31 Mart 2010 Çarşamba

Mimozalar açtı

Tamamdır bahar geldi. Gerçekten geldi. Mimozalar açtı mı artık endişe yok!!
Dün en keyifli günlerimden biriydi.
Arcanın Milano seyahatine kurban giden 13. ay kontrolünü düne ertelemiştik.
Bir ilk yaşadık. Elimiz kolumuz boştu, soru yoktu. Biz de şaşırdık.
Boy-kilo herşey tamam. (400 gr almış, boy 78 cm olmuş) Arca pek sevimliydi, pıtı pıtı bütün muayenehaneyi gezdi. Ağzını açmak ve kilo kontrolünde yaygarayı bastı ama aşıda hiç gıkı çıkmadı. Garip oğlan!!
Süt??? içiremiyoruz dedik, yoğurt peynir yiyor mu, boşşşverrr!! dedi. Sabahları benim nesfitin dip sütünden kaşıkla içiyor da hadi süt içirelim dedik mi kapatıyor çeneyi açmıyor. Hakketten garip oğlan!!
Vücudunun üst kısmında kızarıklıklar vardı. Doktor hemen deterjan mı değiştirdiniz dedi. Ben bi gece önceki banyosundan sonra sürdüğümüz losyona bağladım. Ama sonra aklımıza geldi. bebek deterjanı bitmişti, normal deterjanla bir makina yıkamak zorunda kalmıştık.
Doktor 13 aylık bir oğlum olsa Arca gibi olmasını isterdim dedi. Daha ne desin, sevindirik olduk:)
Benden tecrübeli annelerin deneyimlerine önem veriyorum, çok sıkı takip ediyorum. Üstelik bazı yeni şeyler denemek için cesaretim oluyor. Mesela tuvalet olayı. Arca sabahları aynı saatte babası ile tuvalete girdiğinde anakucağında otururken elinde dergi kakasını yapıyordu. Sonra tuvalet konusunda biraz okudum, biraz da özgürün tecrübelerini takip ettim. Geçen ay Ikeadan lazımlık aldım ama oturtmuyordum. Tuvalete girdiğimde gözümün önünde olsun diye Arcayı giyinik ne zaman lazımlığa oturtsam ıkınmaya başlıyordu. Ayrıca kaka yaparken mimikleri ile belli ediyor, altını açtığımız anda ise çiş yapmaya başlamıştı. Acaba olur mu, bi cesaret derken pazar günü ıkındığı anda lazımlığa oturdu ve kaka yaptı, üstüne de çişini:) Sonra Ümit ablaya bahsettik, o da hep kaka yaptığı saatte oturtmuş, yapmış. Çişini yaparken de seyrediyormuş. Tabii eğitim söz konusu değil. Fiziksel anlamda hala tuvaletini söyler mi emin değilim. Önceden haber verir mi? bunlar hep soru işareti, belki daha çok okumak lazım, bilmiyorum, yolun başındayız. Ama doktorla paylaştık. hmmm oldu. Fiziksel anlamda tuvalet eğitimi alabilecek yaşta değil, bu yaşta zorla öğretilen tuvalet söyleme 4-5 yaşlarında tekrar tuvaletini tutamamaya gidebilir dedi. ama bizim anlattıklarımızın son derece doğru adımlar olduğunu, sosyal anlamda ileride olan bebeklerde, - fazla beklentimizin olmaması ve bunu kesinlikle bebeğe hissettirmemek koşulu ile - mümkün olduğunu anlattı. Bizim doktor da Tracy gibi: devam ettiremeyeceğiniz şeye başlamayıncılardan .... Bi kere bezi attıktan sonra tekrar dönüş yapmayın fikrinde. Ayrıca lazımlığı sadece tuvalette tutmamızı tavsiye etti, kesinlikle evin başka odalarına götürmeyin dedi. Bakalım şimdilik amacımız, Arcaya bez dışında lazımlığa da tuvaletin yapılabileceğini göstermek. En azından farkında olmasını sağlamak. Bakalım ne kadar başarılı olacağız.
Akşam hava o kadar güzeldi ki, dedim hadi gezelim. Zaten cıvcıv trafik vakti, eve gitmek 1 saat, hemen plan yaptık. Yürüyelim, yemek yiyelim, 9'a kadar gezelim yine, sonra Arcanın da uyku vakti gelmiş olur, hatta belki yolda uyur. Valla topuklu ayakkabılarıma rağmen saatlerce Alsancak sokaklarında yürüdük. Bahar değil sanki yaz akşamı. Lokantada İlker beyin çorbası söyledi, ben mercimek. Arca mercimeğin yüzüne bakmadı, beyin çorbasını götürdü. Babasının oğlu! Yemekten sonra yürümeye devam. Durunca Arca mızmızlanıyor! Planın geri kalanı tıkır tıkır işledi, Arca arabada uyudu, eve kucakta taşınıp yatağına yatırıldı. Yaz saati uygulamasına ayak uydurma çalışmaları tamamlanmış oldu.
Bahar bahar bahar!! çok özlemişim iyi ki geldi!!

28 Mart 2010 Pazar

gittim geldim

ama çok özledim bu defa... İtalyan çocukların başını okşar buldum kendimi.
İş anlamında bence başarısız bir seyahatti, ya da benim beklentilerim yüksekti, bilemiyorum. Keyif de almadım. Bir süre Domino's pizza yemeyeceğim sanırım:) Gezinin sürprizi bizim Arzu pideye denk gelmiş olmamızdı. Efendim bizim jenerasyon hatırlar, biz çocukken annemiz pide için iç hazırlardı. Gider fırında yaptırırdık. Usta sorardı, "yumurtalı mı sade mi" diye. Öyle kaşarlı, kuşbaşılı filan yoktu o zamanlar. Bizim semtin en iyisi Arzu pideydi, hala da aynı semtte oturduğumuzdan başımız sıkıştı mı Arzu pideden söyleriz. Hah işte, ilk gün Milanoda karnımızı doyuralım dedik, ama harcırah da az, ucuzundan pizza yiyelim dedik. Gez allah gez bulamadık. Bi lokantaya girdik, oturduk, meğer sadece İtalyan lokantasıymış, pizza yokmuş. Kalktık, kalkarken de sorduk, nerde yiyelim diye. Ahanda sokağın başındakine gidin dedi. Girmeye tereddüt ettik, ama daha dolanacak derman yok. Mısırlılar işletiyor, nargile var, firavun resimleri var. Tavanda bizim usül yılbaşı süsleri, kedi merdivenleri, haber kanalı açılmış 70 ekran televizyon tepeye asılmış. Tombul ama acayip tatlı bir garson kadın, bizden başka tek masada lokantanın sahibi ve birkaç kadın muhabbette arada bizim garson da katılıyor. Pizzaları yapan da yeni yetme bi velet. Fırın aynı bizim Arzu pide, hani salamını peynirini getir, pişirirler, öyle bi yer. Olmadı köşedeki Mc Donalds a gideriz dedik. Rakolı filan bi pizza geldi, yok böyle bi lezzet. Koca pizzayı yaladım yuttum. Sonraki gün Bounes Aires caddesindeki kokoş lokantadaki kapalı pideden bozma pizzadan bin kat nefisti. Bi daha gidersem sadece o Arzu pidenin Milano şubesinde yiyeceğim.
Seyahatin en verimli tarafı 2 kitap bitirmek oldu. Biri Leyla Navaronun "beni duyuyor musun" - bizim dooktorun tavsiyesi - ve diğeri "mahallenin en mutlu yumurcağı"... faydalı olup olmadığına içindeki yöntemleri deneyip sonuç aldıktan sonra karar vermek yerinde olur. Ama kitap bütünüyle 1-4 yaş arası çocukları hedef aldığı için bizlere daha uygun. Altını çizdiklerim var, daha uçaktan iner inmez İlkere anlattıklarım var.
Uçak deyince... hehehe yazmazsam olmaz. Uçak İstanbula 12:20 de inecek diye 15:00 uçağına aktarma yapmışlar. 14:00 diye bir uçak yok, 13:00 uçağına yetişmenin mümkünatı yok. Neyse tam indik, bi baktım kaptan gaza basmış saat 12:00. Dedim ki ben tabanları yağlarım arkadaş 13:00 uçağına yetişirim. Tabana kuvvet ilk pasaport kontrolünden geçtim. Bagajda takıldım. O arada annemin siparişleri, derken Cem benim pasaportla içki aldı (İstanbulda tek içki alınıyormuş) derken saat 12:35 oldu, daha bagajlar çıkmadı. Bu arada İlkerle konuşuyoruz, ya kasma boşver diyor. Ben de umursamadım artık. Ta ki ekranda 13:00 uçağı 10 dk rötarı görünceye kadar. Elim kolum dolu nasıl koşuyorum. Counterda erkek hostes (?) aradım buldum. Bunlara şirinlik yapmak daha kolay:)Bira ık mık biraz telefon ... Sonuç? 13:00 uçağına bindim. Bir rötara bu kadar mı sevinilir? Hop İzmirdeyim 2 saat öncesinden.
Eve girdim, cüce nerdeyse uyumak üzereymiş, sarıldı, sevindi, mutlu oldu. Sarmaş dolaş, kelimeler kifayetsiz, duygular tarifsiz kalır. Uyumak istemedi, yeni numaralarını gösterdi bana. Koltukların tepesine çıkabiliyor. Ayakta daha uzun süre desteksiz kalabiliyor. 2 günde büyünür mü ya? Kırmızı başlıklı kızla mutlu uyudu. Uyandıktan sonra da birbirimizden hiç ayrılmadık. Pocoyo'yu okuyalım mı deyince pıtı pıtı oyun odasına gidiyor. Panda, Penci, kaplan joe diziliyor ve okuyoruz. Bugün 3 kere okuttu bana. Ellynin hapşırıklarından kulenin yıkıldığ zaman var, Pato üzülüyor. "üzülme Pato" diye başını okşuyorum, gülüyor, hem de istisnasız her sefernde. bu kadar mı tatlı olunur ya... Akşam 1 çipurayı yedi, hem de havuç salatasıyla. Yüzü gözü heryeri balık oldu, napalım, o kadar olur. Yıkadık, geçti.
Yarın saatler ileri alınıyor, bakalım düzen nasıl oturacak. Geçen yıl aylar sürmüştü. Bakalım...

24 Mart 2010 Çarşamba

Milano yolcusu kalmasın



Arca henüz içimde bir fasulye tanesi iken gittiğimde çekmiştim. Bu defa böyle bir imkan olmayacak, bari hatırlayayım dedim:)

22 Mart 2010 Pazartesi

annelik halleri üzerine monolog

benim halet-i ruhiyelerim değişkendir. Yükselen terazi dengesizliği ve çelişkiyi hayatıma sokar, kaçar, otur oturduğun yerde diyen boğa kolumdan tutar. Teraziye kızamam da ... lakin tembel ve hımbıl bir boğadan çalışkan, üretken her daim sanata güzelliğe aç bir kadın çıkarır. Geçinir giderler...

içimdeki fırtınalar bir türlü dinmediğinden ruhumda heyecan hiç eksik olmaz. Ama baksan bana işinde gücünde, istikrar timsali, ayakları yere basan bir insan, enteresan!

çalkantılarım anneliğime de yansıyor, inkar edemem. Tutarsızlığı tutmaya çalışıyorum da değişkenlik pek fena. Sürekli hareket halindeyim.

Arca için isteklerim hayallerim hiç bitmez. Tilkilerle sincaplar dolanır durur, sürekli beynimi meşgul ederler. Bu aralar nasıl olmalıyım? Arca nasıl bir insan olsa? Nasıl bir yol çizeyim? soruları kıpır kıpır.

Sonunda karar verdim. -Aç parantez - Bizim İlknurların arkadaşı var Serdar. Gökhan Tepenin son zamanlar hit olan parçasını yaptı. Cumartesi akşam İlknurlardayken uğradı, önceki gece Gökhan Tepenin konserine gitmişler birlikte, video çekmişler, izledik beraber. Nasıl güzel bir duygudur kimbilir, birşeyler üretmek ... özel bir birşey.. Sanatçı olmak insanı özel yapıyor, farklı yapıyor. Sanırım bundan sonra böyle bir karar verdim. - kapa parantez- Galiba Arca sanatçı olursa çok mutlu olacağım. 2 mühendisten nasıl olacaksa:) [müzisyen halanın ve piyanist geçmişi olan babanın genlerine güveniyoruz:) ] Üstelik benim özgeçmişim yarım bıraktığım heveslerimle dolu... Kendi yapamadığım heveslerimi Arcada mı görmek istiyorum acaba? Belki.. her anne kadar. İstemek, hayalini kurmak empoze edeceğim anlamına mı gelir ? Yok be o kadar yaptırımcı bir mizaca sahip değilim ki. En fazla yönlendirme yaparım. İçinde varsa ne ala:) Kitap konusunda olduğu gibi. Koyarsın minikkenden önüne, baktın ilgileniyor mu, birkaç tane daha eklersin kitaplığına, sonradan içinde varsa seninkilere bile dadanır zaten:)...gibi.

-----------------------------------------------------------------

Sonra Arcanın tombul bir bebek olmasından hep mutluluk duyduğumu farkettim. Kilo aldıkça sevindirik oldum. O XL olsun ben XS kalayım triplerine çok girdim. Doktora bile üzülebilirim imajı vermişim, kontrolden sonra sorma ihtiyacı hissetti. Şimdi kilo alımı durdu, üzülüyor muyum? Hayır... Galiba olması gerektiği gibi olduğundan umursamıyorum artık, geçici bir durumdu.

