Hülya’nın ilginç bir lafı vardı, ormanda kaybolmakla ilgili fantezilerimiz var diye, ne gülmüştüm. Dikkat ettim benim masallar bir şekilde ormana yönleniyor. Bir nevi kırmızı başlıklı kız sendromu. Ya da hayvanlarla iletişimi kopuk ananın bebesine hayvan sevgisi aşılama telaşı, eminim pek eğreti duruyordur.
Son zamanların favori masalını paylaşıyorum, dikkat! hiç bir hakkı saklı değildir, -hiç sanmıyorum ama- olur da beğenen olursa bebesini bu masala maruz bırakabilir.
Miki ile Tiki bir gün ananelerini ziyarete gitmeye karar vermişler. Ananelerine ulaşmak için ormandan geçmeleri gerekiyormuş. Konuşa konuşa ormanda gezerken Kunduza rastlamışlar, havadan sudan, dereden tepeden derken Kunduzun değneklerden yaptığı evi yıkılmış.
---nasıl diye sormayın, ben de o kısmı uyduramadım---
Kunduz çok üzülmüş. Miki ile Tiki demişler ki “gel beraber yapalım evini birlikten kuvvet doğar” Hemencecik evi yapmışlar, Kunduz çok sevinmiş, demiş ki “eğer ormandaki yolculuğunuzda bana ihtiyacınız olursa “HA Hİ HO deyin” ben hemen gelirim.” Miki hadi len demiş içinden sen daha kendi evini yapamıyorsun nasıl yardım edeceksin bize. Tiki ise, tamam sağol demiş ve yollarına devam etmişler.
Bir ördekle karşılaşmışlar, “senin ne işin var burada gölde olman lazım “ demişler, ördek de “kayboldum, gölü bulamıyorum” demiş, bizimkiler hemen yardım etmişler, ördeği göle götürmüşler, ördek çok sevinmiş, demiş ki “eğer ormandaki yolculuğunuzda bana ihtiyacınız olursa “HA Hİ HO” deyin ben hemen gelirim.” Miki yine hadi len demiş içinden, canımız portakal soslu ördek çekerse portakalları da kap gel deriz, yoksa sana ne ihtiyacımız olacak demiş. Tiki ise, tamam sağol demiş ve yollarına devam etmişler.
Bir yavru atla karşılaşmışlar.
---Arca her seferinde tay diye düzeltiyor, kıl oluyorum, biz öğrettik onu sana oğlum sen kime satıyorsun hey??--
“senin ne işin var burada annenin yanında olman lazım “ demişler. Tay ise “aman ben sıkılıyorum onlardan kaçtım, kafama göre takılıyorum” demiş. “aman olur mu öyle şey, hadi bakalım doğru annenin yanına” demişler ve katmışlar ufaklığı önlerine annesine götürmüşler. Anne at çok sevinmiş ve demiş ki, “eğer ormandaki yolculuğunuzda bana ihtiyacınız olursa HA Hİ HO deyin ben hemen gelirim.” Miki yine içinden küçümsemiş, sen önce bebene sahip çık bacım demiş içinden. Tiki ise, tamam sağol demiş ve yollarına devam etmişler.
Bir yılan çıkmış karşılarına “tsss” demiş, “ee?” demişler. “sokacaktık da” demiş
---burada Cem Yılmaz’ın el hareketi yapılır, odada İlker varsa yarılır gülmekten bu sahne hemen atlanır---
“Yürü git” demişler, gitmiyor illa ki sokacak.
---Arca hala uyumadığı ve her HA Hİ HO kısmını buraya kadar defalarca anlattırdığı için artık baymıştır ve anne kendine eğlenecek bir şeyler aramaktadır.---
Neyse… Tiki “HA Hİ HO” demiş, bir ördek sürüsü gelmiş, yılanı gagalamış kaçırmışlar, bizimkiler bir oh çekmiş.
Sonunda ananenin evine varmışlar. Bakmışlar anane çok hasta, hastaneye götürülmesi lazım. Ne yapsak derken yine Tiki “HA Hİ HO” demiş, anne at koşmuş gelmiş. Demiş ki; “ben ananeyi götürürüm ama at sırtında çok zor olur, bir at arabasına ihtiyaç var” Saksıyı çalıştırmışlar ve hop Tiki yine “HA Hİ HO” demiş, Kunduz gelmiş. Hep beraber bir araba inşa etmişler, ananeyi içine koymuşlar, doğru hastaneye gitmişler.
Miki hayvan dostlarını küçümsediği için çok üzülmüş, hepsine teşekkür etmiş.
Sonra da gitmiş yatmış uyumuşşş, hadi Arca iyi uykular
Arca : HA Hİ HO BİYA!
Yeliz : hayır annecim bir daha ha hi ho anlatamam, ışığı kapatıyorum, sen uykulara dalıyorsun rüyanda miki ile tikiyi görüyorsun.
