25 Ocak 2011 Salı

Alsancak İskelesinin önünde... yağmurda... şap şap yapan iki deli

Soğuk ve yağmurlu kış günlerini sevmezdim çocukken. Dışarı çıkamazsın, gezemezsin.

Babam evde tıkılı kalmayalım diye, Pazar öğleden sonra bizi alır dışarı çıkarırdı. Araba ile gezmeye: )

Boş caddelerde cama vuran yağmur damlalarını seyrederken Alsancak’a doğru yol alırdık. Arka koltukta oturmayı sevmezdim, annemle babamın koltuklarının arasına dizlerimi sıkıştırır (o yıllar bilinçsizmişiz, Arca böyle bir şey talep etse dizlerini kırarım:P), kıvırcık kafamı ikisinin kafasının arasına sokar durmadan konuşurdum.

Ablam tercihen sağ tarafta dışarısını izleyerek hayallere dalmış olurdu. Kordon’da tıngır mıngır ilerler, dönüşte İzmir sinemasının önünde park eder, sinemanın yanındaki meşhur salepçiden salep ısmarlardık. Küçücük su bardağı şeklinde ama hacmi çay bardağından hallice bardaklarda arabaya servis edilirdi. Arabanın içi mis gibi tarçın kokardı. Üflerken tarçınlar illa ki burnuma kaçardı ama keyfim asla kaçmazdı. İlginçtir bir süre sonra radyo illa ki bir maç yayınına dönerdi, saleplerimiz biter, dönüş yolunda maç dinleyerek Pazar gezmesini tamamlardık.

Fark ettiniz değil mi? Asla arabadan inmemişiz: ) Yağmurda çocuk sokakta dolaşır mı? Dolaşırsa illa ki araba ile dolaşır: )

Bu Pazar…

İlker önceki geceden beri aşerdiği cheesecake talebini sonunda itiraf etti. Ciddi değil sandım, yoo çok ciddiydi. Gecenin üçünde canımız hamburger çektiğinde üşenmeden Alsancak’a giden bir çift olduğumuz için talebi çok yadırgamadım sadece hani güya yediklerimize dikkat ediyoruz ya, lahana turşusu ilişkisini kurmaya çabaladım, o da çok değil birkaç saniye: )

Arca’nın güzellik uykusundan uyanmasını bekledik sabırsızlıkla. İtiraf ediyorum, öpme bahanesiyle dürtmüş bile olabilirim. Kimse beni suçlayamaz, o cheesecake’ten yememiş hiç kimse suçlayamaz!

Arca’nın ısrarla defalarca dinlettiği şarkılar eşliğinde Alsancak’a gittik. Dinlemek yetmiyor, bir de eşlik edeceksin!

Tam iskelenin oraya döndük, yağmur bastırdı. İlker Baks’a girdi, sonra yanımıza gelip hazırlanmasının 15 dakikayı bulacağını söyledi. Otur otur sıkılmışım, Arca’yı ayarttım indik arabadan.

İlker içerde kahvesini yudumlaya dursun...

Evet Alsancak iskelesinin önünde, yağan yağmurun altında, su birikintilerinde kahkahalarla şap şap yapan ve donumuza kadar ıslanan iki deli bizdik!

Yedek alt? Vardı canım!! Ama çorap unutmuşuz, çıplak ayaklarını eve dönünceye kadar elimde ısıttım, biri ısınınca “bunuuu” diye öbürünü uzattı.

Evet biraz üşüdük ama benim de çocukluğumda içimde kalan “Kordon’da yağmur altında şap şap yapmak” konulu uhde böylelikle huzura ererek gökyüzüne yükseldi…

24 Ocak 2011 Pazartesi

...

Uğurlar olsun ...

İyi ki doğdun Ela



Ela ... beş böcüğün arasında bir papatya! Yıllar sonra suşi.. Ege'nin bukleleri... Berk'in afacan bakışları... Alperen'in 4 yaş bilgeliği (Fucking four mu demeli?)... Tuna'nın yakıtı alınca coşması (Aç ayı misali:) )... Arca'nın patır patır merdiven çıkma ve götün götün inme aktivitesi ... Fıstık Elif'in endamı, Elfanam'ın tespitleri ;P ... Nil'in güzelliği ...

