26 Mart 2011 Cumartesi

Mim

Ruhdağı mimlemiş, severim ben elim sendeleri:)
Epey olmuş gerçi bunu taslağa atalı, hastane filan derken...

1-Gün içinde eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey:

Hiç telefonumun çalmaması!


2-Gördüğün zaman eğer almazsan uyuyamam dediğin şey:

Kitap


3-Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey:

Diyet yapmıyorum ama yediklerime dikkat etmeye çalışırım her zaman. Hafif kaçırırsam birkaç gün dikkat ederim. Bira ve şarap vazgeçemem. İç fındık. Çikolata. Patates kızartması. Bu saydıklarımla yediklerime pek dikkat ediyormuşum gibi görünmüyorum, pis boğazım ya!!



4-Uğurun var mı, uğurun?

Yok.


5-Kendine en yakıştırdığın renk:

Renkli giyinmeye kasıyorum ama mavi ve uçuk pembe dışında renklerle aram pek yok. En çok siyahın yakıştığını düşünüyorum, bir de toprak renkleri.



6-En sevdiğin takın:

Alyansım. İlk alyansımızı İlker de ben de kaybettik. Uzun süre alyans takmadım, sonra geçen yıl doğum günümde İlker almıştı, daha hiç çıkarmadım. Küpe çok severim. Bu aralar uzun kolyeler alıyorum. Aslında pek takı insanı değilimdir, yakıştıramam ama çok özenirim.


7-Takıntın?

Bu aralar Arca ile ilgili herşey! Bir de arabaya bindim mi mutlaka kapıları kilitlerim.


8-Bavulum çoktan hazır,gitmek istediğim şehir,ülke?

Paris veya Roma ama illa ki İlkerle. Ayrı ayrı çok yurtdışına gittik, hep iş dolayısı ile ama gezmeye hiç gitmedik birlikte. Gezmek istiyorum kardeşim ben ya!!

9-Ben bu şarkıyı duyunca şakırım:

Kenan Doğulu, çakkıdı çakkıdı Şakımayı bırak direkt oynamaya başlıyorum. Çok ilham verici çoookkk!!


10-Solunda ne var?

Pencere

Kuzumun annesi Hayat, resim yapmaktan vakit bulursa kisd, Defne Nilin annesi Seyhan ilk aklıma düşenler...

24 Mart 2011 Perşembe

Alışmış kudurmuştan beterdir, hem alışmış hem kudurmuş daha beterdir

Pek çok kullandığım anne yadigarı bir veciz söz…

Alışmadık dötte don durmaz da bir başkası ama konumuz bu değil.

Konumuz Arca’nın hem alışmış hem de kudurmuş bir insan yavrusu profili çizmesidir.

Hastanede tek refakatçiye izin var aslında, o da anne. Dolayısı ile tek koltuk koymuşlar uyuması için refakatçinin. Ancak bir gece bile yalnız kalmadım, refakatçiye refakat eden canlarım vardı. Onlar yattı o koltukta tek göz yarı açık. Ben de hasta yatağında Arca’yı koynuma aldığım gibi mis kokulu rüyalara daldım her gece. Tam 20 gece!

Arca ile doğduğundan beri bu kadar dip dibe bir yaşam sürmemiştik. Beraber uyumak benim için çok rahatsız olduğundan ateşlendiği geceleri saymazsak hiç yanıma almamıştım. Arca’nın odasını ayırdığımızda 2 aylıktı. Ama o yirmi gece bizi fena halde tek beden haline getirdi.

Sahi ayıcığımız pandamız vardı bizim değil mi?

I-ıh şimdi güven nesnesi = bizzat annenin kendisi : )

Uyandığında yanında değil miyim? Hemen huzuruna çağırıyor, ensemden yakaladığı gibi al aşağı ediyor, kafasını boynuma gömdüğü gibi uykuya dalıyordu. Sonra geceleri ikimiz de uyurken elleriyle yatağı yokluyor, gözler kapalı yüzümü okşuyor, kokluyor, öpüyordu. Bu son cümle benim refakatçilerimin ifadesi, zira ben uyuyor oluyorum o sıra.