-----------------------------------------------------------------

arca uyku arkadaşına sahip olsun manyaklığı içindeyim. çok zaman zorla eline tutuşturduğum nesneler oldu. Niye yapıyorum bu manyaklığı?
1. prop olmaya meyilliyim, arca da beni prop yapmaya. illa ki oramı buramı tutacak. ben de içten içe seviyorum dokunulmayı, hadiii başlıyoruz sil baştan!
2. uyku arkadaşı, güven nesnesi, bunlar güzel şeyler. benim ayşe bebeğim vardı, bez bebek ama şahane bir arkadaşlığımız vardı. Liseyi bitirdiğim sene hala birlikte uyuduğumuzu hatırlıyorum. Hatta Arcaya versem mi dedim. Erkek bebek + bez bebek bağlamında İlkerin sıkıntısı olduğu için denemedim.
3. Arca da meyilli gibi. beni heveslendiriyor ama hiçbiriyle uzun süreli ilişkisi olmadı, hep one-night stand'ler yaşıyor.
Kimlerle? önceleri pandasına ilgisi var diye, panda. Sonra suluk, sonracığıma Kirazımın gönderdiği bir oyuncak var (hani çekiçle tahta silindirlere vuruyorsun) işte bunun silindirleri ve bizzat çekici, marakas, pisi kedi kitabı, kuzulu küçük yastığı, İkea tavşanı, ıslak mendil, yılbaşı ağacının top süsleri, ananesinin evindeki eski oyuncak ayım bobo, ağız bezi, badem adını verdiğimiz foku ve son olarak dün akşam zuzu (zürafası). hatta sabah kalkmış zuzuyla oynar halde buldum kendilerini.
oyuncakçılarda herşeye bu gözle bakar oldum. bu işi çözeceğim ama ne zaman?

-----------------------------------------------------------------

daha bir gözlerimin içine içine bakar oldu sanki. sanki anlıyor herşeyi. anladığından eminim aslında, sadece eskiden bu kadar hissettirmezdi. gözlerimizle konuşuyoruz. beni özlediğini çok iyi biliyorum. birbirimize çıldırdığımızı. aşkın başka bir boyutu. hiçbir erkeğin veremeyeceği türden bir mutluluk. benim şu anda onun için melekler, tanrılar, büyük büyük en büyüklerden daha ulu olduğumu hissettiriyor. Onun sıkıntısını anlamadığımda "nasıl anlamazsın" bakışını, ufaktan hayalkırıklığını görüyorum. Anladığımı hissettirdiğim zaman ise üzerinden bir yük kalkmış gibi oluyor.

ve... biliyorum, birgün bu ulu şef konumum olmayacak. Şimdi bacağıma yapışmış bu küçük adamın yerine başka biri gelecek. O bağımsızlığını ilan edecek ve ben ondan bir öpücük bir sarılma almak için bugünlerin özlemini çekeceğim. Bunların farkında olmalı ki tadını çıkarmalı. Onunla geçen her dakikayı neşeye dönüştürmeli. Bugünler geri gelmeyecek.

-----------------------------------------------------------------

bazı günler Arcayı oyun odasına bırakıp çıkıyorum , çaktırmadan seyrediyorum. Kitaplarını açıyor, oyuncaklarıyla oynuyor, halkalarını geçiriyor. Kendi kendine konuşup dans ediyor, benim orda olduğumu bilmeden. Nasıl da bağımsız ve özgür görünüyor. Ama bu dakikalar çok sürmüyor, kokumu alıp saklandığım yerden buluyor beni, sonra gırgır şamata:)

-----------------------------------------------------------------

bazen kendimi hafiyelik yaparken yakalıyorum. Neden böyle oldu, nasıl bu duruma geldik? Örneğin haftasonu pusete binememek için gözünden yaş gelesiye kadar ağlaması. Kemirgen sorular iş başında. 1 yıldır öle bayıla bindiği puset neden şimdi çivili yatağa dönüştü? Susturmak için yapmadığımız kalmadığı anda "istemiyorsun biliyorum" "sıkıldın" cümlelerini defalarca gözünün içine bakarak tekrarladıktan sonra "seçeneğin yok" "bu pusette gezeceksin" dediğimde susup bir güzel oturmasına ve hatta bir süre sonra 1 saatten fazla pusette uyumasına ne demeli? hala cevaplayamadığım sorularım var.

-----------------------------------------------------------------

çözmek kolay değil. tek sorunumuzun kaç cc emdiği, emekleyip emeklemediği, kilo - boy - kafa çapı, olduğu günler gerilerde kaldı. ağlardı, ne derdi var derdik?
- acıktı (aç bu çocuk aç mafyası, süt mafyası..)
- uykusu geldi
- diş
- bir yeri acıyor
illa ki bunlardan biri.
şimdi?
- biri hayır dedi?
- istediğini alamadı?
- uyumak istemedi, yemek istemedi, .... istemedi
- oyuncağını bulamadı
- anne odadan çıktı
- Ümit teyze eve gitti
- baba kucağına aldı
- istediği şeyi ifade edemedi
- duygularını anlatamadı
..........
........
daha neler neler. artık işler değişti, çözmek gereken çok soru, toplamak gereken çok kanıt var. üstelik kaygılanmadan, telaşlanmadan yapmak lazım ki telaşın ona yansımasın. yaptıkça tecrübe kazanıyor, okudukça farklı bakış açıları geliştiriyor insan. annelik artık daha zor, ince bir çizgi, ama daha keyifli, daha güzel.

17 Mart 2010 Çarşamba

Ezberbozan!

Arca 2 akşamdır tam bir ezberbozan oldu.

Kendimizce ara sıra esnettiğimiz rutinimiz aldı başını gitti. Geriye loş ışıkta altını üstünü değiştirmekten ibaret bir rutin kaldı.

Sondan başa dönersek... Arcanın pijamalarını giydirdikten sonra babayı öpüyor, sonra loş odasına girip ninni şarkı uydurmasyon vs. söylüyorum. Sonra da yatağa koyuyorum. Normalde bu şekilde kendi kendine uyur. Ama yok 2 gecedir yatakta debeleniyor. Tamam diyorum gel kucağa biraz öpüşüp koklaşıp gevşeyip bi daha yatırayım. Bu defa da yatağı gösteriyor, gelmek kucakta durmak istemiyor. Arada kapıyı gösteriyor, çıkıyoruz, "bak herkes uyumuş, oyuncaklar uyumuş" diyorum hmm yapıp dönüyor. Ama yine gevşeyip yatağa yatınca debelenme, oynama!! Yatır kaldır da kar etmiyor, zaten sadece yatır kısmını yapıyorum, o kalkıyor. Dün akşam sinirlerin gerildiği noktada yatakta bıraktım, çıktım, ama kapıdayım. Debelendi debelendi, ağlamak yok ama. Öyle ne kadar durduk bilmiyorum. Sonunda savaşı zatıalileri kazandı ve yine aldım dışarı çıkardım. Bu yaklaşık 40 dakika sürdü.

Hani uykusu yok muydu dersen, yooo olmaz mı ? esniyordu.
Belki yanlışlıkla biz aktive ettik cüceyi, belki daha fazla uyanık kalmak için direndi. Bilmiyorum. Bildiğim tek şey bugünden tez bu rutine tekrar el atılacak, hemen bir alıştırma dönemine girilecek!!

- Oyuncakları toplama
- Arabaları park etme
- Işıkları söndürme
- Alt üst değiştirme
- Pisi kedi uyuyor kitabını okuma
- ninni söyleme
ve umuyorum :) Uyku

mu acaba??

Not: Farkettim ki annelik serüvenimin en beter kısmı uyku olmuş hep. ben çok takıyorum diye mi yoksa cidden Arcada mı bi sorun var!! Neyse ... gece 3-5 nöbetlerinin yanı sıra bir de yarım saatlik uyanıklık var, pek ahkam kesecek kafada değilim, bi fikri olan bacılar beri gelsin

16 Mart 2010 Salı

son 3 gün

son günler hareketli, son günler neşeli, keyifli...
ani bir kararla rotamızı günebakandan kuzu elaya çevirmek pek iyi oldu, temiz hava pek iyi geldi. Arca cücesi çakıl taşlarıyla ilk defa karşılaştı, ağzına atma teşebbüsleri annenin içgüdüsel aşırı tepkisi ile karşılaşınca önce afalladı, mızmızlandı sonra her çakıltaşlarıyla münasebeti, ağza atma konusunda anneyi sınama faaliyetine dönüştü. Resmen gözümün içine baka baka!! bizimkinin terrible 2, fucking 4 filan değil direkt ergenlik çağı başlıyor galiba! Böyle inatlaşmalara engellemek için şimdilik sadece yapmamasını söyleyip ilgisini başka yöne çekmekten başka birşey gelmiyor elimden.

ela ve tuna beni seviyorlar galiba:) ela gülümsüyor, tuna elindekileri bana veriyor. Sanırım beni kendilerinden sanıyorlar:) ama çok şekerler yaaa... Ela uyuduğundan park maceralarına tanık olamadım ama Tunanın o küçük totosuyla pıtır pıtır park halleri harikaydı. Deniz manzarasına karşı Arca ile sallanmak da öyle... Hayatın nefis muffinleri de:)

Yolda Hülyayla epey lafladık zira minikler hem giderken hem dönüşte uyudular. Bol bol fikir alışverişinde (!) bulunduk. (dostlar alışverişte görsün)

Bahardan çaldığımız günü, miniklerle kendimize armağan ettik, doyasıya keyif yaptık kısaca:) fotolar için bir tık

Pazar öğleye kadar hiçbirşey yapmayan miskinleri oynadık. Derken Orçunla Gül geldi, Arca kudurdu. Sonracığıma Zeyneple Tufan da geldi, Arca daha da kudurdu. Pizzalar söylendi, ulu orta atıştırıldı (Friends dizisinden bir bölümün içinde hissettim kendimi), sohbet sohbeti kovaladı, akşamı ettik. Güzel bi haftasonuydu, kayıtlara geçmek lazım.

Pazartesi öğleden sonra vize randevum vardı, 3 aylık vermişler. İtalyadan ilk vize alışım (önceki gidişim Alman vizesiyleydi) olmasına rağmen iyi bir başlangıç. Belki bi ara yine kaçamak yaparız:) Ofise dönmedim. Alsancakta turladım. Hafta içi de ayrı güzel oluyor, sakin sessiz. Dükkanlara girip çıktım, bütün semti tavaf ettim. Nefis bir güneş ama soğuk bir ayaz yaladı yüzümü. En son kahve içer, kitap okurken saatin farkına varamamışım nerdeyse 6 olmuştu, akşam trafiğine kalmayayım diye tabanları yağladım. Zamandan çalmak iyi geldi. Arca pek keyifli karşıladı annesinin erken gelişini. Ümit teyzesi "babanenin getirdiği kitabını al göster annene" deyince 7-8 kitabın arasından bulup getirdi. O-ha oldum. Sonra evdeki oyuncak hayvanlarından tek tek resimlerdekileri gösterip bulup getiriyor. Şahane!!
Akşam cılkımı çıkardı ama! Yok oyuncaklar uyudu, yok arabaları park edelim, yok baba uyudu, yok ambulanslar uyudu laflarını yok yemedi:) saat 10 olmuş biz hala debeleniyorduk. En son kucağımda sızasıya kadar yatağa gitmek istemedi. Pazartesi sendromudur inşallah der, miniklerin gözlerinden öperim, mutlu uykular dilerim.

12 Mart 2010 Cuma

Amaç ??

Hadi bakalım Yavru suya dolayısı ile özgür anneye gönderme yapalım.

Önce bir anı... Efendim ben İlkeri çok seviyordum. öyle böyle değil. Yani kendisi önceleri benim arkadaşım olduğundan, sonradan arkadaşlık aşka dönüştüğünden midir bilinmez acayip çok severdim kendisini, çünkü herşeyini severdim, sadece tipini değil. Sohbetini, arkadaşlığını, hayata bakışını... saymakla bitmez. Neyse okulu bitirdik (daha doğrusu bitirdim, ilker bi 4 sene daha bitirmeye uğraştı:) )ben artık evlenmek istiyorum. Neden acaba diye soranlar, cevabı kendi kendine yapıştırıyor:
- eh artık işlerini de ellerine aldılar, evlensinler
- eh şimdi kız izmire döndü, oğlan istanbulda, fazla uzatmasınlar da evlensinler
- kız ortada mı kalacak aa olmaz evlensinler
- eh artık önlerinde engel yok, ayrı gayrı durmaya gerek yok hadi evlensinler
- iyi söz de kestiler artık araya zaman girmesin evlensinler
evlensinler ... evlensinler ....
...

Kimsenin de aklına gelmiyor bu kız acep neden bu adamla evlenmek istiyor diye. Bi akıllı sordu bigün.. Neden evlenmek istiyorsun? senin hayattaki tek amacın İlker ile evlenmek mi?
HAYIR!!! Benim hayattaki tek amacım MUTLU OLMAK! Ve içimden bir ses bana İlkerle evlenirsem bütün bir ömür boyunca mutlu olacağımı söylüyor. Dolayısı ile evlenmek mutluluğa giden yolda sadece bir ARAÇ. (Açıkçası medeni toplumlardaki gibi beraber yaşamak, evlilik dışı çocuk yapmak bizim toplumumuzda da kabul görseydi, o zaman evlenmeye kasmazdım da)

Demek ki neymiş? Hayatımızın amacı mutlu olmakmış. Mutlu olmayı başarmaya giden her yol bizim için ARAÇmış.

Çocuklarımız için de bunu istemeliyiz. Mutlu bir bebek, mutlu bir çocuk, mutlu bir erişkin, mutlu bir yetişkin olmaları yolunda onlara araçlar sunmalıyız.
Hayatın zorlu yollarında düşe kalka ilerlerken yılmamayı, hayatlarını bir ömür geçirecekleri seçimlerini yaparken sağduyulu olabilmelerini, çok çok ilerde bir gün annem ve babam beni ne kadar iyi yetiştirmişler, herkes tarafından sevilen, örnek gösterilen, "ah ah şimdiki aklım olsa... " ile başlayan cümlelerden uzak duran ve mutlu bir birey olmama yardımcı olmuşlar diyebilmelerini nasıl da isteriz.

