22 Ocak 2010 Cuma

Son günler - 12. ay kontrolü - Özgüre yorum

Çekik gözlüler İzmire gelmek istedi aslında, dedim yok, beni tek başıma yakalayamazsınız, merkez ofise geliyorum, genel müdür, satış ekibi, lojistik müdürü cümleten yiyeceğiz sizi. Çaresiz kabul ettiler. Ama pek öyle olmadı, bi ara kendimi fiyatlarla tek başıma pazarlık ederken buldum, hem de çingene pazarlığı!! Sabahtan karlı İstanbula inmiştim, manzara şahane, içim iyimserlikle dopdolu, akşam 8'de herşey bambaşka görünüyordu. Birlikte yemek yiyelim dedik, salaş bir Yeşilköy balıkçısına gittik, yeşil Efeleri fondip yaptılar, ne de olsa sojudan alışkınlar:) Günün gerginliğini attık derken gece 12 uçağı için havaalanına gittim ki rötar! 2:30 gibi evdeydim. Arca kokumu aldı galiba, baktım yatakta oturuyor. İyice kokumu alınca bırakmadı, defalarca uyandı, İlker tekrar uyutmak zorunda kaldı, bi de kandırıyor miniği "yok bebişim o annen değildi, rüya gördün, anne sabah gelicek" diye, yemedi tabii:)

Dün sabah işe geldim ki içim uyuyor, biraz işleri hallettim. Akşama Arcanın doktor kontrolü var. Niye gidiyoruz ki hala bilmiyorum, soracak bişey bile yok. Allah sordurmasın. Demir damlasına devam mı tamam mı için kan testi yapılacaktı. Yapıldı, kan bile verebilirmiş. Artık içmeyeceğiz. Herşey aynen devam. Boy uzamış bu ay: 76 cm. Kilo almamışız ki hiç mühüm değil zira obeziteye 300 gr kala durmak iyidir. Doktorcum sen şimdi kafaya takarsın kilo almamış diye dedi, yok dedim ne diyosun, boyu uzasın yeter:) Sıralamaya başlamış olması iyi... Genel durum yıldızlı pekiyi. 1 yaş aşısı için gideceğiz yine, sağlık ocağında bu aşının yapılmasını istemedi. Bir tüpten 20 bebek aşılanıyor, açılan aşıyı korumak için bir madde ekleniyor, domuz gribi aşısında da bulunduğu söylenen ve tartışılan madde (hiç sormayın teknik terim sıfır). Kendi yapacak aşıyı. Eve gelesiye kadar açlıktan uyuyamadı minişim, mam mam diye diye geldik, çorbanın üstüne lahana sarması yedi ilk defa, sevdi dememe gerek yok sanırım:) Arkadaşlar bize uğradı akşam, Gülle Aşk-ı Memnu'ya bakarken uyumuşum, onlar gitmiş, yatağa gitmişim, hiç haberim yok.
Araya kısa bi not!! Ümit abla yeni bir teşhis koydu bu sabah, Arca geç konuşacak!! Yapma yav dedim. Yok dedi öyle, bu kadar konuşuyoruz, hep birlikte bu kadar ilgi gösteriyoruz ama hala tam anlamıyla baba dede demiyor. Bi ara diyordu, yok demiyor. İlker de bu duruma acayip kıl. Nasıl bana baba demez diye kıvranıyor, ben diyorum takma bana da sadece mam diyor, canı isterse anne diyor. Bakalım bizim miniş geç mi konuşacak? Göreceğiz...

Nerde kalmştık? Özgürümün yazısına yorum yazıyordum, aa du bakiim ben bunu post yapıvereyim dedim, geldim. Zira bazen yazı konusu bulmakta zorlanıyorum hazır çenem düşmüşken...