Arca : HA Hİ HO
Yeliz : hay dilimi eşek arıları şeetsin, annecim bak bugün Hülyayla konuştum, Tuna o kadar büyümüş ki uyu deyince uyuyormuş (artık bu muhabbeti pek yemiyor)
Arca : Berk?
Yeliz: evet annecim Berk çoktan uyumuş biliyorsun okula gidiyor
Arca: Ela?
Yeliz : Ela bu masalı dinleyince hemen gözlerini kapatıyormuş, hadi gözlerini kapat bebeğim ben şimdilik buradayım
Arca : ha hi ho ha hi ho…
zzzzzzzzzzzzzzzzzzzz
10 Aralık 2010 Cuma
Sol ayağım
Film değil ama film gibi …
Benim sol ayağım! Yıllardır kullanmadığım sol ayağım.
Aslında bu sabahki yaklaşık 40 dakikalık yolculuğumuz “sol ayağım” adında bol kahkahalı, biraz gerilimli, çok da stresli bir film sayılır! Kullanmaya kullanmaya körelmiş.
Debriyaj diyorum! Ah diyorum yaktın beni diyorum.
İlker gaza geldi, ders almama gerek yokmuş, düz vites araba ile 3 gün işe beraber gidelimmiş, o bana süper öğretirmiş. Sen öğretirsin gülüm benim, ben öğrenebilir miyim? İşte sanırım bunu hesaba katmadığı için günün bu saatlerinde epey pişmandır.
İlk günün bilançosu:
* Bismillah daha arabaya bindiğimde hödük gibi arabayı çalıştırdım, pat stop etti.
* Yokuşta kaldım, 10 dakika en az 3-4 defa stop ettirdim.
* Yolda giderken 3’e takacağıma 1’e taktım ki İlker’e göre üstün başarı madalyasına hak kazanmışım!
* Otobanda araba sollarken gaza basacağıma frene bastım.
* Debriyajın yerini unuturum diye sol ayak bilekten kıvrık ama balataları yemeyeyim diye debriyaja da basmıyorum, az sonra basacağım diye havada öyle duruyor, yer çekimine yenilmiyorum ama bilek bir süre sonra zonklamaya başlıyor.
Yani yapılmaması gereken ne varsa yaptım!
Ve tüm bunlara rağmen akşam yine ben kullanacağım hem de Cuma trafiğinde.
Çarem yok, arabayı düz vitesli aldırdım mı? Aldırdım!
Otomatik olanı da sattık mı? Sattık!
Bundan gayrı yapacak bir şey yok öyle böyle öğrenilecek.
Özel ders alma fikri bu sabahtan sonra aklıma daha bir yattı nedense. Maksat 8 senelik evliliğim yıkılmasın! Derdim o!
Benim sol ayağım! Yıllardır kullanmadığım sol ayağım.
Aslında bu sabahki yaklaşık 40 dakikalık yolculuğumuz “sol ayağım” adında bol kahkahalı, biraz gerilimli, çok da stresli bir film sayılır! Kullanmaya kullanmaya körelmiş.
Debriyaj diyorum! Ah diyorum yaktın beni diyorum.
İlker gaza geldi, ders almama gerek yokmuş, düz vites araba ile 3 gün işe beraber gidelimmiş, o bana süper öğretirmiş. Sen öğretirsin gülüm benim, ben öğrenebilir miyim? İşte sanırım bunu hesaba katmadığı için günün bu saatlerinde epey pişmandır.
İlk günün bilançosu:
* Bismillah daha arabaya bindiğimde hödük gibi arabayı çalıştırdım, pat stop etti.
* Yokuşta kaldım, 10 dakika en az 3-4 defa stop ettirdim.
* Yolda giderken 3’e takacağıma 1’e taktım ki İlker’e göre üstün başarı madalyasına hak kazanmışım!
* Otobanda araba sollarken gaza basacağıma frene bastım.
* Debriyajın yerini unuturum diye sol ayak bilekten kıvrık ama balataları yemeyeyim diye debriyaja da basmıyorum, az sonra basacağım diye havada öyle duruyor, yer çekimine yenilmiyorum ama bilek bir süre sonra zonklamaya başlıyor.
Yani yapılmaması gereken ne varsa yaptım!
Ve tüm bunlara rağmen akşam yine ben kullanacağım hem de Cuma trafiğinde.
Çarem yok, arabayı düz vitesli aldırdım mı? Aldırdım!
Otomatik olanı da sattık mı? Sattık!
Bundan gayrı yapacak bir şey yok öyle böyle öğrenilecek.
Özel ders alma fikri bu sabahtan sonra aklıma daha bir yattı nedense. Maksat 8 senelik evliliğim yıkılmasın! Derdim o!
DUYURU!! ADIM ADIM BÜYÜYORUM
Nurturia'da duyurdular, hemen kaydımızı yaptırdım.