Çok okuyoruz, çok araştırıyoruz, onlar bizim için mükemmel, bizim de onları daha da muhteşem yaratıklar yapmaya çalışmamız anneliğin şanından... elbette ki yapmaya kasacağız, ama en önemlisini atlamamak lazım. Onlara sevgimizi vermek, samimiyetle ilgilenmek... bazen hiç oynamadan onun oynunu izlemek, bazen birşeyleri keşfederken sadece güvenliğini sağlamak uğruna yakınında olmak ama ihtiyacı olmadıkça müdahale etmemek ama dönüp baktığında ona bakan gözleri görmesini sağlamak, bazen ağlamasına izin vererek, neden ağladığını anlamasına yardım ederek, kendini sakinleştirdiği ana kadar ve sürecin her aşamasında yanında olduğumuzu ona hissettirmekle onu yarınlara hazırlayabiliriz. Bize duyduğu güvenle ve ona gösterdiğimiz sonsuz sevgi ile ...

Herşey herşey araç, amaç onları mutlu birer birey yapabilmek!

PS: 1 haftada 1 kilo vermenin ödülü 2,5 bira ve bir paket patates cipsi yuvarlarken mutluluktan ve alkolden gevşemiş beynimin yanlış cümleler kurmadığını umuyorum:)

10 Mart 2010 Çarşamba

happy place

Hani gözlerini kapatırsın ve bir yer bir durum hayali kurarsın. Orası senin mutlu yerindir (happy place). çok değil bundan birkaç sene önce mutlu yerimin tanımı çok farklıydı. Bazen geçmişten bir durum seçerdim... İstiklal caddesi veya fakültenin sarı-kızıl çınar yapraklarıyla İstanbul sonbaharı fonunda illa ki ilker... Özgür ve mutlu olduğumuz zamanlar. Devamsızlık ve finaller haricinde hatta bazen onlar da dahil hiçbir şeyi iplemediğimiz zamanlar. Ya da yaz sıcağında yazlıkta, akşamın 9 unda bile denize dalıp çıktığım, tenimin tuz tadında, bronz renginde olduğu , saçımın belime kadar uzandığı, kaygısızca çiğdem çıtlattığım tek derdimin haftasonu annemlerin diskoya izin verip vermeyecekleri olan zamanlar. Ya da gelecekten bir hayal. İlkerle yaşımızı almışız, deniz kıyısında küçük bahçeli bir ev, bahçesinde domatesler, önündeki patikadan küçük iskelesine inip, tekneye atlıyoruz, o koy senin bu koy benim geziyoruz. Akşamları ay ışığında tuttuğumuz balıkları yerken o bana izlememiz gereken filmleri, gazetelerdeki son haberleri, ben ona okuduğum kitaplardan özetler anlatıyorum. Aslında aynen şimdi yaptığımız gibi ama mekan farklı, zaman farklı, stressiz...
Liste uzar gider.
Arcayla birlikte herşey gibi mutlu yerim de değişti. Artık tabloda illa ki Arca da var. Hatta öyle zamanlar var ki meditasyon yapar gibi mutlu yerimi gözümün önüne getirmeye uğraşmıyorum bizzat o an yaşıyorum. Arca başlı başına bir mutlu yer. Herkesin çocuğu öyle değil mi? Artık onlarsız bir hayat bir mutluluk tablosu düşünmek mümkün mü?
Arcayı ilk doğduğu günden beri anlatıyorum, keyifle... Onu yaptı bunu etti. Şöyle yedi böyle sıçtı. Şu kadar kilo aldı, bu kadar boy attı diye. Yazanlardan da beni ilgilendirenleri okuyorum, bu yola birlikte çıktığımız dostlar var, onları kaçırmıyorum. Karşılaştırıyor muyum? İlla ki karşılaştırıyorum, mümkün mü aksi? İnsanız, anneyiz. Arca çok mu ilerde, çok mu akıllı, çok mu yetenekli, HAYIR!! Çok mu şeker, çok mu şirin, çok mu harika bir bebek? EVET BENCE kesinlikle:)çünkü benim bebeğim:)

- "annih annih" diye evin içinde beni aramasına
- sabah 6 buçuk sularında uyuyamayınca bizim yatakta keyif yapmasına
- karnı doyunca "bitti" yapmasına
- anneye sarıl bi kerecik deyince boynuma sarılmasına
- ezelin jenerik müziğinden tut da mozarta kadar her müzik tıngırtısına dans etmesine
- emziği ver deyince çıkarıp sırıtmasına
- uykusu gelince kafayı göğsüme gömmesine
- nadir de olsa "babam" demesine
- "geh" "at" "al" gibi şeyler söylemeye çalışmasına
- dengesini kaybedip poposunun üstüne düşmesine
- horoz görünce üüürürü üüü köpek görünce hav ambulans geçince ıııııhnn demesine
- sehpanın altından pat küt kafayı vura vura emeklemesine
- dişlerini gösterip gülümsemesine
- kafayı öne eğip gözleri dikip dik dik bakmasına
- yandan yandan gülmesine
- küpelerime saldırmasına
- altını açtığımda cıbıl cıbıl kaçmasına
- gözlerinin içinin gülmesine
- gözlerimin içine bakmasına
- öpmesine, koklamasına..

ve... bunları yazmaya bayılıyorum:)

9 Mart 2010 Salı

sevgili günlük

BUGÜN,

Geç kalmama rağmen uyuyakalabilmek:)
Konak-Gümrük-Pasaport-Borsa caddesinde uzun yürüyüş-Gümrük-Efes oteli çevresinde 3-5 tur-Konak-Üçyol-Forum-Ofis yapmama ve yaklaşık 3 saat ayakta veya yürümeme rağmen dışarıda olmak,
Arada 20 dakikalık molamda bol yağlı ve peynirli bir açma yememe rağmen bu kalori bombasına eşlik eden sert filtre kahve içmek-içebilmek,
Ahmak ıslatan yağmurda fönümün bozulmasına rağmen yürüyüş yapmak - yapabilmek,
Evraklarımın bir kısmının eksik olmasına rağmen aptal vize sırasında iki satır kitap okuyabilmek,
İki arada bi derede göz doktoruna gidip sağlık sigortasına kaktıracağım lenslerimi satın alabilmek,
Öğlen sakinliğindeki Yeşildere yolunda hız yapmamaya kasarak pencere açık araba kullanabilmek ve bu defa yanlış sapaktan çıkmadan kaybolmadan Forumu bulabilmek, işimi halledebilmek,
Belki bininci keredir "ben napıyorum, neden daha esnek çalışma saatlerimin olabileceği bir işe sahip değilim" sorusu bir tilki gibi beynimin kıvrımlarında kıvranmasına rağmen yarım günümü kendimle başbaşa geçirebilmek

İYİ GELDİ.

8 Mart 2010 Pazartesi

Arca dolu haftasonu

Arcayla dopdoluydu günler. Süt içiremiyoruz ya sütlü yumurta yapıyorum, hasta oluyor, daha var mı diye bakınıyor. Dün sabah uykusuna yatınca yeni düzenlemelere giriştim. Doğumgünü partisiyle birlikte Arcanın çok fazla oyuncağı oldu, Arcada da sanki bir ilgisizlik, daha doğrusu çabucak sıkılıverme. Oyuncakları ikiye ayırdım, bir kısmını özlenmek üzere arka odaya attım. Partiden kalma 15 tane balonu da salona koydum, zira hepsi oyun odasında olunca hiç ilgi göstermiyor, biz İlkerle oynuyoruz. Oh bi rahatladı. Sonracığıma Zuzu (zürafa), Penci (penguen) kendi odasındaki raflara, bızdık da uyku arkadaşı olmaya aday, yatağına, acayip bir ferahlık geldi odaya. Arcanın odasındaki MP3 çalar ve hoparlörleri kullanmıyoruz. Arca annesinin muhteşem (!) sesinden ninni dinlemeyi tercih ettiği için hamileyken göbüşüme kulaklık koymak zuretiyle dinlettiğim Baby einstein ninnilerine pek rağmet etmiyor. Ben de düzeneği aldım (hani düzenek de dandirik bir memory stick/MP3 çalarla dandirik hoparlör) Arcanın oyun odasına koydum. İçiçe geçen kaplar da mutfakta. Ayrıca bir torba arabada duracak oyuncak hazırladım. (direksiyon, marakas, telefon, ilk deniz kıyısı kitabı). Böylece Arca kendi odasında o koca masal kitabıyla savaşırken hayvan dostlarıyla, salona girmek isterse balonlarıyla, oyun odasındayken kitapları ve arabalarıyla, gezmeye giderken de ne zamandır görmemiş olacağı oyuncaklarıyla oynayabilecek.
Uyanıncaya kadar Mozart ve Vivaldi yükledim, uyandığında açtık müziği ve hemen oynamaya başladı. Annesinden aldığı tek huy bu işte, kapı gıcırtısına oynamak!! Müzik bütün gün açık kalınca pek bi entel dantel hissettim kendimi. Benim öyle klasik müzik kültürüm filan yoktur ama insan bebesi için neler dinliyor:)) Bütün gün ve ertesi gün müzik her sustuğunda "aç" yapmasından anladığım sevdi herhalde. Ama başka türler de ekleyeceğim, mesela özellikle Funda Arar ve Sıla hastası, sonra Gülşenin şaka şaklı parçasında el çırpıyor, bunları biliyoruz, belki türküleri, ya da blues tarzı müzikleri de sever. Müzik ruhu gıdası, beslenmeli.
Beslenmek deyince... Hülyanın 2 nolu kurabiyesini denedim ama malzemeler epey farklıydı. Karbonat yoktu, kabartma tozu da içime sinmedi, koymadım. Fındık fıstık yoktu, tarçın koydum. Pekmezi yanlışlıkla boca ettim. Ölçüleri düşürdüm. Derken Arca tok karnına yedi. Hala anne kontenjanından kullanıyorum, yoksa yencek gibi değildi. Zaten görüntü de fena, Arca paçamdayken pek kalıp uyduramadım.
Hava güzel gibiydi, Göztepeye indik, parkta kuşlara koştuk, kudurduk. Ağaca konan kuşlara "gel" yaptı:) Nazlının doğumgünüydü, hediye aldık, dönüş yolunda aldığı oksijene dayanamadı, sızdı.

Akşam Nazlılara gidip pasta kesicez diye uyutmadık, oraya gidince hemen uyur dedik, uyumak bilmedi ve ömrü hayatında ilk defa 11 çeyreği gördü. Biz Cansuya ev olan kitabı veriyoruz o da bize müzik aletlerinin olduğu kitabı verdi. Düğmeler var üzerinde basınca o aletin sesini çıkarıyor. Arca bayıldı tabii. Bir defa daha gördük ki Arca ile Cansu birbirine taban tabana zıt 2 karakter
Arca; erken yatar erken kalkar, gündüz toplam 2-2,5 saat uyur, Cansu uyumaz, gece 1den önce yatmaz, gündüz de pek uyumaz. (Allah Nazlıya sabır versin diyoruz, bi daha)
Arca yemeklerini yer, pütür mütür dinlemez. Cansu pütür geldi mi boğulma numarası yapar.
Arca oturur, çok nadir hareket eder. Cansu kurtludur, yerinde durmaz.
Arca suyla oynamaya bayılır, alt açıldığında pipiyi ellerse lavaboya gittiğimizi anladı, sürekli eller oldu. Cansu sadece ıslak mendille kendini temizletir.
Arca kitap sever, Cansu kitapları yer.

.... Bu liste uzar gider.

Her bebek farklı!!

Pazar günü kahvaltıya gidelim dedik, oteli aradık bruchın saatini sorduk, 12:30 da başlıyormuş. Tabii canım oldu, o saatte Arca nerdeyse 3. öğününü yemiş oluyor. İlknurlarla Güzelbahçeye gitmeye karar verdik. Arca cücesi yolda uyudu, uyanınca bal kaymaklı ekmekleri lüpletti, ilk defa şömine görmüştü, bir de o ayaklı sobalardan.. Yan masadaki kıza taktı kafayı, 5 yaşlarında filan. Olgun bayanlardan hoşlanıyor sanırım, Cansunun yüzüne bakmamıştı zira. Kahvaltıdan sonra bahçedeki horozlara dadandı. Bi horoz ötüyor, bi Arca "üüürü - üüü" diyor. Ayrılmak istemez ama hava soğuk, neyse güç bela arabaya bindi. Yolda açtım şom ağzımı, İlkere diyorum ki "aa bak Arca ne güzel koltuğunda oturuyor, kitabına filan bakıyor, etrafı izliyor, Nazlı için ne zor Cansu arabada zor duruyormuş" ve üzerinden 10 saniye geçmişti ki, Arca bastı yaygarayı. Arkaya yanına geçtim, yok durmuyor, kaka da değil!! Eve zor geldik. Ben ne zaman Arca için bişey desem bam! tam tersini yapıyor!! Şomum ben şom!
Neyse bize gelip kahve içtik, Arcanın doğumgünü ve doğduğu ilk günlerdeki kayıtlarını izledik. Arca 5 günlük filan, çöp bacaklı bir minik, annenin üzerinde 10 kilo kadar fazla var, şişmiş. İlker arkamdan neler demiş inanamadım: "Bak Arca cücesi bir gün olur da anneni üzersen beni karşında bulursun, seni fena yaparım ona göre!" İlker işte adamı böyle beklemediği bi anda tarumar eder.
Neyse... İlker deyince... Bu aralar İlkerin derdi büyük blog! Arca ile nefis bir ilişkileri vardı. Arca anne manyağı oldu ve ilişkileri bozuldu. Öyle ki odadan çıktığım an yaygarayı basıyor. Hani benimle oynadığı pek yok, kendi kendine takılıyor ama çıktığım an bi hareketlenme, bi peşimden gelmeler, paçama yapışmalar. İlknur meme olayı bittikten sonra daha düşkün olmuştur belki diyor, belki? Ama babaya bu tavır neden? İlkere çok koyuyor, çünkü ben uyutamam normalde ama ilker uyutur onu, benle oyun oynamaz İlkerin peşini bırakmaz(dı). Şimdi onunla aynı odada kalmaya tahammülü yok. Beni görünce direkt babayı satıyor. Bir taraftan yaşı gereği diyorum ama bir taraftan babayla gayet güzel bir ilişki nasıl bu hale geldi sorunsalı ile başbaşayım. İlker o kadar üzülüyor ki, bunlar geçici sorunlar tesellisi tatmin etmiyor artık. Acaba pedegogluk bir sorun mu var? Belki de 5 günlükken aldığı uyarıdan (!) tırsmıştır:)
İyi bir hafta olsun, Arca büyüsün, baba neşelensin, anne dinlensin...

