29 Aralık 2010 Çarşamba

Bir Kar Masalı

Burada hiç kar yağmaz!

Küçükken Bornova'nın tepelerinde kar yağdı mı, hemen atlar arabaya Sabuncubeli'ne giderdik. Birimiz eldivenini mi unuttu (İzmir'de pek eldiven de giyilmez), hemen paylaşılır, bir el cepte bir el kartopunda deliler gibi oynardık.

İlla ki küçük bir kardan adam arabanın ön camının önüne yapılır, karda oynamış olmanın verdiği rehavetle İzmir'e dönülürdü. Lakin daha arabayı park etmeden erirdi, kardan dostumuz.

Çok acıklıdır benim kar anılarım çook!

Üç kadın, üç anne çok fena dokundular kar anılarıma...

Biri, gebeşken tanıdığım, sevdiğim, okuduğum, paylaştığım dost
Biri, Nurturia sayesinde tanıdığım sevdiğim kalemini takdir ettiğim harika kadın
Biri, uzaktan sevdiğim, takip ettiğim güldüğüm "alemsin" dediğim, bildiğin OIP!



Aylardır "sürpriz" derlerdi de meğer bir anda duygu patlaması yaşanmasın diye alttan alta ısıtıyorlarmış bizi.

Aniden habersiz çıkıp gelivereydi ne olurdu halimiz?

Kitap istiyorum ben kitap!! Yoksa Iphone'dan da bilgisayardan da koparamam Arca'yı! Haberiniz ola!!

Şaka bir yana ne zaman istersem tıklayayım (tıklayalım) diye hemen yazılarımın yanıbaşında "Bir kar masalı", başucu masalı...

Birisi burada sizinle gurur duyuyor :P

28 Aralık 2010 Salı

Bir haftasonu anatomisi Vol.3 : Mike Tyson

Her seferinde diyorum ki “yok bu en beteri, bundan daha kötüsü olamaz”. Ama oluyor, her seferinde daha kötü, daha şiddetli, daha korkutucu, daha ömür yiyici!

Pazar öğleden sonra Arca uyanınca, market alışverişi yaptık, artık market alışverişleri bile eğlenceli! Sonra manava uğradık, Arca göz hakkı mandalinayı lüpletti tabii. Geçerken mezeler aldık, balık ziyafeti çekeceğiz kendimize, nihayet: ) Tam arabayı park ettik, elektrikler gitti. Hem de Narlıdere’den Karşıyaka’ya kadar neredeyse İzmir’in yarısı “black out”! Önce acayip küfrettik şansımıza, ev 8. Katta! Sonra üç dakika önce gelsek asansörde kalırdık, yine ucuz atlatmışız dedik. İlknurlara gittik. Arkadaşları vardı. Arca bol bol mum üflemece oynadı, güzel ablalara hava attı, numaralarını gösterdi. Elektrikler gelince daha da keyiflendi.

Tam içimden ne tatlı bir çocuk oldu canım oğlum diye geçirirken, İlkerin yanında İlknurun koltuğuna geçmeye kadar verdi, kırıta kırıta koşarken ayağı kaydı ve 22 aylık hayatının en şiddetli kapaklanmasını yaşadı. Gözümün önünde. Yüzünün şakağa yakın yanak ve göz hizasını yere çarptı, bütün vücudunun ağırlığı ile! Gözünün kenarı ve kaşı anında şişmeye başladı. En nefret ettiğimiz buz olayı tam yaygaraydı.

Eve gelip lasonil sürdük. Bütün akşam hareketlerini kontrol ettim, defalarca kafasına baktım. Ömür törpüsü. Onlar şahsen değil de yaşattıkları, yaşatacakları… Bu sebepten bu kadar sevilesi bu kadar güzel masum bu kadar ömrümüze ömür katan varlıkları var. Törpüledikleri ömrümüze biraz telafi: )

Tabii kuyruğu doğrultunca duramadık hemen geyiğe vurduk! Surat Mike Tyson modeli oldu! Hey yavrum hey doğuştan boksör: )

Bir haftasonu anatomisi Vol.2



Fotoğrafçılık kursunun son dersi.

