2 Şubat 2011 Çarşamba

Giyinmekten sorumlu devlet bakanı : Panda



Arca'yı giydirmek ölüm!! Daha doğrusu ölümdü! Artık değil.

Hemen tarifi vereyim.

Önce malzemeler:
1 adet insan yavrusu Arca
1 adet temiz bez
1 kat giysi, çorap vs...
1 adet panda

Evdeki malzemeleri de değerlendirebilirsiniz, mesela panda yoksa, tavşan, ayı vs... iş görür. Bizde Ayı uykudan sorumlu olduğundan bu işlem için pandayı tercih ettik.

Hazırlanışı:
İnsan yavrusu önce insani yollarla ikna edilmeye çalışılır.
Genelde bu ön sevişme sökmez, direkt olaya girişeyim denilir. Lakin hırpalanma olasılığı yüksek olduğundan Panda alınır, tam yüzünüzün ortasında yüzü Arca'ya bakacak şekilde tutulur. Tercihen değiştirilmiş bir ses tonu ve eller hareket ettirilerek şu ve benzer cümleler sarfedilir:

Panda: AA merhaba Arca, ben Panda, nasılsın?
Arca: İyiyim
Panda: Hmm ama üzerinde hiç giysi yok, bezin de çiş olmuş, böyle arkadaşlık edemeyiz seninle. hadi giyinmek için annene yardım edeceğine söz ver, el sıkışalım anlaşalım, olur mu?
Arca: anlaşalım

Panda ve Arca el sıkışırlar, Panda Arca'nın yanağından öper, yanına oturup giyinmesini izleyeceğini söyler ve Arca giyinir, sorunsuzca... Garip ama gerçek!!

Defalarca denendi!

Konu ile ilgili başka bir diyalog:
Yeliz: Arca giyinmemişsin, hhm nerede senin giyinmekten sorumlu arkadaşın? konuşmadı mı seninle?
Arca: Panda!

Doktordayız, aksi gibi Panda yanımızda yok, Arca'yı soyup giydirmek sorun!
Y: Panda burada değil ama hemen giyinecek olursan çok sevinecek, eve gidince birlikte anlatırız.
Arca giyinir.

Ümit ablanın olmadığı gün annem baktı Arca'ya, sabahtan akşama kadar bezini üstünü kesinlikle değiştirmemiş, eve geldim. Panda devreye girdi, annemin şaşkın bakışları arasında 5 dakikada tertemiz olmuştu!

Madem sınırsız hayal güçleri var, azıcık kendi yararımıza kullanmakta ne sakınca olabilir?

1 Şubat 2011 Salı

Hayat "hayat" kurtarır!


Aylar var ki Arca'nın yatağını büyütmek istiyorum. Yandaki komodinleri başka bir tarafa alıp koca yatakta Arca ile uykuya gömülmenin hayalini kuruyorum.

Bu süreçte çok araştırma yaptım, hatta -kazara- Arca'nın karyolasındaki korkulukları kırdım? Kendimi psikolojik olarak hazırladım.

Ama en çetin cevizde takılı kaldım. İlker! Her türlü radikal kararı gözü kapalı alırım da İlker'in gönüllü olmadığı işe asla girmem. Çünkü özellikle Arca konusunda müthiş bir sağduyusu vardır. Her seferinde beni dumura uğratır. Kısacası İlker'in ak dediğine kara demeyi totom yemez.

O hep erken diyordu. Geçtiğimiz haftalarda Arca'nın epey uzayıp da kırık korkuluklardan yere kapaklanmasına ramak kala korkuluğu kaldırdık.

Peki düşmesine nasıl engel olacaktık?

İşte burada devreye hayat kurtaran Kuzu Ela'nın annesi Hayat girdi ve bu postunda ilginç bir ürünü tanıttı. Denemeden harika olduğuna karar veremezdim.