Anne notu: bugün emekçi kadınlar günü.. her kadının emeğinin karşılığını alabildiği, hakettiği şekilde temsil edilebildiği yarınlar diliyorum.

5 Mart 2010 Cuma

bugün güzel bir cuma değil

Arca cücesi toddler olmuş, artık mailler "my toddler this week" şeklinde geliyor.
Bacaklarıma tırmanıyor, hep kucak sevgi istiyor, bayılıyorum, ne güzel zamanlar bunlar:)
Gıdısında ve ensesinde pişik gibi kızarıklıklar var, ortamın sıcağından galiba. Eski usül talkpudra kullandık, şimdi iyi gibi. Annem geçende gülsuyu sürmüş, hacı ağa gibi kokuyordu.
Banyo artık tam bir eğlence haline almaya başladı. Üçümüz giriyoruz, sadece Arca yıkanıyor ama hepimiz ıslanıyoruz. Şapşap olayına bayılıyor, elindeki süngerle hem İlkeri hem beni yıkıyor.
Nedense hala süt içme konusunda isteksiz. Ballı da çare olmadı.
Tavada sütlü yumurta, muhallebi, bebe bisküvisini sütle ezmek gibi ara çözümler üretiyoruz ama hala kesin çözüm yok. Ne yapsak da süt içirebilsek cüceye?
Azı azılı çıktı, yarım ölçek de olsa ibufen vermedik mi o geceden kimseye hayır yok. Hayır zırt pırt ilaç da vermek istemiyorum, jel desen bence işe yaramıyor, çıkmazdayım, açmazdayım:(
Temizliğe gelen abla geçen hafta sabrımı taşırdı. Daha öncesinde hamileyken beni ekmişliği, bayramın hemen öncesi hem beni hem İlkerin annesini ortada bırakmışlığı vardı. En son geçen hafta partinin önceki günü baktım gelen giden yok, aradım, aa ben seni unuttum dedi. Çıldırdım. Meğer cenazesi varmış köye gitmiş, iyi de insan bi haber vermez mi! Ben döt gibi kaldım tebi. Parti öncesi annem ve Ümit abla geldiler de evi düzene soktuk. Ama karar verdim, istemiyorum artık. Dün aradı beni gayet rahat daha köydeyim, yarın gelemicem dedi. Dedim ki Güner abla sen artık hiç gelme zaten, bu kaçıncı, benim de sabrım bi yere kadar! Bi de bana insan böyle zamanda anlayışlı olmalı diye sitem yapıyor! hadi sana iyi günler!!! Ah Arca emeklemese ben kendim yapıcam, eskiden gündelikçi mi vardı!! ama yok zor artık, Arca yeterince yoruyor zaten. Başka birini buluyoruz, Ümit ablanın arkadaşı gelecek, bakalım.
Kilo alıyorum, nasıl iş anlamadım. Emzirirken dünyaları yiyordum, bi de üstüne kiloları veriyordum. Bir ara allah seni inandırsın blog sadece 1,5 kilom kalmıştı hamilelik öncesi kiloma. Emzirme bitti, iştah bitmedi. Sonra nasıl oldu, ne zaman oldu anlamadım, 3 kilo almışım. Hayırdır anlamadım. Ekmeği bugün itibariyle kestim, çikolatayla aramı bozuyorum!! Küsüz artık. Yaşasın etiform kıtırları, yaşasın sunta krakerler!! Kahrolsun kilolar.
Ev gözüme çok düzensiz görünüyor, haftasonu biraz çekmece düzenlesem iyi olacak.
Sonra Arcanın çok oyuncağı var, bir kısmı bir süre arka odaya koyup bir süre sonra çıkarıp tekrar eski hevesini yaratmak lazım. Bol bol IKEA kutularından almak lazım.
Market alışverişi siparişi vermek lazım.
Vize evraklarını hazırlamak, terziden paltoyu almak lazım.
..........
Günler pek renksiz geçiyor... Hafta bitiyor. Haftasonuna keyifsiz bir geçiş...
Biraz toparlanıp kendine gelmek lazım!!

2 Mart 2010 Salı

Nurturia - hadi bakalım:)

Hülya geçende bir mail göndermiş, hadi Nurturia'yı tanıtalım, bloglarımızda yer verelim diye.
Desteklemek lazım, güzel işleri paylaşmak lazım. Paylaştıkça öğreniyoruz ve faydalanıyoruz.
Kitubi güzel birşey başlattı, alkışlamalı. Tam bir bebek-anne facebook'u olmuş. Tüm blog dostları orda, ben diğer çocuklu arkadaşlarımı da davet ettim.
Profil oluşturuyorsun, hem kendin hem çocuğun hem de aile bireyleri için.
Sonra ?
Sonrası için tanıtım yazısını kopyalayalım, bişey atlamayalım:)

Nurturia Nedir?

"Nurturia ile çocuğunu daha kolay büyüt"

Bebek bekleyen ve küçük çocuklu ailelerin çocuklarının günlük hikayelerini, gelişimlerini sevdikleri ile paylaşabildikleri, aynı zamanda diğer anne-babalar ile tecrübe paylaşarak yardımlaşabildikleri sosyal platform Nurturia.

Nurturia'da Neler Yapabilirsiniz?
Kendiniz için bir hesap açabilir, çocuklu arkadaşlarınızı ekleyebilirsiniz, yeni arkadaşlar bulabilirsiniz.
Kendi hesabınızın altında çocuklarınız için ayrı birer hesap oluşturabilirsiniz. Çocuklarınızın günlük maceralarını buradan paylaşabilirsiniz.
Çocuğunuzun anı defterini güncelleyerek hem anılarını hem paylaşırken, hem de gelecek için kayıt altına alabilirsiniz. İlkleri, dedikleri, yaptıkları, büyümesi...
Çocuklarınızın hesaplarını eşinizle birlikte güncelleyebilirsiniz.
Çocuk büyütmekle ilgili her türlü sorunuzu sorabilir, soru yanıtlayarak tecrübelerinizi paylaşabilirsiniz.
Gruplar kurabilir, varolan gruplara üye olabilirsiniz.

Hamilelikten itibaren
Hamileyseniz de üye olarak hamileliliğinizin nasıl geçtiğini, günlük heyecanlarınızı, sıkıntılarınızı paylaşabilirsiniz.
Henüz doğmamış çocuğunuz için profil sayfası açıp, anı defterini oluşturmaya başlayabilirsiniz. İlk tekmeleri, cinsiyetinin öğrenilişi, isim seçimi...
Tecrübeli anne-babalara hamilelik ve çocuk bakımı ile ilgili sorular sorabilirsiniz. Gruplara üye olabilir ya da kendi grubunu kurabilirsiniz.

Nasıl Üye Olabilirim?
Üyelik ücretsiz. www.nurturia.com.tr adresinden 1 dakikada üye olabilirsiniz. Kayıt olduktan e-posta adresinizi onaylamayı unutmayın.

Nurturia Tanıtım Turu Adresi: http://www.nurturia.com.tr/

27 Şubat 2010 Cumartesi

Mutlu mutlu yıllar ve 1. yaş doktor kontrolü

Arca 1. yaşgününü, bizler de Arca ile çıktığımız yolda 1. yıldönümümüzü kutladık. Pek tabii ki Arca için bugün fotoğraflardan ibaret olacak ama bizim için önemliydi.
Dün Ümit ablanın hastaneye gitmesi gerekince yıllık iznimden 1 gün daha kullandım, bu gidişle yılsonuna izin kalmayacak:) Hazır izinliyken Arcanın doktor kontrolünü öğlene aldım. Geçerken pasta siparişini verdik. Arca doktor kontrolünde yıktı ortalığı ,aşı oldu, mızırdandı.
Acayip hazırlıklıydım bu ayki kontrolde, zaten doktor da hep onun anlatacağı konuları önden sorduğumu söyledi. Blog okuyoruz kardeşim, tecrübeli bebekleri takip ediyoruz, hayret bişey:)
Hemen süt soruldu, günlük mü pastörize mi? Ne farkı var ki dedi doktor, aynı banttan çıkıyor sadece farklı ambalajlanıyor. Yani pastörize olduktan sonra ister uzun ömürlü ister günlük olsun, içebilir. Ama süt içmezse de üzülmeyin, peynir var, yoğurt var. (Bkz. Hülyanın pipetli ayranlı postu) Yani endişe yok. [Nitekim hep hayal ettiğimiz gibi "hadi bebişim sütünü iç, yatma vakti" ritüeli nanay!! Arca "tuh bu ne ya" tepkisi verdi. Anne sevmez baba içmez bebekten ne bekleyeceksin ki!! bakalım bi dahakine balla deneyeceğiz.]
Neler yapıp yapamadığının testini yaptık yine. Doktor "naçizane" bir uyarıda bulundu. Çünkü ben bazen Arcanın yaptığı şeylere "yapıyoruz" diyorum. Yapmayın, çünkü Arca bir birey ve artık herşeyin farkında, 1. çoğul şahıs onu birey olmaktan çıkarır, hala anneye göbekten bağlı bir bebek olarak bırakır. Konu açılmışken evet standartlara göre boyutlar büyükçe (kilo almamış olmasına rağmen hala 1.600 gr fazlası var,boy da 77 cm yani iyiymiş. ) ama bu yaşa kadar çok da fazla kasmadan da getirirdik zaten yani asıl iş bundan sonra başlıyor. Asıl Arcayı nasıl şekillendireceğimizin kararı, onu nasıl yetiştireceğimiz artık bundan sonra!! Doktor reçeteye "anne baba ne kadar çocuk eğitimi ile ilgili kitap bulurlarsa okuyacaklar, birbirleriyle paylaşacaklar" diye yazacaktı nerdeyse:) Nitekim bunları söyledi ve bir kitap önerdi:Leyla Navaro - beni duyuyor musun. Kendisinin de Arcadan 8-10ay büyük bebeği olduğu için çocuk yetiştirme konusuna takmış bu aralar. Epey konuştuk. Bundan sonraki muayenelerde Arcanın ruhsal-sosyal gelişiminden daha çok bahsedeceğimiz kesin:)Herşeyi ama herşeyi yiyebilirmiş. İyi zaten yiyorduk şimdi onaylanmış oldu. Ayakkabılar gösterildi, soruldu, öneriler alındı. Çok su içtiği için sadece ilk bardağına florür tablet atacakmışım.
Geçen post oyunu dişten yana kullananlar kazandı, üst azı yolda, çığlıklar muhtemelen bu! Gece ibufen verebilirsiniz dedi. Zor geceler bizi bekliyor. Nitekim doktor kontrolünün bir kısmı ağlayarak geçirdik. Güç bela İlknurların büroda öğle yemeğini yedi. Uyuyunca biz de bi yerde oturup yemek yedik, sohbet ettik. Arcadan küçük bir zaman çaldık, güzeldi.
Gelelim ilk doğumgünü partisine. Hiçbir şey hazırlamadan organize ettiğim ilk partiydi. Sadece makarna salatasının içini hazırladım:) Annem, İlkerin annesi, Ümit abla yemek konusunda organize edildiler. İnternetten parti malzemesi siparişi verildi. Ailenin yanısıra birkaç arkdaş da çağırdık, kutlamaları 3'ten 2 ye düşürdük. Bir ara 20 kişiydik. Arcaya çok güzel hediyeler gelmiş, hepsine ayrı ayrı çıldırdı. Bol bol kahkaha attı, eğlendi. O kadar insana ve azı dişinin huysuzluğuna rağmen hiç sorun çıkarmadı, hem eğlendi hem eğlendirdi. TV de Arcanın doğumundan bu yana 150 adet kadar resmi slayt şov olarak bütün parti döndü. Duru keman dersleri almaya başlamış, Arca için şarkılar çaldı. Daha önce Tuna ve Ela ile paylaşamadığı Tunanın yürüteç arabasından hediye geldi ,bu defa Cansu ile aynı hadise yaşandı:)

Güzeldi, çok güzeldi. Şimdiye kadar herşey güzel, genel olarak keyifli ! Asıl bundan sonra başlıyor, önümüzdeki maçlara bakıciiiz.

25 Şubat 2010 Perşembe

bir bebek gece neden çığlıklarla uyanır ve ağlar?

evet neden? Arca dün gece 3 ile 4 buçuk arası ağlayarak uyandı hem de defalarca, 10-15 dakika max yarım saatlik aralıklarla!
son uyuduğunu düşündüğümüzde bile uyur halde gözler kapalı ama mızıklıyordu. Naz yapıyor galiba dedim, İlkeri gönderdim, yok, gaz dedim yok. Ama niye?

Olası birkaç sebep:
1. Ümit abla ısrarla diş diyor, köpekler iyice kabarmış diyor. Ama daha önceki diş mevzuları bu kadar zor olmamıştı, olur mu acaba?
2. Üşütüyor, karnı ağrıyor? Hani hep yerde, hep emekleme durumunda ya acaba üşütüyor mu? 2 penye alt (hatta biri epey kalın) giydiriyoruz, bu kadar üşür mü acaba?
3. Korkuyor. Genelde gece karanlıkta uyuyor, dün akşam ışığı hafif açtık.
4. Yeni oyuncağından korktu. İlkerin annesi dans eden kurbağa almıştı. İlk korktu, sonra alıştı. Ama pili hemen bitince dün akşam yenisini taktık. Amanın meğer bu kurbağanın hızı ve sesi 2 katı fazlaymış. Arca çok korktu, hemen kapattık ama yok hem korkuyor hem de düğmesine baıp çalıştırıyor, 5-10 defadan sonra alıştı sandık. Şimdi düşünüyorum da acaba korkusu gece kabusu mu oldu? hani bu zamanlar çokça kabus görürlermiş?
5. Bilemediğimiz bir sağlık sorunu var! Ama öyle olsa gündüz de sorun çıkarmaz mıydı?

