ve... biliyorum, birgün bu ulu şef konumum olmayacak. Şimdi bacağıma yapışmış bu küçük adamın yerine başka biri gelecek. O bağımsızlığını ilan edecek ve ben ondan bir öpücük bir sarılma almak için bugünlerin özlemini çekeceğim. Bunların farkında olmalı ki tadını çıkarmalı. Onunla geçen her dakikayı neşeye dönüştürmeli. Bugünler geri gelmeyecek.
-----------------------------------------------------------------
bazı günler Arcayı oyun odasına bırakıp çıkıyorum , çaktırmadan seyrediyorum. Kitaplarını açıyor, oyuncaklarıyla oynuyor, halkalarını geçiriyor. Kendi kendine konuşup dans ediyor, benim orda olduğumu bilmeden. Nasıl da bağımsız ve özgür görünüyor. Ama bu dakikalar çok sürmüyor, kokumu alıp saklandığım yerden buluyor beni, sonra gırgır şamata:)
-----------------------------------------------------------------
bazen kendimi hafiyelik yaparken yakalıyorum. Neden böyle oldu, nasıl bu duruma geldik? Örneğin haftasonu pusete binememek için gözünden yaş gelesiye kadar ağlaması. Kemirgen sorular iş başında. 1 yıldır öle bayıla bindiği puset neden şimdi çivili yatağa dönüştü? Susturmak için yapmadığımız kalmadığı anda "istemiyorsun biliyorum" "sıkıldın" cümlelerini defalarca gözünün içine bakarak tekrarladıktan sonra "seçeneğin yok" "bu pusette gezeceksin" dediğimde susup bir güzel oturmasına ve hatta bir süre sonra 1 saatten fazla pusette uyumasına ne demeli? hala cevaplayamadığım sorularım var.
-----------------------------------------------------------------
çözmek kolay değil. tek sorunumuzun kaç cc emdiği, emekleyip emeklemediği, kilo - boy - kafa çapı, olduğu günler gerilerde kaldı. ağlardı, ne derdi var derdik?
- acıktı (aç bu çocuk aç mafyası, süt mafyası..)
- uykusu geldi
- diş
- bir yeri acıyor
illa ki bunlardan biri.
şimdi?
- biri hayır dedi?
- istediğini alamadı?
- uyumak istemedi, yemek istemedi, .... istemedi
- oyuncağını bulamadı
- anne odadan çıktı
- Ümit teyze eve gitti
- baba kucağına aldı
- istediği şeyi ifade edemedi
- duygularını anlatamadı
..........
........
daha neler neler. artık işler değişti, çözmek gereken çok soru, toplamak gereken çok kanıt var. üstelik kaygılanmadan, telaşlanmadan yapmak lazım ki telaşın ona yansımasın. yaptıkça tecrübe kazanıyor, okudukça farklı bakış açıları geliştiriyor insan. annelik artık daha zor, ince bir çizgi, ama daha keyifli, daha güzel.
17 Mart 2010 Çarşamba
Ezberbozan!
Arca 2 akşamdır tam bir ezberbozan oldu.
Kendimizce ara sıra esnettiğimiz rutinimiz aldı başını gitti. Geriye loş ışıkta altını üstünü değiştirmekten ibaret bir rutin kaldı.
Sondan başa dönersek... Arcanın pijamalarını giydirdikten sonra babayı öpüyor, sonra loş odasına girip ninni şarkı uydurmasyon vs. söylüyorum. Sonra da yatağa koyuyorum. Normalde bu şekilde kendi kendine uyur. Ama yok 2 gecedir yatakta debeleniyor. Tamam diyorum gel kucağa biraz öpüşüp koklaşıp gevşeyip bi daha yatırayım. Bu defa da yatağı gösteriyor, gelmek kucakta durmak istemiyor. Arada kapıyı gösteriyor, çıkıyoruz, "bak herkes uyumuş, oyuncaklar uyumuş" diyorum hmm yapıp dönüyor. Ama yine gevşeyip yatağa yatınca debelenme, oynama!! Yatır kaldır da kar etmiyor, zaten sadece yatır kısmını yapıyorum, o kalkıyor. Dün akşam sinirlerin gerildiği noktada yatakta bıraktım, çıktım, ama kapıdayım. Debelendi debelendi, ağlamak yok ama. Öyle ne kadar durduk bilmiyorum. Sonunda savaşı zatıalileri kazandı ve yine aldım dışarı çıkardım. Bu yaklaşık 40 dakika sürdü.
Hani uykusu yok muydu dersen, yooo olmaz mı ? esniyordu.
Belki yanlışlıkla biz aktive ettik cüceyi, belki daha fazla uyanık kalmak için direndi. Bilmiyorum. Bildiğim tek şey bugünden tez bu rutine tekrar el atılacak, hemen bir alıştırma dönemine girilecek!!
- Oyuncakları toplama
- Arabaları park etme
- Işıkları söndürme
- Alt üst değiştirme
- Pisi kedi uyuyor kitabını okuma
- ninni söyleme
ve umuyorum :) Uyku
mu acaba??