Bu süngerlerden biri bizim evde şimdilerde, deniyoruz. İlkinde düştü, yerde uyumaya devam etti. Diğer düşüşünün sebebi Ümit ablanın çarşaf altına iyi sıkıştıramamasından kaynaklandı. Yani o gün bugündür fire yok.

Biz de alacağız, düşmekten yırtacağız. Daha iyi bir alternatifle henüz karşılaşmadım.

Anlatmazsam çatlarım, Arca'nın normal yatakta yatma olayı başladığından beri gece yatmadan önce bütün odaların kapıları kapanıyor, sadece bizim oda ve Arcanınki açık. Sokak kapısı kilitleniyor. Arca'ya her gece birşeye ihtiyacı olursa seslenmesi tembihleniyor. Aklımda inanılmaz felaket senaryoları var. Geçen İstanbula giderken tuvaletin kapısını kapatmayı unutmuşum sabahın köründe İlkeri arayıp kapattırdım. Mazallah Arca uyanır, kafasını klozete sokmaya karar verir filan? Bu arada evden çıktığımda arkadan sokak kapısını bir güzel kilitlediğimi söylememe gerek var mı?

30 Ocak 2011 Pazar

Pazar gecesi hesaplaşması

Bugün fark ettim ki, geçen hafta pazartesiden beri bugün ilk defa evde yemek yedim.
Salı...
Arca'nın doktor kontrolü vardı. Tahminlerimiz bizi yanıltmadı, 14 kilo! Öyle çok yağmur yağıyordu ki Alsancak'ta kalmayı totomuz yemedi, Göztepe'ye kaçtık. Ora Lahmacunda yedik. Oyun odasının yanına konuşlandık, Arca deli gibi oynadı. 5 yaşlarında bir kıza "heeeey çocuuuk!" diye seslenmmesi... komik velet yav! Doktor "olmuş bu artık, tamamdır" dedi. Bir de kalabalık saatlerde AVM'leri önermedi, malum salgın beter, herkes hasta.

Çarşamba...
İstanbuldaydım ya malum havaalanı tıkınması, Burger King kaçamağı!

Perşembe...
Dışarıdaydık. Arca balıklı havuzun başından ayrılmadı, arabasını da bir güzel dibe yolladı. Yorucu ama güzel bir akşamdı.

Cuma...
Annemlere yemeğe gittik. Duru ve Arca tepişmekten helak oldu. Ertesi gün için sözleştiler.

Cumartesi...
İlker'in kuzeninin düğünü. Tek düğün kıyafetimin içine sığmamı üç kadeh şarap ve tüm menüyü süpürerek kutladım. Aa tabii genç çiftleri de kutluyoruz. Bol bol kurtlarımızı döktük, iyi geldi be!!

Sonunda bugün...
Günlerdir acayip dağıtmışız evi. Sabah baş ağrısıyla uyandım. Arca kahvaltı etti, sıra bize geldi. Ekmek almaya çıkalım derken iş kumru yemeye dönüştü. İyi de sabahın bu vakti hiçbir kumrucu açık olmaz derken Çiftekumruların 24 saat açık olduğunu öğrendik. Sabah ayazında İnciraltı keyifliydi. Şöminenin yanına konuşlandık. Arca pokkavav suyunu anne baba kumruları götürdü:)Keme şeker taşımacılığının üstü açık vosvosla yapılabileceğine tanık olduk!
Güzeldi be!!


Evde yemek yapıp yemek ayrı güzeldi!

Aa unutmadan Arca'nın arka azıları çıkyor. Ellerinin ağzında olması bir tarafa açık ve net söylüyor : "Dişim acıyor!"

Güzel bir kaç ayın ardından yine uykusuz gecelere yelken açıyoruz, yine huysuz nöbetlere bünyeyi hazırlıyoruz.

29 Ocak 2011 Cumartesi

Çocuk Eğitim kitabı orucumu bozduran kitap: Koruyucu Psikoloji

Önceki postta çok keyifli bir kitap önereceğim demiştim değil mi?