Gece İlkerle oturduk kafa patlattık, yok bulamıyoruz. 6 buçukta tekrar uyanınca yanımıza aldık, mis kokulu uyuduk birlikte, doyamadık miniğe, kalkmak istemedik yataktan:)

Önlem olarak şimdilik kurbağayı arka odaya kilitledik. Elimizden başka birşey gelmiyor.

Sabah 2 çayın üzerine koyu bir nescafe şimdi yemeğin üzerine sade Türk kahvesi, üstüne kimbilir ne içilecek? akşam nasıl edilecek? asıl akşam arcayla nasıl başedilecek?

imza: 1. yaşımızı sihirli değnek değimişçesine deliksiz uykularla karşılayacağının hayali kuran şaşkoloz anne

Edit: Bir bebek gece neden çığlıklarla uyanır ve ağlar? sorusuna cevabı merak ederek bu bloga tıklayan sayın internet kullanıcısı, hoş geldiniz. Yeni anayasa, egemenliği milletten, milleti yönetme yetkisini meclisten alıyor ve tek bir insana – kim olduğu önemli değil, Ayşe Fatma Ali Veli – o TEK İNSANA veriyor. Ya o tek insan çok kötü bir insan ise? Bir bebek gece çığlıklarla uyanıp ağlıyorsa, bil ki, geleceğinden duyduğu endişedendir. Bil ki, sayın anne, bugün bebeğinin bir gece vakti ağlayarak uyanmasından, sen, endişe duyarak buraya geldiysen, bebeğin gelecekte de ağlamasın diye iş sana düşüyor.

24 Şubat 2010 Çarşamba

ARCA BUGÜN 1 YAŞINDA

Nasıl geçti anlamadım desem yalan olur, valla her saniyesini anladım:)
Arca cücesini şaşkın şebelek kucağımıza alışımızın 1. yılı bitiyor.
Kendisinin olaydan haberi yok, cumartesiye doğumgünü partisi planlıyoruz. Zaten bu Arca'nın 1. yaşı değil "İlker ve Yelizin ebeveynlik yıldönümleri", "bebeği başı gözü sağ 1 yaşına getirdik" kutlamaları, "şöyle bir silkinip insan haline dönüşmeleri"nin başlangıç noktası... Değil mi yaa, ancak insan 1 yılda kendine gelebiliyor, tecrübeli sınıfına sokabiliyor kendini. Ya da en azından şöyle bir kendine güveniyor.
1. yaşımızla birlikte cücemiz de yeni upgrade çalışmalarına devam ediyor.
- sıralıyorduk, daha bi hızlandık, 3 sn kadar desteksiz ayakta durabiliyoruz. Elinden tutunca pekala yürüyor. Eğlencelik yav:)
- emekleme çok hızlandı, özellikle "arca buraya gel" deyince tam ters istikamette depara kalkışı var sorma, ben koşarak yetişemiyorum. Naçizane yorumum, bu kadar ustaca ve keyifle emekleyen cüce daha bi süre sahalara veda etmeyecek ve yürümeyecek.
- ayağımızda terlik görmeyince pıtı pıtı gidip getiriyor, ayağımın üstüne koyuyor.
- Ayakkabı, pantalon, yelek, pijama... hepsini biliyor, kesinlikle konuşmuyor.
- geç konuşacak tezleri güçleniyor. Herşeye ıh mıh diyor ama ne olduklarını biliyor, neden konuşmuyor? Gıcık!!
- dün saçlarını kestirdik!!! Çok sıkılmıştım o saçlardan (bana ne oluyorsa). İlkerin çocukluktan beri gittiği çocukluk arkadaşı berber eve geldi ve hooop kesti. Baby TV sağolsun, kilitlendi ekrana, 10 dakikada bitti. Bu baby tv hakketten nasıl yakalıyor çocukları.
Buyrun yeni saç traşımız:)

- Babasıyla her akşam ben gelmeden önce arabalarıyla oynuyorlar, artık rutine bindirmiş, baba eve gelince hop arabaları alıyor, hadi oynayalım yapıyor.
- TV kapalı hatta fişi çekilmiş vaziyette, kumanda Arcanın elinde, TV ye yöneltip basıyor düğmelere, tabii çalışmıyor, gidiyor receiver'ın yanına kumandayı yaklaştırıp bir daha deniyor.
- Gece uyandığında komidinin üzerindeki suyunu alıp içiyor, alamazsa çağırıyor, gösteriyor bardağı, veriyoruz.
- Hav hav ve pisinin sesleri ile ördek tamam, diğerlerini pek beceremiyoruz.
- Elleri açıp da bi "bittti" yapışı var yiyesim geliyor. (buraya dikkat yapışı var diyoruz deyişi var diyemiyoruz, herşeyi yapıyor ama demiyor, inatçı keçi)
- Dün akşam berberi beklerken, eğildim kulağına seni çok seviyorum sarıl bi anneye dedim, önce 2 pati attı, sonra döndü sarıldı. yok böyle bir duygu, annelik işte bu!!!
iyi ki doğdun cüce, iyi ki anne yaptın beni:)

23 Şubat 2010 Salı

MİM - evin en sevdiğim köşesi

Sevgili k.i.s.d. çok güzel bir mim göndermiş, teşekkür ediyoruz efem.

Ben de kendisinden kıskandım, iki köşe yazacağım.
Öncelikle belirteyim ilk kareleri çekmeden önce epey düzenleme yaptım, zira spontane bir çekim çok fena gözükecekti. Burası asla toplu olmuyor da, ancak Arcayı uyuttuktan sonra çekebildim:)

Bu kırmızı kanepe en sevdiğim köşe!! Evlenirken -2002 senesi- köşe kanepeler pek modaydı, biz de çok istedik ama bulamadık, sonra İlker kendi çizip projelendirdi, özel yaptırdık. Tebii ki kırmızı olacaktı:) Dedemden kalma el halısına uymalıydı değil mi ama:) İstanbulda yaşarken hiç salonda oturmazdık, hep arka odada bu kanepede!! Bakırköydeki evimiz 1. kat, bahçeli, badem ağaçlarının dallarının içeri girdiği kocaman camları vardı, ılık ılık güneş dolardı o arka odaya... (özleşmişim, o evi çok severdim) Yatılı misafir mi geldi, hop yatak hazır. Pufları çekilince 3 kişilik kocaman yatak oluyor. Bazı günler hiç yatağa bile gitmez burda uyurduk biz de. Sonra İlkerin DVD leri pek meşhurdur, sigarayı ilk bıraktığımızda tasarruf ettiğimiz paraları -sinema hastasıyız ya - DVD'ye yatırmaya karar vermiştik, İlker sonra hem sigaraya hem DVD'ye yatırmayı tercih etti:)) ve sanırım şimdi 1000 kadar orijinal DVDsi var. Arca'dan önce deli gibi izliyorduk, tabii şimdi fazla izleyemiyoruz. Ama güzel bir kolleksiyon oldu. Diğer tarafa yeni bir raf yaptırdık, güya benim kitaplar için ama ben kitaplarımı sağa sola vermeye bayıldığımdan pek raflarda kalmıyor. Son aldıklarım ve henüz okuyamadıklarımı dizdim bu rafa, okunmuşların yanında kendilerini ezik hissetmesinler diye... Bu odayı, bu köşeyi asıl özel yapan artık Arcanın oyun köşesi olması. Yere eski bir yorgan serdik, birkaç da yastık. Kırmızı kanepenin etrafını sıralıyor, pıtır pıtır ordan oraya emekliyor, vaktimizin hala çoğu bu odada geçiyor.
Müzik?? Bu köşenin müziği, saatlerce DVD izlediğimiz kaygısız günlerin hatırına
olsa olsa bir soundtrack olur. "When Harry met Sally"nin New York sonbaharını fon alan müzikleri...




Diğer köşe ise Arcanın odasındaki koltuk. Bu koltuğu çok aradık, koca göbeğimle az koltuğa oturup kalkmadım en rahatınıbulasıya kadar:) Sonunda bunda karar kıldık. Arca doğmadan önce İlkerle sırayla buraya oturur Arcanın hayalini kurardık. Sonra Arca doğdu, burada emdi, bu koltukta uykuya hazırlandı, bu koltukta benim ya da babasının koynunda uykulara daldı. İlkerin Jacob koltuğu:) Emzirme işi bitince bu koltuğu salona taşır, bu köşeyi Arcanın oyun alanı yaparız diyordum ama hala gece uyanmalarında kullanıyoruz, kıyamıyorum bozmaya.
Bu köşenin müziği ise: dandini dandini dastana danalar girmiş bostanaaaa....

Arcanın odası ve diğer koltuk fotosu için bir tık!

Son olarak da 3 kişiyi mimliyoruz- aklıma ilk gelenleri mimleyip kaçacağım dostlar: Özlem, kiraz, tekir

kutlu ve de mutlu doğumgünü haftasına giriş

son günler bi alemdi valla...
en son dün akşam cumartesi fotolarını hülyayla kuzuya göndereyim ama önce biraz uzanayım dediğimi hatırlıyorum. 3 nöbetine kadar uyumuşum!!
Bayi toplantısı iyiydi, 340 erkekle ne kadar iyi olursa:) 7 bayandık ve 3'ü zaten bayiydi:) İlk gün her fırsatta uyudum ve de okudum. Çocuk Eğitimi Sanatını sonunda bitirdim. Montessori felsefesi üzerine... Yılbaşında almıştım bonuslarla, komidinin üzerinde ikamet ediyor, her gece birkaç sayfa okunuyordu. Gıcık oluyorum kitap elimde süründü mü!! Özgürlüğün manifestosunun bitmesine az kaldı. Derin düşüncelere sevk ediyor, modern zamana ve hayatımın gidişatına tehdit bu kitap ayol!! Orda yapmayın dediği ne varsa yapıyorum yav!! Kapitalist düzenin kölesiyim ben!! Bi bitireyim neler anlatıcam daha:)
Grubun aksine cumartesi sabah 7 uçağı ile döndüm İzmire. Ümit abla gelmiş. Arca yaklaşık 1 saat yüzüme bakmadı. Nerdeyse ağlayacaktım. Kendi kendine oynama numaraları, bir "sen kimsin", "benim senle alakam yok" tavırları, bitirdi beni. Sonra alıştık, yine paçama saldırmalar başladı. Hehe "anne manyağı bebek sahibi mutlu kadın" oldum yine:) 2 saat uyudum. Öğleden sonra kuzu ve Tunayla buluşma:) Dışarda takılalım dedik, son yüzyılın lodos fırtınası tepemizde!! Tuna hülyayı kızdırdı, Arca kucağımdan inmedi (daha doğrusu emekler diye ben indirmedim - pimpiriklianne.com:) ) Ela özgür kız takıldı:) Pek konuşma fırsatı olmadı ama:) Ama güzeldi beee!! Bi dahakine günebakanı basıcaz evinde, yoksa görüşemeyeceğiz. Hülyanın organik kurabiyeleri nefisti valla:) Arca bi kendi yedi bi bana verdi. Bişey sevdi mi illa ki besleyecek anasını.

En güzel yaşgünü temalı fotolar canların bloglarında, ben Arcanın obez pozlarını ve de bebişleri iliştiriyorum.


Akşam yorgunluğun üstüne mis gibi uyumuşum:)
Sabah bizimkilere kahvaltıya gittik. Arca kesinlikle kucakta birşeyler yemiyor, illa ekipman olacak, mama sandalyesine oturacak düdük! Hülyalarda denemiştik, kafasını çarpar diye korkuyordum, baktım iyiyiz, bugün öğle tatilinde uğradım IKEA ya annemler ve yazlık için aldım. Bakalım, şimdi bi süre deneyeceğiz:) Bütün sabah Arca durmadı, kesinlikle uyumadı, yoğurtları güç bela yedikten sonra yığıldı. Öğlen İlker PES partisi organizasyonunu yapmıştı bile. O güzel havada erkekler tıkıldı eve oyun oynadı, inanasım gelmiyor. Biz de Gül ve Zeyneple Arcayı da alıp sahile indik. Nefis bir gündü, önceleri Arca pusetinde pek keyifliydi ama çay içelim diye Özsüte oturduk, ortalığı yıktı. Herkesin yediklerine saldırdı, buzdolabındaki pastalara yapıştı! Üstelik biraz poğaça ve 1 muz yemesinin üstüne, yani aç filan değil tamamen pislik!! Obez olacak korkarım. Tarçınlı kurabiye ile yatıştı. Aynı yaşta kızı olan işletmeci amca ile kaynaştılar, kocalara pasta alalım dedik, Arcanın hatrına indirim bilem aldık:) Dönerken de bi güzel uyudu:) Biz de evde kızlarla sohbet ettik. Maçtan sonra kestane - çay derken arkadaşlar gitti, Arca uyumak bilmedi, neyse sonra uyudu, biz de birer kanepeye yığılmışız...
Efenim bu haftasonu yine sürprizlerle doluydu, dolu dolu oldu gözlerim valla.
Eve bi geldim Kisd ve Cevdetin hediyesi, tam sürpriz!! Nefis kitaplar... Arcanın kitaplığı pekçok yetişkininkinden daha kalabalık! "Entel" oğlum pek seviyor kitapları, muhaaa! Şaka bi yana hiç bizde yoktu bu kitaplardan çok makbule geçti, tekrar teşekkürler canlar.
Hülya ile Hayat muhteşem ciciler almışlar, hasta olduk. Kreasyonumuz genişledi:)
Babane bir kurbağa almış Arcaya, dans ediyor. Arca önceleri korktu şimdi, aynı onun gibi dans ediyor.
Gül ve Orçun oyuncakçı toptancısına gitmişler, kemeraltına, koca bi torba oyuncakla geldiler. Çoğunluk müzik aleti!! Tek kişilik orkestra oldu Arca, işte bu da fotosu.

next post: kisd'in mimi

16 Şubat 2010 Salı

kitap!!!

