Hadi bakalım Yavru suya dolayısı ile özgür anneye gönderme yapalım.
Önce bir anı... Efendim ben İlkeri çok seviyordum. öyle böyle değil. Yani kendisi önceleri benim arkadaşım olduğundan, sonradan arkadaşlık aşka dönüştüğünden midir bilinmez acayip çok severdim kendisini, çünkü herşeyini severdim, sadece tipini değil. Sohbetini, arkadaşlığını, hayata bakışını... saymakla bitmez. Neyse okulu bitirdik (daha doğrusu bitirdim, ilker bi 4 sene daha bitirmeye uğraştı:) )ben artık evlenmek istiyorum. Neden acaba diye soranlar, cevabı kendi kendine yapıştırıyor:
- eh artık işlerini de ellerine aldılar, evlensinler
- eh şimdi kız izmire döndü, oğlan istanbulda, fazla uzatmasınlar da evlensinler
- kız ortada mı kalacak aa olmaz evlensinler
- eh artık önlerinde engel yok, ayrı gayrı durmaya gerek yok hadi evlensinler
- iyi söz de kestiler artık araya zaman girmesin evlensinler
evlensinler ... evlensinler ....
...
Kimsenin de aklına gelmiyor bu kız acep neden bu adamla evlenmek istiyor diye. Bi akıllı sordu bigün.. Neden evlenmek istiyorsun? senin hayattaki tek amacın İlker ile evlenmek mi?
HAYIR!!! Benim hayattaki tek amacım MUTLU OLMAK! Ve içimden bir ses bana İlkerle evlenirsem bütün bir ömür boyunca mutlu olacağımı söylüyor. Dolayısı ile evlenmek mutluluğa giden yolda sadece bir ARAÇ. (Açıkçası medeni toplumlardaki gibi beraber yaşamak, evlilik dışı çocuk yapmak bizim toplumumuzda da kabul görseydi, o zaman evlenmeye kasmazdım da)
Demek ki neymiş? Hayatımızın amacı mutlu olmakmış. Mutlu olmayı başarmaya giden her yol bizim için ARAÇmış.
Çocuklarımız için de bunu istemeliyiz. Mutlu bir bebek, mutlu bir çocuk, mutlu bir erişkin, mutlu bir yetişkin olmaları yolunda onlara araçlar sunmalıyız.
Hayatın zorlu yollarında düşe kalka ilerlerken yılmamayı, hayatlarını bir ömür geçirecekleri seçimlerini yaparken sağduyulu olabilmelerini, çok çok ilerde bir gün annem ve babam beni ne kadar iyi yetiştirmişler, herkes tarafından sevilen, örnek gösterilen, "ah ah şimdiki aklım olsa... " ile başlayan cümlelerden uzak duran ve mutlu bir birey olmama yardımcı olmuşlar diyebilmelerini nasıl da isteriz.
Çok okuyoruz, çok araştırıyoruz, onlar bizim için mükemmel, bizim de onları daha da muhteşem yaratıklar yapmaya çalışmamız anneliğin şanından... elbette ki yapmaya kasacağız, ama en önemlisini atlamamak lazım. Onlara sevgimizi vermek, samimiyetle ilgilenmek... bazen hiç oynamadan onun oynunu izlemek, bazen birşeyleri keşfederken sadece güvenliğini sağlamak uğruna yakınında olmak ama ihtiyacı olmadıkça müdahale etmemek ama dönüp baktığında ona bakan gözleri görmesini sağlamak, bazen ağlamasına izin vererek, neden ağladığını anlamasına yardım ederek, kendini sakinleştirdiği ana kadar ve sürecin her aşamasında yanında olduğumuzu ona hissettirmekle onu yarınlara hazırlayabiliriz. Bize duyduğu güvenle ve ona gösterdiğimiz sonsuz sevgi ile ...
Herşey herşey araç, amaç onları mutlu birer birey yapabilmek!
PS: 1 haftada 1 kilo vermenin ödülü 2,5 bira ve bir paket patates cipsi yuvarlarken mutluluktan ve alkolden gevşemiş beynimin yanlış cümleler kurmadığını umuyorum:)
12 Mart 2010 Cuma
10 Mart 2010 Çarşamba
happy place
Hani gözlerini kapatırsın ve bir yer bir durum hayali kurarsın. Orası senin mutlu yerindir (happy place). çok değil bundan birkaç sene önce mutlu yerimin tanımı çok farklıydı. Bazen geçmişten bir durum seçerdim... İstiklal caddesi veya fakültenin sarı-kızıl çınar yapraklarıyla İstanbul sonbaharı fonunda illa ki ilker... Özgür ve mutlu olduğumuz zamanlar. Devamsızlık ve finaller haricinde hatta bazen onlar da dahil hiçbir şeyi iplemediğimiz zamanlar. Ya da yaz sıcağında yazlıkta, akşamın 9 unda bile denize dalıp çıktığım, tenimin tuz tadında, bronz renginde olduğu , saçımın belime kadar uzandığı, kaygısızca çiğdem çıtlattığım tek derdimin haftasonu annemlerin diskoya izin verip vermeyecekleri olan zamanlar. Ya da gelecekten bir hayal. İlkerle yaşımızı almışız, deniz kıyısında küçük bahçeli bir ev, bahçesinde domatesler, önündeki patikadan küçük iskelesine inip, tekneye atlıyoruz, o koy senin bu koy benim geziyoruz. Akşamları ay ışığında tuttuğumuz balıkları yerken o bana izlememiz gereken filmleri, gazetelerdeki son haberleri, ben ona okuduğum kitaplardan özetler anlatıyorum. Aslında aynen şimdi yaptığımız gibi ama mekan farklı, zaman farklı, stressiz...
Liste uzar gider.
Arcayla birlikte herşey gibi mutlu yerim de değişti. Artık tabloda illa ki Arca da var. Hatta öyle zamanlar var ki meditasyon yapar gibi mutlu yerimi gözümün önüne getirmeye uğraşmıyorum bizzat o an yaşıyorum. Arca başlı başına bir mutlu yer. Herkesin çocuğu öyle değil mi? Artık onlarsız bir hayat bir mutluluk tablosu düşünmek mümkün mü?
