26 Kasım 2009 Perşembe

uzun bir post olacak - 9. ay kontrolü & tatil

Tatil güzel şey...

Havalar güzel olunca bol bol gezdik. Elvanla sahil yürüyüşleri, Alsancak turları, Forum gezmeleri yaptık. Sohbetlerimiz sık sık işten aramalarla kesilse de eski günleri yadetmek iyi geldi.

Arca ile 24 saat ayrılmamak harika.
Ama yazık ki bu günler zor. Huysuzluk, uykusuzluk tavan yapmış durumda.

9. ayımız bitti, 10. ayımıza girerken;
- Birçok ilklerimiz var... karşılıklı top oynuyoruz, atıp tutmaca. yeni oyuncaklara mutlu tepkiler veriyoruz.
- komik bir emekleme stilimiz var. Daha doğrusu götümüzün üzerinde lokasyon değişikliği, sonra parke üzerinde yüzüstü geri geri sürünmece, yerleri temizlemece... Önce bir ayağını altına alıyor ama bir türlü poziyon tutturamıyor pat göbüşün üstüne:)

- Bütün dişetlerimiz şiş ama ilk 4'ten sonra henüz görüntü yok
- Yabancılıyoruz... Elvana ağladı, sonra kanka oldular ama ilk yarım gün ancak alıştılar.
- Hem kucak istiyor üzerime tırmanıyor hem de kendini biyerlere atıyor.
- Herşeyi keşfetme merakı başladı. Halının üzerine koydun mu bi şekilde yolunu bulup patates soğan sepetlerine saldırıyor.
- Sehpa ve koltuk kenarlarına yatak korkuluklarına tırmanıyor. Yürücek mi ne ?? diyorum İlkere, yok dötünü kaldıramaz diyor:)
- Bi ara süper iştahlıydı, num num sesleri çıkararak yiyordu, son birkaç gündür nerdeyse hiç yemiyor sadece emiyor.

Arca cücesini dün doktora götürdük, aslında randevumuz salı 18:30 du ama grip korkusundan ilk randevuyu almayı istedik. Çarşambaya ertelemek zorunda kaldık.
Bir gece önce kaç defa uyandığımı unutmuş halde doktora : "biz bugün buraya uykusuzluk sorununu çözmeye geldik, çözmeden gitmeyeceğiz!" dedim. "hhmmm" "bu olayın anne özlemiye alakası yok, t-shirtlerimi yanına verdim, kesmedi, 5 gündür 24 saat birlikteyiz, duygusal bir tarafı kalmadı bu işin, bu başka birşey. Açlık desen, kesinlikle değil adam benden çok yiyor (o güne kadar süper bir iştah vardı). Gündüz uykularını 3 ten 2 ye düşürdük. yani bu başka bişey, bunu şimdi çözmeliyiz!!" Ben böyle çemkirince doktor bıçak kemiğe dayandı sandı, bazı ilaçlardan bahsetmeye başladı, 9 ay civarı uykusuzluğun sıkça görüldüğünü, gece uykularının azalmasının gündüz huysuzluk, düzensilik ve iştahsızlığa yol açabileceğini, birkaç gün ilaç kullanırsak düzene girebileceğinden bahsetti. Uyku çaylarına bile şiddetle karşı çıkan ben, hemen yelkenleri suya indirdim. Yok yani gündüz ddüzenimiz iyi ,iştah var, sadece gece çok sık uyanıyor filan deyince doktor da diş olabilir muayenede anlarız dedi. Nitekim hepsi kabarmış ama patlayan yok. Dedim ki geçen ay da aynı şeylerden bahsediyorduk, niye hala çıkmadı bu dişler?? 4 ay bile sürebilir, sabırlı olmak lazım dedi. Yani hala en güçlü olasılık bu. Dedim ki dişler tamamlanınca hangi mazereti bulacağız? Diş bizi 7 ay idare eder, sonra da başka mazeretler buluruz dedi:) Arcayısolgun buldu, kan testi yaptırdık, kansızlık çıktı, şimdiye kadar demir takviyesi yapmamıştık, başladık. Herşeyi yiyebiliyoruz, 1 yaşına kadar yasaklar : yumurta beyazı, bal, inek sütü. Yemek düzenimiz aynen devam. Kilo almışız (300 gr kadar) boy yarım santim uzamış, hala standartların biraz üzerindeyiz.