Hayat & Gültekin ... çok teşekkürler

21 Ocak 2011 Cuma

İki yaşa doğru kazanılan beceriler konulu workshop ve ileri seviye kurs kayıtları başlamıştır!

İki hamle sonrasını ön görebilme yetisini güçlendirme teknikleri:

Az mı uyumuş, çok mu yemiş? Gün içindeki davranışların delil olarak hazırlanması
Bakıcıya doğru sorular sorulması üzerine pratik eğtim
Akşamın getirecekleri üzerine ön çalışma ve strateji belirleme

Eğitmen : Yeliz

Olduğu gibi kabullenebilme konusunda ileri seviye kursu

Çocuğun karakterini belirleme yöntemleri
Karaktere göre davranış geliştirme
Topluma kazandırma konulu tez çalışması

Eğitmen: Yeliz

Aktivite becerilerini arttırma kursu :

Parmak boyası, sulu boya, pastel boya ile resim yapmak
Oyun hamurundan heykel yaratma dersleri
Kitaplardaki kahramanların resim ve heykelleri için usta belgesi

Eğitmen: Ümit Abla

Hızlı oyuncak araba sürüş teknikleri teori ve pratik çalışma:

Evdeki oyuncak arabalar ve çalışma prensibi üzerine teorik bilgiler
Uygulamaları araba yarıştırma (evden oyuncak araba getirilmesi tavsiye edilir)

Eğitmen: İlker

Oyuncak tamiratı ve pil değiştirme

Uygun pil seçimi üzerine teorik bilgiler
30 saniyede pil değiştirme becerisi üzerine uygulamalar
Oyuncak tiplerine göre tamir workshop
2 dakikada oyuncak tamiratı

Eğitmen: İlker

Kitap okuma teknikleri

İstemediğimiz bir kitabı okumaktan nasıl vazgeçiririz?
Kitap okurken canlandırma için başarının anahtarı : drama dersleri
Kitap okurken uyanık kalmak ? Özel yöntemlerimiz ile mümkün!

Eğitmen: Yeliz

İleri seviye politikacılık:

Çocuğunuzla polemiğe girmemenin yolları
Ağlattığın çocuğu “aaa seni kim ağlattı evladım, gel yamacıma” cümlesi ile dumura uğratma - uygulamalı eğitim
Shakira’dan hallice kıvırma teknikleri

Eğitmen: Yeliz

Organizasyon teknikleri

Doğum günü partisi hazırlama
Kolay finger food nasıl hazırlanır?
Oyun grubu organize etme
Annelerle çabuk kaynaşmayı sağlayacak temel sorular, sohbet konuları

Eğitmen: Yeliz

Gelecek dönem kursları:

Davranışa müdahale teknikleri – kriz anlarını savuşturma
Empati kurma üzerine uygulamalı workshop – 2 yaş bebesi nasıl düşünür? Mağara adamı kılığına bürünme
İleri sanat çalışmaları – Çop adamdan soyut resimlere geçiş

20 Ocak 2011 Perşembe

İki eğlence bir şikayet

Görmemişin çam ağacı olmuş, Ocak ayının sonu gelmiş, hala başköşeyi işgal edermiş: )



Yok Arca üzülürmüş, ağacı pek severmiş, yok İlker üşenirmiş… Hepsi hikaye! Bildiğin toplamak istemiyorum işte!! Bu yaşıma gelmişim çam ağacım olmuş bir de büyük çaba harcamışım almak için 2012’ye kadar dursun köşede diyordum. Laf aramızda karşısına oturup seyretmekten hiç bıkmadım.

Ama eve gelen giden misafirin alay konusu olmaktan sıkıldım!

Arca’ya uzun uzun ağacın neden kaldırılması gerektiğini anlattım. Sandım ki çok üzülecek, kaldırmayalım isteyecek. Hatta küçük bir hikaye uydurdum, Noel baba gelmeden önce evimizi görsün hediyeler getirsin diye ağacı süslüyoruz, hediyeleri getirdikten sonra ağacı kaldırıyoruz, taa ki Noel baba tekrar gelesiye kadar. Arca “hokkayay” dedi ağaca, döndü kıçını gitti.

Anladım ki o hikaye benim kendime tesellimmiş.