Not: Farkettim ki annelik serüvenimin en beter kısmı uyku olmuş hep. ben çok takıyorum diye mi yoksa cidden Arcada mı bi sorun var!! Neyse ... gece 3-5 nöbetlerinin yanı sıra bir de yarım saatlik uyanıklık var, pek ahkam kesecek kafada değilim, bi fikri olan bacılar beri gelsin
Kendimizce ara sıra esnettiğimiz rutinimiz aldı başını gitti. Geriye loş ışıkta altını üstünü değiştirmekten ibaret bir rutin kaldı.
Sondan başa dönersek... Arcanın pijamalarını giydirdikten sonra babayı öpüyor, sonra loş odasına girip ninni şarkı uydurmasyon vs. söylüyorum. Sonra da yatağa koyuyorum. Normalde bu şekilde kendi kendine uyur. Ama yok 2 gecedir yatakta debeleniyor. Tamam diyorum gel kucağa biraz öpüşüp koklaşıp gevşeyip bi daha yatırayım. Bu defa da yatağı gösteriyor, gelmek kucakta durmak istemiyor. Arada kapıyı gösteriyor, çıkıyoruz, "bak herkes uyumuş, oyuncaklar uyumuş" diyorum hmm yapıp dönüyor. Ama yine gevşeyip yatağa yatınca debelenme, oynama!! Yatır kaldır da kar etmiyor, zaten sadece yatır kısmını yapıyorum, o kalkıyor. Dün akşam sinirlerin gerildiği noktada yatakta bıraktım, çıktım, ama kapıdayım. Debelendi debelendi, ağlamak yok ama. Öyle ne kadar durduk bilmiyorum. Sonunda savaşı zatıalileri kazandı ve yine aldım dışarı çıkardım. Bu yaklaşık 40 dakika sürdü.
Hani uykusu yok muydu dersen, yooo olmaz mı ? esniyordu.
Belki yanlışlıkla biz aktive ettik cüceyi, belki daha fazla uyanık kalmak için direndi. Bilmiyorum. Bildiğim tek şey bugünden tez bu rutine tekrar el atılacak, hemen bir alıştırma dönemine girilecek!!
- Oyuncakları toplama
- Arabaları park etme
- Işıkları söndürme
- Alt üst değiştirme
- Pisi kedi uyuyor kitabını okuma
- ninni söyleme
ve umuyorum :) Uyku
mu acaba??
Not: Farkettim ki annelik serüvenimin en beter kısmı uyku olmuş hep. ben çok takıyorum diye mi yoksa cidden Arcada mı bi sorun var!! Neyse ... gece 3-5 nöbetlerinin yanı sıra bir de yarım saatlik uyanıklık var, pek ahkam kesecek kafada değilim, bi fikri olan bacılar beri gelsin
16 Mart 2010 Salı
son 3 gün
son günler hareketli, son günler neşeli, keyifli...
ani bir kararla rotamızı günebakandan kuzu elaya çevirmek pek iyi oldu, temiz hava pek iyi geldi. Arca cücesi çakıl taşlarıyla ilk defa karşılaştı, ağzına atma teşebbüsleri annenin içgüdüsel aşırı tepkisi ile karşılaşınca önce afalladı, mızmızlandı sonra her çakıltaşlarıyla münasebeti, ağza atma konusunda anneyi sınama faaliyetine dönüştü. Resmen gözümün içine baka baka!! bizimkinin terrible 2, fucking 4 filan değil direkt ergenlik çağı başlıyor galiba! Böyle inatlaşmalara engellemek için şimdilik sadece yapmamasını söyleyip ilgisini başka yöne çekmekten başka birşey gelmiyor elimden.
ela ve tuna beni seviyorlar galiba:) ela gülümsüyor, tuna elindekileri bana veriyor. Sanırım beni kendilerinden sanıyorlar:) ama çok şekerler yaaa... Ela uyuduğundan park maceralarına tanık olamadım ama Tunanın o küçük totosuyla pıtır pıtır park halleri harikaydı. Deniz manzarasına karşı Arca ile sallanmak da öyle... Hayatın nefis muffinleri de:)
Yolda Hülyayla epey lafladık zira minikler hem giderken hem dönüşte uyudular. Bol bol fikir alışverişinde (!) bulunduk. (dostlar alışverişte görsün)
Bahardan çaldığımız günü, miniklerle kendimize armağan ettik, doyasıya keyif yaptık kısaca:) fotolar için bir tık
Pazar öğleye kadar hiçbirşey yapmayan miskinleri oynadık. Derken Orçunla Gül geldi, Arca kudurdu. Sonracığıma Zeyneple Tufan da geldi, Arca daha da kudurdu. Pizzalar söylendi, ulu orta atıştırıldı (Friends dizisinden bir bölümün içinde hissettim kendimi), sohbet sohbeti kovaladı, akşamı ettik. Güzel bi haftasonuydu, kayıtlara geçmek lazım.