Etkinlik mevzuu biraz beni de sıkmaya başladı. Yani nasıl anlatsam... Bebişe bişeyler katma güdüsü ile bi dolu kendimce etkinlik yapıyorum. Kendimce, çünkü henüz Arcaya uygulamadım, önce kendim çalışıyorum. (Ben biraz ineğimdir, hep iyi bir öğrenciydim:) çalışmadan yapamam)Bi defasında "sürpriz sepeti" uygulamıştık Arcayla, çok hoşuna gitti keretanın, o zamanlar daha yeni oturabilmeye başlıyordu. Sonra dedim ki ne güzel bişeyler öğretebiliyorsun, en iyisi ben çalışayım. Bi dolu kitap aldım. Okuyorum, kimisi daha çok 2 yaş üstüne uygun, kirazımın kitabı Arcaya daha yakın. Hemen hepsi Montessori felsefesinden yola çıkan kitaplar. Etkinlikleri okuyunca harfiyen uygulama düşüncesi beni geriyor. Hadi şimdi şunu yapalım, hooop materyaller hooop şunu öğreniyoruz vesaire... Bi de bende öğretme güdüsü becerisi yok sanırım. Ya da zorakilik mi geriyor bilmiyorum. Bizim Arcayla oyunlarımız daha bi salakça. Yok vallahi öyle. O kadar kitap oku, etkinlikleri öğrenmeye çalış, nasıl sunum yapıyorlar Montessori grubundaki mailleri incele, sonra gel biberondan su savaşı yap!! Vallahi yaptım, ne biçim anneyim ben? (O biçim!!) Baktım sular damlıyor biberonun ağzından, önce Arcanın yüzüne sıçrattım, Arcanın da hoşuna gitti bi güzel aldı bırakmadı elinden biberonu, üstü başı ıslanasıya tepiştik. Sonra ben böyle salaklıklar yapadurayım, bi taraftan da "bilge anne" olucam ya kitapları okuyup anlayıp inek Şaban misali deli gibi çalışadurayım, baktım İlkerden acayip güzel öğreniyor. Birlikte içiçe geçen kapları kule yapıyorlar, sonra onu yıkıyorlar, telefondan alo demeyi çalışıyorlar, yürüme antremanları yapıyorlar, kulak, ayak, bilimum organları göstermece, giysileri öğrenmece... Ay çok gıcık. Babayla harika öğreniyorlar, beni görünce mam!! Adama yemek çağrıştırıyorum, ayaklı mandra olursan olacağı bu! Yani blog dertliyim. Tamam hadi etkinlik yapalım olayı geriyor da neden İlker gibi herşey spontane olmuyor? İlker öğretmen çocuğu diye daha mı alışkın öğretmeye? Ben sadece mam ve su savaşı yapılacak kadın mıyım?? Boşuna mı o kadar kitap okuyorum? O kitapları okuduktan sonra öğrendiklerimi doğal olarak aktarabilecek miyim? Yoksa İlker öğretici baba, Yeliz laylaylom anne mi olacak? Hadi rolleri değişelim!!

17 Ocak 2010 Pazar

alem adamsın arca

ya bu aylar ne güzel ne neşeli zamanlarmış, yaşadıkça anlıyor insan, yaşadıkça unutmamak lazım, not almak lazım.

perşembe günü Ümit ablanın kızı tavuktan besin zehirlenmesi atlattı, babane arcaya bakmaya geldi. Akşam yemek hazırlıyoruz, üçümüz:) Salatanın havucu rendelenmiş, arca tadına baktı, hhmm güzelmiş. Yanında kerevizi pişmiş yemek için soğumayı bekliyor. Lavabonun kenarındaysa süzgeçte sosla evlenmeyi bekleyen makarnalar, bir tarafta da anne taze soğan ayıklamış doğruyor. Babane arcaya hangisini yemek istediğini soruyor. Parmak makarnayı işaret ediyor, lezzetin nerde olduğunu biliyor bücür. Anne soğanın yeşil kısmını uzatıyor Arcaya yesin diye, Arca hemen babanenin ağzına:) bir gece önceden ekşi kulakları babaneye yedirmişti ya yeşilleri onun yiyeceğini biliyor:)

Ucuzluktan seneye için kazak almıştım Arcaya, düğmeleri var, 3 tane... Arca öğrenmiş sayıyor: "bih"

Ana kucağını hala depoya kaldırmadık, bir nevi klozet Arca için. Her sabah emdikten sonra babayı uyandırıyoruz, sonra birlikte tuvalete gidip karşılıklı mıçıyorlar. Babane klozete tutun dedi, mümkün mü ki?

Sözcükler kitabında meyvaların fotografları var. Elmayı görünce ısırmaya çalışıyor.

Bul tak oyuncağı tabii ki şimdilik erken ama renklere şekilllere aşina olsun diye oynuyoruz.Uzun uğraşlardan sonra, eline alıp içeri atıyor, atarken illa ki "çirkin ol" suratı, hiç kaçmaz.