Cumartesi öğle uykusunu tam alamamış Arca’yı fazla aktive etmeyecek aktiviteler düşünürken, ampul yandı! Ağacın süslerini kaldıralım mı? Arca bayıldı!! Hoplaya zıplaya süsleri söktü, kutularına yerleştirdi. Eğlenceliymiş be!! Ben de gözümde büyütmüşüm. Şimdi evin büyük oğlu İlkerin keyfini bekliyoruz, ağacı tamamen kaldırmak için.

Parmak boyası denedik Arca ile!! Çok eğlenceli çookk!! Keşke biri bana daha önce bu parmak boyalarının çabucak çıkabildiğini söyleseydi de kendimizi banyoya kapatmasaydık, Arca’ya artık küçük gelen kollu önlüğü zorla giydirmeseydim boşu boşuna, keşke: )

Arca bayıldı, vıcık vıcık diye diye elleriyle daldı boyaların içine. Ayak izi çıkarmalıydık ama öyle kolay olmadı tabii, önce gıdıklandı, sonra kıkırdadı. Banyoya gireceğiz vaadi çok işe yaradı.

Hem eğlendik hem de bir sosyal sorumluluk projesine minicik de olsa bir katkıda bulunduk.



Bu arada sarı boyamız yolda patlamış atmak zorunda kaldım. Bu vesile ile Yurtiçi kargoyu kınamak istiyorum.

Bu kargonun takibini yaptım ve evimize gelindiğini adreste kimse bulunmadığı için not bırakılıp paketin şubeye götürüldüğünü öğrendim. Şubeyi arayıp “sakın geri göndermeyin, ben gelip alacağım” dedim. Gitmeden önce tekrar aradığımda paket çoktan geri gönderilmişti. Sinir katsayımı hesaplamaya hesap makinasının basamakları yetmez!

Proje sorumlusunu arayarak durumu anlattım, sağ olsunlar paketi tekrar göndermişler ama boyamızın birini yitirmiş olduk. Benzer bir olay Monami’nin hediye paketlerinde yaşandı, ama Yurtiçi kargonun bu hareketi sebebi ile muhtemelen geri gönderildi paketler, bizimle iletişime geçen firma yetkililerine durumu anlatmama rağmen bir daha da bize ulaşmadı. Ne yapalım sağlık olsun.

Cep telefonlarımız alıcı kısmında yazıyor, çok mu zor mesaj atılması, paketimizin geldiğinin haber verilmesi? Ben mi çok şey istiyorum? Bilemedim?

18 Ocak 2011 Salı

Eşeğimi buldum!!! yeayyyy!!

Arca’nın Mike Tyson günüydü, en son kareler o günden kalma…

Akşama doğru markete gittik, dönüşte hava kararmıştı ve gözlüğümü çıkarıp sırt çantasının suluk gözüne tıktığımı hatırlıyorum. Sonrası malum, elektriklerin kesilmesi ile başlayan uğursuzluk Arca’nın düşmesi ve gözü morartması ile devam etti, bitti sandıydık. Bitmemiş, gözlüğüm de kayıp!

Bu kadar dağınık bir insan olmama rağmen gözlük kaybetme huyum yoktur. Hala lisedeki güneş gözlüğüm durur, Arca takıyor. Üniversite yıllarında aldığım gözlüğüm ise yazlıkta, denize giderken takarım. Ama bu 3 numara çok özeldi benim için. Çok para vermiştim, o bi kenara , çok aradım taradım. İlker’le internetleri araştırdık. Çok gözlükçüye girdik çıktık.

Neden kastık bu kadar? Çünkü;
1. Suratımın göz kısmı küçük, her gözlük olmuyor
2. Hem büyük hem de arı maya gibi göstermeyecek gözlük bulmak zordu o yıllar (2007)
3. O kadar para vermeyi bünyemin sindirmesi için zamana ihtiyaç vardı

Yaklaşık 3 ay süren bir fizibilite çalışmasının ardından inanılmaz bir pazarlıkla kavuştum bu gözlüklere. Çok emek var üzerinde, sapı kırıldığında, henüz garanti kapsamındayken 30 gün yolunu gözlemiştim, yani işin manevi kısmı çok ağır basıyor.