Takip ettiğim sevdiğim bir blog var: anne café

Geçtiğimiz aylarda daha önce adını hiç duymadığım bir kitaptan bahsetti. Çok ilgimi çekti. Kendimi kaptırdığımdan beri çocuk eğitim kitaplarına ara vermiştim.

Roman, öykü, fotoğraf… son günlerde ruhum bunlarla hayat buluyordu. Kitapçılarda dolanırken elime geçti, almadan edemedim. İlker’in gelmesini beklerken kahveme ve bana eşlik etti, çok sevdim.

Neden?

Keskin köşeleri yok kitabın. Yapın edin yerine yapılabilir, hiç bir şey için geç olmaz, birbirinizi sevin, çocuğunuzu anlayın mesajları var. Aynı “2 yaşındaki çocuğunuzu büyütürken” tarzında ama daha bilimsel yaklaşıyor olaya. Bazı yöntemler öneriyor, çocuğunuzun psikolojisini anlamanıza yardımcı oluyor. Sonra çocuğunuz ile aranızdaki bağı da tanımlamaya yardımcı oluyor. Bilimsel bir deney var, yeni bir oyun grubu veya yepyeni bir ortamda denemk istiyorum mesela, sonuçlar elbette sorgulanabilir ama benim çok hoşuma gitti.

Ben de yazsam aynılarını yazardım diye düşündüğüm için enerjimi daha fazla harcamıyorum ve sizi anne café'nin şu yazısına davet ediyorum.

28 Ocak 2011 Cuma

Yaktın beni SPK!

Birkaç ay öncesine kadar çok kullandım bu lafı.

Anne İş’te kitabını yalayıp yutmuştum Sabiha Paktuna Keskin’in (bundan sonra SPK olarak yazacağım). Şimdi ben SPK ile ilgili duygularımı tam netleştirebilmiş değilim, hepi topu okuduğum da tek kitabı var, zaten haşa b.k atmak bize düşmez. Lakin işe başladığım dönemde süt sağarken filan ofiste hep bu kitap vardı elimde. Bu sahneyi hatırladığıma göre demek ki Arca daha 5-6 aylık filan.

Çalışmaya başlamışım, çalışmam lazım ama bir taraftan süt kokan bebe evde beni bekliyor.

Öyle bir psikoloji ki ancak taze anneler anlar. Bebek işten geldiğinde tavır mı yapıyor, Ümit teyzesini benden çok mu seviyor, sürekli bir gözleme hali. Gece uykuları kötü mü? Hmm çalışıyorum bütün gün görmüyor , beni özlüyor tespitleri. İş haricinde her dakikamı onunla geçirme arzusu. Say say bitmez…

Hadi itiraf edeyim, içten içe bir suçluluk duygusu. Ondan ayrı zaman geçirmemin vicdanıma yüklediği ağır yük.

Bu sebepten kitaplara sarıyorum, ondan ayrı olduğum zamanları internet başında araştırarak geçiriyorum ki vicdanım biraz rahatlasın. Daha iyi anne olabilmemin onunla daha çok vakit geçirebilmekten geçtiğini düşünüyorum, geçiremediğim zamanları yine onunla ilgili konu başlıklarına adıyorum ki biraz teselli bulayım.

Anne İş’te kitabı işte tam bu psikolojime rastladı. Ben kitaba çok inandım. İlker’e de bilmiş bilmiş kitaptan pasajlar aktardım. Bilin bakalım ne oldu? İlker tabiri caizse okkalı küfürü bastı SPK’ya!

Ben resmen dumur oldum, çünkü dedim ya acayip inanmıştım ilk başlarda.
Kitap der ki; “Çalışan anne, evde olduğu zamanlarda, 3 yaşına kadar bebeğin her türlü ihtiyacını, karşılamalıdır. Babalar anneye ancak ev işlerinde yardımcı olarak destek olabilirler.” İşte bu cümle İlker’i kopardı.