Mermer soğuk deyince halının dışına çıkmıyor, bekliyor, elini yere koyup uy yapıyor. Radyatör sıcak deyince dokunup elini çekiyor. Artık her lafı anlıyor.

Arca nerde deyince ıh diye ses çıkarıp elleriyle göğsüne vurup kendini gösteriyor.

yukarıdaki foto çerçevelenmiş halde odasında duruyor. Arca ne yapıyor deyince mama, ıııhhm diyor.

Ümit abla sabahları gelince anneyi satıp direkt onun kucağına atlıyor. Akşam Ümit abla kabanını giyerken el sallıyor, hadi git artık gibilerinden, bi de kapıyı kapatmaya çalışıyor. Döngüyü çözdü artık, kim gelince kim gidecek biliyor ve şikayeti yok şimdilik.

Prizlere yaklaştığında HAYIR biraz sert çıksın hemen dudak bükülüyor, yalancı bir ağlama suratı oluşuyor. Gücüne gidiyor meleğin.

Çaktırmadan saksıya yanaşmış, yapraktan bir parça koparmış. İlker hop napıyorsun sen diye kızınca yaprağı yerine yapıştırmaya çalışmış... komiksin ya!!

Benzer bir olay çorapla... çorabı hop çekip çıkarıyor, rahatlama kahkası atıyor, anne kızınca tekrar ayağına giymeye çalışıyor:)

Bir alkış da toka hadisesine.. yatakodasında komidinin altına eğildi, ooohh yaptı, belli bişey buldu. Küçük mandal tokam.. Kucağıma aldığımda saçıma takmaya çalışıyor sıpa:)

çok alem çok... herşeye tepkisinin olması ne keyif ne mutluluk...

15 Ocak 2010 Cuma

Sezercik !!

Kaç zamandır üye olduğum mail grubunda uzuncana konuşulan sezeryan - normal doğum hikayeleridir gidiyor, birkaçına baktım. Sonra konuya özgürüm parmak basmış. Blogcu annenin oluşturduğu normal doğum hikayelerini anlatan bloğu henüz ziyaret etmedim ama eline sağlık eminim çok başarılıdır. Son yılların sezeryana özendiren halleri yerini normal doğuma bırakıyor. Eminim güzeldir, özeldir, olması gerekendir. Lakin ben bunları söylerken başından beri tam zıttı bir yol izledim. Benim 2 doktorum vardı. Kanserden kaybettiğim Gülnur teyzem rahatsızlığından dolayı beni arkadaşına yönlendirmişti, ama ara sıra ona da gider, ultrasona girer, endişelerimi rahatlatırdım. Gülnur teyzem normalci, diğer doktorum sezerciydi:) Herkesin doktoru sezerciğe özendirmeye çalışırken Gülnur teyzem yav sen keçi gibisin pırt diye doğurursun başlatma sezerciğe diye beni az paylamadı:) ama ben özellikle bebeğin uzun süre ters durduğu dönemde ve belki de çok öncesinde kararımı vermiştim: sezercik!!! Neden? Tırstım!! Daha ne kadar açık olunabilir:) Acayip tırstım, Özgürümün normal doğum linklerini okumama rağmen, Gülnur teyzeme rağmen, genel itibariyle herşeyin doğalından yana olmama rağmen tırss-tım:) Çünküüüü... annem korkunç hikayeler anlattı, sonra çevremdeki başkaları da.... ıı-ıh yok değil beni tırstıran doğum anı, çekilen sancılar, değil, bebeğin sağlığıydı. Oksijensiz kalıp beyninde hasar oluşan birkaç örnek beni acayip afallattı. Çok rahat normal doğum yapabileceğime (çatım geniş, fazla kilo almadım, bebek standart....) inanmama, normal doğumun anne için en doğrusu olduğunu bilmeme rağmen ve sezercik gibi bir seçenek sunulmuşken tercihim sezercik oldu. Hamileliğimi birlikte geçirdiğim blog dostlarımın hemen hepsi sezeryana mecbur bırakıldılar, hem de normal için hayaller kurarken (ben bizim tayfanın son gebeşlerindenim ya, bazen diyordum, ya bu dostlar sapır sapır sezeryan oldu, ben sezeryan isterken ister misin erkenden normal doğurayım? ne ironi olurdu ama:)) ) sezeryan olup hayal kırıklığı yaşadılar, hep tanık oldum. Ben galiba kararımı verdikten sonra acayip rahatlamıştım, iyi yönlerinden baktım, misler gibi doğuma girip bebişi kucağıma aldım, önüme baktım. Daha kötü bir anne mi oldum, normal doğum yapanlardan daha mı az annelik yaşadım? Önemli olan bebişin sağlıkla doğması değil miydi?
Şimdi bakıyorum da herkesler bölünmüş görünüyor:
- normal doğumu seçmiş, yaşayabilmişler => Kahramanlar!!!
- normal doğumu seçmiş ama yaşayamamışlar => "ah yazııık"lar
- benim gibi sezeryanı seçmişler => şaşırtanlar... hmm bundan pek yok ben azınlıktayım galiba:)