Böyle böyle böyle büyüyoruz.
Yarın bayram, ziyaretler, el öpmeler... mutlu bayramlar...
Artık yatayım, Arca daha şimdiden 3 defa uyandı, bu gece yine uzun olacak!!

22 Kasım 2009 Pazar

özel mim - sadece anneye

Domuz gribi korkumuzdan İlkeri annesini evine postaladım:) yo yok kendi seçimi. evde maskeyle Arcayı korkutacağına annesininmutlu kolları daha iyi olacaktı, oldu da... Annesi misler gibi baktı ona, ateşi 38 in üzerine nadiren çıktı kas ağrıları hafifledi, burun akıntısı, öksürük olmadı ama ishal başladı. Bakalım, yarın gelecek. Ya bu gribi (emin değiliz tabii ama şu anki tüm gripler domuzmuş) hafif atlatıyor ya da sadece soğukalgınlığıydı yaşadığı.

Elvancım geldi. Ama sis yüzünden saatler sonra kavuşabildik. Bol sohbet İstanbuldan haberler, dedikodular... Arca ilk kez görüyor önce yabancıladı, sonra kaç kaç cee oyunları, sohbetler, kahkahakarla ısındılar.

Zeynep hamile:)) yazın evlenen, evlenmelerine vesile olduğumuz arkadaşlar. İlkerin Arcaya arkadaş yapın baskıları meyvelerini vermeye başladı (aslında tabii aşkları meyve vermeye başladı demek lazım :) ) Sıra Gül ve Orçunda , onların haberini de yakında alırız gibime geliyor:)

Arca çok terliyor, soğuk soğuk. Özellikle de baş kısmı. son öğünü için emzirmeye gittiğimde yatak sırılsıklamdı. Sırtına ve göğsüne bez koydum, neden anlamadım. Ateş yok. Bütün gün böyleydi ama evin içi sıcak ondan diyordum. Yatınca daha da arttı. Dişten mi acaba? (şu dişler tamamlanınca bahanemiz ne olacak bilmiyorum:))

Ya ben sadece annenin mimini yanıtlayacaktım neler anlatıyorum. Hemen yazalım, unutmayalım:

1.Kavanoz mamaları ve Aptamil serisi hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Baştan söyleyeyim ben herşey evde yapılmalı düşüncesinde değilim. Biraz doktorun rahatlatması biraz da işime geldiğinde sanırım, hazır mamalara karşı değilim. Bu durumda kavanoz mamalarından Milupa denemişliklerimiz var. Ancak Arca anasına inat home made seviyor. Mesela zeytinyağlı taze fasulye hastası ama Organik yeşil fasulye beğenmedi. Brokoli patatesi sevdi galiba, bi defa verdik. Tavuklu sebzeyi de sevmedi halbuki tavuk suyuna herşeye bayılıyor.
Aptamil serisinden devam sütü ve mama kullanmadık, hala memelere kuvvet. Sabah da emdikten sonra sağıp bisküvileri ıslatıyorum, birkaç tane de stok var, yani gerek olmadı. Ama gece tahılı var, Arca arada yiyor. Maalesef gece uykusunda acıkmasın diye almıştık ama galiba bizim sorun açlıktan değil, aynı tepkiyi veriyor. Ama seviyor, yiyor.
2.Bu sebze çorbasının içeriğini ne zaman genişlettiniz? Yeşillkler ne zaman eklendi? Bizimki patates, havuç ve pirinçten ibaret..
İlk ayın içinde patates havuç kabaktan hazetmediğini anladığımız zaman. Ama Arca hala önce emdiği için az ek gıda yiyordu. Hatta ilk hafta sebze çorbası sevmedi dediğimde doktor tarhana da deneyebilirsiniz demişti. Kuzen Zührenin tavsiyesi tarha çorbasının içine sebze kaktırmak:) ben demedim ama olabilir. İlk ayın sonunda doktor kendi yemeklerinizden verebilirsiniz dediğinde ıspanakla yeşilliklere başlamıştık.
3.Yoğurdu siz mi yaptınız, aldıysanız ne aldınız?
Bizim kolaycı :) doktor dedi ki, siz evde yaptığınızda ne kadar hijyenik yapabileceksiniz?? Bebeler için yapılan yoğurtların içindeki katkı maddesi renk vermek için pancar, veya ömrü artsın diye nişasta gibi yine organik besinler... Aklıma yattı. Ümit abla yoğurt yapıyor ama çok da gerekli olmadığını düşündüğüm için hemen hiç ev yoğurdu yedirmedim. Daninolar çok seviliyor ama o yoğurt değil taze peynir. Sütaş babymix yiyoruz, 6. aydan itibaren veriliyor. Sadesini çorbalara ıspanağa da katıyorum, iyi oluyor. Ayrıca prebiyotik. Kısacası babymix ilk tercih ama daninolar da iyi.
4.Gece tahıllı vereyim diyorum ama ya Can emmeyi terk ederse?
Emmeyi terk etmeyecek çocuk terk etmiyor galiba:)) Arcaya emmenin üzerine gece tahılını sıvı yapıp biberonda verdiğim oldu. Pek hoşlaşmadı. Gece tahılını akşam öğünü olarak verip gece uyku öğününde emembilir belki??
5.Ara öğün meyve dışında ne verebilirim? Kaşık mamalarından mesela?
Bak bu çok çeşitli olabiliyor, ben her daim değiştiriyorum. Yoğurt olabilir. Bebek ekmeği üzerine labne peynir, yanına meyvesuyu olabilir. (finger food olarak seviyorlar ama sanırım Can için henüz erken) Meyve suyu ile ıslatılmış bebe bisküvisi olabilir. Dışarıda isek kavanoz meyvelerinden veriyorum Hipp kayısı, elma ve havuç, Milupa elma üzüm mandalina çok severek yiyor.