Çok özel bir etkinlik, biz oradayız, herkesi bekleriz:)
Alman organik bebek maması HIPP, 1-4 yaş arası çocuklar için renkli bir çalışma başlatıyor.Bünyesinde zihinsel engelli çocukları barındıran Özel Eğitime Muhtaç Çocuklara Yardı Derneği' ne (ERAM) destek amaçlı hayata geçirilen proje, " Adım Adım Büyüyorum" ismiyle yola çıkıyor.1-4 yaş arasındaki çocukların parmak boyalarıyla yapacağı resim çalışmalarını kapsayacak ve altı ay devam edecek.Altı ay sonunda çocukların yaptıkları çalışmalarda nasıl bir gelişim olduğuda gözlemlenmiş olacak.
Projeye katılmak için yukarıdaki adresteki katılım formunu doldurmak yeterli, formu dolduran annelerin adreslerine proje için gerekli parmak boyalarının ve altı adet özel resim kağıdının iletilmesiyle ilk adım başlıyor.Bundan sonra çocukların doyamayacağı eğlenceli bir süreç başlıyor.Gelen kağıtlara projenin parmak boyalarıyla önce çocukların ayak izleri alınıyor, kağıdın geri kalanıda çocuğun uçsuz bucaksız hayal dünyasına bırakılıyor.Altıncı ayın bitiminde çalışmalar, mayıs ayında gerçekleştirilecek sergide ERAM çocukları yararına satışa sunulmak üzere HİPP' te toplanıyor.Proje sonunda , minicik adımlarıyla projeye dahil olan çocuklar, hem zihinsel engelli çocukların hayata bir adım daha atmasını sağlamış, hemde yarattıkları bir çalışmanın sergilenmesiyle unutulmayacak bir hatırayı yaşamlarına eklemiş oluyorlar...
Kayıt ve detaylı bilgi için buraya tık!!!
Çok özel bir etkinlik, biz oradayız, herkesi bekleriz:)
Alman organik bebek maması HIPP, 1-4 yaş arası çocuklar için renkli bir çalışma başlatıyor.Bünyesinde zihinsel engelli çocukları barındıran Özel Eğitime Muhtaç Çocuklara Yardı Derneği' ne (ERAM) destek amaçlı hayata geçirilen proje, " Adım Adım Büyüyorum" ismiyle yola çıkıyor.1-4 yaş arasındaki çocukların parmak boyalarıyla yapacağı resim çalışmalarını kapsayacak ve altı ay devam edecek.Altı ay sonunda çocukların yaptıkları çalışmalarda nasıl bir gelişim olduğuda gözlemlenmiş olacak.
Projeye katılmak için yukarıdaki adresteki katılım formunu doldurmak yeterli, formu dolduran annelerin adreslerine proje için gerekli parmak boyalarının ve altı adet özel resim kağıdının iletilmesiyle ilk adım başlıyor.Bundan sonra çocukların doyamayacağı eğlenceli bir süreç başlıyor.Gelen kağıtlara projenin parmak boyalarıyla önce çocukların ayak izleri alınıyor, kağıdın geri kalanıda çocuğun uçsuz bucaksız hayal dünyasına bırakılıyor.Altıncı ayın bitiminde çalışmalar, mayıs ayında gerçekleştirilecek sergide ERAM çocukları yararına satışa sunulmak üzere HİPP' te toplanıyor.Proje sonunda , minicik adımlarıyla projeye dahil olan çocuklar, hem zihinsel engelli çocukların hayata bir adım daha atmasını sağlamış, hemde yarattıkları bir çalışmanın sergilenmesiyle unutulmayacak bir hatırayı yaşamlarına eklemiş oluyorlar...
Kayıt ve detaylı bilgi için buraya tık!!!
9 Aralık 2010 Perşembe
Kitaplar... hayaller... Arca ve daha neler!
Aylık mutfak masrafı diye bir terim vardır değil mi?
Benim için de aylık kitap masrafı diye bir kavram ve bütçeme göre ayırdığım bir ödeneğim var. Şimdiye kadar Arca ile beğenisinin örtüştüğünü bildiğim dostların tavsiye kitaplarını göz gezdiririm, sonra kitapçıya giderim. Genellikle Agora’daki Remzi kitapevi olur. Orada geniş koltuklarda oturabilirsiniz ve Arca için masa sandalye var, ilgilenen ablalar var. Sabah saatleri çok tenha oluyor. Kitapları orada tek tek incelerim. Sonra bunları internetten 3 siteden sepet yapar toplamı hangisinde daha ucuz kontrol ederim. Kendim için alacağım kitapları eklerim. Aylık belirlediğim bütçeyi geçmeyecek şekilde sipariş ederim. Ayıp olmasın diye bir kitap ya da dergiyi mutlaka Remzi’den alırım. Ama kitap için internet her zaman çok daha ucuz oluyor.

“Arca kitapları çok seviyor” cümlesi onun kitaplarla ilişkisini anlatmaya pek yetmiyor. Gözlerinin içi parlıyor, onları öpüyor, kitap okuyalım deyince sevinçten yerinde duramıyor …. Tasvir etmeye kalksam ayrı bir post olur.
En nihayetinde amaç Arca’ya kitap sevgisi aşılamaktı. Anne baba ister istemez çocuğunu doğru bildiği şeylere yönlendirmekle görevlendirir kendisini, değil mi?