Arcayı ilk doğduğu günden beri anlatıyorum, keyifle... Onu yaptı bunu etti. Şöyle yedi böyle sıçtı. Şu kadar kilo aldı, bu kadar boy attı diye. Yazanlardan da beni ilgilendirenleri okuyorum, bu yola birlikte çıktığımız dostlar var, onları kaçırmıyorum. Karşılaştırıyor muyum? İlla ki karşılaştırıyorum, mümkün mü aksi? İnsanız, anneyiz. Arca çok mu ilerde, çok mu akıllı, çok mu yetenekli, HAYIR!! Çok mu şeker, çok mu şirin, çok mu harika bir bebek? EVET BENCE kesinlikle:)çünkü benim bebeğim:)

- "annih annih" diye evin içinde beni aramasına
- sabah 6 buçuk sularında uyuyamayınca bizim yatakta keyif yapmasına
- karnı doyunca "bitti" yapmasına
- anneye sarıl bi kerecik deyince boynuma sarılmasına
- ezelin jenerik müziğinden tut da mozarta kadar her müzik tıngırtısına dans etmesine
- emziği ver deyince çıkarıp sırıtmasına
- uykusu gelince kafayı göğsüme gömmesine
- nadir de olsa "babam" demesine
- "geh" "at" "al" gibi şeyler söylemeye çalışmasına
- dengesini kaybedip poposunun üstüne düşmesine
- horoz görünce üüürürü üüü köpek görünce hav ambulans geçince ıııııhnn demesine
- sehpanın altından pat küt kafayı vura vura emeklemesine
- dişlerini gösterip gülümsemesine
- kafayı öne eğip gözleri dikip dik dik bakmasına
- yandan yandan gülmesine
- küpelerime saldırmasına
- altını açtığımda cıbıl cıbıl kaçmasına
- gözlerinin içinin gülmesine
- gözlerimin içine bakmasına
- öpmesine, koklamasına..
ve... bunları yazmaya bayılıyorum:)
Liste uzar gider.
Arcayla birlikte herşey gibi mutlu yerim de değişti. Artık tabloda illa ki Arca da var. Hatta öyle zamanlar var ki meditasyon yapar gibi mutlu yerimi gözümün önüne getirmeye uğraşmıyorum bizzat o an yaşıyorum. Arca başlı başına bir mutlu yer. Herkesin çocuğu öyle değil mi? Artık onlarsız bir hayat bir mutluluk tablosu düşünmek mümkün mü?
Arcayı ilk doğduğu günden beri anlatıyorum, keyifle... Onu yaptı bunu etti. Şöyle yedi böyle sıçtı. Şu kadar kilo aldı, bu kadar boy attı diye. Yazanlardan da beni ilgilendirenleri okuyorum, bu yola birlikte çıktığımız dostlar var, onları kaçırmıyorum. Karşılaştırıyor muyum? İlla ki karşılaştırıyorum, mümkün mü aksi? İnsanız, anneyiz. Arca çok mu ilerde, çok mu akıllı, çok mu yetenekli, HAYIR!! Çok mu şeker, çok mu şirin, çok mu harika bir bebek? EVET BENCE kesinlikle:)çünkü benim bebeğim:)
- "annih annih" diye evin içinde beni aramasına
- sabah 6 buçuk sularında uyuyamayınca bizim yatakta keyif yapmasına
- karnı doyunca "bitti" yapmasına
- anneye sarıl bi kerecik deyince boynuma sarılmasına
- ezelin jenerik müziğinden tut da mozarta kadar her müzik tıngırtısına dans etmesine
- emziği ver deyince çıkarıp sırıtmasına
- uykusu gelince kafayı göğsüme gömmesine
- nadir de olsa "babam" demesine
- "geh" "at" "al" gibi şeyler söylemeye çalışmasına
- dengesini kaybedip poposunun üstüne düşmesine
- horoz görünce üüürürü üüü köpek görünce hav ambulans geçince ıııııhnn demesine
- sehpanın altından pat küt kafayı vura vura emeklemesine
- dişlerini gösterip gülümsemesine
- kafayı öne eğip gözleri dikip dik dik bakmasına
- yandan yandan gülmesine
- küpelerime saldırmasına
- altını açtığımda cıbıl cıbıl kaçmasına
- gözlerinin içinin gülmesine
- gözlerimin içine bakmasına
- öpmesine, koklamasına..
ve... bunları yazmaya bayılıyorum:)
9 Mart 2010 Salı
sevgili günlük
BUGÜN,
Geç kalmama rağmen uyuyakalabilmek:)
Konak-Gümrük-Pasaport-Borsa caddesinde uzun yürüyüş-Gümrük-Efes oteli çevresinde 3-5 tur-Konak-Üçyol-Forum-Ofis yapmama ve yaklaşık 3 saat ayakta veya yürümeme rağmen dışarıda olmak,
Arada 20 dakikalık molamda bol yağlı ve peynirli bir açma yememe rağmen bu kalori bombasına eşlik eden sert filtre kahve içmek-içebilmek,
Ahmak ıslatan yağmurda fönümün bozulmasına rağmen yürüyüş yapmak - yapabilmek,
Evraklarımın bir kısmının eksik olmasına rağmen aptal vize sırasında iki satır kitap okuyabilmek,
İki arada bi derede göz doktoruna gidip sağlık sigortasına kaktıracağım lenslerimi satın alabilmek,
Öğlen sakinliğindeki Yeşildere yolunda hız yapmamaya kasarak pencere açık araba kullanabilmek ve bu defa yanlış sapaktan çıkmadan kaybolmadan Forumu bulabilmek, işimi halledebilmek,
Belki bininci keredir "ben napıyorum, neden daha esnek çalışma saatlerimin olabileceği bir işe sahip değilim" sorusu bir tilki gibi beynimin kıvrımlarında kıvranmasına rağmen yarım günümü kendimle başbaşa geçirebilmek
İYİ GELDİ.