Umarım yardımcı olabilmişimdir. Ek gıda yolculuğunda kolaylıklar:)

20 Kasım 2009 Cuma

Şikayetimvar . com

Etrafımız domuz gribi, kaçış yok gibi. En son günebakanımın ailece çektiklerini dehşetle okudum, aradım ulaşamadım. Kapımızda. Bana gelmez yok. İlkerin sabahtan bütün kasları ağrıyordu. Keyfimiz yok. Çağırmamak lazım, geleceği tutar mazallah diyorum olmuyor. Arcanın doktorunu aradım, İlker hasta olabilir, nasıl koruruz dedim, maske taksın, yaklaşmasın dedi. Geçtiyse şimdiye kadar geçmedi mi yani? Off bilmiyorum. Ofisteki arkadaşın çocuğunda nüksetti, ateş tekrar çıktı, tam da iyileşmiş derken. Nasıl geçecek, biz nasıl anlayacağız. Domuz gribi tam anlamıyla bir soru işareti. Tamiflu denen ilaçtan alsak kenarda mı dursa diyorum? Annem Akhisara zeytine gitmişti, İzmirde bulunamıyormuş ya, onunla getirtecektim, yetişemedim, gelmiş İzmire.

Arca babasına karşı çok suratsız. Anlaşılır gibi değil. Tamam biliyorum anneci dönemdeyiz, ama babaya da bu kadar tafra yapılmaz ki. ÜStelik İlker annebaba bir adam, Arcaya en az benim kadar iyi bakar, oynar, anlamıyorum. Bu dönem bebelerde doğal mı ki?

Gece uyanmalarının boku çıkmış durumda. Arcayı uyutmakta artık sorunumuz kalmadı. Pış pışlayıp yatağa yatırıp biraz da orada pışpışlayınca uyuyor. Asıl ilerleyen saatler beter. 9 gibi yattıktan sonra 2 gibi uyanıp ilerleyen saatlerde bazen saat başı bazen 2 saatte bir uyanıyor. Bazen emzik verince su içirince uyuyor ve 2 saat sonra kalabiliyor, bazen tekrar uyutmak için kucağa alıp tekrar pışpışlamak gerekiyor. Beni mi özlüyor acaba diye yatağına T-shirt ümü bırakıyorum ama işe yaramıyor. Beni prop yaptı galiba, her uyandığında kendi kendine uykuya dalmayı başaramadığından yanına gitmemi istiyor. Çünkü açlık (çok beslendiğinde bile uayndığı oldu), diş (hala soru işareti), anneyi özleme gibi olasılıları eleyince bu prop meselesi kalıyor geriye. Eğer Arca 5-7,5 ay arası gece uyanmadan uyumayı başaramamış olsa o zaman diyeceğim ki Arca uyku sorunu olan bir bebek, ama 2,5 ay gibi bir sürede gece emmeden uzunca uyumayı başarıp son 1,5 aydır bizi dikmesine anlam veremiyorum ve evet şikayet ediyorum!!