Arca kitapları okudukça sevdi, sevdikçe yeni kitaplar aldık, aldıkça kitapları ve kitaplara olan sevgisi çoğaldı.
Arca’nın kitaplığında 40’a yakın kitap var. Çoğu öykü kitabı. Çok samimi söylüyorum, bu kitapların %70’ine ilgi çok yüksek, kalan %30’luk kısmına ise vaktiyle çok ilgi gösterdi, bazen aklına gelip tekrar dönüş yapıyor. Gün içinde kitaplarla vakit geçirme süresi tüm gün evdeysek 2 saati aşıyor.
4-5 kitap üst üstüne ve pür dikkat okutulabiliyor. Bir kitap üst üste 4 defa tekrarlatılabiliyor. Bunlar konsantrasyonunu ve kitapları sevdiğini gösteren ibareler, sorun yok, hatta kıçını kırıp oturuyor diye duacı bile olabiliriz:)
Lakin bu iş biraz çığırından çıkmaya başladı. Yanlış anlama olmasın, çok alıyoruz vs değil konu, hep derim gerekirse az gezer az giyerim illa ki kitap alırım. Benim diyeceğim başka bir şey.
Arca fazla hayal dünyasına dalıyor. Dalıyor ve o dünyada yaşıyor.
Böyle havada kalmasın, örneklerle açıklayayım:
Arca bir gün koltuğun arkasına sıkıştı.
“ho ho ho sıkiştim, kurtarın” dedi. Ama gülüyor. Neyse çıkardım, bir daha aynısını yaptı. Jeton köşeliymiş, geç düştü. (Değnek Adam – Noel babanın bacaya sıkıştığı kısım) “ho ho ho” kısmından anladım, çünkü ben öyle okuyorum o kısmı. Bu bir oyun oldu:
A: ho ho ho !
Y: aa kim sıkıştı?
A: Noel
Y: kurtarayım mı?
A: evet
Diğer örnek:
Arca koltukta kafa üstü kendini sarkıtıyor, “annecim bak kafa üstü bam diye düşersin, yapma öyle” dedim. “Bebek ayi” deyip kitabı getirdi.
Atakan’ı ve Bay Bay bezimdeki Ali’yi arkadaşı sanıyor. Tamam abartmayayım, mesela arkadaşları buluşacak isek; Tuna, Alpi, Berk, Ege, Ela’yı sayıyor, sonuna Atakan filan eklemiyor ama mesela ittaiye arabasını Ali’ye (yani kitaptaki Ali resmine) gösteriyor.
Son örnek:
Pocoyo ve kulesinde Elly hapşırır, kule yıkılır, Pato üzülür, Pocoyo Pato’yu "üzülme Pato" diye teselli eder, biz ilgisini çeksin diye kafasını da okşuyorduk bu kısımda. Kule yaparken artık her seferinde yıkıyor ve eliyle kafasını okşuyor, bize illa ki okşatıyor ve "üzülme Pato" dememizi istiyor.
Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Olayları kitapların içinden yaşamak gibi bir durum kısacası.
İşte tam bu noktada pimpirik ana devreye girer ve sorular kafasında dan dun sesleriyle yankılanır:
"Sanki dünyadan kopmuş ve kitapları gerçek mi sanıyor? "
"Oyun mu yapıyor, canlandırma mı yoksa birebir o kitapların içinde mi yaşıyor?"
"İlgi gösterdikçe durmaksızın aldığımız kitaplar yaşına göre fazla mı?"
"Yaşına göre gereğinden fazla bir hayal pompalaması yapıyoruz?"
"Aşkla bağlandığımız kitaplar bir şekilde tehlikeye dönüşebilir mi?"
Beynimin bu sorularla daha fazla kemirilmesine dayanamadım, fikirlerine çok değer verdiğim bir profesyonel arkadaşıma danışma ihtiyacı hissettim.
Bir yandan aptalca diyorum, güzel işte, kitap iyidir, bir taraftan gerçek dünyadan kopar diye korkuyorum.
Korkularım yersizmiş, bu aylarda normalmiş.
Taklit, hafıza, -mış gibi yapma oyunlarıymış. Cümle kurma öncesi böyle şeyler görülürmüş.
Allah biliyor ya kendimi böyle normal bir süreci psikopata bağlayan manyak ana gibi hissettim. Ama şimdi iyi ki sormuşum diyorum çünkü güzel bilgiler edindim.
Sizin de benim gibi endişeleriniz varsa, bir kaç noktaya dikkatimizi çekmeliymişiz:
- kitaplardaki karakterler korku malzemesi olmamalıymış. İğne olmak, canının acıması ...vs.
- doğa üstü durumları (uçmak, balkondan atlamak vs..) gerçekten ayıramayabilirlermiş bu yaşta. Mesela babanesi Peter Pan kitabı getirmişti, şimdilik bizim odada duruyor, yaşı büyüyünce okuyacağız, çünkü uçmanın aslında normal bir şey olduğunu sanabilir.