Alıştı mı? Hem de nasıl! İtirazsız kendi yatağında uyuyor ama gecenin muhtelif zamanlarında uyanıyor, sabahı bizim yatakta ediyor. Gerçi İlker’in buna itirazı yok, bol bol yumuluyor cüceye ama alışkanlık iyice yerleşti. Yakında kendi yatağını reddedecek.

Buraya kadar alışmış insan yavrusu profilini gördük.

Şimdi sırada kudurmuş hali var:

Hani garip krizleri var ya Arca’nın… hemen her iki yaş çocuğununki gibi? İşte o krizlerden birini uykusunda yaşadı, pes dedim! Işık illa ki açık kalacak ya, ben biraz kısmışım yatmadan önce, gece uyandığında ışığı kısılmış görünce çıldırdı. Yarı açık gözlerle bağırdı çağırdı, kucaktan inip doğru pufa çıktı, sonra da ışığı sonuna kadar açtı. Evet karanlık korkusu var. Tamam da nasıl uyurken sendroma girebiliyor? Arca = kocaman bir soru işareti!

Misal dün akşam... Ayran istedi. Hayhay! Bardağa yoğurdu koydum, biraz çırptım, biraz su sonra blender ile bızlat... tım diyemiyorum, çıldırdı. Çılgınlar gibi ağlıyor. Aldım kucağıma sanıyorum ki kendi yapmak istiyor, blender elinde hem bızlatıyor hem konuşuyor hem ağlıyor.

Tekrar oturdu. Önüne koydum ayranı.

Saydırıyor, hani 2 yaşında olmasa ana avrat küfrediyor diyeceğim surat ifadesi öyle. Hmm dedim ki kendisi baştan yapmak istiyor. Başka bir bardağa yeniden yoğurt koydum. Önüne koydum. Neyse ki arada anlamlı kelimeler yakalanıyor ağzından, yeşil bardak istiyormuş, yeşile yoğurdu koydum. Çırpıcıyı verdim, attı.

Bu arada hebele hübele atıp tutuyor. Elini tutuyorum "ağla annecim, rahatla sonra anlatırsın" diyorum.

Neden sonra sustu, gözünde yaşlarla o ilk yaptığım ayrandan içti. "Bulgur pilavı istiyorum" dedi. Bu arada cidden bu kadar net cümleler kurabiliyor hani artık "kendini ifade edemiyor" gibi bir bahanesi kalmadı veledin tamamen kudurukluk. Yapacağımdan değil, yeter ki sakinleşsin diye tencereyi ocağa koydum. Üç çeşit yemekten kerevize ikna oldu. İki tabak yedi hem de keyifli. Doydum dedi kalktı gitti. Ben de mis gibi ıspanağıma gömüldüm.

Olay unutuldu sanıyorum, meğer bizimkinde fil hafızası varmış. "Bulgura bakıcam" dedi. Adetidir, yemek pişerken tabure yanaşacak, ocaktakiler teftiş edilecek. Baş aşçı ya!!

Birazdan yapacağım gibi geçiştirici önlemler alıyorum. Derken benim nesfiti gördü, azıcık kaseye koyduk, üzerine süt koyduk. Yedi. Doymuştu, değil mi:) Yine aklına geldi, "Bulgura bakıcam" dedi. Tencere boş ama bu kadar ısrara artık uzatmadım, demek ki istemiş canı çocuğun, soğanını domatesini kavurdum, tam bulguru yıkayacağım.