Sonraki şikayetim de emme üzerine. Artık işyerinde süt sağmıyorum, burda derin bir oh çekiyoruz. Arcayı sabah, akşam ve geceleri emziriyor(d)um. Artık iki fırt çekip bırakıyor. Memeyle oynuyor, ısırıyor...Gece sorun yok danalar gibi emiyoruz. Ama uyanıkken emmemek için elinden geleni yapıyor. Aslında düşüncem 6 aydan sonra ister emsin ister emmesindi ancak bağışıklığını yüksek tutmak adına emsin istiyorum, şimd de Arca yan çiziyor:)

İşte böyleee... şikayet ettim rahatladım gibi

ama iyi şeyler de olmuyor değil:)
Elvancım İstanbuldan geliyor. En son görüşebildiğimizde ben 7 aylık hamileydim, 1 yıl oldu nerdeyse. Arcaya gelemedi, ailesinde ameliyatlar, vefatlar... fena.
Anane ve teyzeleri burda, anneleri de Antalyadan bayram için gelecek, öncesinde Elvan bizde kalacak. Dolayısı ile zaten bi türlü harcayamadığım yıllık izinlerimin bir kısmını bayram öncesinde harcayacağım. 10 gün tatil bana... muhhhhaaa

19 Kasım 2009 Perşembe

yine kaza!!!

Of artık servislerin gülü oldu benim araç!!!
Yine kaza yaptım araç haşat! Bu defaki benim şuçum değil. (olayı hep böyle anlatmaya başlıyorum)
Akşam 6 buçuk sıraları, otoban orta şeritte 80 km hızla seyrediyorum, kulağım haberlerde, ellerin 10 u 10 geçe pozisyonunda direksiyonda, gözler cin... Gaziemir sapağını geçtim, az sonra sağ şeride geçip Uzundereden çıkacağım. Önüm arkam sağım solum araç, akşam trafiği. Bir anda sağ tampona bir köpeğin çarptığını gördüm. Sanırım saniyenin 100'de biri gibi bir sürede oldu herşey, tekerleğin altında kaldığını hissettim. Direksiyon hakimiyetini kaybetmedim ama sarsıldım, araç da öyle. Sağ şeride girdim, durmadım, gerek duymadım sanıyorum. İlkeri aradım, çok fena ses çıktı, eve 10 dakika mesafedeyim durayım mı geleyim mi? öyle sinirlerim bozuldu ki birinin benim adıma karar vermesine ihtiyacım var. Gel bakalım otobanda durma dedi. Birkaç km gitmiştim ki hararet ışığı yanmaya başladı. Bir okulun önüne çektim, İlkeri aradım, kontağı kapat, dörtlüleri yak aracı terket dedi. Mekan da boktan bi yer taksi yok. İlker Arcayı Nazlılara bırakıp gelmeye niyetlendi, ama onlar da evde yokmuş. Arcayı da alıp gelmeye hazırlanırken taksi buldum, eve gittim, Arcayı teslim aldım, İlker aynı taksiyle olay mahaline gitti. Ön tampon kırılmış, radyatör patlamış ve belki daha neler çıkacak. Bana bişey olmadı ya durumun vahametini anlayacak gibi değilmişim. Allahtan motor yanmadan kurtardık.
Evde Arcayla bile neşemi bulamadım, keyifsizim. Zavallı köpeğe mi yanayım, bir can aldığıma mı, direksiyonu kırsaydım keşke diye içim içimi yedi. İlker polisleri çağırmış, aracı kendisinin kullandığını söylemiş, araç çekildi, İlker adli tıpa sevk edildi. Haydaa, niye ki ? Köpeğe otopsi mi yapacaklar, anlamadım. Meğer alkol kontrolüymüş. Eve bi uğradı, sonra gitti. Nazlı aradı, kapıda karşılaşmışlar, Umut da İlkerle gitmiş, çay koyduk hadi gel dedi. Canıma minnet! Çok keyifsizdim zaten, biraz kendime geldim. Cansu bıcırığını sevdim. Her geçen gün daha iyi emekliyor. Hatta kendi başına ayağa kalkıyor. Bu minik daha 6 aylık ya, harika bişey. Elimize doğdu ya insan böyle gelişmeleri görünce gurur duyuyor, tıpkı blog dostlarının minikleri gibi. Neyse Arca Cansunun bütün oyuncaklarına saldırarak yine beni rezil etti, sonra arka odada uyudu, Cansu canavarı uyumadı, İlkerler geldi. Çay içtik, kazanın cidden büyük olduğuna, iyi kurtardığıma kanaat getirdik. Böyle durumlarda direksiyon kırmak daha kötü sonuçlar doğurabilirmiş.
Ben normalde araba konusunda salağımdır. Yok ciddi salaklıklar yaparım, laf değil. En son 2 ay önce kapalı otoparkta park yerinden çıkarken kolona çarptım. Öncesinde kaldırıma toslamışlığım var. İlker askerdeyken yine park yerinden çıkarken bir Unoyu haşat edip kaldırıma çıkışımın ardından komşu apartmanın bahçe demirlerini yıkıp el freni ile durabilmişliğim var. Ve bunu geri geri giderken yaptım. Relax zamanlarda saçmalıyorum ama galiba baskı ortamlarında usta şoför oluyorum, ya da tamamen içgüdü:) Kısacası arabasızım, tam da haftaya izin almış, Elvancım İstanbuldan gelecek ve gezeceğimiz bir zamanda, öff fena oldu...Beterinden saklasın dualarıyla postumu noktalıyor, küçüklerin gözlerinden büyüklerin ellerinden öpüyorum.
Not: korkarım artık benim araca kasko yapacak sigortacı bulamayacağız. neyseki araba ilkerin üstüne, kasko arşivlerinde kötü şöfor görünen o!!! benim aracı o kullanıyor ya , daha çiziği yok, ben de kasko camiasının usta şoförüyüm:))