Geç kalmama rağmen uyuyakalabilmek:)
Konak-Gümrük-Pasaport-Borsa caddesinde uzun yürüyüş-Gümrük-Efes oteli çevresinde 3-5 tur-Konak-Üçyol-Forum-Ofis yapmama ve yaklaşık 3 saat ayakta veya yürümeme rağmen dışarıda olmak,
Arada 20 dakikalık molamda bol yağlı ve peynirli bir açma yememe rağmen bu kalori bombasına eşlik eden sert filtre kahve içmek-içebilmek,
Ahmak ıslatan yağmurda fönümün bozulmasına rağmen yürüyüş yapmak - yapabilmek,
Evraklarımın bir kısmının eksik olmasına rağmen aptal vize sırasında iki satır kitap okuyabilmek,
İki arada bi derede göz doktoruna gidip sağlık sigortasına kaktıracağım lenslerimi satın alabilmek,
Öğlen sakinliğindeki Yeşildere yolunda hız yapmamaya kasarak pencere açık araba kullanabilmek ve bu defa yanlış sapaktan çıkmadan kaybolmadan Forumu bulabilmek, işimi halledebilmek,
Belki bininci keredir "ben napıyorum, neden daha esnek çalışma saatlerimin olabileceği bir işe sahip değilim" sorusu bir tilki gibi beynimin kıvrımlarında kıvranmasına rağmen yarım günümü kendimle başbaşa geçirebilmek
İYİ GELDİ.
8 Mart 2010 Pazartesi
Arca dolu haftasonu
Arcayla dopdoluydu günler. Süt içiremiyoruz ya sütlü yumurta yapıyorum, hasta oluyor, daha var mı diye bakınıyor. Dün sabah uykusuna yatınca yeni düzenlemelere giriştim. Doğumgünü partisiyle birlikte Arcanın çok fazla oyuncağı oldu, Arcada da sanki bir ilgisizlik, daha doğrusu çabucak sıkılıverme. Oyuncakları ikiye ayırdım, bir kısmını özlenmek üzere arka odaya attım. Partiden kalma 15 tane balonu da salona koydum, zira hepsi oyun odasında olunca hiç ilgi göstermiyor, biz İlkerle oynuyoruz. Oh bi rahatladı. Sonracığıma Zuzu (zürafa), Penci (penguen) kendi odasındaki raflara, bızdık da uyku arkadaşı olmaya aday, yatağına, acayip bir ferahlık geldi odaya. Arcanın odasındaki MP3 çalar ve hoparlörleri kullanmıyoruz. Arca annesinin muhteşem (!) sesinden ninni dinlemeyi tercih ettiği için hamileyken göbüşüme kulaklık koymak zuretiyle dinlettiğim Baby einstein ninnilerine pek rağmet etmiyor. Ben de düzeneği aldım (hani düzenek de dandirik bir memory stick/MP3 çalarla dandirik hoparlör) Arcanın oyun odasına koydum. İçiçe geçen kaplar da mutfakta. Ayrıca bir torba arabada duracak oyuncak hazırladım. (direksiyon, marakas, telefon, ilk deniz kıyısı kitabı). Böylece Arca kendi odasında o koca masal kitabıyla savaşırken hayvan dostlarıyla, salona girmek isterse balonlarıyla, oyun odasındayken kitapları ve arabalarıyla, gezmeye giderken de ne zamandır görmemiş olacağı oyuncaklarıyla oynayabilecek.
Uyanıncaya kadar Mozart ve Vivaldi yükledim, uyandığında açtık müziği ve hemen oynamaya başladı. Annesinden aldığı tek huy bu işte, kapı gıcırtısına oynamak!! Müzik bütün gün açık kalınca pek bi entel dantel hissettim kendimi. Benim öyle klasik müzik kültürüm filan yoktur ama insan bebesi için neler dinliyor:)) Bütün gün ve ertesi gün müzik her sustuğunda "aç" yapmasından anladığım sevdi herhalde. Ama başka türler de ekleyeceğim, mesela özellikle Funda Arar ve Sıla hastası, sonra Gülşenin şaka şaklı parçasında el çırpıyor, bunları biliyoruz, belki türküleri, ya da blues tarzı müzikleri de sever. Müzik ruhu gıdası, beslenmeli.
Beslenmek deyince... Hülyanın 2 nolu kurabiyesini denedim ama malzemeler epey farklıydı. Karbonat yoktu, kabartma tozu da içime sinmedi, koymadım. Fındık fıstık yoktu, tarçın koydum. Pekmezi yanlışlıkla boca ettim. Ölçüleri düşürdüm. Derken Arca tok karnına yedi. Hala anne kontenjanından kullanıyorum, yoksa yencek gibi değildi. Zaten görüntü de fena, Arca paçamdayken pek kalıp uyduramadım.
Hava güzel gibiydi, Göztepeye indik, parkta kuşlara koştuk, kudurduk. Ağaca konan kuşlara "gel" yaptı:) Nazlının doğumgünüydü, hediye aldık, dönüş yolunda aldığı oksijene dayanamadı, sızdı.

Akşam Nazlılara gidip pasta kesicez diye uyutmadık, oraya gidince hemen uyur dedik, uyumak bilmedi ve ömrü hayatında ilk defa 11 çeyreği gördü. Biz Cansuya ev olan kitabı veriyoruz o da bize müzik aletlerinin olduğu kitabı verdi. Düğmeler var üzerinde basınca o aletin sesini çıkarıyor. Arca bayıldı tabii. Bir defa daha gördük ki Arca ile Cansu birbirine taban tabana zıt 2 karakter
Arca; erken yatar erken kalkar, gündüz toplam 2-2,5 saat uyur, Cansu uyumaz, gece 1den önce yatmaz, gündüz de pek uyumaz. (Allah Nazlıya sabır versin diyoruz, bi daha)
Arca yemeklerini yer, pütür mütür dinlemez. Cansu pütür geldi mi boğulma numarası yapar.
Arca oturur, çok nadir hareket eder. Cansu kurtludur, yerinde durmaz.
Arca suyla oynamaya bayılır, alt açıldığında pipiyi ellerse lavaboya gittiğimizi anladı, sürekli eller oldu. Cansu sadece ıslak mendille kendini temizletir.
Arca kitap sever, Cansu kitapları yer.
.... Bu liste uzar gider.
Her bebek farklı!!