YOK! Hay ben böyle işin!! Nazlıların evi aradım, bir fincan isteyeceğim, yoklar, tam karşı komşunun kapısını çalacağım İlker aradı, bir şey lazım mı diye. Dedim ki böyle böyle... Ne bulgurmuş ya İlker'in de canı istedi. Tabi kereviz- ıspanak - ezo gelin menüsü açmadı. Gelirken getirmiş. Arca yemezse İlker yer dedim. Neyse akşam dokuz itibari ile baba oğul ikişer tabak bulguru yediler.

Kızamadım artık ne diyeyim, demek ki canı istemiş:)

Bu arada ne düşündüm? Tabii bu kadar küçükkenki halimi hatırlamıyorum ama ben bu kudurukluğu çocukken anneme yapsam garanti cimcirilmiş, popoma şaplak yemiş veya en iyi ihtimalle ağzıma mıçılmıştı. Bazen diyorum, onlar mı iyisini yapıyordu? İyi mi bilmem ama akşam 19:00-21:00 arasındaki zaman dilimini kurtarırdı kesin!

Anne için yatışma reçetesi:
Bir adet 6 aylık sevimli Arca fotoğrafı

23 Mart 2011 Çarşamba

Blogger'ların ettiği!

Bloğumu okuyan biriyle ilk tanıştığımda aklımdan geçmişti, hiç tanımadığım birilerine dokunmamı sağlayan bir hobim var demiştim. Ne güzel! Kaç kişiye nasip olur ki?

Bu hastane tecrübesi ile birlikte insanların da bize dokunabildiğini gördüm. Onlarca mesaj, Arca’yla hiç tanışmamış ama çok iyi tanıyan dostlar ve hiç görmediğin halde özlemini duyduğun insanlar…

Garip!

Yani bana çok doğal geliyor da bilmeyene anlatmak, yaşamayanın anlamasını beklemek zor.

Ve sürprizler öyle mutluluk verici ki… Ve inanılmaz…

Bu yaşadığımız duyguları anlamakta zorluk çeken, internet vasıtası ile dostlukların kurulmasına soru işaretleri ile yaklaşan İlker soruyor: “A bu kimden?” “AA o kim?” bazılarını tanıyor, haa öbür Ela diyor mesela, Doruk Arca’dan birazcık küçüktü di mi? diyor.

Bazılarını çıkaramıyor, anlatıyorum uzun uzun…

Can’ın annesi… Sadece anne… Bakmayın siz ona o sadece anne filan değil: ) Ailecek öyle gömüldük ki meyvalara, yerken poz yakalayamadım: ) Ama üzümü özlemiş düdük, öncesi sonrası pozlarını koydum. Hatta bitince tutturdu isterim diye, kuru üzümle gözünü boyadık:) İlker boğazına düşkün bir boğa burcu olarak fikre bayıldı, ben çileklere gömülürken anlattım, sadece anneyi… uzun uzun maillerimle az kafasını şişirmemiştim, bak böyle böyle demişti diye…

Öncesi:


Sonrası:


Ruhdağı… Ege’nin zarif annesi…
O küçük tayı hiç gözüne sokmadım Arca’nın öyle koydum sehpanın üzerine. Arca tekerlekli nesneler kadar yumuşak oyuncaklara da bayılır, sarılmayı dokunmayı çok sever. Gide gele karşıdan süze süze sonunda aldı koynuna…Bense hayatımda ilk defa kişisel bir objeyi ofisteki masama koydum, baktıkça hatırlıyorum, ne tatlı ne özel bir kadınsın sen!