İzmir güneşli memleket, yaz kış güneş gözlüğü ihtiyaç, özellikle benim gibi hassas gözleriniz varsa ve araba kullanırken gözlüksüz yapamayanlardansanız.

Evi dip köşe aradım, Ümit ablaya sordum, ilknura sordum o akşam belki onlarda bıraktım diye, yok! Arabanın altını üstüne getirdim, dellenip dellenip ara ara evi alt üst ettim. YOK!! O kadar eminim ki gözlüğümü kaybetmediğimden! İlker kalk gözlük alalım der, ben yok o çıkacak bir yerden asla gözlük almam derim. Gözlerim güneşten yaşarır yine de gidip almam. Arabada liseden kalma gözlüklerimi kullanırım, yine de almam.

Sonra düşündüm, dedim ki uyduruk bir gözlük alayım, nasıl olsa bir yerden çıkacak. İki gözlüğüm olur, hem o kadar para da vermemiş olurum. İlker kör mü olacaksın diye karşı çıktı. En az 3 haftalık debelenmenin ardından en son Pazar günü pes ettim. Hala “hiç yapmam ama herhalde markette filan unuttum” diyorum.

Sabahtan Agora’ya gittik. Arca nasıl huysuz. Kelimeler kifayetsiz kalıyor. Belli ki yorgun uykusu var.

Puset HAYIM! Yürümek HAYIM! Kucak İVİT!

Ama anne kucağı olacak da yavrum oldun 14 kilo ben nasıl dolaşayım seninle? İlker hiç tasvip etmediğim rüşvet yöntemi ile Arca’yı kucağına almayı başardı. Gözlükçüye girdim, fazla yayılmaya niyetim yok, zira Arca her an kriz çıkarabilir. Satıcı “sırt çantanızı çıkarın rahat edersiniz” diye öneride bulundu, hiç adetim olmadığı üzere çemkirdim “rahatım böyle” diye azarladım adamı.

Uzun süren tak çıkar seremonisinin ardından hiçbir gözlük gözüme olmadı. Üstelik İlkerin fikrine şiddetle ihtiyaç duyuyorum, ama o Arca’yı oyalıyor. Zaten almak da istemiyorum ya her şey bahane. Arca’nın uykusu geldi, yok zaten burada hiç çeşit yok, yok yok fiyat çok yüksek (1000 TL telaffuz edildi, tansiyonum düştü)… Çıktım, vazgeçtim.

Bir taraftan da ömrü hayatımda ilk defa gözlük kaybettiğimi kabul ediyorum ama hala içimde bir şeyler o güzlüğün bir yerlerden çıkacağını söylüyor. Tama sus diyorum o sese, unuttun işte, uzatma, sakin sakin araştırıp uygun bir gözlük bulacağız!

Bu sabah…

Arca uyanmış, opotüsü ile oynuyor, işe gitmek için hazırlanıyorum. Bir anda ilahi bir gücün eli değdi sanki her şeyi hatırlamaya başladım.

Evet bir çantanın yan gözüne tıkmıştım gözlüğü ama sırt çantasına değil, önce oraya tıkmıştım ama sonra Arca’nın suluğunu koyarız buraya deyip çıkarmıştım. O an elime geçirdiğim fotoğraf makinasının yan gözü gözüme güvenli gözükmüştü ve oraya koymuştum.

Hemen çantaya uzandım, yan gözü açtım, işte ORDA!!!

Sabah 8 itibari ile çığlık kıyamet!! İlker koştu, taşkın sevinç gösterilerime sükunetle gülümsedi, belki milyonuncu defa “Allahım ben bu kadını nerden buldum!” diye kendi kendine sordu.

Arca önce anlamadı sonra baktı ortamda neşe var, hemen dahil oldu. Neşeli Günler filminin dağlardaki sahnesindeyiz şimdi…

Do.. bir külah dondurmaaaa
Re… masmavi bir dereeee
Hayat bir müzikal, lay lay lay….

Neye sevineceğimi bilemedim? Bulduğuma mı, dünya para vermek zorunda olmadığıma mı, tekrar gözlük aramak için kazandığım zamana mı,” ben demiştim işte kaybetmem ben gözlük” cümlesini kurabileceğime mi???

Nasreddin Hoca’nın kulakları çınlasın.