Niçin Arca’nın altını değiştiremiyormuş efendim! Niçin o uyutamıyormuş! Biliyorum biraz da ev işi kısmı işine gelmedi:)

Bir taraftan diyorum ki “o da babası, ne olacak ki”, bir taraftan da diyorum, “yok yav koskoca SPK bir bildiği vardır zaten bütün gün ayrıyız, aman diyim!!

Bir de bir arkadaşımın anlattığı hikaye kanımı dondurmuştu. Annenin sağlıkla ilgili sıkıntısından dolayı, bebeğin yaklaşık 3 yaşına kadar her türlü ihtiyacı ile baba ilgilenmişti. Çocuk 3,5 yaşında iken annesinden nefret eden ve babasına aşık bir profil çizmeye başlayınca pedagoga gitmişler ve teşhis konmuştu: “çocuk babasını anne yerine koymuş, anneyi reddediyor”. Bu olay beni feci etkiledi. Çocuğumun beni reddetmesi dünyanın sonu olurdu herhalde.

Kader ağlarını örmüştü ve…

Ve böylece yeni bir dönem başladı. İlker’e hıhhı dedim, aslında hak da verdim ama kitaptaki o pasaj zihnime çakıldı kaldı, sonra arkadaşımın hikayesi… İçten içe Arca’nın her şeyi ile kendim ilgilenmeye başladım. İlker müthiş müdahil iken olaya, ufaktan dirsek attım, hep bir adım öne geçtim.

Sonrasında zaten “anneci” dönem başladı, benim de kendi kendime tek tabanca olma hallerim eklenince ortaya anne manyağı bir Arca modeli çıktı. Düşünce anneee diye ağlamalar, gece uyandığında kesinlikle İlker’e gitmemeler, İlker’i görmezden gelmeler, tepkiler, anne odadan çıktığında İlker’in odada bulunmasının anlamsız olduğu ve kıyameti kopardığı zamanlar…

Bu benim için yorucu olduğu kadar, İlker için de çok üzücü bir dönemdi. Şehir dışı seyahatlerimden bile çekinir olmuştu. Gece gelmeyeceksem hemen evi hala, babane, anane, teyze, Duru şeklinde kalabalıklaştırma projesi hayata geçiriliyordu.

Üstelik sürekli “bu çocuk beni sevmiyor mu?” diye soruyordu. Ben “yok canım saçmalama geçici bir dönem” diyordum ama iç sesim, bilinçli olarak çocuğu kendime bağladığımı söylüyordu ve artık geri dönülemez bir yola girmiştik.

Zamana, benim kendimi törpülememe, İlker’in işin peşini asla bırakmamasına bağlıymış her şey. Son günler babaya aşık haller kendimden geçiriyor beni. Beraber oynamalar, kudurmalar, birlikte uyumalar, sarılıp öpüşmeler, seni çok seviyorumlar…

Ama en çok geçen gün emin oldum! Seyahatlerden geç dönecek olmama bile telaşlanan İlker, Çin’e gideceğimin haberini alınca sevindi bile, oh Arca ona kalacak tabii.

Kıssadan hisse: Okuduklarımızı iyi yorumlamak ve körü körüne feyz almamak lazım. Bu kadar içine daldığınızda içgüdülerimizi rafa kaldırmış oluyoruz. Hani bu hikayede SPK’nın kitabı vesile oldu, MPK da olabilirdi, yani sonuçta vurun kahpeye yapamam. Ama kesin, hatta keskin söylemler, siyah/beyaz teşhisler bence çocukla ilgili her konuda çok olumsuz sonuçlar doğuruyor.