Kirazım ve Doruk cücesi!
Gebeş günlerden tanıdığım özel insan. Dorukla Arca ne kadar çok benziyorlar birbirlerine. İçimde öyle bir his var, tanışsalar çok iyi anlaşacaklar. Ne zaman bir şeyler yazsa heyecanla okurum, Doruktan haber almak çok keyifli: ) Hediyeyi görünce dedim ki “ulen bizim böyle bir şeyimiz yoktu, ne güzel bişey bu yaa!” Bir matematik öğretmeni olarak babane hastası olacak bu oyunun:)
Asıl komiği uzun uzun çokça mailleştik yüzlerce yorum yazdık birbirimizin yazılarına hatta mesajlaştık. Ve ben her gün konuştuğum bir insan gibi kakara kikiri konuştum İlkay’la. Halbuki ilk defa telefonda birbirimizin sesini duyuyorduk. Kapatınca jeton düştü. Hehe kirazım sen beni idare et, lakayt bir anıma denk geldin: )



Dün bir paket daha gelmiş kargodan. Acayip eğlenceli bir oyun. Bu arada fark ettim ki, oyun-oyuncak konusunda son derece yaratıcılıktan uzak bir anne profili çiziyorum, ufkum açıldı şerefsizim! Ümit abla sevk irsaliyesini almış paketten başka bir şey yoktu dedi. Hmm iyi ama not filan vardır dedim, sokak kedileri gibi çöpü karıştırdım, soğan kokuları arasında sadece kargo gönderi kağıdına ulaşabildim. Sabahı zor ettim, İlkerle Arcayı bu oyunu oynarken evde bıraktım, ofise gelir gelmez firmayı aradım. Evet isim verdiler : D.A.S.Ç. Nam-ı diğer Özgüranne, kısaca özgürüm : )



Birbirimize uzun uzun yorumlar yazarken, fikir paylaşırken, güç verirken daha doğurmamıştık küçümenleri, şimdi iki yaşını geçtiler. Çokça destek olan, çok şey öğrendiğim, yazı yazsa da okusam dediğim, bazen beni kızdıran (itiraf.com), çokça hayran bırakan, sanal kraliçem. Her şeyiyle zihnimi meşgul eden kadın!

Teşekkür etmek boş geliyor, sadece cansınız, bilin istedim, unutmayayım, Arca bugünleri okurken bu güzellikleri de hatırlasın istedim.

SON SÖZ:

Ya bu arada blogger kapalı , değil mi hala? Ben işyerinden bağlanabiliyorum, Almanya server’ı sayesinde herhalde. Ama biz hastanedeyken epey yaygara kopmuş, wordpress’e geçişler olmuş. Hani orası bana feci halde ters ama bloğu yedeklemek fikri çok cazip geldi. Nitekim adresimi taşımaya karar verdim ben de. Tam İlker’e diyordum ki wordpress’te kim alır günün çorbası ismini, garanti boştur ! Bam! Bir hain konmuş ismime: )

Düşün düşün! Sonunda isim bulduk: HAKİKİ GÜNÜN ÇORBASI puhahah!

Vallahi ciddiyim, tıklayınca çıkıyor. Sayfa düzeniyle uğraşmadım henüz.

Seriye "ÖZ HAKİKİ GÜNÜN ÇORBASI", "BAŞKA ŞUBEMİZ YOKTUR GÜNÜN ÇORBASI"… şeklinde devam etmek niyetindeyiz. Lakin bizim hukuk sistemimizin sağı solu belli olmaz, bugün blogger yarın wordpress, baktın olmadı internetin alayına yasak gelir yakında!

Veee.... Son bir ilave! Dün şahane bir sürpriz karşıladı beni! Hemen şipşak tabii ki. Tekirim ve tatlı Ada'sı süper bir t-shirt göndermiş. Harikasınız ne diyeyim:)

22 Mart 2011 Salı

Pazar pazar... kader bize ne yazar?

Bir Arca'yı uyutma klasiği: Yeliz de yanında uyuyakalır.

Eş zamanlı olarak İlker de içerdeki koltukta uyuyakalmışsa beni uyandıramaz, sabaha karşı hortlarım.

Cumartesi gecesi de bu sahne yinelendi.

