11 Şubat 2011 Cuma

Hangi çizgi film kahramanı?

ATOM KARINCA!!

Çocukken öyle aman aman çizgi film yoktu. Bir atom karınca bir ağaçkakan bir de değerli. Ablam değerli olurdu hep, sakin miskin kenarda ama her şeyden haberdar. Ben asla ve asla yer yüzü görmeyen dötümle atom karınca.

Sonraları en sevdiğim çizgi filmler çok değişti. Kendimi şeker kız candy sandığım uzun bir dönem oldu. Hatta üniversitedeyken tekrar yayınlamışlardı, Elvan’la izleyip ağladığımızı hatırlıyorum. Siz bize bakmayın bizim Banu Alkan’ın Serpil Çakmalı ile filmini izlemek için ders ektiğimiz zamanlar oldu, Candy kimmiş: )

Şirinlerin hastasıydım, Tom ve Jerry için yanıp tutuşurdum. He-man için annem sokaktan çağırırdı, Disney’in cumartesi sabahları için erkenden uyandırırdı. Kaçırırsam terör estirirdim. Çocuk olmayı çok seven, çocukluğunu doya doya yaşayan bir çocuktum.

Şimdi çizgi filmleri çok bilmiyorum. Mesela Kayyu (tabii başka türlü yazılıyor) çok güzelmiş. Arca henüz izlemedi ama babanesi iki kitabını almış. Arca bayıldı. Bence izlenebilir, sevimli, zararsız güzel bir çizgi filme benziyor.

Arca Mickey’nin hastası. Haftada bir veya iki defa izliyor. Televizyonda kayıtlı. “A şimdi Mickey varmış, hadi açalım” deyince hemen Mickey ve Donald Amcayı koltuğunun altına sıkıştırıp geliyor. Şimdilik sarmadı, ısrar etmedi ama öğrense istendiği zaman izleyebileceğini eminim sarar.

Bir de Cars… Bu film tabii aslında. İlker DVD’sini almış, 15’er dakikalık parçalarla seyrettik. Ben önceden izlememiştim. Bayıldım. O son sahnelerde Kral’ın kaza yaptığı hani, ağladım. Manyak mıyım neyim! Evet Arca da suratıma manyak mısın diye baktı.

Arca biraz büyüsün de sinemaya gidip çizgi film (şimdi animasyon diyorlar değil mi?) izleyelim istiyorum. Ice Age'i defalarca izledim, sonra o aşçı fare, bir de Incredibles...

Hay allah unuttum. Mim bu mim! Çok baba bir blogger var. Blogger baba pek bulunmaz bilirsiniz, hazinedir onlar. Mimi bana paslamış, ben de ...
Aslında soru şu: hangi çizgi film karakteri olmak istersiniz? Ben çocukluğuma indim kısa bir süre, yenilerden bilen varsa buyursun:)

Tekir
Huysuz
ve çocukluğunu harika anlatan iça'ya paslıyorum,
heyecanla bekliyorum

9 Şubat 2011 Çarşamba

Çarşambaya çıkmadı garip!

Hani Arca'nın ateşi 40'a çıktığında doktora gitmiştik ya, bi de sormuştuk : biz ne zaman hasta oluruz diye. Malum virüs, bulaşmaması mümkün değil. Pazartesi bilemedin Salıya ömür biçmişti sağolsun.

"Beni Türk doktorlarına emanet edin!"

Dün akşam saatlerinde başlayan baş ağrısı, tüm vücuda yayıldı. Saat sekiz itibari ile daldığım uykudan sabaha karşı Arca'nın ateşlenmesi ile uyandım. Sonra birlikte uyuduk.

Arca iyi, anne beter!

Çok da iş var. Yeliz, baş kas, kıç ağrısını da alır kaçar.

8 Şubat 2011 Salı

Dumur diyalog #6 : Bizim evde uzaylı var!