Pazar günü kahvaltıya gidelim dedik, oteli aradık bruchın saatini sorduk, 12:30 da başlıyormuş. Tabii canım oldu, o saatte Arca nerdeyse 3. öğününü yemiş oluyor. İlknurlarla Güzelbahçeye gitmeye karar verdik. Arca cücesi yolda uyudu, uyanınca bal kaymaklı ekmekleri lüpletti, ilk defa şömine görmüştü, bir de o ayaklı sobalardan.. Yan masadaki kıza taktı kafayı, 5 yaşlarında filan. Olgun bayanlardan hoşlanıyor sanırım, Cansunun yüzüne bakmamıştı zira. Kahvaltıdan sonra bahçedeki horozlara dadandı. Bi horoz ötüyor, bi Arca "üüürü - üüü" diyor. Ayrılmak istemez ama hava soğuk, neyse güç bela arabaya bindi. Yolda açtım şom ağzımı, İlkere diyorum ki "aa bak Arca ne güzel koltuğunda oturuyor, kitabına filan bakıyor, etrafı izliyor, Nazlı için ne zor Cansu arabada zor duruyormuş" ve üzerinden 10 saniye geçmişti ki, Arca bastı yaygarayı. Arkaya yanına geçtim, yok durmuyor, kaka da değil!! Eve zor geldik. Ben ne zaman Arca için bişey desem bam! tam tersini yapıyor!! Şomum ben şom!
Neyse bize gelip kahve içtik, Arcanın doğumgünü ve doğduğu ilk günlerdeki kayıtlarını izledik. Arca 5 günlük filan, çöp bacaklı bir minik, annenin üzerinde 10 kilo kadar fazla var, şişmiş. İlker arkamdan neler demiş inanamadım: "Bak Arca cücesi bir gün olur da anneni üzersen beni karşında bulursun, seni fena yaparım ona göre!" İlker işte adamı böyle beklemediği bi anda tarumar eder.
Neyse... İlker deyince... Bu aralar İlkerin derdi büyük blog! Arca ile nefis bir ilişkileri vardı. Arca anne manyağı oldu ve ilişkileri bozuldu. Öyle ki odadan çıktığım an yaygarayı basıyor. Hani benimle oynadığı pek yok, kendi kendine takılıyor ama çıktığım an bi hareketlenme, bi peşimden gelmeler, paçama yapışmalar. İlknur meme olayı bittikten sonra daha düşkün olmuştur belki diyor, belki? Ama babaya bu tavır neden? İlkere çok koyuyor, çünkü ben uyutamam normalde ama ilker uyutur onu, benle oyun oynamaz İlkerin peşini bırakmaz(dı). Şimdi onunla aynı odada kalmaya tahammülü yok. Beni görünce direkt babayı satıyor. Bir taraftan yaşı gereği diyorum ama bir taraftan babayla gayet güzel bir ilişki nasıl bu hale geldi sorunsalı ile başbaşayım. İlker o kadar üzülüyor ki, bunlar geçici sorunlar tesellisi tatmin etmiyor artık. Acaba pedegogluk bir sorun mu var? Belki de 5 günlükken aldığı uyarıdan (!) tırsmıştır:)
İyi bir hafta olsun, Arca büyüsün, baba neşelensin, anne dinlensin...

Anne notu: bugün emekçi kadınlar günü.. her kadının emeğinin karşılığını alabildiği, hakettiği şekilde temsil edilebildiği yarınlar diliyorum.
Beslenmek deyince... Hülyanın 2 nolu kurabiyesini denedim ama malzemeler epey farklıydı. Karbonat yoktu, kabartma tozu da içime sinmedi, koymadım. Fındık fıstık yoktu, tarçın koydum. Pekmezi yanlışlıkla boca ettim. Ölçüleri düşürdüm. Derken Arca tok karnına yedi. Hala anne kontenjanından kullanıyorum, yoksa yencek gibi değildi. Zaten görüntü de fena, Arca paçamdayken pek kalıp uyduramadım.
Hava güzel gibiydi, Göztepeye indik, parkta kuşlara koştuk, kudurduk. Ağaca konan kuşlara "gel" yaptı:) Nazlının doğumgünüydü, hediye aldık, dönüş yolunda aldığı oksijene dayanamadı, sızdı.
Akşam Nazlılara gidip pasta kesicez diye uyutmadık, oraya gidince hemen uyur dedik, uyumak bilmedi ve ömrü hayatında ilk defa 11 çeyreği gördü. Biz Cansuya ev olan kitabı veriyoruz o da bize müzik aletlerinin olduğu kitabı verdi. Düğmeler var üzerinde basınca o aletin sesini çıkarıyor. Arca bayıldı tabii. Bir defa daha gördük ki Arca ile Cansu birbirine taban tabana zıt 2 karakter
Arca; erken yatar erken kalkar, gündüz toplam 2-2,5 saat uyur, Cansu uyumaz, gece 1den önce yatmaz, gündüz de pek uyumaz. (Allah Nazlıya sabır versin diyoruz, bi daha)
Arca yemeklerini yer, pütür mütür dinlemez. Cansu pütür geldi mi boğulma numarası yapar.
Arca oturur, çok nadir hareket eder. Cansu kurtludur, yerinde durmaz.
Arca suyla oynamaya bayılır, alt açıldığında pipiyi ellerse lavaboya gittiğimizi anladı, sürekli eller oldu. Cansu sadece ıslak mendille kendini temizletir.
Arca kitap sever, Cansu kitapları yer.
.... Bu liste uzar gider.
Her bebek farklı!!
Pazar günü kahvaltıya gidelim dedik, oteli aradık bruchın saatini sorduk, 12:30 da başlıyormuş. Tabii canım oldu, o saatte Arca nerdeyse 3. öğününü yemiş oluyor. İlknurlarla Güzelbahçeye gitmeye karar verdik. Arca cücesi yolda uyudu, uyanınca bal kaymaklı ekmekleri lüpletti, ilk defa şömine görmüştü, bir de o ayaklı sobalardan.. Yan masadaki kıza taktı kafayı, 5 yaşlarında filan. Olgun bayanlardan hoşlanıyor sanırım, Cansunun yüzüne bakmamıştı zira. Kahvaltıdan sonra bahçedeki horozlara dadandı. Bi horoz ötüyor, bi Arca "üüürü - üüü" diyor. Ayrılmak istemez ama hava soğuk, neyse güç bela arabaya bindi. Yolda açtım şom ağzımı, İlkere diyorum ki "aa bak Arca ne güzel koltuğunda oturuyor, kitabına filan bakıyor, etrafı izliyor, Nazlı için ne zor Cansu arabada zor duruyormuş" ve üzerinden 10 saniye geçmişti ki, Arca bastı yaygarayı. Arkaya yanına geçtim, yok durmuyor, kaka da değil!! Eve zor geldik. Ben ne zaman Arca için bişey desem bam! tam tersini yapıyor!! Şomum ben şom!