16 Kasım 2009 Pazartesi

ela ... tuna .... arca .... alaçatı

domuz gribi vakasının bu kadar yakınımızda olduğundan habersiz harika bir haftasonu geçirdik.
cuma uykusuna bile yetişemediğim Arca da beni özlemiş olacak cumartesi sabah memeee diye bağırarak uyandı. Sabahın 7 sinde kalktık ama toparlanmak 2 saatten fazla aldı, amaç Hülya ile erkenden buluşup miniklerin sabah uykusunu arabada aldırmaktı ama Arcanın erkenden uyuyacağı tuttu. Hülya aradığında hala uyuyordu. Apar topar çıktık, bu defa da Hülya ile buluşmak zaman aldı. Hülyanın eşi İlker gibi ben yön ve araba kullanma özürlülüğüme alışkın değil, umarım normal karşılamıştır. Sıcak gevrekleri kapıp yola çıktık, Arca bir defa da yolda uyudu, sonra Hülya teyzesinin elinden yoğurt yedi. Kampüse girip Hayatın yönlendirmesi ile lojmanları bulduk. Ela uyumamış olmasına rağmen çok keyifliydi. Arca beni resmen utandırdı, gören de çocuğa oyuncak almadığımızı sanır. Küçük Budha gibi oturdu yere, Elanın bütün oyuncaklarına saldırdı. İki eliyle küpleri tutarken ağzıyla başka bir oyuncağın tadına baktı!! Arca airbagli poposunun üzerinde gitmekten başka bir lokasyon değişikliği yapamadığı için Ela ve Tuna her düştüğünde "ay ay ay" demekten, minikleri daha da korkutmaktan bir hal oldum. Bünye alışkın değil tabii hareketli bebeğe:)Hayatın elmalı muffininin kokusu hala burnumda, nefisti:) Yarısını Arca götürdü zaten.


