13 Temmuz 2009 Pazartesi

Pazar kahkahası

O nasıl sıcak haftasonuydu öyle.... Günlerdir dışarı çıkmayan Arcayı pazar sabahı sadece kahvaltılık almak için - 9 civarı - Göztepeye çıkardık. Temiz havaya ve pusetine hasretmiş meğer hemencecik uyudu. Sonra babanesi kahvaltıya geldi, yedi arcayı yedi. Geçen gün surat astığı İlknura götürdük öğlen. Pek seviştiler, Arcanın iyi sıhhatte olsunları belli ki gitmişti. Eve geldiğimizde sevilmekten öpülmekten pestili çıkmıştı , napalım oğlum sevgiyle büyüyeceksin, alış bunlara. Son günler hava çok sıcak olunca bir öğle saatlerinde duş aldırıyorum Arcaya, lavabonun altında suyla oynuyoruz, bir de akşam banyo yapıyor. İlknur dönüşü altını temizlerken attım lavabonun altına kendine gelir gibi oldu. Sonra bi süre cıbıl yatak sefası yaparken birden kahkaha attı, İlker salonda duydu, kaptı makineyi tekrar başladık gülmeye...
Ne güzel kameraya çekmiştik ama ben buraya yükleyemedim. Belli bir sürede veya boyutta mı olmalı videolar acaba?

hmm bugün bir pazartesi için güzeldi. Evet iş yoğundu ama eve geldiğimde Arca'nın ilk defa "gel gel" yapmayı öğrendiğini görüdm, koptum gülmekten. Tesadüf de değil hani hep yapıyor. Sol elini - solak olacak sanırım - gel gel deyince yukarıdan aşağıya sallıyor. Ah şu video yükleme işini becerebilirsem ekleyeceğim, tasvir olmuyor. Gece telsizimiz yine bozulunca bu defa servise vermeye karar verdik. İlkerin de işi erken bitmiş, hadi dedi birlikte gidelim. Agorada Tuniş için hediye baktık, Arcaya diş kaşıyıcı aldık, emme saatine daha vakit var deyip bir kahve bile içtik. Arca olmayınca el tutuşabildik, hhhhaaaahhh senelerdir elele gezeriz hiç böyle garipsememiştim. Arcadan başka konularda sohbet ettik, özlemişiz.
Telsiz yok ya önümüzdeki birkaç gece Arcanın odasında uyuyacağım, İlker dün 4 ten sonraki nöbeti devraldı ama uyuyamamış, duyamaz diye, ben yatacağım artık orada.
Bebişimin kokusuyla uyumak iyi gelecek...

12 Temmuz 2009 Pazar

İzmirli olmak

Büyüme atağı sendromunu devam ediyor. Akşam 22 de rüya verdim, sonra 12 de yoklarım dedim, ama uyuyakalmışım 1 buçukta emdik. Sonra ben 4 buçukta kalktığımı hatırlıyorum, uyuklarken emziği Arcaya verince uyuyakaldı ben de yattım, meğer İlker de 3 buçuk civarı aynısını yapmış, gayriihtiyari. Halbuki emzirmek lazımdı. 6 gibi emzirdim, bugün 3 saatlik rutini 2,5 saate düşürmeye karar verdim bakalım işleyecek mi? Ama benim uyku da kaçtı.

Son günlerde bir İzmir - İzmirli olmak trendidir gidiyor. Bunu çok severek okuduğum Yılmaz Özdile borçluyuz bir bakıma. İzmiri gündeme aldı sanki. Yazılarından verdiği start, yazı dizileri ile devam etti. Dün de Hürriyette İzmirli olmayı marka yapanlar haberdi. İzmir marka olur mu diye düşündüm? Neden olmasın?