Neyse bize gelip kahve içtik, Arcanın doğumgünü ve doğduğu ilk günlerdeki kayıtlarını izledik. Arca 5 günlük filan, çöp bacaklı bir minik, annenin üzerinde 10 kilo kadar fazla var, şişmiş. İlker arkamdan neler demiş inanamadım: "Bak Arca cücesi bir gün olur da anneni üzersen beni karşında bulursun, seni fena yaparım ona göre!" İlker işte adamı böyle beklemediği bi anda tarumar eder.
Neyse... İlker deyince... Bu aralar İlkerin derdi büyük blog! Arca ile nefis bir ilişkileri vardı. Arca anne manyağı oldu ve ilişkileri bozuldu. Öyle ki odadan çıktığım an yaygarayı basıyor. Hani benimle oynadığı pek yok, kendi kendine takılıyor ama çıktığım an bi hareketlenme, bi peşimden gelmeler, paçama yapışmalar. İlknur meme olayı bittikten sonra daha düşkün olmuştur belki diyor, belki? Ama babaya bu tavır neden? İlkere çok koyuyor, çünkü ben uyutamam normalde ama ilker uyutur onu, benle oyun oynamaz İlkerin peşini bırakmaz(dı). Şimdi onunla aynı odada kalmaya tahammülü yok. Beni görünce direkt babayı satıyor. Bir taraftan yaşı gereği diyorum ama bir taraftan babayla gayet güzel bir ilişki nasıl bu hale geldi sorunsalı ile başbaşayım. İlker o kadar üzülüyor ki, bunlar geçici sorunlar tesellisi tatmin etmiyor artık. Acaba pedegogluk bir sorun mu var? Belki de 5 günlükken aldığı uyarıdan (!) tırsmıştır:)
İyi bir hafta olsun, Arca büyüsün, baba neşelensin, anne dinlensin...
Anne notu: bugün emekçi kadınlar günü.. her kadının emeğinin karşılığını alabildiği, hakettiği şekilde temsil edilebildiği yarınlar diliyorum.
5 Mart 2010 Cuma
bugün güzel bir cuma değil
Arca cücesi toddler olmuş, artık mailler "my toddler this week" şeklinde geliyor.
Bacaklarıma tırmanıyor, hep kucak sevgi istiyor, bayılıyorum, ne güzel zamanlar bunlar:)
Gıdısında ve ensesinde pişik gibi kızarıklıklar var, ortamın sıcağından galiba. Eski usül talkpudra kullandık, şimdi iyi gibi. Annem geçende gülsuyu sürmüş, hacı ağa gibi kokuyordu.
Banyo artık tam bir eğlence haline almaya başladı. Üçümüz giriyoruz, sadece Arca yıkanıyor ama hepimiz ıslanıyoruz. Şapşap olayına bayılıyor, elindeki süngerle hem İlkeri hem beni yıkıyor.
Nedense hala süt içme konusunda isteksiz. Ballı da çare olmadı.
Tavada sütlü yumurta, muhallebi, bebe bisküvisini sütle ezmek gibi ara çözümler üretiyoruz ama hala kesin çözüm yok. Ne yapsak da süt içirebilsek cüceye?
Azı azılı çıktı, yarım ölçek de olsa ibufen vermedik mi o geceden kimseye hayır yok. Hayır zırt pırt ilaç da vermek istemiyorum, jel desen bence işe yaramıyor, çıkmazdayım, açmazdayım:(
Temizliğe gelen abla geçen hafta sabrımı taşırdı. Daha öncesinde hamileyken beni ekmişliği, bayramın hemen öncesi hem beni hem İlkerin annesini ortada bırakmışlığı vardı. En son geçen hafta partinin önceki günü baktım gelen giden yok, aradım, aa ben seni unuttum dedi. Çıldırdım. Meğer cenazesi varmış köye gitmiş, iyi de insan bi haber vermez mi! Ben döt gibi kaldım tebi. Parti öncesi annem ve Ümit abla geldiler de evi düzene soktuk. Ama karar verdim, istemiyorum artık. Dün aradı beni gayet rahat daha köydeyim, yarın gelemicem dedi. Dedim ki Güner abla sen artık hiç gelme zaten, bu kaçıncı, benim de sabrım bi yere kadar! Bi de bana insan böyle zamanda anlayışlı olmalı diye sitem yapıyor! hadi sana iyi günler!!! Ah Arca emeklemese ben kendim yapıcam, eskiden gündelikçi mi vardı!! ama yok zor artık, Arca yeterince yoruyor zaten. Başka birini buluyoruz, Ümit ablanın arkadaşı gelecek, bakalım.
Kilo alıyorum, nasıl iş anlamadım. Emzirirken dünyaları yiyordum, bi de üstüne kiloları veriyordum. Bir ara allah seni inandırsın blog sadece 1,5 kilom kalmıştı hamilelik öncesi kiloma. Emzirme bitti, iştah bitmedi. Sonra nasıl oldu, ne zaman oldu anlamadım, 3 kilo almışım. Hayırdır anlamadım. Ekmeği bugün itibariyle kestim, çikolatayla aramı bozuyorum!! Küsüz artık. Yaşasın etiform kıtırları, yaşasın sunta krakerler!! Kahrolsun kilolar.
Ev gözüme çok düzensiz görünüyor, haftasonu biraz çekmece düzenlesem iyi olacak.
Sonra Arcanın çok oyuncağı var, bir kısmı bir süre arka odaya koyup bir süre sonra çıkarıp tekrar eski hevesini yaratmak lazım. Bol bol IKEA kutularından almak lazım.
Market alışverişi siparişi vermek lazım.
Vize evraklarını hazırlamak, terziden paltoyu almak lazım.
..........