Arca bir gün "beni leylekler mi getirdi anne?" diye sorarsa "yok anam seni uzaylılar getirdi" deyip aşağıdaki anıyı anlatacağım, hak verecek fakir.

Ben bu uzaylı sendromunu koca göbeğini aylarca kaldıramayıp 15 aylık civarı ilk adımlarını atmaya başladığında yaşamıştım.

Gelelim yeni hadiseye.

Arca düdüğü kitap okutur, hani artık bunu bilmeyen yok.

Yeliz eskileri diğer kitaplığa koymuştur,
Bulmuş Arca düdüğü, "oku" buyurur.
Odasında yerde oturulur, okunur,
Kitap "Yavru ahtapot olmak çok zor"dur.
Bu kitabın okunması onbeşmilyonyüzüncü defayı bulmuştur!

(Sara Şahinkanat kadar olamasa da biz de ucundan bir kafiye attıralım dedik:) )

Tam bir satırın sonuna gelinir:

Yeliz : Babası tıkıştırıyordu lokmaları
herkes bilirdi
çok önemliydi ...

İlker : cüzdanımı bulamıyorum
şeklinde ortadan dalar

Ben İlkere cevap yetiştirirken, Arca sabırsızca; KAHVALTI!

Y&İ: HÖNK!

İlker : Ezberlemiş düdük
Yeliz : Yok be tesadüf
İlker : Oku, satır sonlarını boş bırak göreceksin

Yeliz : ..... (öf ben hatırlamıyorum işte)
Arca : OPOTÜSÜN!
Yeliz : HADİ BEH!

Yeliz : Daha çok işimiz, fırçalanacak...
Arca : DİŞLERİMİZ

Yeliz haıahhahd şeklinde korkan gözlerle bebesine bakar!
kitap baştan aşağıya son kelimeleri boş bırakılırak okunur ve hepsi Arca tarafından tamamlanır.

O kitap yetmez hemen başka kitaplara geçilir.

"Kim Korkar Kırmızı başlıklı kızdan"
Yeliz acayip tırsar düştüğü bu durumdan
Rastgele satırlar seçilir kitaptan
(kafiye devam! sevdim ben bu işi:P)
"Geç kalma
soğumasın sofrada..."
Arca : Mantarlı pizza!!
"hasta bir büyükanne,
yanında da alev alev yanan..."
Arca : bir şömine
.
.
.
.
.

Böyle böyle en sevdiği kitaplar okunur baştan,
Pırtık Tekir, Tostoraman...

Sırrın ortaya çıktı! Hepsini ezberlemişsin işte!
Utanmadan bir de "oku!" buyuruyor pis cüce!

Sen oku da biz dinleyelim bundan böyle!

7 Şubat 2011 Pazartesi

iyi iyi kuyruğu doğrulttu

Cuma gecesi nöbeti İlkerdeydi ve artık oturduğu yerde gözleri kapanıyordu. Arca'yı uyuttuktan sonra aslında uyumalıydık ama uyusam kesinlikle ayılamazdım. İlkere dedim ki sen yat ben uyumayacağım, birşey olursa uyandırırım.

O gece beni Nurturia ayakta tuttu. Gecenin bir vaktinde Sims muhabbeti yapan birkaç kadındık. Kimimiz ateş nöbetinde, kimimizin uykusu kaçmış. elfanam, annevebebişi, asna, anneyazar... Hem eski günlere giderek biraz ortamdan uzaklaştırdım kendimi hem de uyanık kalabildim.

Nurturia: çok işlevsel bir icat:)

O gece 4 gibi son ateş düşürücüyü verdikten sonra ateş düştü. İnanamadım ama gerçekten düştü. Bütün pazar günü evde pıtı pıtı dolaşan bir cüce vardı. Öyle koymuş ki öyle çırılçıplak yatışı, bu hareketlilik hepimize iyi geldi. Ama öğleye doğru pilimiz bitti, Arca'nın gözünün içine baktık uyusun diye.