Kordon'da pratik eğitimi.

Panning tekniği çalışılıyor.

Tüm kursiyerler Körfez'i arkasına almış, tek sıra halinde yan yana dizilmişler, herkes en iyi pan tekniği ile çekilmiş pozu yakalamaya çalışıyor (ki ilk defasında yapabilmek neredeyse imkansız)

Hoca konu mankeni olarak hızla bir sağa bir sola yürüyor.

Derken bu miskin Kordon sakini, İzmir'i yıkayan yağmurdan arta kalanların tadına bakmak için kursiyerlerin arasında başını uzatıyor.

Ben niye mi panning çekim yapmaya çalışmıyorum?

Eh ben köpeklerin her türlüsünden korkarım, ve ortamda köpek varsa her hareketini göz hapsinde tutarım ki bacaktan bir lokma almasın. Göz hapsinde tutuyorum arkadaşı : )

27 Aralık 2010 Pazartesi

Tea & pot


Çayın bir seremoni olduğunu Kore seyahati sırasında öğrenmiştim. İki yudumluk yeşil çayın hazırlanması, sunulması on beş dakikadan fazla sürmüştü. Belki bu sebepten tadı bir başkaydı.

Cumartesi günü resmen açıldı.

Tea & pot.

Aylar süren titiz çalışma, hemen her anına tanık olduğumuz için belki de, çok bizden bir işti. Herkes çok pozitifti. Herkes çok keyifliydi.



Eltinin biri gıda mühendisi, diğeri iletişimci. Elti gücü: ) Onlar İlker’in kuzenlerinin tatlı eşleri, soyadımız aynı, ben de elti oluyorum değil mi, uzaktan elti : )

Çoğunlukla Çin’den olmak üzere sayısız çay getirdiler, minicik sıcacık bir butik café’de buluşturdular, özenle misafirlerine sundular. Sunumları eşsiz bir seremoniydi. Her detay iki samimi kadının ince ince işlediği oyaları gibiydi. Antika mobilyalar ve fincanlar, özel çaydanlıklar, ev yapımı pasta ve kurabiyeler …



Yasemin çayı içtim, aklım kaldı. Sizin de aklınız kalırsa, bir paket de evde pişirmek için satın alabiliyorsunuz, hatta o dibinizin düştüğü çaydanlıklardan bile kendinize, sevdiklerinize hediye edebiliyorsunuz.



Hani Gazi İlkokulu’nun arkasında bir yol vardır, Efes Pastanesine birkaç dükkan kala, işte orada. Nihan’ı bulun ve size eşsiz çaylarını sunmasını isteyin, çayı fincanınızdan önce tatlı tatlı kelimelere dökmesini, nasıl içilirse keyiften dört köşe olacağınızı anlatmasını isteyin.



Çok keyifli çok…

26 Aralık 2010 Pazar

Bir haftasonu anatomisi Vol.1

Oyun grubu ile ilgili endişelenmeye başlamıştım. Her çocuk doğuştan girişken olacak değil, kimisi için zaman uygun olmayabilir, belki de Arca için erkendi. Belki uyku saatiydi, belki hastaydı... derken öğleden sonraki grubu denemeye ve hatta vazgeçmeye karar vermişken...

Arca deli gibi oyun grubu sayıklamaya başladı.

Y: rüyanda ne gördün annecim?
A: oyun guubu

Y: Nereye gidelim annecim?
A: oyun guubu

Y: Aaa ne güzel resim yapmışsın, ne çizdin bakalım?
A: oyun guubu

ÜA: Ay bütün gün oyun grubu diye tutturdu, annen götürecek dedim, dinletemedim
Y : Aman Ümit abla, bilmeyen de bayılıyor sanacak, sanki zorla götürmüşüm gibi beni de içeri istiyor, yoksa sürekli çıkmak istiyor.
ÜA: Yok ablacım götürün siz bunu, gazını alın, aklı kalmış.

Sonra Elfanam da vazgeçme dedi.