En önemlisi akranları ile çokça vakit geçirmeli.
Benim de bu görüşlere Arca için eklentilerim oldu. Mesela dış dünyaya daha fazla açılmalı. Bakıcısı ile hava şartları ne kadar kötü olursa olsun her gün mutlaka dışarı çıkmalılar, bence. Kitaplarda gördükleri mümkün mertebe gerçek hayatta da gösterilmeli.
.....
Arttırılabilir.
Şimdi burada anlatınca tablo korkunç görünmüyor, belki bütün çocuklar benzer şeyler yaşıyordur. Bizim elimizde bir tane olunca onun üzerinden kafa yoruyoruz: )
Sadece bu yaşadıklarımız "iyi olduğunu düşündüğümüz pek çok şeyi çocuklarımıza sunuyoruz, zarar verir mi pek aklımıza gelmiyor" türünden düşüncelere sebep oldu, paylaşmak istedim.
Benim için de aylık kitap masrafı diye bir kavram ve bütçeme göre ayırdığım bir ödeneğim var. Şimdiye kadar Arca ile beğenisinin örtüştüğünü bildiğim dostların tavsiye kitaplarını göz gezdiririm, sonra kitapçıya giderim. Genellikle Agora’daki Remzi kitapevi olur. Orada geniş koltuklarda oturabilirsiniz ve Arca için masa sandalye var, ilgilenen ablalar var. Sabah saatleri çok tenha oluyor. Kitapları orada tek tek incelerim. Sonra bunları internetten 3 siteden sepet yapar toplamı hangisinde daha ucuz kontrol ederim. Kendim için alacağım kitapları eklerim. Aylık belirlediğim bütçeyi geçmeyecek şekilde sipariş ederim. Ayıp olmasın diye bir kitap ya da dergiyi mutlaka Remzi’den alırım. Ama kitap için internet her zaman çok daha ucuz oluyor.
“Arca kitapları çok seviyor” cümlesi onun kitaplarla ilişkisini anlatmaya pek yetmiyor. Gözlerinin içi parlıyor, onları öpüyor, kitap okuyalım deyince sevinçten yerinde duramıyor …. Tasvir etmeye kalksam ayrı bir post olur.
En nihayetinde amaç Arca’ya kitap sevgisi aşılamaktı. Anne baba ister istemez çocuğunu doğru bildiği şeylere yönlendirmekle görevlendirir kendisini, değil mi?
Arca kitapları okudukça sevdi, sevdikçe yeni kitaplar aldık, aldıkça kitapları ve kitaplara olan sevgisi çoğaldı.
Arca’nın kitaplığında 40’a yakın kitap var. Çoğu öykü kitabı. Çok samimi söylüyorum, bu kitapların %70’ine ilgi çok yüksek, kalan %30’luk kısmına ise vaktiyle çok ilgi gösterdi, bazen aklına gelip tekrar dönüş yapıyor. Gün içinde kitaplarla vakit geçirme süresi tüm gün evdeysek 2 saati aşıyor.
4-5 kitap üst üstüne ve pür dikkat okutulabiliyor. Bir kitap üst üste 4 defa tekrarlatılabiliyor. Bunlar konsantrasyonunu ve kitapları sevdiğini gösteren ibareler, sorun yok, hatta kıçını kırıp oturuyor diye duacı bile olabiliriz:)
Lakin bu iş biraz çığırından çıkmaya başladı. Yanlış anlama olmasın, çok alıyoruz vs değil konu, hep derim gerekirse az gezer az giyerim illa ki kitap alırım. Benim diyeceğim başka bir şey.
Arca fazla hayal dünyasına dalıyor. Dalıyor ve o dünyada yaşıyor.
Böyle havada kalmasın, örneklerle açıklayayım:
Arca bir gün koltuğun arkasına sıkıştı.
“ho ho ho sıkiştim, kurtarın” dedi. Ama gülüyor. Neyse çıkardım, bir daha aynısını yaptı. Jeton köşeliymiş, geç düştü. (Değnek Adam – Noel babanın bacaya sıkıştığı kısım) “ho ho ho” kısmından anladım, çünkü ben öyle okuyorum o kısmı. Bu bir oyun oldu:
A: ho ho ho !
Y: aa kim sıkıştı?
A: Noel
Y: kurtarayım mı?
A: evet
Diğer örnek:
Arca koltukta kafa üstü kendini sarkıtıyor, “annecim bak kafa üstü bam diye düşersin, yapma öyle” dedim. “Bebek ayi” deyip kitabı getirdi.
Atakan’ı ve Bay Bay bezimdeki Ali’yi arkadaşı sanıyor. Tamam abartmayayım, mesela arkadaşları buluşacak isek; Tuna, Alpi, Berk, Ege, Ela’yı sayıyor, sonuna Atakan filan eklemiyor ama mesela ittaiye arabasını Ali’ye (yani kitaptaki Ali resmine) gösteriyor.