İzmir Türkiyenin içinden ama çok da uzak bir köşe, ama öyle çiğdem, gevrek, domatla gelen bir farklılıktan öte. Yılmaz Özdilin dediği gibi Türkiyeden sıkılınca İzmire kaçarmış:)
Biz de 2,5 yıl önce temelli kaçmıştık İzmire. 10 yıllık İstanbul macerasının ardından İzmir bana ilaç gibi gelmişti, iş aynı iş, şirket aynı, sadece İzmirden çalışıyordum ama havasından mı suyundan mı bilinmez ama İstanbulun hızından çekilen İzmirli kanım tekrar hızla akar olmuştu sanki. Biraz da İstanbula uzaktan bakmak beni diriltti diyebilirim. İş bakımından iyi mi yaptık kötü mü, bunu zaman gösterecek ama yaşamımız için en iyisi olduğunu düşünüyorum, Arca için de...

"İzmir marka olur mu?" ya gelelim. Hmm biraz çalışmak lazım. Son 10 yıldır sanayi ve iş bakımından İzmirin pek yol katettiği söylenemez. Evet İzmirlide yavaşlık kroniktir, evet yazın kimseleri şehirde bulamazsın, evet herkesler Çeşmeye kaçar filan ama İzmirin açıkça uzak durduğu iktidarın , bilinçli olarak İzmiri emekli şehri olmaya yönlendirmesi de gerçektir.
İzmirin marka olabilmesi için zenginleşmesi şarttır, elindeki imkanlar kullanılmalıdır. Öncelikle liman şehri olma özelliği öne çıkarılmalı, kültür ve sanat etkinlikleri ve imkanları arttırılmalı (ki İzmirli buna bayılacaktır, İzmir Devlet Senfoni Orkestrasının Emil Tabakov şefliğinde Carmina Burana konserini dinlemeye gitmiştik, Sabancı salonunda yapılacaktı ama sanat aşığı İzmirlilere salon dar gelince Fuardaki Atlas Pavyonuna taşınmış.), rahmetli Ahmet Piriştinanın dediği gibi "kongreler ve fuarlar şehri" olmalıdır. Atatürkün bize hediye ettiği kocaman bir fuar alanımız var, değerlendirelim değil mi?
İzmir, kendi doğal güzelliklerinin yanı sıra çevresindeki cevherlerle de kendinden sözettirmeye devam etmeli ama gölgesinde kalmadan. İzmir Türkiyenin batıya açılan penceresi neden olmasın?
Yapmak lazım, etmek lazım biraz hareketlenmek, çalışmak lazım... Ancak böyle İzmir marka olabilir ve geleceğe taşınabilir.
Amanın Arca kalktı yine, ne çabuk, oğlum dur İzmiri marka yapıyorduk:)

11 Temmuz 2009 Cumartesi

hmm büyüme atağı galiba

Yorumlarıyla destek olan, yalnız olmadığımı hissettiren dostlara teşekkürler.

Gece 23 rüya öğününün ardından benim pilim bittiği için resmen sızmışım, 1-1 buçuk arası İlker defalarca uyutmaya çalışmış, olmamış, zaten sesi bana geldi uyandım koştum. Herhalde karnı aç dedik, emdik. Amanın bir koku... Arca sabahtan mutlaka ve gün boyu da birkaç defa kaka yapar, gece ise sadece çiş. İlker konduramamış tabii. Düzenli bebeğin böyle sakıncaları oluyor işte aklına en basit şeyler gelmiyor. Neyse temizlendik üstümüzü değiştirdik, uyuduk bi güzel, 4 te yine kalktık, yine emdik. 7 de uyandığında İlkeri gönderdim yanına, birlikte takılmışlar, 8 e kadar bana müsaade...

Özgüranne bilmediğim bi konuya parmak basmış, bence de olabilir, çünkü Arca 19. haftasında, yani büyüme ataklarının sıklıkla görüldüğü bir haftadayız. Büyüme Atağı ile ilgili Özgürün ilettiği linkleri hemen okudum, paylaşmak isterim.

buradan sonracığıma buradan ve de buradan çok güzel bilgiler edindim. Okudukça Tracy nin benzer konuya değindiğini hatırladım hatta ben bedenen bir büyüme olduğunu sanıyordum meğer yeni yetenekler kazanma ile de sonuçlanıyormuş.