Dikiz Yeliz olarak Nurturia'yı açtım, kimseler yok haliyle ama güncellemeler kalmış. Elfanamla Elif ve hatta Hayat ile Nil kahvaltı planı yapıyorlar. A-haaa!! Sabah iki yıldır ilk defa dokuzda uyandık. İlker Bornova'da bir nikaha gidecek, günün göbeği bir saatte. Öğleden sonra hava bozacak belli. Kahvaltı planı yapmıştık önceden, ama bizim genel olarak kahvaltıya gittiğimiz taraflar Bornova'ya ters, lokasyon sakat.

Çiçekliköy gözlerimin içini parlattı, hem dostlar hem yeni bir yer keşfedeceğiz, hem de günümüz yollarda geçmeyecek!

Çiçekliköy'e gidelim mi kızlara takılalım mı? Hayhay!

Hepsine mesaj attım. Kim uyanıksa dönün bana diye. Nil'le konuştuk. Ufaklıkların salya sümüğünün olduğunu söyledi beni aramaya çekinmişler. Tereddütten sonra yemişim sümüğünü dedik(ıy gerçekten iğrencim), sürpriz yaptık!

Canımıza can kattı. Çok ama çok iyi geldi. Bi de Hülya gelebilseydi altı yapraklı İzmir yoncası tamamlanacaktı:)

Ege'nin tüm sevimliliği üzerindeydi. Bi de adam olmuş ya, çok büyümüş! İlker bu tayfayla ilk defa tanışıyor, Ege'ye hasta oldu.

Ela yine çok ama çok tarz bir hatundu. Ulen 2 yaşında velet benden güzel giyiniyor. Allah kime kız çocuk vereceğini biliyor, bende olsa maymuna çevirirdim.

Alperen, çok ama çok sevgi dolu bir çocuksun sen! Telefon sohbetini hiç unutmayacağım.

Günün en güzel anlarından biri...

Arca ile kankası Berk... yine bir topun peşinde... aynı ilk tanıştıkları gün gibi... Onların bile tanışmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçmiş.

21 Mart 2011 Pazartesi

Dumur diyalog #7 : dilli düdük!

Demiş miydim? hastane cücenin dilini çözdü. Fiziksel aktivitelere gelen sınırlama diline yansıdı.

İlker kurabiye alıp gelmiş. Arca iki tane çikolatalı kurabiyeyi sütle mideye indirdi. Daha istiyor.

İlker: babacım şimdi artık yemeyelim. yatmadan önce yine yeriz, olur mu?
Arca: Yatmak istiyorum!

------------------------------------------------------------------

Ertesi gün üç haftalık tek beden hayatımıza son verip işe gideceğimi anlatıyorum.

Yeliz: Herkesin görevi var Arca, sen yemek yiyip uyuyup oyun oynayacaksın, anne ve baba işe gidecek. Artık hastaneden döndük, normal hayatımıza devam edebiliriz.
Arca: Hastaneye gitmek istiyorum, hastanede kalalım, evde kalmayalım!

------------------------------------------------------------------

"Limon ağacının şarkısı" kitabını okuyorum. (Bu arada kaynamasın muhteşem bir kitap, bayılıyorum, Arca da çok seviyor, şiddetle tavsiye ediyorum)

Yeliz: "çocuklara seslendin
buraya gelsenize
paylaşmak ....
Arca: PAYLAŞMA! KAVGA ET!
Yeliz: Annecim paylaşmak güzeldir
Arca: paylaşma! paylaşma! kavga et! kavga etmek istiyorum!

20 Mart 2011 Pazar

Gelelim teşekkürlere...

Dün yağmur vardı İzmir'de. Anane evinde keyifle yayıldık. Markete gittik dönüşte, park yerine gidesiye yağmur bastırdı, sırılsıklam olmak hiç bu kadar mutluluk vermemişti, yaşamak güzel şey!