Blog dostları, o kadar mutlu oldum ki güzel mesajlarınıza, iyi dileklerin ve duaların pozitif bir enerji oluşturduğunu biliyorum, iyi ki varsınız.

Arca'nın iyileştiğine dair en önemli kriter; iştah!

Dün akşam itibari ile yerine geldi, hatta bu cümle yetmez, gripe çare tavuk suyuna çorbadan bir insan tabağı yedikten sonra oyalansın diye bulgur pilavı koydum önüne. Artık tavuk yemez dedim ama ayranın üzerine bizim tabaktaki tavuklara göz dikti, bir buçuk tavuk kalçayı da götürdü.

Dostlar!! ARCA SAHALARA GERİ DÖNDÜ!!!

6 Şubat 2011 Pazar

40.2 ?!?

Tarih yazıldı bugün bizim evde, bu gözler 40.2'yi gördü.

Halbuki dün akşam saatlerine kadar herşey normaldi.

Geçen hafta Ümit abla İstanbula gitmek için iki gün istemişti, kırmak istemedik. Hem mutlu hem de üzücü bir haberle döndü, kızı hamileydi ve Arca'yı yakında bırakacaktı, en geç Eylül gibi... Hani bir yıl içinde bırakacağını düşünüyorduk ama daha önce olması fena koydu. Hazmetmeye çalışıyorum...

Neyse salı gün döndü, o gün iyiydi. Çarşamba geldiğinde çok öksürüyordu, içimize sinmedi, doktora gönderdik. Ümit abla kuvvetle muhtemel gripti ama doktorlar bronşitte ısrar ettiler. Biz yine önlemimizi aldık, pazartesiye kadar gelme dedik. Üç gün Arca'ya imece usülü bakıldı, annem, ablam, İlker...

Son olarak ben dün öğlen evdeydim. Arca öğlen uykusunda keyifle uyanıp yanıma geldi. Birlikte temizlik yaptık, neşeliydik. Akşama doğru başladı ateş. Arka azılara yorduk masumca.

39'ları görünce azı mazı rafa kalktı.

Aksiyon başladı!

Ateş bir türlü düşmedi, her yol denendi. Doktor arandı yeni talimatlar alındı. Yok yine düşmüyor. 40 sınırına dayandı, kaptık doğru doktora. Enfeksiyon şüphesi olduğundan bizi başka odada beklettiler, Arca kudurur durmaz. Aklıma "Kar Masalının" iphone uygulaması geldi, Arca'ya daha göstermemiştim. Bayıldı!! Hatta doktor sordu, o da eve gidince 2,5 yaşındaki kızına gösterecekti.

Doktor grip teşhisini koydu, biz antibıdıbıdıda ısrar ettik. Dünyada doktorunun anitbiyotik vermek istemediği ancak ailesi ısrar eden tek bebe Arca'dır herhalde. Yok öyle zor bir sabah geçirdik ki totomuz yemedi, ya ateş daha da çıkarsa?

Doktor bizi ikna etmek için kan tahlili ve boğaz kültürü talep etti. Sonunda ikna olduk. Acayip kıl bir anababayız, biliyorum. Yine de her ihtimale karşı reçeteye yazdırdık.

Kullanmamak üzere antibiyotik, kullanmak üzere ateş düşürücüler, kullanmama ümidi ile novalgin damla ayrıca şurupları içirmek için şırınga ve muhtemel sümükler için otribebe. Evet tüm donanımlarımız hazır! o grip virüsünü yeneceğiz!!

Arca iyiydi hoştu hatta 38 derecelere kadar düşen ateşi ile bipbip ile turlarken cıbıl poz verdi...



Sonra halası geldi, hoşbeş etti, ama hali yok.



Birlikte yemek hazırladık, tavuk ve bulgur pilavının yanına ayran istedi, birlikte çırptık. Ne olduysa o 15 dakika içinde oldu ve bir anda çıkan ateş hiç düşmedi. 40.2 yi gördük. Duş, sirkeli sular... Üstelik ateş düşürücülere daha vardı.