Okuduktan sonra İlkeri aradım, anlattım, nasıl yani olunca dedim ki hani bilgisayar oyunlarındaki level atlama gibi bişey, bu dönem geçince bizim bıdık yeni donanımlara sahip olabilirmiş:)

Bugün nasıl bir sıcaktı, yazlığa gitmek bile istemedi canım, orası da sıcak, sonra yorgunluk... Artık haftaya gideriz. Evden burnumu bile çıkardım bugün. Temizlik yaptım, çamaşır yıkandı, astım topladım. Arca ile oynadık bol bol. Hatta salondaki klimayı hiç açmadım, Arcanın odadaki klimayı açtık, o oynarken ben kitap, gazete, blog okudum; o uyurken temizliğe devam ettim, öğlen saatlerinde lavaboda küçük bir duş aldık, akşamı ettik. Yine gündüz uykuları kısaydı ama en azından yarım saat de olsa uyudu. Yine keyifsizlik var ama olsun artık sebebini biliyorum - tahmin ediyorum ya daha rahatım. En çok bilememek insanı çaresiz bırakıyor. Sürekli soru işaretleri dönüp duruyor. Bir çıkış yolu buldun mu en azından rahatlıyor insan.

Bugün Arcayı köşe yastığı gibi oturttuk, inanılmaz mutlu oldu, kendisini büyük insan gibi hissetti bence, bilmiş bilmiş etrafa baktı, sonra özüne döndü ve önüne destek yaptığımız yastığın tadına baktı.

Artık odasında daha çok vakit geçirmeye çalışıyoruz, haftaiçi yok misafirdi yok Ümit ablaydı derken emmeleri bile salona taşır olmuştuk, sadece uykuya gidiyorduk odasına. Bugün sadece oradaki klimayı çalıştırmayı da fırsat bilerek bütün günü orada geçirdik, emmeler de daha sakindi, oyunlara konsantrasyon daha güçlüydü. Belki başbaşa kalmak iyi geldi ikimize de. İlker bir cumartesi için erken geldi eve, birlikte yıkadık Arcayı, nasıl keyifliydi, sütten bile daha çok sever oldu yıkanmayı.

Bu akşam eskisi gibi sekiz buçukta yattı, bakalım geceyi nasıl geçirecek.

Haftasonunu yarıladık bile. Yarın ola hayrola...