Hadi dedim gidelim, ama öğlen uykusunu alsın sonra götüreyim dedim, ama kuzenlerin açılışı çıkınca vaktinde oradaydık.

Bir özlemiş, bir özlemiş! Attı kendini oyunun kollarına!
Fazla kalabalık değildi, Arca en sevdiği ablasını taktı koluna, baktı kendi dalgasına!

İki çift laf bile ettim. Öğretmen anneleri kahve içmeye başka bir yere davet etti. Dedim Arca'nın sabıkası kalabalık, nasıl olur? Üstelik ben single mom takılıyorum, diğerlerinin analarını alsan babaları orada, ben gidince kimse kalmayacak. Olur olur, hem bu da bir deneme bakalım bırakabiliyor muyuz. Bıraktık. Cep telefonu elimde tabii.

Bizimkilerin yaşına uygun bazı konu başlıkları üzerinde durdu, yemek, sınır koyma vs.. Elfanamın tavsiye ettiği, benim epey önce okuyup sonra bir daha bakarım dediğim "Çocuğunuza Sınır koymak" kitabını önerdi. Hatta kitaptan sohbet ettik.

Henüz yarım saat geçmişti ki telefon çaldı, ağlamamış ama mızırdanmış. Gittiğimde ablalarla resim çiziyordu. Bana nerelerde oynadğını gösterdi. 4 yaşında Burak adında bir çocuk vardı, Arca ona "Berk" dedi, birlikte saklambaç oynadılar, "Berk"i top havuzuna gömdüler, zıpladılar, ancak "Berk" giderken gitmeye ikna oldu. "Berk"in anne babasına teşekkür ettim, çok tatlı bir çocuk dedim. Şok oldular, genelde küçüklerle takılmazmış, "kardeş yapalım" bile dediler.

Demek ki neymiş, tecrübeli annelerin ve uzmanların görüşlerine kulak asmalıymışız, sabırlı olmalıymışız, üzmeden zorlamadan tekrar denemeliymişiz. Bizim oğlan da böyle işte ancak iyice kendini güvende hissetmesi gerekiyor, öncesinde temkini elden bırakmıyor.

Başak da demişti, ben şu sınır koyma kitabını bir daha okuyayım, hadi yattım, uyudum.

22 aylık anne gelişimi

Arca 22 aylık oldu da ben 22 aylık anne olmadım mı?

2 yıllık anneliği doldurmaya 2 ay kala ibreyi anneye çevirelim, bakalım ne gibi gelişmeler var?

Kaba motor gelişimi : TAM NOT!

Bu ay itibari ile son derece hızlı panter kaleci özelliği bünyeye dahil olmuştur. Misal; Arca koltukta zıplamaktadır, Yeliz yanındaki koltukta oturmakta ve ortamı güvenli hale sokmaya çalışmaktadır. Arca’nın ayağı kayar ve kafa üstü yere kapaklanacakken Yeliz bir panter kaleci olarak zıplar ve Arca’yı ayak bileğinden yakalayıp kafasını yere değil koltuğa çarpmasını sağlar. En az zararla hadise atlatılır.

İnce motor gelişimi:
Bir taraftan kendi yemek yerken bir taraftan Arca’nın ağzına tıkıştırabiliyor, sağ ve sol el ile yemek yeme ve yedirme konusunda olduğu kadar Arca’nın üzerini kirletme konusunda da başarılı.
Arca kendi yemek yediği zaman daha az üzerini kirletiyor! Ancak bu gerçeği görmezden geliyor, çaba gösterdiği için anneye aferin veriyoruz!

Sanatsal faaliyetler:
Resim çok kötü, Arca’nın karalamaları bile daha başarılı.
Hamurdan heykel yapmak zayıf! Tostoramanı yaptığını söylüyor ama Arca “kirpi” olduğunda ısrar ediyor. “Aman çok biliyorsan kendin yap be senle mi uğraşacağım” cümlesi ve hayal kırıklığı ile bu aktivite direkt Ümit ablaya kaktırılıyor.
Müzik? Arca’ya göre şahane! "bi daha bi daha!" tezahuratlarıyla defalarca "Nane limon kabuğu" şarkısını söyletiyor.