Bugün hava muhteşemdi. Arca'nın uyanmasını iple çektik. Arca'nın tabiri ile kuşlu parka gittik. Yarım saatten fazla kuşları kovaladı, yanımızda götürdüğümüz bulgurları attı. Kaydırakları özlemiş. Zor aldık parktan. Çok fena birşey fark ettim. Üzerine titrer oldum Arca'nın. Gözümü bile kırpmıyorum. Süreç sağlıkla tamamlansın, kendime çeki düzen vermeliyim, yoksa bizim oğlanın hayatını zindan eden mıymıy bir anası olacak.


Birkaç fotoğraf da ilk günlerimizden. İlk defa yatağında uyuması, anane ziyareti, daha üzerini bile çıkarmadan yerde kamyonuyla oynaması...






Geldiğimizden beri birşey daha fark ettik. Arca cidden büyük bir travma yaşıyor. Televizyonda tesadüfen hastane sahnesi vardı, arka odaya kaçtı. Arkasından gittiğimde yatağın kenarında öylece dikiliyordu. İlker'e anlattım, yok canım dedi. Denedik tekrar, bu defa odadan çıkmadı ama koltuğa kafasını gömdü, hiç bakmadı. Bir de geceleri takma yapma diye bağırıyor. Gerçi bu yeni değil, hastanede de böyle çok sayıkladı. Epey zamana ihtiyacı var kurtulması için.

Hastanede iken peşimi bırakmazdı:"Anne yemek yeme!" "çiş miş yapma" "kitaba bakma" "okuma" "anne gel anne gel anne gel...." "babayla konuşma" hatta ziyarete gelenler öptüğünde beni "o benim annem!". Herkes eve gidince yandınız dedi durdu. Yok öyle olmadı. Arca beni kesinlikle tınmıyor. ilkerle oynuyorlar. Kendi kendine oynuyor. Ama oyuna çok daldığında dilinin tesbihi olmuş, "anne gel anne gel anne gel...." dediğini duyuyorum, tam gitmeye davranacağım, meğer sadece sayıklıyormuş. Birkaç defa "seni çok seviyom anne" lafını duydum. Bir de hala sık sık koklamaya geliyor yanıma. Bakalım pazartesi işe giderken ne olacak!

Gelelim teşekkürlere...

Benimle gecelerini paylaşan (babaya refakat izni olmadığı için) İlknur, İlkerin annesi ve ablam..

Aynı dönemde geceleri ananeme baktığı için yanımda kalamayan ama nefis mamaları ile bizi doyuran şımartan annem ve yine ablam

Ziyaretimize gelen, ellerini üzerimizden kesinlikle çekmeyen, akla gelmedik sürprizlerle kafamızı dağıtan Elif, Elfanam, Nil, Hülya, Hayat...

Sürprizleri hazırlayan hiç ama hiç yalnız bırakmayan ekibin İstanbulluları Özge, Tuğçe, Hilal, Yasemin, Esra Özlem...

Ankara güzeli ve onun minik adamı Çınarın hazırladığı şahane sürprizlerle bugün itibari ile en son noktayı koyan Başak...
(Kurabiyeleri Arca lüplettiği için fotoğrafını çekemedim. Bize kalmadı ama eminim nefisti:) )

Hemen her gün veciz sözlerle bezeli mesajlar çeken, bizim için mum yakan, pazar duası okutturan Tuğçe...

Tanımadan Arca'yı seven, pozitif enerjileri ve duaları ile bize güç veren bu satırları okuyan ve Nurturia'dan destek olan dostlar ...

Çoook uzaklardan taa Amerikalardan telefon eden Evren...

Oğlumu üzmeden kolaycacık damar yolu bulan hemşireler... Meryem, Sevinç, ve pek tabii Sahra

ne kadar teşekkür etsem az...

En çok da ...

İlkere... süreçte Arca için yaptıklarına teşekkür etmek yersiz olur o ikimizin parçası, ben kendime teşekkür ediyor muyum? Anababayız biz yapacağız elbet...