Normal doğuma özendirmek, bilgilendirmek adına yapılan herşeye eyvallah, takdir ederim.
Ama kimilerinin yaptığı gibi doğum şeklinin anneliğe bir etiket olarak konması yanlış...
Belki de sezeryan anneye bir doğum şekli bir seçenek olarak sunulmamalı, sadece son çare olmalı. Eğer bu şekilde olsaydı, belki ben de normal doğum yapardım, kimbilir. Ama sorumluluğun benim üzerime verildiği anda ben bebeğim için hangisinin en iyi olacağını düşünüp tarttım buna göre bir karar verdim!!

Bu tıpkı emzirme olayı gibi, tıpkı dün Özlemle konuştuğumuz, tıpkı Özgürün üstüne bastığı gibi!! Emzirebilmek güzel, ama emzirememek dünyanın sonu mu!! Eksik anne mi oluyorsun, kötü anne mi???

Demem o ki özendirmeli, bilmeyene anlatmalı, yardımcı olmalı ama yaşamayanı yadırgamamalı, yaşayamayanı üzmemeli...

Little miss sunshine

sevgili mystic günışığı blog dostluğu ödülü göndermiş...
ödül ödül üstüne ... göğsümüz kabarmakta:)teşekkürler...

little miss sunshine diye bir film vardı, hatırladım şimdi. Hem keyifli bir yol filmi hem de ilginç bir aile dramıydı. İzlemeyenler için şiddetle tavsiye:)

Little miss sunshine larıma gidiyor ödül... ayıramayacağım takip ettiğim herkes benim günışığım, herkes...

ödül gelmiş, ne güzel...

oy oy oy çok güzel bir ödül gelmiş özgürümden...
hmm düşündürdü valla. bi de üstüne en sevdiklerimi de ödüllendirince:)

1. "Aaa hiç böyle düşünmemiştim" dedirtenlere
2. Okuduğumda gülümsetenlere
3. Çocuklarına oyun ve oyuncak uyduran, "çocuklar gibi eğlen"meyi bilenlere
4. Dünyayı çocukların gözünden anlamaya çalışanlara
5. Yeni şeyler denemeye açık olanlara
6. Şaşırmayı bilenlere

Bende bu duyguları uyandıranlar...
her daim Hülya
mutlaka Özgür:) (tetem bize biz teteme oldu biraz:))
illa ki kiraz
yazsa da okusam dediğim günebakanım
asla kaçırmam lalenin bahçesi
bebişi ona hiç rahat vermese de heyecanla beklediğim ruhdağı
açlıkla fotolarını beklediğim kuzu
yıllardır bırakamadığım huysuzum (huysuz ve tatlı kadındın sen, tatlısı oldu:))
canım özlem
tatlı elanın annesi dağlar kızı
çoban yıldızı:)
yıldızlı yeliz:)
bi de tuğçem canım benim var ama o hiç yazmıyor artık:(

aslında takip ettiğim herkeslere gönlümün ödülü var ama yazamadım hepsini:)

13 Ocak 2010 Çarşamba

Arca ilk defa...