Müzik konusundaki ciddi çabalara rağmen orta!

Kitap okuma:
İyi! Sadece okurken daha az uyuyakalmalı, bu konuda desteğe ihtiyacı var. Arca’nın dürtüp “oku” buyurması her zaman işe yaramıyor.

Masal anlatma :
İyi! Uydurma güzel ancak sonunu getirmede olayları bağlamada biraz destek almalı. At çiftliğinden küçük tayın nasıl kaçabildiği hala soru işareti.

Sosyallik:
10 NUMARA! Eve sürekli misafir gelsin, sürekli bir yerlere gidilsin, Arca bir şekilde oyalansın, anane babane her daim hayata dahil olsun.
Hatta parktaki anneler, sanal gerçek her ortamda sosyal olabilme becerisi yüksek!

Paylaşma :
Süper! Özellikle ev işlerini başkalarının üzerine kaktırmak suretiyle görev paylaşımı yapma konusunda çok gelişti. Hemen her ev işi Ümit ablaya, toz alma Arca’ya, yerleri süpürme İlkere, Pazar alışverişi babaneye, sofrayı toplamak gelen misafire itinayla kaktırılır.

Özbakım becerileri:
Gelişti.
Lohusalık dönemindeki kendini tanıyamaz anne yerini ayda bir saç kestiren kırışık önleyici kremlerini düzenli kullanan anneye bıraktı.

Kilo-boy gelişimi :
Boy artık uzamaz lakin yüksek topuklularla irtifa kazanılabilir.
Kilo standartın altında ki bu bir anne için iyi bir gelişim!

Organizasyon:

Gelişmekte!
İlker giyininceye kadar (ki en fazla 10 dakika) 2 koluyla ahtapottan daha ahtapot Arca’yı giydirip, eşyalarını, oyuncakları seçmesini sağlayıp, hazırlayabilmekte, bu arada kendi eşyalarını hazırlayıp giyinip makyaj yapabilmektedir.

Uyku düzeni:
Arca daha az uyanırken Yeliz’in gece uyanmaları arttı. Önlem almalı dikkat etmeli!

Rahatlık :
Gelişmekte. Daha bir “saldım çayıra ama illa ki kollana” halleri. Olacak olacak ümit var!

Olaylara bakış açısı:
İyimser, 2 yaşına 2 kalmış bir çocuğun penceresinden bakabilme becerisi kazanmaya çalışıyor. Umut verici.

Donanım:Okuduğu sayısız kitap ile "terrible 2" sendromlarını "lovable 2" durumlarına çevirme konusunda donanım sahibi. Teori desen zehir gibi pratik dersen sallanmakta! (Ali desidero)

Dil gelişimi:
Ortamdan etkileniyor. Arca ile olduğu vakitler yaşının çok altına takriben 2 yaşa kadar düşüyor. Tek kelimelerle konuşuyor. Normal yaşamında dil gelişimine özen gösteriyor.

24 Aralık 2010 Cuma

EMZİRME REFORMU GEREKLİ!

Blogcuanne Elif’i çok seviyoruz, takip ediyoruz. Çok güzel bir reform için kolları sıvadı, hepimize önayak oldu.
Bir mim başlattı, Özgüranne’den bize bir sobe geldi, hemen yanıtlıyorum.

Kimler yanıtlamak ister?

Başakçım, Hülyam, kisd, İlknur (çok uğraştığını biliyorum, bana ilham olmuştun)
bir el atsanız canlar: )

Sorular şöyle:
(1) Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç? (*)
Çok düşük olduğunu (%1,3) sonradan öğrenip şok olmuştum, tahminim %50 filandı.

(2) Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütü ile beslediniz?
6 ay sadece anne sütü aldı. Sonra 1 yaşına 10 gün kala tamamen bitti.

(3) Kaç ay doğum izni kullandınız?
16 hafta kullandım.