Günler pek renksiz geçiyor... Hafta bitiyor. Haftasonuna keyifsiz bir geçiş...
Biraz toparlanıp kendine gelmek lazım!!
Bacaklarıma tırmanıyor, hep kucak sevgi istiyor, bayılıyorum, ne güzel zamanlar bunlar:)
Gıdısında ve ensesinde pişik gibi kızarıklıklar var, ortamın sıcağından galiba. Eski usül talkpudra kullandık, şimdi iyi gibi. Annem geçende gülsuyu sürmüş, hacı ağa gibi kokuyordu.
Banyo artık tam bir eğlence haline almaya başladı. Üçümüz giriyoruz, sadece Arca yıkanıyor ama hepimiz ıslanıyoruz. Şapşap olayına bayılıyor, elindeki süngerle hem İlkeri hem beni yıkıyor.
Nedense hala süt içme konusunda isteksiz. Ballı da çare olmadı.
Tavada sütlü yumurta, muhallebi, bebe bisküvisini sütle ezmek gibi ara çözümler üretiyoruz ama hala kesin çözüm yok. Ne yapsak da süt içirebilsek cüceye?
Azı azılı çıktı, yarım ölçek de olsa ibufen vermedik mi o geceden kimseye hayır yok. Hayır zırt pırt ilaç da vermek istemiyorum, jel desen bence işe yaramıyor, çıkmazdayım, açmazdayım:(
Temizliğe gelen abla geçen hafta sabrımı taşırdı. Daha öncesinde hamileyken beni ekmişliği, bayramın hemen öncesi hem beni hem İlkerin annesini ortada bırakmışlığı vardı. En son geçen hafta partinin önceki günü baktım gelen giden yok, aradım, aa ben seni unuttum dedi. Çıldırdım. Meğer cenazesi varmış köye gitmiş, iyi de insan bi haber vermez mi! Ben döt gibi kaldım tebi. Parti öncesi annem ve Ümit abla geldiler de evi düzene soktuk. Ama karar verdim, istemiyorum artık. Dün aradı beni gayet rahat daha köydeyim, yarın gelemicem dedi. Dedim ki Güner abla sen artık hiç gelme zaten, bu kaçıncı, benim de sabrım bi yere kadar! Bi de bana insan böyle zamanda anlayışlı olmalı diye sitem yapıyor! hadi sana iyi günler!!! Ah Arca emeklemese ben kendim yapıcam, eskiden gündelikçi mi vardı!! ama yok zor artık, Arca yeterince yoruyor zaten. Başka birini buluyoruz, Ümit ablanın arkadaşı gelecek, bakalım.
Kilo alıyorum, nasıl iş anlamadım. Emzirirken dünyaları yiyordum, bi de üstüne kiloları veriyordum. Bir ara allah seni inandırsın blog sadece 1,5 kilom kalmıştı hamilelik öncesi kiloma. Emzirme bitti, iştah bitmedi. Sonra nasıl oldu, ne zaman oldu anlamadım, 3 kilo almışım. Hayırdır anlamadım. Ekmeği bugün itibariyle kestim, çikolatayla aramı bozuyorum!! Küsüz artık. Yaşasın etiform kıtırları, yaşasın sunta krakerler!! Kahrolsun kilolar.
Ev gözüme çok düzensiz görünüyor, haftasonu biraz çekmece düzenlesem iyi olacak.
Sonra Arcanın çok oyuncağı var, bir kısmı bir süre arka odaya koyup bir süre sonra çıkarıp tekrar eski hevesini yaratmak lazım. Bol bol IKEA kutularından almak lazım.
Market alışverişi siparişi vermek lazım.
Vize evraklarını hazırlamak, terziden paltoyu almak lazım.
..........
Günler pek renksiz geçiyor... Hafta bitiyor. Haftasonuna keyifsiz bir geçiş...
Biraz toparlanıp kendine gelmek lazım!!
2 Mart 2010 Salı
Nurturia - hadi bakalım:)
Hülya geçende bir mail göndermiş, hadi Nurturia'yı tanıtalım, bloglarımızda yer verelim diye.
Desteklemek lazım, güzel işleri paylaşmak lazım. Paylaştıkça öğreniyoruz ve faydalanıyoruz.
Kitubi güzel birşey başlattı, alkışlamalı. Tam bir bebek-anne facebook'u olmuş. Tüm blog dostları orda, ben diğer çocuklu arkadaşlarımı da davet ettim.
Profil oluşturuyorsun, hem kendin hem çocuğun hem de aile bireyleri için.
Sonra ?
Sonrası için tanıtım yazısını kopyalayalım, bişey atlamayalım:)
Nurturia Nedir?
"Nurturia ile çocuğunu daha kolay büyüt"
Bebek bekleyen ve küçük çocuklu ailelerin çocuklarının günlük hikayelerini, gelişimlerini sevdikleri ile paylaşabildikleri, aynı zamanda diğer anne-babalar ile tecrübe paylaşarak yardımlaşabildikleri sosyal platform Nurturia.
Nurturia'da Neler Yapabilirsiniz?
Kendiniz için bir hesap açabilir, çocuklu arkadaşlarınızı ekleyebilirsiniz, yeni arkadaşlar bulabilirsiniz.
Kendi hesabınızın altında çocuklarınız için ayrı birer hesap oluşturabilirsiniz. Çocuklarınızın günlük maceralarını buradan paylaşabilirsiniz.
Çocuğunuzun anı defterini güncelleyerek hem anılarını hem paylaşırken, hem de gelecek için kayıt altına alabilirsiniz. İlkleri, dedikleri, yaptıkları, büyümesi...
Çocuklarınızın hesaplarını eşinizle birlikte güncelleyebilirsiniz.
Çocuk büyütmekle ilgili her türlü sorunuzu sorabilir, soru yanıtlayarak tecrübelerinizi paylaşabilirsiniz.
Gruplar kurabilir, varolan gruplara üye olabilirsiniz.
Hamilelikten itibaren
Hamileyseniz de üye olarak hamileliliğinizin nasıl geçtiğini, günlük heyecanlarınızı, sıkıntılarınızı paylaşabilirsiniz.