10 Temmuz 2009 Cuma

var bi gariplik

var var. İlker boşver sıcaktandır diyor ama ben biliyrorum..
Son birkaç gündür Sherlock Holmes gibiyim, sürekli nedenlerini araştırıyorum.
Arcadaki gariplikler acayip canımı sıkıyor.
Geçen hafta akşam 6 da uyuyup sabah 5 buçuk gibi (arada 1-2 defa uyandı) uyanması var. Şaşırtıcı!!!
Son birkaç gündür de akşamları bir huzursuzluk bir huysuzluk. Ağlamayan çocuk ağlamaya başladı, hayırdır inşallah. Akşam 5 ten sonra pek uyutmuyoruz ya belki ondandır diyorum, uyutmaya çalışsak bu defa da uyumuyor.
Sabahları uykusu yarım saate düşmüş, öğlenleri ise bazen hiç uyumuyor. 2 de gelince emziriyorum, 3 buçuk gibi uyuyor ama azıcık.
Dün normal düzende 8 gibi uykuya yattı ama nasıl huysuz, birkaç defa uyandı, uyuttuk, yerini değiştirdik filan. Sonra uyudu ama tüm gece boyunca her saat başı uyandı. Hani öyle ağlayarak uyanmadı allahtan, yanına gidince gülücük filan atıyor, oyun istiyor, bacaklarına örttüğüm ince penye pikeyi kafasından geçirmiş kemiriyor halde ilk bulduğumda çok korktum, nefessiz kalacak diye, 1 saat sonra tekrar uyandığında bu defa aynı poziyonda bulunca çok güldüm ama gecenin üçünde insanın oyun oynacak hali olmadığından tekrar uyutmaya çalıştım. Biliyorum ki karnı aç değil, biraz su verdim, hoşuna gitti, altını değiştirdim, çişler dolmuş diye, hani sıcaktandır desem mümkün değil, klima çalışıyor odada. Bulamadım sebebi bir türlü. Artık sabah 6 da pilim bitmişti, İlkeri kaldırdım, 7 ye kadar uyudum. Ama yolda nerdeyse uyuyacaktım, işteyken akşamdan kalmış gibiydim. Eve geldim, kendimi uyumaya programlamıştım aslında ama ablam uğramak istedi, iyi güzel, Arcayla takıldılar sonra İlknur aradı, çok özlemiş, iyi çabuk gel dedim. Saat üç buçuk oldu yok, aradım başka bir yere uğramış, o zaman 5 te gel, Arca uyuyacak dedim. Ümit abla Arcayı uyuturken ben de yattım, tam daldım zır 4te geldi, iyi bari Arca uyanıncaya kadar otururuz dedim ama yok ses, yok telefon derken Arca da 10 dk sonra uyandı. Nasıl keyifsiz, mutsuz uyumadı da bi daha, halasına gülücük de yapmadı. Ben yokken de ancak yarımşar saatten 2 defa uyumuş yani hepten uykusuz. İlknur Arcanın suratsızlığına dayanamadı, gitti, İlker geç geleceğini söyledi, kaldık başbaşa...
Gözünden uyku akıyor ama uyumamak için direniyor, emmiyor da, sürekli ağlama, allahım kolik geri mi geldi kabusları!!! Birlikte yemek yaptık, çamaşır yıkadık filan sürekli mızırdanma!! Bir ara banyoda keyiflendi, bir de çıplak çıplak yatakta yuvarlanırken iyiydi, bu tatlı anların dışında sürekli ağladı. Galiba ben de çok yorgun ve uykusuz olduğum için tahammülsüzdüm, bilemiyorum. İlker geldi, biraz oyalamaya çalıştı, yine emzirmeye çalıştım, yaygaranın ardından uykuya daldı.
Niye böyle bilmiyorum, o melek gitti, yerine huysuz bir velet geldi. Ben azalan gündüz uykularından şüpheleniyorum zira sıcağa karşı her türlü önlemimiz tamam (klima, banyo...) Belki az emdiğinden çabuk acıkıyordur, belki komşu kızı Cansu nun yaygaralarına özenmiştir, belki sadece huy değiştiriyordur....
hah uyandı işte yine, 23 rüya öğününü bile beklemedi, bakalım bu gece nasıl geçecek!!!

9 Temmuz 2009 Perşembe

ne var ne yok???

- havalar çoook sıcak... ve ben klimacı olmama rağmen hiç hazzetmiyorum aletten. Ofiste arabada bile pencere açıyorum klima yerine o derece yani. Eve alınmasına da şiddetle karşıydım, ama işin içine Arca girince mecburen şirketten taktırdım. Yine de sadece Arca uyurken açıyordum. Klima kavramı hayatımdan o kadar uzak ki geçen akşam Arca yine emmemekte direnince aklıma bile gelmedi açmak. Nerdeyse balkonda emzirecektim. Sonra dank etti de, odayı soğuttum, ışıkları iyice kıstım da öyle emebildi. Zaten konsantrasyon bozukluğu var memeye karşı bi de sıcak acayip yoruyor miniği, hep ter içinde. Bu ay kilo alım hızımızın düşeceği konusunda telkin ediyorum kendimi. Bu tabii benim için kolay değil, ne de olsa tombik bebek delisiyim ben. O şiştikçe ben tatmin oluyorum, sanırım ben ağzına yemek tıkayan annelerden olucam, allahım sen koru çocuğumu benden. Annemin hep kızdığım huyları bunlar aah ah:)