O yüksek topuklu krem rengi ayakkabıların numarasının kalmamasının tesellisi +
İstediğim kabana 150 vermeye hazırken, vitrinde 100 yazması hatta kasada 80 vermenin sevinci+
Sevgililer gününde kokoş bir lokantada dünyanın parasını vermeyi Gizli bahçede kahvaltı ve Zeyneplerde PES partisine dönüştürmenin bütçeye katkısı +
Ne zamandır elimde sürünen birkaç kitabı bitirmenin ödülü +
Bir süredir arayıp bulamadığım birkaç kitabı D&R'ın sitesinde görmenin heyecanı +
"internetten mi kitaplardan mı öğreniyorsun bunları" şeklinde burun kıvıranlara bilenip gaza gelme(*) =
kocaman bir kitap siparişi

Yine epey araştırıldı, mail gruplarına kulak kesildi, önerilerine değer verilen blogların kitap etiketli yazıları tekrar gözden geçirildi ve aşağıdaki liste oluşturuldu.

OSHO (Hain Hülya, yaramaz Özgür :)) !! sizin marifetiniz bu OSHO, meraktan çatlamadan alayım dedim:))
Tom Hodgkinson : The Idle Parent (bu da özgürün marifeti, huuu duyuyor musun çan
çing çonglardan!!)
Haluk Yavuzer - çocuğunuzun ilk 6 yılı (huysuzum senden galiba - freudlu kitabın tadı damağımda kalmıştı:))
Thomas Gordon kitabı
elisa medhus - kahraman cocuklar yetistirmek
Bu son ikisi yeni takip etmeye başladığım, kitap konusunda önerilerini çok beğendiğim Cem uyurken okuyan :) Yaseminden... (aslında idle parent da kendisinin bir önerisi)
Mahallenin en mutlu yumurcağı
(kalanlar da montessori eğitimi grubundaki annelerin önerilerinden)

Hem aklıma geldi, blog yazarı olup da kitap okumayan, sevmeyen, kitap kokusunu içine çekmeden yaşayabilen biri olabilir mi? Okuyan insan yazmayı da o derece sevmez mi? En basitinden söyleyecek sözü olmaz mı? Olur elbet. Kitap almadan önce illa ki blog yazarlarının deşilmesi bu yüzdendir.

Sonracığıma kitaplığın düzenlenme vakti geldi. Okunmuşları arka odada bırakıp, okunmamışları her daim gözümün önünde olsun diye oturma odasındaki - nam-ı diğer Arcanın oyun odası:) - raflara dizmeye karar verdim. Hem bi görelim, dünya kadar kitap alıyoruz, ne kadarını okuyorum? Aslında ufaktan dertliyim, çünkü bazı günler sadece birkaç sayfa okuyabiliyorum. Hemen sızıyorum. Bazen Arca beni umursamaz kendi kendine oynarken okuyayım diyorum, hoop benim kitaba musallat oluyor. Arca'nın bana benzeyen tek yönü kitaplara karşı ilgisi, İlker pek okumaz. Tabii bu da pek küçükken (5 aylıktı galiba) kendisini kitapla tanıştırmanın sonucu. Umarım tüm hayatı boyunca kitaplara ilgi duyar. Okumak güzel şey...

Bu haftaki bayi toplantısı sırasında biraz asosyal takılıp evde okumaya fırsat bulamadığım kitapları kemirmeye niyetim var. Zaten baktım da okuyabilmek için iş seyahatlerini iple çeker olmuşum. Arcanın büyüyeceği, beni daha az yoracağı, kendi kendine oynayacağı, arkadaşlarında kalıp geceyi bana bırakacağı günleri de... Sahi çok mu var daha:)

(*) : okumanın ve internette çocuk eğitimi üzerine vakit geçirmenin küçümsenmesi, "biz sizi böyle yetiştirdik, fena mı oldu" şeklindeki sığ yaklaşımlar, "tecrübeye saygı göster" derken bilgiye, araştırmaya, öğrenmeye tepeden bakmalar konusu bırak postu kitap olur benim dünyamda!! Ama şimdilik tek şikayetle kapatıyorum mevzuyu.

NOT 1: Doruk ve kirazımın gönderdiği hediye tam bir sürpriz oldu:) Arcanın çekiçle pata küte girişmesinin fotolarını çekip koymalı, çok eğlenceli.

NOT 2: Kaybettiğimiz Gülnur teyzemin torunu oldu dün; Alp Doruk... Aynı Arcaya benziyor. Aynı onun ilk doğduğu gün gibi. Dün hastaneye kısa süre için tebriğe uğradık, ayrılmak istemedim. Arca evde İlknur ve Emre ile kudurmakla meşguldü, anne baba yokmuş umru değil veletin! Emreyi tanıyor artık ama hala İlknur konusu hala karışık:)

NOT 3: Hadi bakalım Ezel mi daha karizmatik, Dayı mı?? Dünkü bölümden sonra oyumu Dayıya veriyorum ve Ali olacak o adama acıyorum, hala akıllanmadı. Ya Dayı sen nasıl adamsın ya!!!

12 Şubat 2010 Cuma

EMZİRME BİTTİ!!!

Bir aşkın üzerine sünger çekmiş gibiyim. Emzirmek = aşk, aşkın mis kokulu, şefkat dolu hali... Emdikten sonra mutlu gözlerle bakan, teşekkür eder edaya hoşçakal dedik.

Oysa emzirmeye takıktım ben. Hamileyken neler okudum, sütün gelmesi için yapılması gereken herşeyi yaptım. Hatta doğurmadan önce Arcanın pandası ile emzirmek için bebek nasıl tutulur egzersizleri bile yapmıştım (itiraf.com). Hemen de sütüm geldi, galiba olaya acayip motiveydim:) Arca ilk günler pek bi kilo verip cılızlaştığında o lanet mevlüt günü, yaklaşık 30 kişiden çıkan "emzir kızım memeden bebeği ayırma kızım, - Tracye ters tutumlar- mama takviyesi yap kızım" seslerine o süklüm püklüm lahusa halimle, bırak kulak tıkamayı resmen üstlerine yürümüşlüğüm var. Hayır anne sütü alacak!! doktor aksini söylemedikçe mama yemeyecek!! (Sanki mama yiyince çocuğa bişey olacak da!! Acemilik işte, öyle şartlamışım ki kendimi!) Öyle takmıştım ki emzirmeye, süt arttırıcı herşeyi yedim, günde 4 litre su içtim, su dağıtıcı çocuklar bizi ismen tanır oldu. Göğüs uçlarım parçalandığında, İlker Arcayı kucağıma verip "ben bu manzarayı görmeye dayanamıyorum" deyip odadan kaçtığında, yere vurduğum topuklarımın sesini dışardan duyuyordu! Topukların kırılacak nolur yapma diyordu! Ama Allah için bi defa emzirmeyi bırak boşver demedi, sadece destek oldu.
Sonra... acı bitti, annenin kendine güveni geldi, süt aldı başını gitti, Arca da şiştikçe şişti:)

Sonun başlangıcı...
Herşey geçen hafta Arcanın emmeye karşı ilgisizliği ile başladı. Haftaya 2 gece şehirdışında olacak olmam körükledi kararı, ister mi istemez mi derken istemedi birkaç gün. Teklif ettim, ı-ıh! Peki dedim paşa gönlün bilir. Ama geçen hafta hiçbir şey yemediği ve ateşlendiği günlerde emdi, itiraz yok, buyursun emsin dedim.

Bilen bilir ben 6 ay emsin, ama sadece emsin, sonrasında ister emsin ister emmesincilerdendim. (böyle bir tür var mı bilmiyorum, belki ben türümün tek örneğiydim.) Sonra Arca emmeye, ben de sütüm oldukça sağmaya devam ettim. Allah biliyor ya, emzirmeyi hep sevdim, sağmaktan nefret ettim!! Özellikle de 6. ayımızı doldurduktan sonra!! Süt stokları bitince sağmayı da bıraktım, sabah akşam ve geceleri emmeye devam ettik. 11. ayda sadece sabaha döndük, ve 1 yaşımıza sayılı günler kala bitti.

Aslında içten içe acaba süt var da ben mi Arcaya fazla ısrarcı davranmıyorum deyip duruyordum. Emmediği bir gün göğüslerde de sıkıntı yaşayınca sağayım da vereyim dedim. Nerdeyse yarım saat pompayla uğraştım, 50 cc bile çıkmadı!! Hadi Arca bebek kontenjanından 100 cc çıkarsın!! Yarım bardak bile değil. Üstüne bi de sağdığımı ara öğün yapıp vereyim dedim, umursamadı, dökmek zorunda kaldım. Sonunda hadi len dedim, senin emeceğin filan yok!! Hem bi oturuşta yarım levrek (hem de rakısız!!) bitiren, kerevizden enginara yemediği şey kalmayan, lahana sarmalarını, börekleri makarnaları götüren adamın sütle ne işi var!! Adam nerdeyse beni yiyecek ben ağzına meme tıkıyorum. Anlamsız!!

Şimdi? Arada memelere saldırıyor, oynuyor. Hatta dün önünde soyunmak zorunda kaldım, bıyık altından "ben bunları tanıyorum" gülümseyişini yakaladım:) Meme vermek sadece oyalayacak diye düşünür oldum, emzik misali!! Üye olduğum bir mail grubu var: İzmirli anneler... 19 aylık çocuklarının sadece emdiğini, asla yemek yemediklerini, katı gıdaları reddettiklerini söyleyen, memeden kesmek isteyip zorlanan annelerin şikayetlerini okuyorum orada. Kolay mı? hiç değil!! Artık bundan sonra herşeyi anlar, bilinçlenen bir hali var, 2 yaşına gelmiş, otur anne emicem diyen bir çocuk korkutuyor beni!! Çocuk ya, memeyle bağdaştıramıyorum. Üstelik anne sütünün besleyiciliği ne kadar 1 yaşından sonra? Belki bağışıklık sistemine katkı, eh o kadarını almak için de koca 1 yılı vardı, almıştır herhalde birşeyler:)

6 ay sadece emdi mi, emdi!! Sonrasında 1 yaşına kadar normal yemeklerinin yanı sıra sabah akşam emdi mi emdi!! Tamamdır!!

Yumuşak bir geçiş yaşadık, kansız:) Şimdi ilişkimizin farklı bir boyutunu yaşıyoruz, çıkarsız:) Bu iş en çok İlkeri sevindirdi, yok malum sebeplerden değil, beni yenemeyeceği tek şey, emzirmek bitti ve artık kendini eşitlenmiş görüyor. Zira Arcanın anne aşkını emmeyle ilişkilendiriyordu. Kimi anneler bu eşitliği baştan sağlamak için hiç emzirmeyip, sağdıkları sütleri babalarla paylaşıyorlarmış. Yok ben bunun keyfini sürdüm, darısı emzirmek isteyen her annenin başına, bizden eyvallah...

MİM - Kocaları çıldırtıyoruz

Özgürüm beni mimlemiş. Hayatımızdaki erkeği nasıl çıldırtıyoruz?

Bu aralar pek bi sevişkeniz galiba, çıldırtasım gelmiyor adamı. Hatta direkt sordum ben seni nasıl çıldırtıyorum diye!! İlker sakindir, çıldırtmak kolay değildir, ama başarıyorum bazen:)

- playstation oynarken TV nin önünde durmak, önünden geçmek
- pide mi pizza mı seçimini kendisine bırakmak - bak bu beni de geriyor çünkü aç kalıyoruz!!
- telefon bizde de aynı, o konuşurken bişeyler söylemiceksin acayip kıl oluyor.
- temizlikten sonra TV bilgisayar vs kablolarının çıkmış olması, yerinin değişmesi
- o bir iş yaparken - mesela yemek, tamirat - gıdıklamak, öpmek suretiyle sarkmak

öyle düzen, temizlik gibi kavramlar karı-koca bizde pek gelişmemiş olduğundan öyle fani şeylere gerilmiyoruz. Sonra İlker acayip iyimserdir, pozitif insan, ota boka sinirlenmez. Bunca yıldır tanırım, 15 sene olmuş dile kolay:) , daha öyle acayip sinirlendiğini görmedim allah için. Kurabiye gibi adam!! Ama sigarayı bırakmaya çalışıyor, bu aralar dikkat etmek lazım!!!

Oyunun kuralını bozmayalım, biz de mimleyelim:

1. Kuzucum (Gültekini tanıyoruz da bakalım nelere sinirleniyormuş, dökül hayat hocam!!)
2. enneciğim :)
3. Lalenin bahçesi (eşiniz öyle tonton görünüyor ki buradan, çok merak ettim, hiç çıldırıyor mu diye:) )

Ay daha çok var aslında ama herkesin bir şekilde mimleneceğini biliyorum, kendimi zor tuttum:)

11 Şubat 2010 Perşembe

bugün

Arca'nın gece cin gözlerle bilmem kaç defa uyanışından yorgun düşmüş, İlkere havale etmiş ve yarım saatçik deliksiz uyku için ölürken yağmurun sesine uyandım. Kapkara bulutlar!! (Acaba Candan Erçetin'in ninnisindeki kargalar mı getirdi bulutları?) Heryer taşmış, bardaktan boşalırcasına deyimi az gelir, düpedüz kovalarca su boşalttılar üstümüze bulutlar! Bir ara dolu öyle abarttı ki sağa çekip bekledim. Yolda ufak tefek kazalar, yağmurlu havanın olmazsa olmazı. Ofise geldim, çayı içerken kuzucum geldi aklıma. Umarım dam hepten akmamıştır. 2 gündür içimden birşey gelmiyor, dün bir ara işten erken çıkmayı bile düşündüm. Neyse ki akşam arkadaşlar geldi de iki çift laf ettik, gevşedik. Onlar da dün işte aynıymış. Keyifsiz bir gündü işte.
1-2 blog gezdim, kuzenin yazısına denk düştüm. Nasıl güzel anlatmış, anlattıkları benim çocukluğum, pek çoğu birlikte paylaştıklarımız... Buraya bir link atalım, belki Arca büyüyünce okur...
Bulutlar biraz aralandı, yağmur yavaşladı, hadi ben kaçtım!