Next post : Yumuşak yollu bir ana baba eğitim kitabı önerisi

27 Ocak 2011 Perşembe

Bir yol hikayesi : Arca'nın Kitaplığı

Sabah ofise geldim, geçen haftaki kitap siparişinin bir kısmı gelmiş, masamda duruyordu. Evet "out of office" sonrası bir tarafımda patlayan işler bekleye dursun ben kahve ve nesfitten oluşan kahvaltımı tıkınırken açtım kitapları okuyorum!

Geçen hafta kitap siparişini vermeden önce kitapla yolculuğumuza bir göz atmıştım, sonra aşağıdaki uzun yol hikayesi çıktı ortaya. Üstelik daha yolun başındayız:)

Ne demişiz?

Arca 4 aylıktı kitaplarla tanıştığında, Tiny love 3 boyutlu bez kitaplar... uzun bir süre Pocoyo, Pisi Kedi gibi çok kısa hikayelerle okuma serüvenini devam ettirdi.

Uzun hikayelere geçişimiz pek temkinli oldu:

Arca 16 Aylık:

Ayağına Diken Batan Süper Karga
Erken Çocukluk Kitaplığı-Diş Hekiminde
Küçük Einsteinler - Annie'nin Tek Kişilik Görevi
Cemile oyuncaklarını paylaşmıyor


Şaşırtıcı derecede ilgi gösterdi. Önce sadece resimlerine bakıp aa karga, aa diken batmış gibi kısa tanımlar yapıyordum. Diş Hekiminde kitabını baştan sona okuyunca hiç yadırgamadı. Mesela hala şu Annie’yi sevmem ben ama Ümit Ablayla birlikte hareketleri yapıyorlar ve hala kitaplıkta, hala böh gelmedi! Cemile’yi ise sanırım yazlıkta bıraktık, aylardır ortada yok. Sonradan bir dolap kitap ve Evrenin serinin diğer kitapları ile ilgili eleştirilerini yerinde buldum, hiç yanaşmadım.

Arca 17 Aylık:

Atakan Süpermarkete Gidiyor – Atakanla tanışıyoruz, önceleri hikaye uzun geliyor ama okudukça Arca’nın Atakanla dostluğu pekişiyor.

Kasabanın En Şık Devi – Julia Donaldson ile tanışıyoruz. Ve ailecek Dev’e aşık oluyoruz. Arca yatağında doğrulup işaret parmağını kitaplığa yönelterek DEV DEV diye talepte bulunuyor, defalarca okuyoruz. Hala kitaplıkta, hala okunuyor.

Yaramaz Fındık – Çok dokunuyor bu kitap, son sahne illa ki sarılarak canlandırılıyor, evet hala ve her defasında!!

Ormanda Doğum Günü Partisi – Sevgili Esra ve tatlı kızı Ada’nın tavsiyesi. Bu kitaptan sonra Ada ile Arca’nın zevklerinin ne kadar tuttuğunu fark ediyorum ve yeni bir dönem başlıyor benim için, artık işim çok kolay.

Önce Ada’nın dönem dönem sevdiği kitaplar listeleniyor, sonra Bir dolap kitap’tan detaylar okunuyor, vakit olursa Agoradaki Remzi kitapevinde inceleniyor, olmazsa direkt internetten sipariş ediliyor. İşte bu kadar!!

Bay Bay Bezim – Hiç hoşlaşmadığım ama Arca’nın hastası olduğu uğruna kakasını söylemeyi öğrendiği kitap. Kaybedip tekrar aldık, işte o maceramız.

Arca 18 aylık:

Dediğim gibi artık işim daha kolay, Arca’nın beğendiklerinden devam ediyorum:

Atakan serisinden Atakan Parka Gidiyor & Atakan Geceyi Anneannesiyle Geçiriyor
Erken Çocuk Kitaplığından diş hekiminde kitabını sevdi ya hemen doktorda ile seriye devam!