Son örnek:
Pocoyo ve kulesinde Elly hapşırır, kule yıkılır, Pato üzülür, Pocoyo Pato’yu "üzülme Pato" diye teselli eder, biz ilgisini çeksin diye kafasını da okşuyorduk bu kısımda. Kule yaparken artık her seferinde yıkıyor ve eliyle kafasını okşuyor, bize illa ki okşatıyor ve "üzülme Pato" dememizi istiyor.
Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Olayları kitapların içinden yaşamak gibi bir durum kısacası.
İşte tam bu noktada pimpirik ana devreye girer ve sorular kafasında dan dun sesleriyle yankılanır:
"Sanki dünyadan kopmuş ve kitapları gerçek mi sanıyor? "
"Oyun mu yapıyor, canlandırma mı yoksa birebir o kitapların içinde mi yaşıyor?"
"İlgi gösterdikçe durmaksızın aldığımız kitaplar yaşına göre fazla mı?"
"Yaşına göre gereğinden fazla bir hayal pompalaması yapıyoruz?"
"Aşkla bağlandığımız kitaplar bir şekilde tehlikeye dönüşebilir mi?"
Beynimin bu sorularla daha fazla kemirilmesine dayanamadım, fikirlerine çok değer verdiğim bir profesyonel arkadaşıma danışma ihtiyacı hissettim.
Bir yandan aptalca diyorum, güzel işte, kitap iyidir, bir taraftan gerçek dünyadan kopar diye korkuyorum.
Korkularım yersizmiş, bu aylarda normalmiş.
Taklit, hafıza, -mış gibi yapma oyunlarıymış. Cümle kurma öncesi böyle şeyler görülürmüş.
Allah biliyor ya kendimi böyle normal bir süreci psikopata bağlayan manyak ana gibi hissettim. Ama şimdi iyi ki sormuşum diyorum çünkü güzel bilgiler edindim.
Sizin de benim gibi endişeleriniz varsa, bir kaç noktaya dikkatimizi çekmeliymişiz:
- kitaplardaki karakterler korku malzemesi olmamalıymış. İğne olmak, canının acıması ...vs.
- doğa üstü durumları (uçmak, balkondan atlamak vs..) gerçekten ayıramayabilirlermiş bu yaşta. Mesela babanesi Peter Pan kitabı getirmişti, şimdilik bizim odada duruyor, yaşı büyüyünce okuyacağız, çünkü uçmanın aslında normal bir şey olduğunu sanabilir.
En önemlisi akranları ile çokça vakit geçirmeli.
Benim de bu görüşlere Arca için eklentilerim oldu. Mesela dış dünyaya daha fazla açılmalı. Bakıcısı ile hava şartları ne kadar kötü olursa olsun her gün mutlaka dışarı çıkmalılar, bence. Kitaplarda gördükleri mümkün mertebe gerçek hayatta da gösterilmeli.
.....
Arttırılabilir.
Şimdi burada anlatınca tablo korkunç görünmüyor, belki bütün çocuklar benzer şeyler yaşıyordur. Bizim elimizde bir tane olunca onun üzerinden kafa yoruyoruz: )
Sadece bu yaşadıklarımız "iyi olduğunu düşündüğümüz pek çok şeyi çocuklarımıza sunuyoruz, zarar verir mi pek aklımıza gelmiyor" türünden düşüncelere sebep oldu, paylaşmak istedim.
8 Aralık 2010 Çarşamba
Yelek : 5 TL / İttaiye : 15 TL / uykuda üşüme ve uykuya dalma sorunlarına çözüm : PAHA BİÇİLEMEZ

Adım gibi biliyorum sabaha karşı üşüyor.
Geçenlerde gece zıçması yaşadığımız gece biz üşüdük, o nasıl üşümesin! Sonra başka bir geceydi, direkt sordum, üşüyor musun diye, evet dedi en kocamanından! Ama iş üstünü örtmeye geldi mi yaygarayı basıyor.
Uyku tulumu da sevmiyor. Hadi o geçen yıl mothercare’den aldığımız ayaklı tulum şeklinde olanlardan alalım deneyelim desem, evin içi ilk yatırdığımızda çok sıcak oluyor, çok terleyecek, sonradan giydireyim desen o tulumları giydirmek meşakkatli iş. Termal atlet ve uzun kollu içlik ile hafiften sorunu çözer gibiydik ama gel gör ki önümüz kış, geceler şimdiden buz.
Birkaç ay önceydi, Salı pazarından Arca’ya penye yelekler almıştım, bu fotoğraftakini de hani kış günleri iyice soğuk olur, evde giysin diye almıştım, mevsim normallerine bir türlü inmeyen hava şartları yüzünden daha giymemişti. Bolca büyükçe bir yelek, çift taraflı içi de hafiften dolgulu gibi, kısacası epey sıcak tutan cinsinden.
Birkaç gece önceydi, ilk uyandığında giydirdim, oh ondan sonra sabaha kadar uyanmadı, sonraki geceler de denedim, oh iyi sırtı göğsü sıcacık ayaklara da çorap giydiriyorum, tamamdır, sorun çözüldü!