8 Şubat 2010 Pazartesi

Almost 1.. Terrible 2.. Horrible 3 ... Fucking 4!

Arayanlara soranlara, yazanlara herkeslere teşekkürler.

Kuyruğu doğrulttuk, antibiyotiğin son dozunu da bu akşam aldık. Artık bundan sonra böyle dert gelmesin, dermansız dertler uzak dursun diyoruz.

Anneci tavırlar devam ama en azından huysuzluklarımız kalmadı. Fabrika ayarlarına dönsün dualarım gerçek mi oluyor? Hastalık psikolojisini üzerimizden atmaya çalışıyoruz. Geçende işten çocuklu arkadaşlarla sohbet sırasında, dedim ki "terrible 2" var da bence "almost 1" diye bir sendrom da tanımlanmalı!! Yürümenin arifesinde bir gerginlik bir sıkıntı, sonra annecilik, sonra kucak talebi, oyuncaklara ufaktan ilgisizlik... Yok bunların bir tanımı olmalı.
2 yaşında çocuğu olan arkadaş, yok dedi hiç bir şey "terrible 2" kadar kötü olamaz. Hmm dedim 2 dediğin 1 yıl, elbet geçecek, böyle telkin etmek gerek kendini, cool olmak lazım. 3 yaşını yeni geçmiş çocuğu olan yok dedi, bunun bir de "horrible 3" si var. Hadi len , yok artık bir de "fucking 4" !! olsun. Geçmeyecek, her dönem yeni zorluklar ve yeni güzelliklerle bizi karşılayacak. Şimdi Arcanın henüz yatar pozisyonda konuşlandığı pozlarına bakıp "ya ne tatlıydı" diye iç geçirip o günleri özlüyorum ama dön deseler o günlere, dönmem, herşey zamanında güzel.

Bugün aylar sonra Deniz aradı. Canım o benim, Zeynep ben deniz kutsal üçlü, liseden beri kopmadık. Ama Denizle zor görüşüyoruz. Hava güzelmiş Bostanlıda, sahile inmiş, yaşlılarla çocukları seyretmiş, benim için bir bira açmış, keyiflenmiş. Ne güzel:) Yeniden aşık olmuş, yıllar önceki lisedeki aşkına, pat diye Kordonda karşılaşmalarının ve herşeye yeniden başlamalarının üzerinden sadece birkaç ay geçmiş. Zeynepin hamile olduğunu benden öğrendi, çıldırdık. Erkek olacağına bir de Deniz şaşırdı. Kız anneliğini ne de çok yakıştırmışız meğer:) En yakın zamanda görüşmeliyiz.

Eve geldim, yeni bir yaşgünü hediyesi gelmiş, özgürüm tekrar teşekkürler!! Bunlar güzel sürprizler, hayatı güzelleştiren dokunuşlar.
İşte bu da hediyemiz

Akşam Nazlılar uğradı, illa ki halılardaki mikropları yok edecekler, rainbow mu ne, öyle bi alet getirmişler gecenin onunda bizim halıyı süpürdüler, ayda bir gelir temizlerim ben evi dedi. Alem kız, kendi evinde hergün yardımcısı var, bize temizliğe gelecek:) Göğüsündeki kist - belki 5. defadır oluşan - iyi çıkmış. Bir güzel haber daha:)

İlker sigarayı bıraktı. Yarım paketi sakladım, yerini yazmam, okur :) umarım bu defa başarır, zira 5 yıl önce birlikte bıraktığımızdan beri ben hiç içmedim ama o birkaç bırakma teşebbüsünde bulunup başarısızlıkla sonuçlandırmıştı!!

Uyyy yatmak lazım, gece kaç olmuş!! Güzel bir gündü, bitmesin istedim ama bitti:(

7 Şubat 2010 Pazar

Son günler... Zor günler...

Pazartesi... Arcada ufaktan anneci halleri... üstüme çıkıp inmemeler... hafiften ateş... diştir deyip kondurmamalar...

Salı... Ateş 38,5'un üzerine çıkmadığı için hala diş tesellisi... Ne de olsa köpek dişleri kabarmış telkinleri... Ama doktoru arayıp haber vermeler. 39 olursa ateş mutlaka arayın! Eve erkenden geldik, atlet-pijamayla bulduk kendilerini, keyifli olmaya çalışıyor. Ateş 38,8... 39 u görünce duşa soktuk, oynadı sularda. Ama inmiyor ateş. Bu arada 4'er saat arayla calpol ve ibufen veriyorduk ateş hala inmeyince doktoru aradık. Novalgin verebilirsiniz dedi. Gece oturma odasında kamp kurduk. Yatağına yatırıp kendim de kendi yatağımda rahatça uykuya dalmak istemiyorum, yarım saatte bir uyanıp kontrol ediyorum. Calpol işe yaramıyor, gece tekrar novalgin verdik.

Çarşamba... keyifle uyandı, iyiyiz gibi gibi... Doktora bilgi verdik, ateş yüksek şimdi ilacın etkisinde. Ateş düşürücü vermeyin, ve gelin dedi. Vermedik gittik, ateş 39,7 C ölçtü, hemen ibufen verdi. Boğaza baktı, dinledi. Tahlil istedi. Kanda mikrop çıktı. Boğaz kültürü temiz. Maalesef antibiyotik. Tam da 6 aydır ateşlenmiyoruz dediğimin ertesi!!! Dil ve eşek arılarıyla ilgili düşünceler!! Eve geldik, ateş düştü. Ben de biraz kestireyim dedim. Arcanın ağlamaları ile uyandım. Ümit abla ateş ölçüyor, ama ateş 39. Duşa soktuk. Düşer gibi oldu, yok düşmedi. Kucağımda baygınlaşmaya başladı. Bi daha ölçtük 39,7 C !! O lanet ölçüm aletini oldum olası beceremediğimden gerçek ateşin en az 40 C olduğuna eminim!! Ümit abla suyu hazırlıyor, s...r et dedim üzerimdekilerle girdik küvete, çığlık çığlığa. O saate kadar ne yemek yedi ne bi şey!! Ateş düştü derken İlker geldi bir süre sonra, yine ölçtü, 39,9 C! hop yine banyo 10 dakika soğuk su. Tabii duşa birlikte giriyoruz yoksa Arca kesinlikle durmuyor. Birkaç gün sonra ilk defa emdi. Ateş düşer gibi oldu, tabii novalgin etkisiyle. Gece nöbetler devam... Ateş aynı seyirde...

Perşembe... İşe gitmedim, ateş 2 defa 40 a çıktı. Yine soğuk duş, novalgin. Gece iyi geçti sayılır. Yine yarım saatte bir ölçüm, nöbet!!

Cuma... içime sinmedi, işe gitmedim yine. Bu arada evde çalışyorum çünkü bu hafta feci işim vardı. Allahtan korktuğumuz olmadı ve ateş 38,5'in üzerine çıkmadı ama bütün gün tetikteydik. Doktorla konuştuğumda akşamdan itibaren ateş düşürücüleri kesmemizi sadece antibiyotiğe devam etmemizi söyledi. Arca keyifsiz, mutsuz... arkadaşlar geldi, biraz iştah açıldı ama bu defa da ishal oldu. Kızarıklıklar başladı vücutta. Hatta Hayata sordum Elanınkiler nasıldı diye..

Cumartesi... Arcanın bütün vücudu isilik gibi döküntülere teslim oldu. Fotoğraflarını çekip doktora mail attım, konuştuk. Önemli değilmiş, vücut direnci düştüğü için sonrasında olurmuş. Bepanthene sürün dedi. Ve ateş 38,5 olunca mutlaka arayın!! İshal de bu aralar kullanma suları sebbiyle birçoklarında görülüyormuş. Reflor tavsiye etti. Arcaya sabah patatesli olmet, öğlen haşlama patates hazırladım. Haşlanmış patatese hasta oldu. Allahtan iştah yerine geldi de bir de ishalden bitap düşmedi. İçinde birkaç parça patatesle tabağı sehpaya bırakmışım. Bir ara 37,7 ölçtüm eyvah ateş çıkıyor diye İlkeri çağırdım, geldi, ölçtü yok daha iyi... Bepanthene kızarıklıklara iyi geldi. Biz İlkerle konuşurken baktım, Arca sehpaya tırmandı "mam!" diye kalan patateslere dadandı. Hah dedik kuyruğu doğrulttu!! Günün kalanı ve pazar ateş görmedik.

Ammma!!! Arca gitti bambaşka bir çocuk geldi. Sanki içine şeytan kaçmış!!! Çıldırtıyor bizi. Bi kere herşeye ağlıyor, sonra acayip anne düşkünü oldu, yarın işe nasıl gideceğim bilmiyorum. Kesinlikle İlkere gitmiyor. Gece İlker yanına gittiğinde resmen kovalayıp beni istiyor. Bu da haftaya gideceğim bayi toplantısı için hiç iyi sinyaller değil!! İlker nasıl bakacak Arcaya bilmiyorum. Bugün bütün yemekleri ilker yedirdi, mümkün olduğunca o oynadı. Ama yok Arca eski Arca değil!! Uykuya bile geçerken yaygarayı basıyor.
Hastalık sonrası huy değiştirmek mi?
Almost 1 durumları mı?
Geçici mi kalıcı mı?
Ne bilmiyorum, ne yapmam gerek bilmiyorum, kısacası mikrobu yendik sayılır ama psikolojik manyaklığı nasıl yeneceğiz? Geçici bir döenm mi kalıcı mı? İşte bütün mesele bu!

31 Ocak 2010 Pazar

Cumartesi

Cumartesi sabahtan erkenden kalktık Arcayla kahvaltıdan sonra birlikte güzel bir sabah uykusu çekmişiz. Yoğurtları lüplettikten sonra atladık, Tunanın Hülyasında aldık soluğu. Kuzular da geldi. Gırgır şamata, Giritli gelin Hülyanın nefis mamaları, tadı damağımızda... Küçüğünden yaşgünü yaptık kuzuya, ikinci baskı. İlk yaşgünü hediyemizi aldık Nil ve Özlemden, teşekkürler... Canlı bağlantı kurduk.
Artık bebeler birbirleriyle daha ilgili hatta biraz fazla:) Bir ara Ela ile Arca birbirine girdi, Tunanın arabası kıymete bindi. Uykular şaştı, keyifler gıcır.
Tuna azı acılarına rağmen metanetliydi. Ela harika yürüyor. Gerçekten harika...



Geçen buluşmamızda Arca emekleyemiyordu, bunları görünce emeklemeye başlamıştı, bu buluşmadan yürüme bekliyorum, hadi Arca göreyim seni:)
Akşam trafiği fenaydı, Bucanın trafiğini unutmuşum. Ama Hayatla arabada lafladık iyi oldu. Ela bütün gün uyumadan nasıl dayandı hayret.
Akşam Arcanın neşesi yerindeydi. Bu aralar favori şarkımız Arkadaşım eşşek!! Arcayı yatağa koyuyor, şarkıyı söylüyoruz, Arca da dans ediyor. Barış Manço sağolsun ne güzel şarkılar yapmış, söyledik coştuk, neşemizin kokusunu alan İlknur Meltemi de kaptı geldi, Arca önce yabancıladı sonra çok sevdi Meltemi. Bi güzel uyudu, yorgunluğun üstüne...

26 Ocak 2010 Salı

hava ayaz mı ayaz

çekilmiyor, izmirin ayazı çekilmiyor!! bari kar yağsın, yok!! Gerçi bizim ofisin oraya yağdı, ben havada uçuşan polenler sandım, salaklık!! -2 derecede ne poleni!! eh tutmadı tabii:) üşümeyi sevmiyorum hiç anlamı yok, ayaz bir hava koşulu bile değil! Yağmur, evet, kar evet ama ayaz, bııır sevmiyorum. Kış güneşi bile aldatamıyor beni, ben sırtıma sürülen buzları bilirim güneç vız gelir. Ay çok canım sıkkın. Terminli işlerimi bitirmenin arifesindeyim, market alışverişini bile internetten yapıyorum, duş almaya üşeniyorum, duran çamaşır makinesini boşaltmaya da!! facebook filan gezindim, moralim düzelsin diye 2 sene önceki profil resmimi koydum tekrar, artık bi dolu arkadaşlık isteği gelir, ben ignore ederim, İlker gıcık olur falan filan...
Yav hiç böyle sıkıcı postlar yazmazdım ben, neyse... şimdi dostları okuyayım bari ,içim açılsın.

24 Ocak 2010 Pazar

7 bilinmeyen!!!

Ruhdağı mimlemiş. bu ara mimciyiz:)
Hakkımda bilinmeyen 7 şey bulmak çok zor oldu çünkü öyle gizemli bi tip değilim, hiç olmadım.
1. SAKARIM!! Bunu aslında çok kişi bilir de blog alemi bilmez haliyle. Acayip sakarımdır, bütün bacaklarım mor içinde, sağa sola çarpmaktan. Geçerken yanlışlıkla Arcanın kafasına bile geçiriyorum. Geçen gece Arcayı geri yatırdıktan sonra kaşımın kenarını kapıya çarptım, sese Arca tekrar uyandı, İlkeri uyandırıp kafama buz koymuştum, gözün kapalı bebek uyutursan olacağı bu!!
2. Bir masada illa ki alttan birilerini teperim. Halbuki boy 1.60 nasıl oluyor anlamıyorum ama ayaklarım herkesinkine çarpıyor, toplantı ya da iş yemekleri özür dilemekle geçiyor.
3. Evde ne zaman temizlik olsa mutlaka yağışlı güne rastlar. Annemin de öyle olurdu, ırsi galiba.
4. Makyaj yapmayı hiç bilmem, bilenleri feci kıskanırım.
5. İlk tanıştığımızda insanlar beni çok mesafeli, kibar, soğuk bulurlar, sonradan damimiyetin bokunu çıkarırım.
6. Uydurmasyonum çoktur. Benjamin Button için defalarca Benazir Butto dedim, İlker hala gülüyor.
7. Arkadaşlarım hep güzel oldu şimdiye kadar. Hiç çirkin birisiyle arkadaşlık ettiğim olmadı. Neden bilmiyorum belki bir psikoloğa danışmam lazım.