Anna Millbourne ile tanışıyoruz ve Hülya’nın tavsiyesi ile hemen Rüzgarlı bir gün ile Gölde’yi ekliyoruz kitaplığa. Bir taraftan önceden sevdikleri yeni tatlarla harmanlanıyor ve maya tutuyor. Arca glup diye sineği yutan kurbağanın yeni hayranı!

Aynı seriden 1001 hayvanı bulun da ilgisini çekmeyeceğini düşündüğüm ve yanıldığım başka bir kitap. Arca artık şaşırtmaya başlıyor.

Aç Tırtıl ve Ay’a yolculuk yine Esra ile Ada’nın tavsiyelerinden

Arca 19 Aylık:

Anna Millbourne o kadar seviyoruz ki seriden 4 kitabı daha katıyoruz kitaplığa, hem Arca öğreniyor hem biz: )
Yağmurlu Bir Gün
Yeraltında
Ay'da
Deniz kıyısında


Teker Teker Tekerleme ile unuttuğum çocukluk tekerlemelerine kavuşuyorum. Sayfa sayfa şarkılar söylüyorum. Arca mest, İlker odayı terk!!

Melül bakışlı Nino Arca’nın baş tacı, o kadar çok okuyoruz ki uzun bir sure kahraman Nino rüyalarımıza giriyor. Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor – seni okumak daha da zor! Ama keyifli: )

Bazen yanlış kitaplar aldığım da oluyor. Tübitak serisinden Denizin Altındayı almışım meğer 7-8 yaşa uygunmuş ama Arca resimlerine baktı.

Bebek Koala Çiftlikte denemek için aldığımız bir kitap. Arca kısa sure çok yoğun bir sevgi besledi, sonra bir sure bıraktı, çalkantılı bir ilişkileri var bu kitapla. Serinin devamına cesaretim yoktu sonra Nilda'ya Ümit abla için Hülya'nın tavsiye ettiği kayıp oyuncak kitabı almıştım geçende. Sonra Kipa'dan bulduğum yapbozları daha çok seveceğini düşündük, bu yeni kitap Arca'ya kaldı. Tahmin edin? Evet çok sevdi!!

Arca 20 aylık:

Atakan’ın supermarket ve parkta serisi yırtılınca ciddi bir Atakan ihtiyacı doğuyor ve diğer iki kitabı ile devam ediyoruz.

Atakan Marangoz Ustası Oluyor
Atakan İnşaat Ustası Oluyor


Ben şahsen diğerleri kadar sevmiyorum bu ikisini, belki de Atakan denen veletten bıkkınlık geldi, olabilir. Hep eve gelen misafire okutturuyorum bunları

Bisiklet,Kızak ve Vapur : Yeni kitap kurtları keşfediyorum, Füsun ve Defne. Füsun bloğunda çok güzel anlatıyor kitapları. Artık yeni bir referansım var. Bu ne biçim kitap dedik önce, şimdi bayılıyoruz, çok zekice çok!!

Julia Donaldson’ın b.kunu çıkarıyoruz:
Tostoraman
Pırtık Tekir
Değnek Adam


Hepsine tapıyor Arca. Julia Donaldson haremi gibi bizim kitaplık, her gün bir başka kitabın koynunda. Sülümanım benim:P

Araya yeni bir yazar sıkıştırıyorum: Feridun Oral, Kirpi ile Kestane. Bu da tutuyor! Artık şaşırmıyorum.

Arca’ya ne versen okutacak sanki, öyle bir hissiyata kapılıyorum. Evet benim çocuğum kitap yiyicisi!

Ara sıra gelen hediyeler, yeniliklerle tanıştırıyor bizi. Sevgili Kisd’in hediyesi “Kim korkar Kırmızı başlıklı kızdan?"
Kitabı benim şahsen öle bayıla okuduğum bir kitap. Hep en öne onu koyuyorum, Arca seçsin diye (pis yönlendirici ana:) )

Arca 21 aylık:

Mutlu Su Aygırı: Bana çok uzun ve biraz da sıkıcı gelse de güzel mesajları var. Arca tabii ki mesaj kaygılarıyla yaklaşmıyor kitaba, o şarkıyı söylememize bayılıyor, sabaha “yo yo yoooo” şeklinde uykudan uyanıyor. Evet bu çocuk yenilikleri seviyor!