- kuzu elayı rüyamda gördüm geçen gece. benim kucağımda Arca, yanımıza geliyor, şimdiki hali, başlıyor konuşmaya, konuştukça büyüyor, kocaman kız oluyor, sonra annesi geliyor. Büyümesini yadırgamıyorum da konuşmasını yadırgıyorum, rüya işte, annesine ne güzel hemen konuşmaya başlamış filan diyorum, Arcayı sevip gidiyorlar.

- Bu aralar kendimi montofon ineği gibi hissediyorum, sabah kalk Arcayı emzir, emmesin kalanı sağ, işe git, orada sağ, eve gel, memeler şişsin, Arca sıcaktan az emsin, tekrar kalanı sağ... hayatım böyle geçip gidiyor..

- Arcanın fotoğrafların takmış durumdayım. Gülmüyor!!!! Suratında her daim bir kadir abi pozu asla silinmiyor. Kamerayı gördü mü surat beş karış!! 1 saniye önce gülen bebek deklanjöre basmayı bile beklemiyor. Nitekim bu durum blogger dostlarımın ve Arcayı facebook tan takip eden arkadaşların bile dikkatini çekmiş durumda. Blogtaki tüm fotoların suratsız olduğunu farkettim geçenlerde. Bugünümü Arcanın gülümseyen fotoraflarına ayırdım, canım çıktı, nöbeti ilker devraldı, birkaç kare de o yakalamaya çalıştı. Birkaç tane de eskilerden buldum, Allahım ne zormuş...
evet dostlar buyrun burdan yakın...
(hülyacım senin tulum acayip rahat, bak bu 2 foto yazlıkta çekildi, serin ya oralar bu tulum hep üstünde akşamları, sevgiler...)



7 Temmuz 2009 Salı

Ben Kimim, Neden Yazıyorum: Soru: Nasıl Bir Blogcusunuz? Mimi...

Özgürün bloğunda okuduydum geçenlerde, bu blog işine nasıl başlamışız, yazmak isteyen beri gelsin demiş. Ben de onu okurken kendimi düşündüm, sonra düşündüklerimi yazayım bari dedim.

Nasil Basladim?
hhaa kimse bilmez ben eski blogcuyum.
Yıl 2005. İstanbulda yaşıyoruz. İlker askerde. Askerde dediğim de Maslakta, haftasonları evde. Neyse birgün yemek tarifi ararken Portakal Ağacını gördüm. Blog denen şeyden haberim yoktu, bi baktım kadınlar yemek tarifi filan veriyor. Aaa ne güzel dedim, ben de yapıcam, zaten kendime uğraş arıyorum, zaten yemek yapmaya bayılıyorum, neden olmasın. Ama bloggerdan değil de blogcudan üye oldum. Şablonlarını beğenmedim, kendim sayfa düzeni yarattım. Her gece uğraşıyordum, sonunda Café Bon Appetit oldum. türlü yemek tarifleri uydurup buradan hikayeler eşliğinde yayınlıyordum. Huysuzu, Yeşimi, Tijen hanımı, aslıyı o günlerden takip ederim.
Sonra blogcunun teknik sınırlarından sıkıldım, bir gün dellendim, dükkanı kapattım blogger da dükkan açtım.

Neden Yaziyorum? paylaşmak için, rahatlamak için, öğrenmek, öğrendiklerimi aktarmak için, haberdar olmak için, unutmamak için, unutturmamak için, Arcanın yıllar sonra okuması için, keyif için

Yazmaya Zamanim Var Mi? yok ama yaratıyorum.