Ben onun benim için yaptıklarına teşekkür etmeliyim... Her gün her allahın günü Arca'nın öğle uykusunda gelip beni dışarı çıkardığı için... Her türlü zırlamamı olgunlukla karşıladığı, ben isyanları oynarken o içine attığı, yansıtmadığı, benim deli deli hallerimi dengeleyerek sağduyum olduğu için... Gerçi o son haberi aldığımızda ona "git bir adam bul, asistan doktor mu bulursun kimi bulursan bul, döveceğim yoksa rahatlayamam" dememe rağmen bulmamasına içerledim ama...

Her gece bomboş eve gitmek zorunda olmanın nasıl bir şey olduğunu anlayabiliyorum. Benim ne de olsa birlikte uyuduğum, zorda kalınca kokusunu içime çektiği Arca'm vardı.. O yalnızdı.

Umarım Arca büyüyünce onun gibi bir adam, onun gibi bir hayat arkadaşı, onun gibi bir baba olur!

19 Mart 2011 Cumartesi

Hastane kazanımları

Hönkürdüğümün akşamı İlknur benimle refaketteydi. Arca uyuduktan sonra filtre kahve ve baileys ile kafaları çektik, rehabilite çalışmalarına başladık. Sabah İlker geldiğinde hala gergindi, doçentin kapısında bekledi. Profesörlerin de katıldığı visitimiz tam 1 dakika 25 saniye sürdü. Sonrasında İlkere sadece "konseyden sonra görüşelim" demiş. Arca'nın öğlen uykusu sırasında Forum'a kaçırdı beni. Uzun uzun sohbet ettik, Arca'ya Cars filminin karakterlerinden aldık, çok sevimli küçük arabalar.

Konsey üç buçuktaydı. Cumaya kadar bilgi alacağımızı düşünmedik. Bir ara odadan çıktım, işten aradılar, konuşurken doçentin bizim serviste olduğunu gördüm, hemen İlkere koştum, koridorda bekledik. Yanımıza gülen gözlerle geldi. "Arca'yı çıkarıyoruz bugün, antibiyotiğe ağızdan devam, 1 hafta. Bir ay sonra tekrar tetkikler ve ameliyat konusunda karar."

Tabii ki inanamadık. İlker işlemleri tamamlarken biz de Ümit abla ile eşyaları toplamaya başladık. Bizden yarım saat önce taburcu olan aile elinde bir torba ile çıkarken biz iki arabaya sığamadık, o kadar yerleşmişiz ki!

Toplanmamıza anlam veremeyen Arca'yı yatağa oturttum, gözlerinin içine baktım ve "annecim çok güzel bir haberimiz var, evimize gidiyoruz" dedim. Gözleri parladı ve : "burda kalmayacağız?" dedi. Hayır evimizde kalacağız!!!

Eve geldiğimizde Arca hemen oyuncaklara saldırdı ve sürekli yerde oturarak oynadı. Yere oturmayı özlemiş. Bir yandan yemek hazırlıyorum, bir yandan eşyaları yerleştiriyorum, bir yandan telefondayım. İlker de aynı. Arca'ya küvette banyo yapacaksın dedim, koridorda koşup duruyor: "banyoooo!" "hem de küvette!!" Ayaklarındaki deriler pörsüyene kadar yıkandı, oynadı.

Akşam Nazlılar uğradı, ilk kutlama pasta+kahve ... İkinci kutlama gecenin ilerleyen saatlerinde İlkerle şarap... Bu sabah evde temizlik var diye ananede kahvaltılı kutlama ve son olarak akşam şarap, peynir ve maç eşliğinde dostlarla kutlama. Bir sonraki tetkiklere kadar biz uzun uzun kutlama yaparız daha!

Hastane epey şey kazandırdı bize...