(4) Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?
Evet ama bilinenden farklı bir yöntem ile. Şöyle ki;

39 hafta boyunca günde 1,5 saat izin kullanmak yerine 13 hafta boyunca günde 4,5 saat izin kullandım. Yani sabahtan öğleye kadar çalıştım, öğleden sonra evdeydim. Şirketim önce anlamadı, yok bildiğimiz usül olsun dediler. Yılmadım güzel güzel anlattım, akıllarına yattı. Çünkü matematiksel olarak onlara giren çıkan bir şey yoktu. Sonra ben kendimi biliyorum, o 1,5 saat erken çıkmaları bir süre sonra yapamayacaktım, hiçbir zaman mesai saatlerine uyamadım, yanacaktı izinler. Belki de şirkete batacaktı 39 hafta hergün erken çıkışım, çünkü benzer tecrübeler gördüm evvelden. Sonuç olarak böylesi çok iyi oldu. İş yerinde süt sağdım, erken de çıkınca 6 ay ilave hiçbir şeye gerek olmadan anne sütü ile tamamlandı. Sonra da stoklar ve sabah akşam gece emmeleri ile devam etti.

(5) Emzirdiğiniz ya da süt iznini kullandığınız için iş yerinde mobbing (tepki, işi bırakmanız için baskı) ile karşılaştınız mı?
Hayır kesinlikle karşılaşmadım. Kurumsal bir Alman şirketi olduğu ve kanunlara çok uyduğu için hakkım ne ise aldım. Ne eksik ne fazla. İş ortamında da sorun yaşamadım. Ama yaşayanlar oldu, gördüm, erken çıkışlara, süt sağmak için ofisten ayrılanlara iş arkadaşları tarafından tepki gösterilenlere tanık oldum önceden. Biraz da ben laf gelmesin diye şartlarımı çok zorladım belki bu sebepten karşılaşmamışımdır.

(6) Bebeğinizi toplum içinde, dışarıda emzirmeniz gerektiğinde sıkıntı yaşadınız mı?
Hiç yaşamadım. Bir pareom vardı, gerekli durumlarda onu örttüm üstümüze. Emzirme odalarını kullandım bol bol. Hatta Alsancak’taki Mothercare mağazasının arka tezgahları bizi iyi tanır: )

(7) Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Gerek emzirme danışmanlığı, gerekse psikolojik olarak yeterince destek bulabildiniz mi?
İnternet ve bu yolda beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımın çok desteğini gördüm, ayrıca eşimin. Çok araştırdım, kendimi çok motive ettim. Ancak profesyonel bir destek almadım.

(8) Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan “sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük” şeklinde baskı gördünüz mü?
Arca ilk ayda doğum kilosunun çok altına düştüğünde doktorumuz henüz anne sütüyle devam edelim demişken etraftan “pek küçük mama verelim, toparlansın” dediklerinde üstlerine yürümüşlüğüm vardır. 1 yaşına yaklaştığında büyük insan gibi yediği ve anne sütünü sadece süt olarak içtiği için kimse pek karışmamıştı.

(9) Emzirme Reformu’nu biliyor musunuz? Sizce Emzirme Reformu neden gerekli?
Biliyorum, sadece annelerin değil, herkesin bilinçlenmesi için çok gerekli. Çocuğun sağlıklı yetişmesi sadece annenin sorumluluğunda değildir, toplumsal bir sorumluluktur.

(10) Emzirme Reformu’nu web sitesinde desteklediniz mi? Destek olmak için www.emzirmereformu.com adresindeki formu doldurmanız yeterli
Ben Blogcuanne’ye yorum bırakmıştım ama web adresindeki formu atlamışım hemen doldurdum.

Yukarıdaki soruları yanıtladıktan sonra, veri takibi yapabilmek açısından yazınızın linkini bilgi@emzirmereformu.com adresine gönderiniz.

(*) Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı yüzde 1,3. (Kaynak UNICEF Türkiye). Annelerin yüzde 98′i doğumdan sonra emzirmeye başlıyor, fakat ilk iki aydan sonra genel emzirme sorunları veya işe başladıklarında yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle emzirmeyi ve anne sütüyle beslemeyi sonlandırabiliyorlar.