Henüz doğmamış çocuğunuz için profil sayfası açıp, anı defterini oluşturmaya başlayabilirsiniz. İlk tekmeleri, cinsiyetinin öğrenilişi, isim seçimi...
Tecrübeli anne-babalara hamilelik ve çocuk bakımı ile ilgili sorular sorabilirsiniz. Gruplara üye olabilir ya da kendi grubunu kurabilirsiniz.
Nasıl Üye Olabilirim?
Üyelik ücretsiz. www.nurturia.com.tr adresinden 1 dakikada üye olabilirsiniz. Kayıt olduktan e-posta adresinizi onaylamayı unutmayın.
Nurturia Tanıtım Turu Adresi: http://www.nurturia.com.tr/
Desteklemek lazım, güzel işleri paylaşmak lazım. Paylaştıkça öğreniyoruz ve faydalanıyoruz.
Kitubi güzel birşey başlattı, alkışlamalı. Tam bir bebek-anne facebook'u olmuş. Tüm blog dostları orda, ben diğer çocuklu arkadaşlarımı da davet ettim.
Profil oluşturuyorsun, hem kendin hem çocuğun hem de aile bireyleri için.
Sonra ?
Sonrası için tanıtım yazısını kopyalayalım, bişey atlamayalım:)
Nurturia Nedir?
"Nurturia ile çocuğunu daha kolay büyüt"
Bebek bekleyen ve küçük çocuklu ailelerin çocuklarının günlük hikayelerini, gelişimlerini sevdikleri ile paylaşabildikleri, aynı zamanda diğer anne-babalar ile tecrübe paylaşarak yardımlaşabildikleri sosyal platform Nurturia.
Nurturia'da Neler Yapabilirsiniz?
Kendiniz için bir hesap açabilir, çocuklu arkadaşlarınızı ekleyebilirsiniz, yeni arkadaşlar bulabilirsiniz.
Kendi hesabınızın altında çocuklarınız için ayrı birer hesap oluşturabilirsiniz. Çocuklarınızın günlük maceralarını buradan paylaşabilirsiniz.
Çocuğunuzun anı defterini güncelleyerek hem anılarını hem paylaşırken, hem de gelecek için kayıt altına alabilirsiniz. İlkleri, dedikleri, yaptıkları, büyümesi...
Çocuklarınızın hesaplarını eşinizle birlikte güncelleyebilirsiniz.
Çocuk büyütmekle ilgili her türlü sorunuzu sorabilir, soru yanıtlayarak tecrübelerinizi paylaşabilirsiniz.
Gruplar kurabilir, varolan gruplara üye olabilirsiniz.
Hamilelikten itibaren
Hamileyseniz de üye olarak hamileliliğinizin nasıl geçtiğini, günlük heyecanlarınızı, sıkıntılarınızı paylaşabilirsiniz.
Henüz doğmamış çocuğunuz için profil sayfası açıp, anı defterini oluşturmaya başlayabilirsiniz. İlk tekmeleri, cinsiyetinin öğrenilişi, isim seçimi...
Tecrübeli anne-babalara hamilelik ve çocuk bakımı ile ilgili sorular sorabilirsiniz. Gruplara üye olabilir ya da kendi grubunu kurabilirsiniz.
Nasıl Üye Olabilirim?
Üyelik ücretsiz. www.nurturia.com.tr adresinden 1 dakikada üye olabilirsiniz. Kayıt olduktan e-posta adresinizi onaylamayı unutmayın.
Nurturia Tanıtım Turu Adresi: http://www.nurturia.com.tr/
27 Şubat 2010 Cumartesi
Mutlu mutlu yıllar ve 1. yaş doktor kontrolü
Arca 1. yaşgününü, bizler de Arca ile çıktığımız yolda 1. yıldönümümüzü kutladık. Pek tabii ki Arca için bugün fotoğraflardan ibaret olacak ama bizim için önemliydi.
Dün Ümit ablanın hastaneye gitmesi gerekince yıllık iznimden 1 gün daha kullandım, bu gidişle yılsonuna izin kalmayacak:) Hazır izinliyken Arcanın doktor kontrolünü öğlene aldım. Geçerken pasta siparişini verdik. Arca doktor kontrolünde yıktı ortalığı ,aşı oldu, mızırdandı.
Acayip hazırlıklıydım bu ayki kontrolde, zaten doktor da hep onun anlatacağı konuları önden sorduğumu söyledi. Blog okuyoruz kardeşim, tecrübeli bebekleri takip ediyoruz, hayret bişey:)
Hemen süt soruldu, günlük mü pastörize mi? Ne farkı var ki dedi doktor, aynı banttan çıkıyor sadece farklı ambalajlanıyor. Yani pastörize olduktan sonra ister uzun ömürlü ister günlük olsun, içebilir. Ama süt içmezse de üzülmeyin, peynir var, yoğurt var. (Bkz. Hülyanın pipetli ayranlı postu) Yani endişe yok. [Nitekim hep hayal ettiğimiz gibi "hadi bebişim sütünü iç, yatma vakti" ritüeli nanay!! Arca "tuh bu ne ya" tepkisi verdi. Anne sevmez baba içmez bebekten ne bekleyeceksin ki!! bakalım bi dahakine balla deneyeceğiz.]
Neler yapıp yapamadığının testini yaptık yine. Doktor "naçizane" bir uyarıda bulundu. Çünkü ben bazen Arcanın yaptığı şeylere "yapıyoruz" diyorum. Yapmayın, çünkü Arca bir birey ve artık herşeyin farkında, 1. çoğul şahıs onu birey olmaktan çıkarır, hala anneye göbekten bağlı bir bebek olarak bırakır. Konu açılmışken evet standartlara göre boyutlar büyükçe (kilo almamış olmasına rağmen hala 1.600 gr fazlası var,boy da 77 cm yani iyiymiş. ) ama bu yaşa kadar çok da fazla kasmadan da getirirdik zaten yani asıl iş bundan sonra başlıyor. Asıl Arcayı nasıl şekillendireceğimizin kararı, onu nasıl yetiştireceğimiz artık bundan sonra!! Doktor reçeteye "anne baba ne kadar çocuk eğitimi ile ilgili kitap bulurlarsa okuyacaklar, birbirleriyle paylaşacaklar" diye yazacaktı nerdeyse:) Nitekim bunları söyledi ve bir kitap önerdi:Leyla Navaro - beni duyuyor musun. Kendisinin de Arcadan 8-10ay büyük bebeği olduğu için çocuk yetiştirme konusuna takmış bu aralar. Epey konuştuk. Bundan sonraki muayenelerde Arcanın ruhsal-sosyal gelişiminden daha çok bahsedeceğimiz kesin:)Herşeyi ama herşeyi yiyebilirmiş. İyi zaten yiyorduk şimdi onaylanmış oldu. Ayakkabılar gösterildi, soruldu, öneriler alındı. Çok su içtiği için sadece ilk bardağına florür tablet atacakmışım.