Bi gazla çıktık, Alaçatı pazarına... İlker duyunca şok oldu, nasıl cesaret diye:) Yani benim gibi şoförle o kadar yol yapmak!!! hem de 3 bebeyle:)) Pusetleri sığdırmak en zoruydu, 3 defa sığdırmaya çalıştım, üçünde de farklı tıkıştırma tasarımları geliştirdim:) oflaya oflaya:) ama oldu, alışverişimizi yaptık, bebeleri besledik, kumrularımızı yedik, Alaçatı turumuzu attık, herşey süperdi. Arca genelde uyudu. Temiz hava çarptı herhalde. Hayatları eve bırakıp eve dönerken bile biraz kestirdi. Tuna çoook tatlıydı, Ela çoook güzeldi, hediyemiz ise tam alsak mı dediğimizdendi. Arca hala oynuyor:)
Akşama evde Arcanın misafirleri vardı. Bol bol öpüldü, koklandı, mıncıklandı, özlenmiş kendileri. Uyutması zor oldu ama güzel uyudu (burada dilimi ısırmam lazım). Biz de erkekler oyun oynarken dedikodu yaptık, çay bi taraftan biz bi taraftan kaynattık:) O kadar yorgunluğun üstüne iyi geldi. Geç yattık haliyle... Pazar günü Arcaya nöbetleşe baktık. Sabah ben kahvaltısını yaptırdıktan sonra İlker uyandı ve Arcayı devraldı, uyuttu. Ben de uyudum, sonra kahvaltı. Sonra İlker ve Arac uyudu, ben yemek yaptım...vs ...vs... Halbuki planlarımız vardı, hava güzeldi ama cumartesinin uykusuzluğu ağır bastı, çıkmadık. Akşam İlknurlar uğradı, tabii ki Arca için, ama Arca cücesi yine beni rezil etti. Daha 2 saat önce muz, siyah üzüm ve emmekten oluşan ara öğününü almamış gibi tavuk çorbasına bir saldırışı vardı, gören annesi bu çocuğu aç bırakıyor diyecek!!
Banyo yaptırdık Arcaya, çocukluğumuzun pazar akşamlarını yadettik. Hani herkes haftada bir yıkanırdı, ertesi gün okul için hazırlanılırdı. Çamaşırlar yıkanır, anne önlüğü ütüler, ödevler yapılır, banyodan sonra erkenden yatılırdı. Güzel günlerdi...
Arca erkenden yatınca bizim de bütün gün uyumaktan uykumuz olmayınca, Arca doğduğundan beri ilk defa DVD izlemeye karar verdik. Zor bir seçimin ardından "Vicky, Christina, Barcelona" da karar kılındı. Kestaneler çizildi, ocağa dizildi, çay demlendi. Aylardır ilk defa keyif yapıldı. Özlemişim..
Arca gece bu keyfi burnumuzdan getirdi. Sık sık uyandı, uzun süre uyumadı.
Hayat ara sıra oyuncakları değiş tokuş edelim diye öneride bulunmuştu, bir an o uslu ela ile arcayı mı değiş tokuş etsek diye düşünmedim değil!!!
Şu güzelliğe bakar mısınız?

iş arkadaşım domuz gribi

Cuma İstanbuldaydım. Bu defaki renkli karelere sahne olmadı. Sabiha Gökçenin tüm terminalleri değişmiş, tek heyecan buydu:) Dönüşü de erken uçağa alamayınca Arca ile yapamadığım birşeye vakit ayırabildim, kitap okumak. Eve geldiğimde miniğim çoktan uyumuştu, emdik uyurken mis kokuyordu.
Bugün ofise geldim, bölge müdürü Sezerin çocuğu domuz gribi olmuş dedi!!! Ufaklık 3 yaşında, kreşe gidiyor, cuma sabaha karşı ateşlenmiş, cumartesi düşmeyince test yaptırmışlar, pozitif!! Konuştuk, şimdi iyi diyor ateş biraz düşmüş ama kendisi de - şimdilik - hasta olmamasına rağmen bu hafta ofise gelmeyecek. Bu kararını çok destekledim, hepimizin çocuğu var, illa ki bulaşabilir. İlk şoku atlatmışlar ama test pozitif çıkınca konduramamışlar, inanamamışlar, şok olmuşlar!! Doktor - bizim de Arcayı götürdüğümüz aynı dokktor - dinlenmek, evden çıkmamak, vitamin takviyesi haricinde ilaç vermemiş.
Hastanelere gitmek de çok doğru değil, heryer virüs kaynıyor. Metanetli olmak lazım. Ama insanın çocuğu olduğu zaman bambaşka bir ruh hali... Gerginlik korku...
umarım bu kadarla geçer ve biter.

10 Kasım 2009 Salı

Atatürk'ün Bursa Nutku - Şubat 1933

Bursa Ulu cami önünde Ezan'ın Türkçe okunmasına başkaldıran 100 kadar gerici tutuklanır. Olayı duyunca, daha birkaç gün önce ayrıldığı Bursa'ya dönen Atatürk'e; "Bursa gençliği olayı bastıracaktı. Polis ve adliyeye olan güven nedeniyle, karışmadı ",denilince Atatürk bu konuşmayı yapar:

"Türk genci, devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve devrimleri benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır. Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek: "Demek adliyeyi de Islah etmek, rejime göre düzenlemek lazım" Onu hapse atacaklar. kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; bana, İsmet Paşa'ya, Meclis'e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "Ben inanç ve kanaatimin icabını yaptım. müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir!" İste benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!"