.... dün kendi kendine ayağa kalktı!!!
Akşam eve geldim, oyun alanında İlker uzanmış Arca oturuyor, (Arca çok hareketlenince İlker çareyi bedenini Arcanın önüne set çekmekte bulmuş)İlker dedi ki bak ayağa kalkıyor, hadi canım dedim. Ellerini İlkerin göbüşüne koyup hooop dik konuma geçiverdi!!! Çığlık kıyamet!! Hemen ortam hazırlandı, belki defalarca ayağa kaldırıldı, vallahi yapıyor. Bugünleri de mi görecektik? O kocam göbekle yıllarca uğraşsa kalkamaz diyorduk:)1-2 adım bile atıyor. nasıl büyüyorlar yaa, inanılmaz.
Bi de bi türlü çıkmak bilmeyen ve de cümlemizi geren 6. diş de beyazını gösterdi, o miniş rahatladı:)

11 Ocak 2010 Pazartesi

Arcanın haftasonusu


Ya bu baba denen adam çok miskin, biz o mis kokulu kadınla erkenden kalkıyoruz, emiyorum, bak hala uyanmıyor!! bi de dizime yattı öp beni filan diyor!! bari biraz yalayayım da öptüm diye sevinsin:)

Hmmm kahvaltımı anne hazırladığına göre demek ki cicim bugün yok. İyi bana uyar, omletimi güzel hazırlasın da!! Ben o kahvaltı bulamacını pek sevmedim, gurmeyim (!) ya yeni lezzetler peşindeyim. Sabahları yumurta sarısına labne peynir karıştırıp tereyağında pişiriyor annem, sonra küçük parçalara ayırıp önüme koyuyor, löp löp kendi kendime yiyorum. Yanına da domates, labne, ekmek zeytinyağı tabağı:)) Kahvaltı dediğin böyle olur, bebek miyim ben bebe bisküvisi yicem!! Bugün annem bardaktan mandalina suyu içirdi, heryeri batırdık ama çok lezzetli...

Annem kakaları temizleyip elini yıkamaya gidince beni yatağa koydu, bi mahsunlaştım ki sorma... Öyle suyla oynamaya gidilir de Arca götürülmez mi!!

Ananeme gittik sabahtan, annemler kahvaltı yaptı ben onların tabaklarına ekmeklerine saldırdım. Bana da ekmeğin kenarından verdiler de soluk aldılar. Bütün evi tavaf ettim, bu emeklem iyi bişeymiş, kimseye ihtiyacım yok, takılıyorum.
Annemle gezdik sonra... Arabayı durdurunca bastım yaygarayı, bi vitrinlere baktırmadım, beter olsun!! Beni mi gezdirmeye çıktı, kendini mi eğlendiriyor. Derken uyumuşum... Eve geldiğimizi filan duymamışım.

Bu aralar en sevdiğim şarkı sözleri şöyle...
eğer sen de mutluysan alkışla (hah işte tam burada alkışlıyorum)
eğer sen de mutluysan alkışla (hop yine alkış)
eğer sen de mutluysan ve gülümsüyorsan eğer sen de mutluysan alkışla (sonunda çap çap çap alkışşşş)
bizimkiler de kopuyor gülmekten. Eğleniyor garipler:)
Annem Zeynep teyzemin de oğlu olacağını öğrendi, şaşırdı, sevindi. Hep kız olacağı içine doğmuşmuş, çin takvimine bakmışmış, anne geç bunları ben arkadaş istiyordum oldu işte mis gibi!! artık top koşturucaz birlikte:)) Zeynep teyzem pek hüzünlü kız istiyormuş, oğlan anneleri olarak annemle dertleştiler, birer tane de kendimiz için yapalım, kız olsun dediler. Üstüne de tövbe tövbe!!!

Akşam yemekten sonra ilk defa diş fırçası denen şeyle tanıştım. Lavabonun kenarına oturduk annemle, önce o kendininkileri fırçaladı, sonra bana verdi, gösterdi. Ayyy içim bi hoş oldu. ama güzel, bol bol kaşıyorum dişleri. Arada saçımı da fırçalıyorum, ama bu biraz küçük olmuyor.
Cumartesi babam çok yorgundu ama ayaklarımın kokusuna dayanamayıp hadi yıkayalım dedi anneme. Annem bayılıyor beni yıkamaya... Bunlara pek söylemiyorum ama ben de bayılıyorum, bütün banyo su, herkes sırılsıklam, ay çok eğlenceli.

Mis gibi temiz pijamalarımı giydiriyorlar, veriyorlar elime fırçayı, imajımı düzeltiyorum.