Şimdi benim de 7 kişiyi mimlemem lazım:
kuzen çoban yıldızı (bak işte acayip renkli bir kişilik - eminim benim bile bilmediğim ne yönleri vardır)
özgür (merka ettim var mı gariplik?)
kuzumun annesi - mimleyen mimleyene:)
kirazım canım benim
tekirim
kisd
özlemcim - nilin hastalığından vakit bulursan

23 Ocak 2010 Cumartesi

attttaa gidiyoruz

hülyacım canım benim mimlemiş...
Meraklı kadınım ben mim postlarını illa ki okurum, yanıtlamaya da bayılırım.
Lakin serde dağınıklık olunca bu konu benim için biraz fena oldu.
Özellikle kendi çantam için, Arcanınkini titiz düzenli başak kadını Ümit abla hazırladığı için her daim düzenlidir.

Benim çanta...
- Çok makyaj yapıyormuşum gibi makyaj çantası... Evden ölü gibi çıkığım için ofiste 2 fırça darbesi attırıyorum.
- Ajanda... unutmamam için mutlaka yazmam lazım. Arcanın doktoruna sorulacaklar, alışveriş listesi, izne çıkıldığında ya da haftasonu yapılacaklar listesi, telefonlar, kartlar, aylık harcamalar, maaş vs notları illa ki yazılacak.
- ev araba anahtarı (hatta bazen çantanın içinde kayboluyor, arabanın yedek anahtarı)
- dudak koruyucu, el kremi... öyle nadir kullanıyorum ki!
- arcanın oyuncak halkası kalmış
- güneş gözlüğ, İzmirde ne zaman güneş çıkacağı belli olmaz.
- eldivenler.. İstanbula giderken yanıma almıştım, kalmış.
- toka... elime ne geçerse atıyorum çantaya bazen toka kutusundan daha fazlası çantada oluyor.
- cüzdan, telefon
- ıslak mendil

Arcanın atta çantası:
önce içindekiler
- alt değiştirme şeysi, hastane pedi aslında
- bezler, ıslak mendil
- emzik
- yedek kıyafet
- battaniye
- yelek
- su
- kitap, oyuncak
- önlük, kaşık, bisküvi
- öğününe göre yemek, sıcak dursun diye termos çanta

şimdi çanta:
Bebek çantamız hiç olmadı, işte bebek çantası olarak kullandığımız emektar; daha önce de yazmıştım ahan da copy paste..

Sene 1990 ların son yarısı... Nerden baksan en az 10-12 senesi var. İlkerin bana Mavi Jeans ten hediyesi. Şöyle tek omuzda asılan, askısında kocaman bir cep telefonu kılıfı bulunan... Kılıf o yılların Ericsson 688 leri için düşünülmüş belli. Bende de vardı, pili uzun dayansın diye büyüğünden almıştım, o kadar ağırdı ki, ateş tuğlası misali, evden çıkarken çantaya atmamışsam hafiflikten hemen farkederdim. Allahım bu çanta ne işlere yaradı... Önceleri hergün okula kullandım. Sonra tatillerin değişmez plaj çantası oldu. Evlenmeden önce step, evlendikten sonra pilates, yoga, yüzme... hhoooop bütün malzemeler bunda. Seyahatlerde kitaptı, suydu, yolluktu, hep bu çantayla taşındı. Şimdi ise Arca'nın gezme malzemelerine ev sahipliği yapıyor. Askı cırtlı cırtlı olduğu için boyu ayarlanıyor ve Arcanın pusetinin tutma yerine asılabiliyor, yani ben taşımıyorum bile. Renk siyah olunca İlkeri de bozmuyor. Bu gidişle Arcayı ilkokuldan da mezun edecek bizim emektar:)

22 Ocak 2010 Cuma

Son günler - 12. ay kontrolü - Özgüre yorum

Çekik gözlüler İzmire gelmek istedi aslında, dedim yok, beni tek başıma yakalayamazsınız, merkez ofise geliyorum, genel müdür, satış ekibi, lojistik müdürü cümleten yiyeceğiz sizi. Çaresiz kabul ettiler. Ama pek öyle olmadı, bi ara kendimi fiyatlarla tek başıma pazarlık ederken buldum, hem de çingene pazarlığı!! Sabahtan karlı İstanbula inmiştim, manzara şahane, içim iyimserlikle dopdolu, akşam 8'de herşey bambaşka görünüyordu. Birlikte yemek yiyelim dedik, salaş bir Yeşilköy balıkçısına gittik, yeşil Efeleri fondip yaptılar, ne de olsa sojudan alışkınlar:) Günün gerginliğini attık derken gece 12 uçağı için havaalanına gittim ki rötar! 2:30 gibi evdeydim. Arca kokumu aldı galiba, baktım yatakta oturuyor. İyice kokumu alınca bırakmadı, defalarca uyandı, İlker tekrar uyutmak zorunda kaldı, bi de kandırıyor miniği "yok bebişim o annen değildi, rüya gördün, anne sabah gelicek" diye, yemedi tabii:)

Dün sabah işe geldim ki içim uyuyor, biraz işleri hallettim. Akşama Arcanın doktor kontrolü var. Niye gidiyoruz ki hala bilmiyorum, soracak bişey bile yok. Allah sordurmasın. Demir damlasına devam mı tamam mı için kan testi yapılacaktı. Yapıldı, kan bile verebilirmiş. Artık içmeyeceğiz. Herşey aynen devam. Boy uzamış bu ay: 76 cm. Kilo almamışız ki hiç mühüm değil zira obeziteye 300 gr kala durmak iyidir. Doktorcum sen şimdi kafaya takarsın kilo almamış diye dedi, yok dedim ne diyosun, boyu uzasın yeter:) Sıralamaya başlamış olması iyi... Genel durum yıldızlı pekiyi. 1 yaş aşısı için gideceğiz yine, sağlık ocağında bu aşının yapılmasını istemedi. Bir tüpten 20 bebek aşılanıyor, açılan aşıyı korumak için bir madde ekleniyor, domuz gribi aşısında da bulunduğu söylenen ve tartışılan madde (hiç sormayın teknik terim sıfır). Kendi yapacak aşıyı. Eve gelesiye kadar açlıktan uyuyamadı minişim, mam mam diye diye geldik, çorbanın üstüne lahana sarması yedi ilk defa, sevdi dememe gerek yok sanırım:) Arkadaşlar bize uğradı akşam, Gülle Aşk-ı Memnu'ya bakarken uyumuşum, onlar gitmiş, yatağa gitmişim, hiç haberim yok.
Araya kısa bi not!! Ümit abla yeni bir teşhis koydu bu sabah, Arca geç konuşacak!! Yapma yav dedim. Yok dedi öyle, bu kadar konuşuyoruz, hep birlikte bu kadar ilgi gösteriyoruz ama hala tam anlamıyla baba dede demiyor. Bi ara diyordu, yok demiyor. İlker de bu duruma acayip kıl. Nasıl bana baba demez diye kıvranıyor, ben diyorum takma bana da sadece mam diyor, canı isterse anne diyor. Bakalım bizim miniş geç mi konuşacak? Göreceğiz...

Nerde kalmştık? Özgürümün yazısına yorum yazıyordum, aa du bakiim ben bunu post yapıvereyim dedim, geldim. Zira bazen yazı konusu bulmakta zorlanıyorum hazır çenem düşmüşken...

Etkinlik mevzuu biraz beni de sıkmaya başladı. Yani nasıl anlatsam... Bebişe bişeyler katma güdüsü ile bi dolu kendimce etkinlik yapıyorum. Kendimce, çünkü henüz Arcaya uygulamadım, önce kendim çalışıyorum. (Ben biraz ineğimdir, hep iyi bir öğrenciydim:) çalışmadan yapamam)Bi defasında "sürpriz sepeti" uygulamıştık Arcayla, çok hoşuna gitti keretanın, o zamanlar daha yeni oturabilmeye başlıyordu. Sonra dedim ki ne güzel bişeyler öğretebiliyorsun, en iyisi ben çalışayım. Bi dolu kitap aldım. Okuyorum, kimisi daha çok 2 yaş üstüne uygun, kirazımın kitabı Arcaya daha yakın. Hemen hepsi Montessori felsefesinden yola çıkan kitaplar. Etkinlikleri okuyunca harfiyen uygulama düşüncesi beni geriyor. Hadi şimdi şunu yapalım, hooop materyaller hooop şunu öğreniyoruz vesaire... Bi de bende öğretme güdüsü becerisi yok sanırım. Ya da zorakilik mi geriyor bilmiyorum. Bizim Arcayla oyunlarımız daha bi salakça. Yok vallahi öyle. O kadar kitap oku, etkinlikleri öğrenmeye çalış, nasıl sunum yapıyorlar Montessori grubundaki mailleri incele, sonra gel biberondan su savaşı yap!! Vallahi yaptım, ne biçim anneyim ben? (O biçim!!) Baktım sular damlıyor biberonun ağzından, önce Arcanın yüzüne sıçrattım, Arcanın da hoşuna gitti bi güzel aldı bırakmadı elinden biberonu, üstü başı ıslanasıya tepiştik. Sonra ben böyle salaklıklar yapadurayım, bi taraftan da "bilge anne" olucam ya kitapları okuyup anlayıp inek Şaban misali deli gibi çalışadurayım, baktım İlkerden acayip güzel öğreniyor. Birlikte içiçe geçen kapları kule yapıyorlar, sonra onu yıkıyorlar, telefondan alo demeyi çalışıyorlar, yürüme antremanları yapıyorlar, kulak, ayak, bilimum organları göstermece, giysileri öğrenmece... Ay çok gıcık. Babayla harika öğreniyorlar, beni görünce mam!! Adama yemek çağrıştırıyorum, ayaklı mandra olursan olacağı bu! Yani blog dertliyim. Tamam hadi etkinlik yapalım olayı geriyor da neden İlker gibi herşey spontane olmuyor? İlker öğretmen çocuğu diye daha mı alışkın öğretmeye? Ben sadece mam ve su savaşı yapılacak kadın mıyım?? Boşuna mı o kadar kitap okuyorum? O kitapları okuduktan sonra öğrendiklerimi doğal olarak aktarabilecek miyim? Yoksa İlker öğretici baba, Yeliz laylaylom anne mi olacak? Hadi rolleri değişelim!!

17 Ocak 2010 Pazar

alem adamsın arca

ya bu aylar ne güzel ne neşeli zamanlarmış, yaşadıkça anlıyor insan, yaşadıkça unutmamak lazım, not almak lazım.

perşembe günü Ümit ablanın kızı tavuktan besin zehirlenmesi atlattı, babane arcaya bakmaya geldi. Akşam yemek hazırlıyoruz, üçümüz:) Salatanın havucu rendelenmiş, arca tadına baktı, hhmm güzelmiş. Yanında kerevizi pişmiş yemek için soğumayı bekliyor. Lavabonun kenarındaysa süzgeçte sosla evlenmeyi bekleyen makarnalar, bir tarafta da anne taze soğan ayıklamış doğruyor. Babane arcaya hangisini yemek istediğini soruyor. Parmak makarnayı işaret ediyor, lezzetin nerde olduğunu biliyor bücür. Anne soğanın yeşil kısmını uzatıyor Arcaya yesin diye, Arca hemen babanenin ağzına:) bir gece önceden ekşi kulakları babaneye yedirmişti ya yeşilleri onun yiyeceğini biliyor:)

Ucuzluktan seneye için kazak almıştım Arcaya, düğmeleri var, 3 tane... Arca öğrenmiş sayıyor: "bih"

Ana kucağını hala depoya kaldırmadık, bir nevi klozet Arca için. Her sabah emdikten sonra babayı uyandırıyoruz, sonra birlikte tuvalete gidip karşılıklı mıçıyorlar. Babane klozete tutun dedi, mümkün mü ki?

Sözcükler kitabında meyvaların fotografları var. Elmayı görünce ısırmaya çalışıyor.

Bul tak oyuncağı tabii ki şimdilik erken ama renklere şekilllere aşina olsun diye oynuyoruz.Uzun uğraşlardan sonra, eline alıp içeri atıyor, atarken illa ki "çirkin ol" suratı, hiç kaçmaz.

Mermer soğuk deyince halının dışına çıkmıyor, bekliyor, elini yere koyup uy yapıyor. Radyatör sıcak deyince dokunup elini çekiyor. Artık her lafı anlıyor.

Arca nerde deyince ıh diye ses çıkarıp elleriyle göğsüne vurup kendini gösteriyor.

yukarıdaki foto çerçevelenmiş halde odasında duruyor. Arca ne yapıyor deyince mama, ıııhhm diyor.

Ümit abla sabahları gelince anneyi satıp direkt onun kucağına atlıyor. Akşam Ümit abla kabanını giyerken el sallıyor, hadi git artık gibilerinden, bi de kapıyı kapatmaya çalışıyor. Döngüyü çözdü artık, kim gelince kim gidecek biliyor ve şikayeti yok şimdilik.

Prizlere yaklaştığında HAYIR biraz sert çıksın hemen dudak bükülüyor, yalancı bir ağlama suratı oluşuyor. Gücüne gidiyor meleğin.

Çaktırmadan saksıya yanaşmış, yapraktan bir parça koparmış. İlker hop napıyorsun sen diye kızınca yaprağı yerine yapıştırmaya çalışmış... komiksin ya!!

Benzer bir olay çorapla... çorabı hop çekip çıkarıyor, rahatlama kahkası atıyor, anne kızınca tekrar ayağına giymeye çalışıyor:)

Bir alkış da toka hadisesine.. yatakodasında komidinin altına eğildi, ooohh yaptı, belli bişey buldu. Küçük mandal tokam.. Kucağıma aldığımda saçıma takmaya çalışıyor sıpa:)

çok alem çok... herşeye tepkisinin olması ne keyif ne mutluluk...