Pazartesi öğleden sonra vize randevum vardı, 3 aylık vermişler. İtalyadan ilk vize alışım (önceki gidişim Alman vizesiyleydi) olmasına rağmen iyi bir başlangıç. Belki bi ara yine kaçamak yaparız:) Ofise dönmedim. Alsancakta turladım. Hafta içi de ayrı güzel oluyor, sakin sessiz. Dükkanlara girip çıktım, bütün semti tavaf ettim. Nefis bir güneş ama soğuk bir ayaz yaladı yüzümü. En son kahve içer, kitap okurken saatin farkına varamamışım nerdeyse 6 olmuştu, akşam trafiğine kalmayayım diye tabanları yağladım. Zamandan çalmak iyi geldi. Arca pek keyifli karşıladı annesinin erken gelişini. Ümit teyzesi "babanenin getirdiği kitabını al göster annene" deyince 7-8 kitabın arasından bulup getirdi. O-ha oldum. Sonra evdeki oyuncak hayvanlarından tek tek resimlerdekileri gösterip bulup getiriyor. Şahane!!
Akşam cılkımı çıkardı ama! Yok oyuncaklar uyudu, yok arabaları park edelim, yok baba uyudu, yok ambulanslar uyudu laflarını yok yemedi:) saat 10 olmuş biz hala debeleniyorduk. En son kucağımda sızasıya kadar yatağa gitmek istemedi. Pazartesi sendromudur inşallah der, miniklerin gözlerinden öperim, mutlu uykular dilerim.
ani bir kararla rotamızı günebakandan kuzu elaya çevirmek pek iyi oldu, temiz hava pek iyi geldi. Arca cücesi çakıl taşlarıyla ilk defa karşılaştı, ağzına atma teşebbüsleri annenin içgüdüsel aşırı tepkisi ile karşılaşınca önce afalladı, mızmızlandı sonra her çakıltaşlarıyla münasebeti, ağza atma konusunda anneyi sınama faaliyetine dönüştü. Resmen gözümün içine baka baka!! bizimkinin terrible 2, fucking 4 filan değil direkt ergenlik çağı başlıyor galiba! Böyle inatlaşmalara engellemek için şimdilik sadece yapmamasını söyleyip ilgisini başka yöne çekmekten başka birşey gelmiyor elimden.
ela ve tuna beni seviyorlar galiba:) ela gülümsüyor, tuna elindekileri bana veriyor. Sanırım beni kendilerinden sanıyorlar:) ama çok şekerler yaaa... Ela uyuduğundan park maceralarına tanık olamadım ama Tunanın o küçük totosuyla pıtır pıtır park halleri harikaydı. Deniz manzarasına karşı Arca ile sallanmak da öyle... Hayatın nefis muffinleri de:)
Yolda Hülyayla epey lafladık zira minikler hem giderken hem dönüşte uyudular. Bol bol fikir alışverişinde (!) bulunduk. (dostlar alışverişte görsün)
Bahardan çaldığımız günü, miniklerle kendimize armağan ettik, doyasıya keyif yaptık kısaca:) fotolar için bir tık
Pazar öğleye kadar hiçbirşey yapmayan miskinleri oynadık. Derken Orçunla Gül geldi, Arca kudurdu. Sonracığıma Zeyneple Tufan da geldi, Arca daha da kudurdu. Pizzalar söylendi, ulu orta atıştırıldı (Friends dizisinden bir bölümün içinde hissettim kendimi), sohbet sohbeti kovaladı, akşamı ettik. Güzel bi haftasonuydu, kayıtlara geçmek lazım.
Pazartesi öğleden sonra vize randevum vardı, 3 aylık vermişler. İtalyadan ilk vize alışım (önceki gidişim Alman vizesiyleydi) olmasına rağmen iyi bir başlangıç. Belki bi ara yine kaçamak yaparız:) Ofise dönmedim. Alsancakta turladım. Hafta içi de ayrı güzel oluyor, sakin sessiz. Dükkanlara girip çıktım, bütün semti tavaf ettim. Nefis bir güneş ama soğuk bir ayaz yaladı yüzümü. En son kahve içer, kitap okurken saatin farkına varamamışım nerdeyse 6 olmuştu, akşam trafiğine kalmayayım diye tabanları yağladım. Zamandan çalmak iyi geldi. Arca pek keyifli karşıladı annesinin erken gelişini. Ümit teyzesi "babanenin getirdiği kitabını al göster annene" deyince 7-8 kitabın arasından bulup getirdi. O-ha oldum. Sonra evdeki oyuncak hayvanlarından tek tek resimlerdekileri gösterip bulup getiriyor. Şahane!!
Akşam cılkımı çıkardı ama! Yok oyuncaklar uyudu, yok arabaları park edelim, yok baba uyudu, yok ambulanslar uyudu laflarını yok yemedi:) saat 10 olmuş biz hala debeleniyorduk. En son kucağımda sızasıya kadar yatağa gitmek istemedi. Pazartesi sendromudur inşallah der, miniklerin gözlerinden öperim, mutlu uykular dilerim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)