Iddali miyim? hem de hiç!!! otobanın orta şerit insanıyım ben, iddia filan tarzım değil

Neden günün çorbası? hem yemekle haşır neşirliğimden hem de hergün bir tas çorba içmezsem - yaz günleri de dahil - rahat edemem ben, illa ki çorba olacak, tek çorbayla bile karnımı doyurabilirim. Hergün de ayrı bir çorba neden olmasın:) 2008 ocakta başlamışım bloggerda, daha çok günlük yazılar yazmaya, konu mutfak, müzik, kitap, sinema olmuş... bebek kararı da aynı zamana rastlar, sonra temmuzda Arcanın aramıza katılmasının haberi ile blog anne günlüğüne döndü. huysuz, yeşim, simge, mukaddes, zeren, ruhdağı ile başlayan dostluklarım, anne blogger lar özlem, özgür, kiraz, kuzunun annesi, hülya, mummy, tekir, günebakan, enne... ile devam etmekte.

Ben Kimim? hmmm bak bu zor yani bölünmüşlük diyelim, eş, anne, sevgili, çalışan kadın... hepsinden biraz biraz...

Neden Blog Okuyorum? seviyorum, zevk alıyorum, öğreniyorum, aslında neden yazıyorum ile aynı sebepler...

2 Temmuz 2009 Perşembe

ah o gemide ben de olsaydım


bazen gemilere binip alıp başımı gidesim geliyor. Pazartesi izin aldımdı ne güzel geçti haftasonu... yazlıkta annem arcayla ilgilenirken serin sulara daldık sonra zühre ablamla sohbetlere... Arcanın düzeni bozulmadı diye sevinirken salı günü yapılan aşı herşeyi bozdu. Arca sabahları 1,5 - 2 saat nefis bir uyku uyur. Salı günü ben işten gelesiye kadar hiç uyumamış, yani 2 uyku atlanmış. Eve girmeden sağlık ocağına aşı yaptırmaya gittik. Pnömokok ve karma aşılarını yaptılar. Arca yaygarayı bastı. Ben Arcanın uzun süredir ağlamasını duymamışım fena oldum. Hemen emzirdik oracıkta sakinleşsin diye. Eve geldik, calpol şurubunu içirdik. 1 saat kadar uyudu, sonra uyanınca emdi ve 5 buçuk gibi yine uyudu. Haftalardır Arcayı 5 gibi emdikten sonra uyutmuyoruz, banyonun ardından tekrar emip en geç 8 buçuk gibi yatağa... yapıyorduk. salı günü 5 buçukta uyudu, hem de 2 saat... haliyle gece geç yattı ve bütün gece 4-5 defa uyandı. Sabah hayalet gibiydim. Hemen her sabah olduğu gibi kalkınca giyin, kahvaltı hazırlığı yap, Arcayı emzir, az emsin, kalanı sağ, buzluktan süt çıkar, pompa teçhizatını sterilize et, çantayı hazırla ve çık durumlarını yaşadık, ben bu hareketin ardından arabaya bindiğimde resmen bitmiş oluyorum. Arca sabah az emince 11 öğününü 10 buçukta almakta ısrar etmiş dolayısıyla 1 buçuk gibi acıkmış ve yaygarayı basmış, ayrıca dün yine ben gelinceye kadar uyumamış, aksi gibi 10 dakika gecikeceğim tuttu. Yani tam şenlik. Bir de acayip huysuz bu aralar. Aşıdan olabilir diyoruz, 1-2 gün dahatakip edeceğiz yada Arca huy değiştiriyor. Veya en kötüsü diş çıkarıyor. İlker 4 buçuk aylıkken çıkarmış, yani genlerde böyle bi durum sözkonusu. Ama huysuzluktan başka ne gibi belirtiler olur diş çıkarmayla ilgili acaba?
fena fena... ben sakin bebişimi geri istiyorum, o eski günlerdeki gibi huysuzluklar geri gelmesin.