Kendimden geçercesine uyuyorum, rüyamda annemi babamı görüyorum, ama akşam yediğim etler hazımsızlık yapmış olacak, 3-4 defa ıkınarak uyanıyorum, bizimkilerde telaş, yine mi gece uykusuzlukları??? yok yok korkmayın etleri bütün bütün yutunca sindiremedim galiba:)

Sabah erken kalktım ama gözümü açamıyorum, ee bütün gece ıkınırsam!! Emdikten sonra annem kucağına aldı beni koltuğa uzanmışız yarım saat birbirimizin nefesini dinleyerek uyumuşuz. Yaa bu kadına hastayım ben çok tatlı, mis gibi, sıcacık!! Ama bi uyandık, terden sırılsıklam olmuşum. Annem bütün çamaşırlarımı değiştirdi, kahvaltı ettik, bu sabah ıhlamur içtim, bu da güzel... Babam uyandı, kendilerine kahvaltılık almaya dışarı çıkacaktı, biz de annemle katıldık... Göztepe semtini teftiş ettim, asayiş berkemal...

Eve gelince uyumuşum, bizimkiler de bensiz kahvaltı etmişler. Daha keyif çaylarını içirmeden uyandım. Baktım gelen giden yok. İçerden annemin sesi geliyor: "uyanmamıştır daha yatakta dönüyor herhalde" pışık uyanmadım, uyandım da yatağın korkuluklarına tırmandım bile, baktım gelmiyorlar basıyorum yayagarı, damlıyorlar. Komikmişim fotomu çektiler.. işin yoksa poz ver bunlara.

Burası mutfaktaki alanım. Bizim mahallenin muhtarı benim, kim geçiyor benden sorulur. Ambulanslar ve itfaiye arabaları geçerken anneme haber veririm, sarı arabalara parmak sallarım, taksiymiş bunlar...

Yeni oyunlar icat edip duruyorum. Oyuncakları da seviyorum ama bu makarna süzgeci favorim. Zaten artık dolapta değil benim oyuncak kutumda duruyor. Bi de emekleme oyunu çok komik!! Önce anneme bakıp salondan dışarı çıkıyorum, bakıyorum annem arkamdan gelecek mi diye duvarın kenarına sinip bekliyorum, bu kadın çok kek hemen geliyor peşimden, hop pıtı pıtı mutfağa kaçıyorum, annem de peşimden... sonra beni kucaklayıp salona getiriyor, babamın kucağına atıyor, sonra yine aynı... herhalde 10 kere filan yapıyoruz, hiç bıkmıyorum, ama annem sonunda kapıyı kapattı, terlemiş miyim, ellerim buz mu olmuş ne?? anlamadım ne güzel eğleniyorduk:)
Pazar günü öğle yemeğinden sonra uyudum, dışarısı yağmur kıyamet... Annemin arkadaşı var Tuba. Ay ne nefis bişey o öyle.. Uzun boylu, uzun sarı saçlı, hastayım ben ona. Yazın gelmişti ama ben o zamanlar miniktim, şimdi delikanlı oldum, sarkabilirim kendisine. Anneme dedim en güzel tulumumu giydir, fiyaka yapıcam. Bi baktım yanında Cenk!! nişanlısı!! ya benim neyim eksik ondan? biraz kısayım ama biraz sütle işi çözeriz. Neyse gözlerimi Tubadan alamadım ama Cenki de pek kıllandırmayayım diye suyuna gittim, sarıldım filan. Nasılsa büyüyeceğim, o zaman Tuba benim olacak!!! Tubaya bütün hünerlerimi gösterdim, bol bol poz verdim, annem gıcık oldu ona böyle güzel pozlar vermiyorum diye. Tubacım fotolardan anneme de göndericek. Gelinlik provası için yine gelecekler İstanbuldan, o zamana belki daha büyürüm Tuba benim gelinim olur...
Çok güzel haftasonuydu... Keşke hergün haftasonu olsa, annem babam evde olsa hep oynasak...
Not: annem yemek yedirmeyi pek beceremiyor, gün 6 öğün en az 6 defa üst değişiyor, uyku için pijamaydı, dışarısı için başka kıyafetti, misafir gelecek başka kıyafet derken hergün 10 defa üstüm değişiyor, fotolara baktım da defile gibi... Geçende, cumadan pazara (kaç gün var arada) Arcanın kirli sepeti yine dolmuş diye Cicim anneme takılıyordu. Acemi anne nolacak:)