Bir ara düşer gibi oldu hatta üşüdü. Ama bu defa da kakası geldi, bingo ishal!!

Bu gece böyle... Uyumuyorum nöbetteyim yoksa top patlasa uyanmam. İlacın saatini bekliyorum, 10 dakika arayla ölçüyorum ateşi.

Bütün gün hiç bir şey yemedi. Normalde bütün gün boyunca yemek yiyen bir insan yavrusu için çok ama çok zor olmalı! Ara uyanmalarından birinde süt içmeye ikna oldu sadece.

Bir rivayete göre bu rezil ateş 5-6 gün sürüyormuş. Bakalım önümüzdeki geceler ne olacak. Bir de ayrılmadan doktora sorduk, kesin biz de kapmışsızdır, ne zaman hasta oluruz tahminen? Pazartesi bilemedin salıya kadar ömür biçti bize.

Bir de unutmadan....

İlker bir kulağından ateşini ölçüyor, Arca hop kalkıyor, öbür tarafı dönüyor "bunu da!!" illa ki iki kulak birden ölçülecek! Hani bir defa da değil her seferinde!

Allah iyiliğini versin Arca!

4 Şubat 2011 Cuma

Arca karanlıktan korkuyor

Ve ben nasıl yaklaşacağımı bilemedim.

Spontane gelişti her şey.

Önce karanlık bir odanın ortasına gidiyor, sonra hüngür hüngür ağlıyordu. Bir iki defa sadece gidip ışığı yakmış, ağlamana gerek yok, beni çağır, ışığı yakayım, dedim. Hiç işe yaramadı tabii ki.

Sonra bir gün yine aynı şey olunca, bu defa daldım konuya hönk diye: Arca karanlıktan korkuyorsun?

Çok net EVET dedi.

Bebem sen bi dur ben iki satır kitap karıştırayım diyemeyeceğiniz bir andır o!

İç ses: annaaam zıştık, ne edecektik? Dur bir zaman kazanayım, belki dökülür.

Hmm peki, gel beraber karanlık odaya gidelim, ben yanındayken anlat, ne görüyorsun, ben de bakayım.

Odaya gidilir.

Y: Karanlıkta bir şey görüyorsun ve bu seni korkutuyor.
A: Evet
Y: bu bir hayvan olabilir mi? (tostoraman veya ejderhadan şüpheleniyorum)
A: GEYİK!

İç ses: ulen geyik nerde vardı yav? Çalıştır saksıyı yeliz, çalıştır, hangi kitaptı o? Dur biraz daha zaman kazanayım

Y: bana nerede olduğunu gösterir misin geyiğin?
A: Orda!

İç ses: yok lan orada bişey gölge bile yok, hadi bir hamle yapman lazım, hadi koçum, ahanda buldum Agoradaki bir vitrinde kocaman bir geyik koymuşlardı, o galiba!!

Y: hani Agoradaki geyik gibi değil mi? Hani büyüktü, o beyaz geyikten, evet şurada gördüm.Büyük bir geyik.
A: Küçüükk!

İç ses: hadi beh! Tutturamadık!

Derken…

Arca hayali küçük bir geyiğin uçtuğunu pandomim hareketleri ile tarif eder. Hayali geyiği yakalamaya çalışır.

İç ses: uçuyor lan bu geyikler.

Y: Ahanda yakaladım!! yok annem geyiği yakalamadım, değnek adam kitabındaki geyiklerden di mi? Uçuyorlar hani?
A: evet

İç ses: ohhh yırttık, şimdi hadiseyi yumuşatalım

Y: hmm gel o kitabı bir daha okuyalım. Geyikler Noel baba hediyeleri hızlıca dağıtsın diye yardım ediyorlar. Geyikler güzel hayvanlardır, ot yerler, boynuzları vardır, insanları, çocukları çok severler (ah ulan daha çok belgesel izlemem lazım, ot yiyordu di mi bunlar?)