Geçen post oyunu dişten yana kullananlar kazandı, üst azı yolda, çığlıklar muhtemelen bu! Gece ibufen verebilirsiniz dedi. Zor geceler bizi bekliyor. Nitekim doktor kontrolünün bir kısmı ağlayarak geçirdik. Güç bela İlknurların büroda öğle yemeğini yedi. Uyuyunca biz de bi yerde oturup yemek yedik, sohbet ettik. Arcadan küçük bir zaman çaldık, güzeldi.
Gelelim ilk doğumgünü partisine. Hiçbir şey hazırlamadan organize ettiğim ilk partiydi. Sadece makarna salatasının içini hazırladım:) Annem, İlkerin annesi, Ümit abla yemek konusunda organize edildiler. İnternetten parti malzemesi siparişi verildi. Ailenin yanısıra birkaç arkdaş da çağırdık, kutlamaları 3'ten 2 ye düşürdük. Bir ara 20 kişiydik.
Arcaya çok güzel hediyeler gelmiş, hepsine ayrı ayrı çıldırdı. Bol bol kahkaha attı, eğlendi. O kadar insana ve azı dişinin huysuzluğuna rağmen hiç sorun çıkarmadı, hem eğlendi hem eğlendirdi. TV de Arcanın doğumundan bu yana 150 adet kadar resmi slayt şov olarak bütün parti döndü. Duru keman dersleri almaya başlamış, Arca için şarkılar çaldı. Daha önce Tuna ve Ela ile paylaşamadığı Tunanın yürüteç arabasından hediye geldi ,bu defa Cansu ile aynı hadise yaşandı:)

Güzeldi, çok güzeldi. Şimdiye kadar herşey güzel, genel olarak keyifli ! Asıl bundan sonra başlıyor, önümüzdeki maçlara bakıciiiz.
Dün Ümit ablanın hastaneye gitmesi gerekince yıllık iznimden 1 gün daha kullandım, bu gidişle yılsonuna izin kalmayacak:) Hazır izinliyken Arcanın doktor kontrolünü öğlene aldım. Geçerken pasta siparişini verdik. Arca doktor kontrolünde yıktı ortalığı ,aşı oldu, mızırdandı.
Acayip hazırlıklıydım bu ayki kontrolde, zaten doktor da hep onun anlatacağı konuları önden sorduğumu söyledi. Blog okuyoruz kardeşim, tecrübeli bebekleri takip ediyoruz, hayret bişey:)
Hemen süt soruldu, günlük mü pastörize mi? Ne farkı var ki dedi doktor, aynı banttan çıkıyor sadece farklı ambalajlanıyor. Yani pastörize olduktan sonra ister uzun ömürlü ister günlük olsun, içebilir. Ama süt içmezse de üzülmeyin, peynir var, yoğurt var. (Bkz. Hülyanın pipetli ayranlı postu) Yani endişe yok. [Nitekim hep hayal ettiğimiz gibi "hadi bebişim sütünü iç, yatma vakti" ritüeli nanay!! Arca "tuh bu ne ya" tepkisi verdi. Anne sevmez baba içmez bebekten ne bekleyeceksin ki!! bakalım bi dahakine balla deneyeceğiz.]
Neler yapıp yapamadığının testini yaptık yine. Doktor "naçizane" bir uyarıda bulundu. Çünkü ben bazen Arcanın yaptığı şeylere "yapıyoruz" diyorum. Yapmayın, çünkü Arca bir birey ve artık herşeyin farkında, 1. çoğul şahıs onu birey olmaktan çıkarır, hala anneye göbekten bağlı bir bebek olarak bırakır. Konu açılmışken evet standartlara göre boyutlar büyükçe (kilo almamış olmasına rağmen hala 1.600 gr fazlası var,boy da 77 cm yani iyiymiş. ) ama bu yaşa kadar çok da fazla kasmadan da getirirdik zaten yani asıl iş bundan sonra başlıyor. Asıl Arcayı nasıl şekillendireceğimizin kararı, onu nasıl yetiştireceğimiz artık bundan sonra!! Doktor reçeteye "anne baba ne kadar çocuk eğitimi ile ilgili kitap bulurlarsa okuyacaklar, birbirleriyle paylaşacaklar" diye yazacaktı nerdeyse:) Nitekim bunları söyledi ve bir kitap önerdi:Leyla Navaro - beni duyuyor musun. Kendisinin de Arcadan 8-10ay büyük bebeği olduğu için çocuk yetiştirme konusuna takmış bu aralar. Epey konuştuk. Bundan sonraki muayenelerde Arcanın ruhsal-sosyal gelişiminden daha çok bahsedeceğimiz kesin:)Herşeyi ama herşeyi yiyebilirmiş. İyi zaten yiyorduk şimdi onaylanmış oldu. Ayakkabılar gösterildi, soruldu, öneriler alındı. Çok su içtiği için sadece ilk bardağına florür tablet atacakmışım.
Geçen post oyunu dişten yana kullananlar kazandı, üst azı yolda, çığlıklar muhtemelen bu! Gece ibufen verebilirsiniz dedi. Zor geceler bizi bekliyor. Nitekim doktor kontrolünün bir kısmı ağlayarak geçirdik. Güç bela İlknurların büroda öğle yemeğini yedi. Uyuyunca biz de bi yerde oturup yemek yedik, sohbet ettik. Arcadan küçük bir zaman çaldık, güzeldi.
Güzeldi, çok güzeldi. Şimdiye kadar herşey güzel, genel olarak keyifli ! Asıl bundan sonra başlıyor, önümüzdeki maçlara bakıciiiz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)