Poz ver deyince “ittaiye” arabasını almak istedi, çünkü bu yeleğin adı ittaiyeci yeleği, yeleği sevsin diye uydurduğum bir formül.
Bu postu bu küçük alışveriş tüyosu ile bitirecektim ama o itfaiye arabası mevzusuyla ilgili hikayeyi anlatmam lazım.
Arca’ya önceki bayram halası köpükler çıkaran bir itfaiye arabası almıştı. Hatta Özge’nin geldiği buluşmada bütün çocuklar ilgi göstermişti. Arca o aracı o kadar çok seviyordu ki aracın ömrü Kurban bayramını görmeye yetmedi, çöpün dibini boyladı.
Unuttu sanmıştık, taa ki çiftlik yapbozunu Nilda’nın taşıtlar yapbozu ile değiştirene kadar. “ittaiye, ittaiye” diye tutturdu. Bir daha bulmak bir tarafa almak istemiyoruz artık, sonuçta haşin oynadı, kırdı, kendisi çöpe attı.
Bu arada çok önceleri Arca bir kamyonu çok beğenmiş ve İlker almış ama o kadar kalitesiz ki daha paketini açarken kırılacak belli, benim arabada duruyordu, bir vakit bulup değiştirecektik. Vakit bulamadık.
O hasta olduğunun cumartesi günü evdeyiz, öğle uykusu için aslında ölüyor ama bir türlü uyumak istemiyor, rüyanda ne göreceksin diyorum, “ittaiye” diyor. Artık kararlıyım, dayanamıyorum, uyusun İlkeri arayacağım gelirken itfaiye arabası getirsin.
İlker uyutmak üzere olduğumu bildiğinden ama detaylardan habersiz anahtarı olmayınca kapıya bırakmış paketleri ve bu kamyonu, sonra da arabayı yıkatmaya götürmüş. Beni aradı, haber vermek için. Arca uyudu sandım, telefona baktım, baktım pıtı pıtı arkamda, konuşurken gayri ihtiyari kapıyı açtım, Arca sevinçten uçtu!!
İTTAİYE İTTAİYE!
O kadar sinirliyim ki 2 saatlik uyutma çabalarım yandı bitti kül oldu artık ittaiye bile söndüremez!!
Paketi açtı, salondaki araba pistine konuşlandı, tamam dedim sen oyna ben şimdi geliyorum. Gidip yatak odasına gömdüm kafamı yastığa bildiğin bağırıyorum, anırıyorum, sesim duyulmuyor, oh rahatladım (manyak anne profili takdimimdir).
Baktım salonda oynuyor, nasıl saf bu abuk kamyonu itfaiye arabası sanmış, iyice inanmış, itfaiye sesleri çıkarıyor. Hadi annecim gel uyuyalım artık, itfaiye arabası da gelsin beraber uyuyun diyorum, uyuyorlar. Ama plastiği filan öyle kötü ki dalınca alıyorum elinden.
1,5 saat sonra uyanıyor ve sesleniyor, İTTAİYE!!
7 Aralık 2010 Salı
Sevgili günlük
Kış geldi. Tarihe bakıyoruz, 7 aralık yuh demek istiyorum. Uzun zamandır bu kadar uzun bir sonbahar yaşamamıştım. Şikayetçi değilim, ben soğuk sevmem, üşürüm.
Kim üşümez ki?
İlker balık almaktan vazgeçti bu kış kıyamette balık tutmaya gitti. Her seferinde arıza çıkarırım, bu defa gıkım çıkmadı, insanın canı bu kadar mı balık çeker? Yoksa İlker bu balığa gitme olayında fazla bıkbık etmeyeyim diye özellikle mi balık almayı erteledi?
Çok alık balık bir sohbet oldu, sustum!
Dün yıllar sonra ilk defa düz vites araba kullandım. Çünkü neden? Artık elimde kalmasına ramak kalan arabamı değiştiriyoruz. Hem dizel hem de otomatik vites arabalar hem pahalı hem de seçenekler sınırlı. bu sebepten düz vitese dönüş yaptım.
Vitesli maceralar yakında bu adreste!
Bu yıl çam ağacı süslemek istiyorum. Kocaman olsun, Arca ile birlikte süsleyelim. Kipa yılbaşı havasına bürünmüştü, ne güzel. Şimdi asıl Beyoğlu’nda olmak vardı. Ne güzel olur İstanbulda yılbaşı.
Yeni yılda ağaç süslemenin aslında bir Türk geleneği olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız, buraya bir tık.
Beynim hücrelerimi kamaştırasıya kadar çocuk eğitim kitapları okurken – artık kendimi nasıl motive etmişsem :) - hiç uykum gelmezken, 2 aydır elimde süründürdüğüm Japon edebiyatı ruhumu zenginleştirirken papatya çayı etkisi yapıyor ve istisnasız her okuduğumda sızıyorum!
kitap perileri buraya!!