Kitabı baştan tekrar okuduk, geyiklerin ne şeker ne sevimli hayvanlar olduğu ile ilgili brifing verdik. Hemen İlker ve Ümit abla uyarıldı ki, hazırlıklı olsunlar.

Çözdük! Diyemeyeceğim, çünkü bazen karanlık odaya girdiğinde yine ağlıyor, bazen ışığı kendi kendine açıyor. Ama en kötüsü uyumaya gittiğinde oda karanlık olmayacak. Bu da uyku öncesi ritüelimizi cidden sekteye uğratıyor. Hala kökten bir çözüme ulaşamadık yazık ki! Sadece onu anladığımı biliyor artık, tek kazanç bu!

3 Şubat 2011 Perşembe

İkidir ne yapsa yeridir

İnsanın küçüğüne çocuk denir, çocuğun delisine “2 yaş çocuğu” denir.

Arca olumsuzluk eklerini öğrendi beridir, keyfimize diyecek yok!
Bir negatiflik hakim ki sorma gitsin!

Y: Gel annecim
A: gelme!
Y: Hadi yemek yiyelim
A: Yeme!
Y: Öpeyim mi bi kerecik?
A: Öpme!
Sonra öpülmek istediği aklına gelir hemen düzeltir : öp öp öp!!!

Yolda sokakta “kucaaak” olayı ayrı bir eğlence konusu. Neyse ki pusette anlaşıyoruz. Ama zırlayacaksa kucak şahane bir bahane!

Bir de öğle uykusu konusundaki direnç dostlar başına! Cumartesi düğüne gideceğiz, banyo yapmam lazım ama Arca 12’de gözleri kapanmaya başlamış olmasına rağmen tam üçte mırıl mırıl kitap dinlerken uyuyakaldı. Özel bir radarları var bu veletlerin anne telaşlı mı işi mi var, çocuğun uykuya yatmasını dört gözle mi bekliyor, hoop antenler devreye giriyor, başlıyor arızaya.

O nedensiz krizler mesela, çok ilginç! Elleri yıkamak için lavaboya yaklaşıyoruz, suyu açıyorum, kızıyor, kapatıyorum kızıyor. Empati hak getire! Biri de anadan yana empati kursa?

Agora’daki oyuncaklara söz vermiş İlker, bindirdik, hareket edince bastı yaygarayı, hop boynumda! Talep şu, bütün jetonları kullanıp oyuncakları çalıştıracağız, o nasıl hareket ettiklerini karşılarına geçip seyredecek, inceleyecek, çalışma prensiplerini keşfedecek! Oldu canım görürsem söylerim!!

Biliyorum dişler de zorluyor, keyfini kaçırıyor, bazen o kadar ağrım olsa koşup oynar mıydım diyorum. Mümkün mü?

Kendini ifade edememenin gerginliği bunlar, hem her şeyi yapabilecek gücü damarlarındaki asil kanda hissedecek hem hala anneye bağımlılığın gerçeği ile yüzleşecek.

Bu kadar çelişkiyle bu kadar acı ile o küçücük bedeni ve sevgi dolu yüreği ile baş edebilmek ancak deli işi olabilir.

Biz de ne yapalım “ikidir ne yapsa yeridir” deyip geçiyoruz.

Bitirirken…

Arca’nın ilk şarkısnı unutmadan yazalım

Oooo (işaret parmağı büzülmüş dudaklar çember yapılarak arasına sokulur, bazen bu kısım o kadar hoşuna gidiyor ki şarkıya geçemiyor)
Pokkavavı soydum (es)
Başucuma koydum (es)
Arca bir yalan uydurduh (es)
Duma duma dum kımını mum
Kocakarı kalktı
Nambayı yaktı
Üç göbek attı
Yatağına yatttt - tıh