Kırmızı Elma : Geçen ay Feridun amcayı çok sevince, hiç tereddüt etmiyorum.

Julia ah Julia… İyi ki yazıyorsun
Nohut Oda Bakla Sofa : Replikleri seslendirirken dümdüz okumayacaksınız, o zaman çok eğlenceli bir kitap. Bilge İhtiyarın sesini değiştirmeme bayılıyor Arca! Abuk subuk el kol hareketleri ile Yaşlı minik hanım favori!

Süpürgede Yer Var mı? Ejderha!! Arca cadıdan çok ejderhayı seviyor. Kitabın kötü kalpli karakateri olduğunu anlatmaya kasmıyoruz hiç. Ejderha'yı ailecek seviyoruz!

Arca 22 aylık:

Yılbaşı yaklaşıyor, Arca’nın kitaplık epey doluyor. Hatta küçük ayıklamalar yapıyorum. Ufaktan düzenliyorum ama büyük çoğunluğundan hepten vazgeçemiyorum. Çünkü Arca kimi günler Pocoyo’ları bile okutuyor. Idefix’in yılbaşı kampanyası bile cezbetmiyor beni düşünün nasıl abartmışız. Ama o kampanyanın sipariş listeleri bize yeni referanslar sağlıyor.

Yılbaşı çekilişi için Berk Arca’ya Mickey kitabı seçmiş. Arca bayılıyor. Defalarca okutuyor, hey bilgiliiii diye çağırıyor. Arca Noel babadan kitap isteyince internet siparişine bulaşmadan iki tane Mickey kitabı alıyorum. İki ay bunlarla idare ediyor, yeni kitap yok. Geçen hafta Kipa’dan 1 TL’ye aldığımız iki kitaba acayip sarıyor.

Artık kitapları kendisi okuyor: ) Tabii ki okumuyor, sadece bize oku demiyor, yanımıza gelip “bitti!” deyince elindeki kitaba bakmış, kitabı bitirmiş olduğunu anlıyoruz. Bu bizim için güzel birşey ! Ama bir taraftan da yeni kitaplara ihtiyacı olduğunu hissediyorum. Sıkılmaktan çok ezberledi hepsini. Öyle sayfa atlayayım, iki satır az okuyayım şeklinde yırtamıyorsunuz, mutlaka yakalıyor ve foyanızı ortaya çıkarıyor.

Mickey ve Atakanların ciltleri kötü olduğundan sayfa sayfa ayrılmasına acaip gıcık oluyorum, bu arada. Uzun ömürlü olmuyorlar, üzücü!

Yeni siparişte emniyetli kitaplar var, kesin sevecek dediklerim, bir de sürprizler, daha önce benzerini hiç okumadığımız çok ilginç kitaplar var.

Çayır,Ahır ve Çiftlik Evi : Bisiklet kızak ve vapurun yazarından. Aslında Hayat'ın tavsiyesi üzerine Koalalı olanı alacaktım ama bulamadım, bununla idare edeceğiz artık. Listemizde vardı ama bunu daha tedarik edememişler, sonra gönderilecek.

Koyun Russell : çok yeni kitap bizim için, tutarsa muhtemelen devamı gelecek

Bütün Gün Esneyen Prenses: Remzi kitabevinde bayılarak okudum sevdim hatta hediye aldım, özellikle çizimlerine hasta oldum, Arca'nın tepkisini merak ediyorum.
Bu kitabı ilk Füsun'un bloğunda görmüştüm.