Öncelikle Arca'ya...
Nöronları elimize aldık. Her ne kadar çizgi filmlerin hemşireler tarafından antibiyotikle birlikte verildiğini anlatmaya kassak da bilgisayar dvd ilişkisini çözdü. Tek sevindirici şey döndüğümüzden beri çizgi film sormuyor. Özge geçende "çıkın da pazıl mazıl nöronları yeniden bağlarız" diyordu. Olmadı dayayacağız puzılı, bağlasın nöronları.

Benden iyi bir iphone kullanıcısı kendisi. Bir Kar masalındaki her türlü hokkabazlığı biliyor. O araba oynuyormuş yav! Hatta kayboluyormuş. Sonra ağaca minik parmakla pıtlatınca karlar düşüyormuş. Sahi özgüranne sen biliyor muydun? Şaka bir yana Esra Özlem, OIP, Özgürüm ayrı bir teşekkür ediyorum bugünlerde...

Oyun kuruyor şerefsizim. Cars DVDsi manyağı oldu ya, hemen hemen bütün karakterler var. Sadece Flo, Kırmızı ve Sheriff'in küçük versiyonları Türkiye sınırlarında kalmamış, kasıp yurtdışından getirteceğiz. Neyse filmdeki tüm sahneleri oyuncak arabaları ile canlandırıyor. Replikleri ezberlemiş zaten.

Ciddi ciddi konuşuyor. Hani hastane mi dilini çözdü bilmiyorum. Fiziksel aktivitelere sınır gelince diline vurdu sanırsam:)

Sosyalleşti, başka servislerde kendine arkadaş yapıyor. Bizim servis solunum olduğu için bulaşıcılık çok, genelde başka koridorlara kaçıyorduk.

Ben de kendimi şahane geliştirdim, tevazu gösteremeyeceğim.
Nemrut hemşirelerle nasıl kanka olunur?
Doçentin odası nasıl dikizlenir?
Stajyer doktorların ağzından nasıl laf alınır?
hepsi ve daha fazlası...

16 metrekarelik bir oda bir tuvaletten oluşan ikametimizde evdekinden daha donanımlıydık. Elektrikli ocağımız bile vardı. Akşamları annemin gönderdiği nefis mamalarla ziyafet sofraları kuruyorduk. Filtre kahve makinesini getirsek mi diye düşünürken b.kunu çıkarmadan french pressle idare etme kararı aldık.

Iphone'u Arca benden iyi kullanabiliyor görünüyor ama ben de geliştirdim kendimi. Tıbbi teknik terimlerinden hiç anlamadığım ve visitler sırasında anneden başkasına odada izin verilmediği için tüm konuşmaları kaydediyordum, sonra da İlker dinliyordu. Bizi hastaneden bir an önce çıkarmaları gerekirdi hala neden bu kadar uzun kaldığımızı anlamıyorum:)

Sağlık sektöründe çalışmayı seçmemiş olmam çok isabetli olmuş. Her hafta birkaç leşim olurdu! Bu süreçte Arca'yı birkaç kere düşürdüm, kafasını çarptı, morluk var, kalçamla masa arasına kafası sıkıştı, bir de ayağı incindi. Hastanedeyiz diye çok takmıyordum, en kötü başka bir serviste tedaviye devam ederiz diyordum ama artık evdeyiz, bebemin sağlığına azami dikkat göstermeliyim.

Geyiği bir tarafa bırakırsak,
ARCA BÜYÜDÜ!
Eve geldik, Nille telefondayım, Arca koşup duruyor, ayaklarındaki çorap kayan cinsindenmiş, kaçınılmaz bir şekilde kaydı ve kaşını yere çarptı. Moraracak, şişecek adım gibi eminim. Buz koydururken her zaman arıza çıkarır, orantısız güç kullanarak koyarım buzu. Bu defa çok azıcık bir konuşmaya ikna oldu ve kıpırdamadan buz koymama izin verdi, üstüne lasonil bile sürdürdü.

Hastane maceramız şimdilik bir ay mola aldı. Umarız yeni bir enfeksiyon oluşmaz ve hızlıca sonuca ulaşırız.