Şunun şurasında bayram tatili biteli ne kadar olmuşken yine tatil olsun diye takvimleri karıştırıyorum. Yıllık iznimden kalan 4 günü sonuna kadar kullanacağımdır!
Dün biraz yoğun çalışınca bugün pilim bitmiş, yaşlanıyorum, nerde o mesaiye kaldığım günler?
Son olarak sabah Arca dudağımı patlattı. Uyurken öpeyim diye eğildim, kafayı bir çevirdi! BAM !!
Sakarlık anadan oğla geçen bir yönetim biçimidir!
Kim üşümez ki?
İlker balık almaktan vazgeçti bu kış kıyamette balık tutmaya gitti. Her seferinde arıza çıkarırım, bu defa gıkım çıkmadı, insanın canı bu kadar mı balık çeker? Yoksa İlker bu balığa gitme olayında fazla bıkbık etmeyeyim diye özellikle mi balık almayı erteledi?
Çok alık balık bir sohbet oldu, sustum!
Dün yıllar sonra ilk defa düz vites araba kullandım. Çünkü neden? Artık elimde kalmasına ramak kalan arabamı değiştiriyoruz. Hem dizel hem de otomatik vites arabalar hem pahalı hem de seçenekler sınırlı. bu sebepten düz vitese dönüş yaptım.
Vitesli maceralar yakında bu adreste!
Bu yıl çam ağacı süslemek istiyorum. Kocaman olsun, Arca ile birlikte süsleyelim. Kipa yılbaşı havasına bürünmüştü, ne güzel. Şimdi asıl Beyoğlu’nda olmak vardı. Ne güzel olur İstanbulda yılbaşı.
Yeni yılda ağaç süslemenin aslında bir Türk geleneği olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız, buraya bir tık.
Beynim hücrelerimi kamaştırasıya kadar çocuk eğitim kitapları okurken – artık kendimi nasıl motive etmişsem :) - hiç uykum gelmezken, 2 aydır elimde süründürdüğüm Japon edebiyatı ruhumu zenginleştirirken papatya çayı etkisi yapıyor ve istisnasız her okuduğumda sızıyorum!
kitap perileri buraya!!
Şunun şurasında bayram tatili biteli ne kadar olmuşken yine tatil olsun diye takvimleri karıştırıyorum. Yıllık iznimden kalan 4 günü sonuna kadar kullanacağımdır!
Dün biraz yoğun çalışınca bugün pilim bitmiş, yaşlanıyorum, nerde o mesaiye kaldığım günler?
Son olarak sabah Arca dudağımı patlattı. Uyurken öpeyim diye eğildim, kafayı bir çevirdi! BAM !!
Sakarlık anadan oğla geçen bir yönetim biçimidir!
6 Aralık 2010 Pazartesi
Dumur diyalog #2
Yaklaşık 2 haftadır Yeliz’in canı acayip balık yemek istemektedir, balık satın almak İlkerin görevidir. Amma velakin türlü vesilelerle hep ertelenir. Bu arada Yelize sürekli mis gibi balık kokuları gelmekte, ortam iyice gerilmektedir. (Hayır, hamilelik mevzu bahis değildir ama olsaydı mutlaka düşürürdü: ) )
Artık iş iyice geyiğe dönmüştür.
Hemen her sabah aynı muhabbet yaşanır, İlker balık alırım der, Yeliz bak ona göre bir şey hazırlamıyorum der, sonra akşam olur ve balık alınmayınca ıvır zıvırla çoğunlukla da makarna ile idare edilir. Zaten son birkaç gündür artık lafı bile edilmemeye başlamıştır.
Sabaha karşı Arca’yı koklama bahanesi ile aralarına almışlar, bir güzel sabah kadar uyumuşlardır. Arca bu sarhoşluktan hala anababasının yatağında uyumaktadır.
Yeliz : Akşam ne yiyelim? Çıkmadan hazırlık yapayım.
İlker : Puhaha balık alayım istersen : )))
Arca yerinden doğrulur, gözler yarım açık : Baluuuk?? Ih!!! MA-KAV-NA !!
sonra yeniden kafayı yastığa gömer, uyumaya devam!
Artık iş iyice geyiğe dönmüştür.
Hemen her sabah aynı muhabbet yaşanır, İlker balık alırım der, Yeliz bak ona göre bir şey hazırlamıyorum der, sonra akşam olur ve balık alınmayınca ıvır zıvırla çoğunlukla da makarna ile idare edilir. Zaten son birkaç gündür artık lafı bile edilmemeye başlamıştır.
Sabaha karşı Arca’yı koklama bahanesi ile aralarına almışlar, bir güzel sabah kadar uyumuşlardır. Arca bu sarhoşluktan hala anababasının yatağında uyumaktadır.
Yeliz : Akşam ne yiyelim? Çıkmadan hazırlık yapayım.
İlker : Puhaha balık alayım istersen : )))
Arca yerinden doğrulur, gözler yarım açık : Baluuuk?? Ih!!! MA-KAV-NA !!
sonra yeniden kafayı yastığa gömer, uyumaya devam!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)