Fark ettim ki, ben kitapları kızlara yönelik, erkeklere yönelik diye ayırmıyorum. Mesela çok sonra bebek koalanın kitap tanıtımında kız olduğunu ve kız çocuklara yönelik olduğunu öğrendim. Gerek var mıydı böyle bir tanıma? Sonra Cemile’yi de aldık. Bu da bir prenses nihayetinde: )
Zaten referans kitap kurtlarım hep kız çocukları: )

Burun : Hem bloglarda (Füsunun blogtu sanırım) hem bir dolap kitapta çok güzel eleştiriler okudum. Ben çok merak ediyorum, bakalım Arca sevecek mi?

Baloncu Dede ve Üç Küçük Yaramaz: Yine Remzi Kitabevinde okudum, bayıldım, çok kitabı var diye ertelemiştim, vakti geldi. Diğer Feridun Oral kitaplarına göre daha canlı çizimler. İtiraf ediyorum, Kirpi ile Kestane ve Kırmızı Elma çok solgun gelmişti bana.

Limon Ağacının Şarkısı ve Yetenek Yarışması, yine bilmediğimiz sularda gezeceğiz, düşüncesi bile heyecan veriyor. Yazık ki bu paketin içinden çıkmadı.

Zogi!! Ben nasıl atlamışım bu Julia şah eserini? Hem de bir dolu ejderha varmış içinde, kalıbımı basarım Arca okutmakla kalmayacak birlikte uyuyacak bu kitapla.

Arca'da bu ilgi ben de bu heves oldukça daha çok listeler yazılır buraya:)

Hadi ben kaçtım, işler bekler.

Not: Ben mesela çok okurum ama kitaplığım boştur çünkü çok dağıtırım, hele bir daha okumayacaksam kitaplıkta durmasına ihtiyaç hissetmem ama Arca'nın kitaplarıyla bir türlü vedalaşamıyorum. Arca da öyle maalesef! Hani yine ilgi duyar mı, okumaya başlayınca bunları kendisi okur mu? Bu kadar kitabı alt alta koyunca şimdi aklıma geldi de, keşke Arca artık bazı kitaplarla tamamen vedalaşsa da bunları bir koliye koyup çocuk esirgeme kurumuna gönderebilsem. Arca'nın gözlerindeki ışıltıyı bir çocukta daha görmek ne güzel olurdu.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Dumur diyalog #5

Siz Arca'dan inciler okurken...
Ben yine bir İstanbul seyahatindeyim...

.....................................................

Evin kapısındayız, asansöre binmek üzereyiz.

Y: Arca hadi çıkalım da asansörü çağıralım
A: ATANTÖÖÖRRR (bağırarak çağırıyor)

.....................................................

Müdahale etmezsen asla sonlanmayacak bir diyalog, ikisi de bu hatır sorma işini yeni öğrenmiş.

Arca : Nasılsın
Cansu: çok iyiyim
A: Nasılsın
C: çok iyiyim
A: Nasılsın
C: çok iyiyim
.
.
.
.

....................................................................

Feridun Oral'ın 365 güne masallar kitabını bulmuş çıkarmış bir yerden, aslında tam da 4 yaş civarı okunacak cinsten bir kitap saklamıştık ama ısrarla okutuyor masalları

Y: Serçe (ya da başka bir kuş hatırlamıyorum şimdi) evin penceresinden içeri bakmış, Evin içinde bir ağaç, üzerine süsler ve altında hediyeler…
A: Noel Ağacı!

.....................................................................

Ufak bir sakar-ana anısı...

Y: of
İ: aman yeliz ya koskoca sehpayı görmüyorsun, kapıyı görmüyorsun, insan kendi evinde bu kadar çarpar mı ya orasını burasını? Morardı di mi?
A: Buz
Y: yok annem o kadar değil, sakar anayım ben, kısaca sakar anne diyebilirsin puhaha
A: ı-ıh iyi anne

Yeliz Arca’ya dalar, Arca’yı bu iltifatı yapacağına pişman olasıya kadar sömürür.