Yazılar posta kutuna gelsin mi?

30 Ağustos 2012 Perşembe

Çocuğu yoracaksın!

Çocuğu yoracaksın, hem de çok pis yoracaksın. O kadar meşgul olacak ve yorulacak ki sana bulaşmayacak.

Uyan, yürüyüş yaptır, köyden gevreği kap, yarısını yolda yesin. Kahvaltı için bu arada acıkmış olsun. Tıksın yemekleri ağzına, vakit dar üç tekerlekli ile teras turu atmalı. Derken pazar arabasını verdin mi eline, doğru pazara. O zaten dünden razı. Kıçını kaşıya kaşıya alışverişte. 

Ne? yorulmadı mı? Doğru denize. İki kulaç attı mı zaten başlar dili dolanıp yorulmaya. "Eve kadar ben taşırım" vaadiyle kamyonun kasasına doldurduğu taşları anneannenin eline tutuşturdu mu anla ki, yorulmuş:)

Öğlen yemeği yerken gözler gitmeye başlar hafiften. "Uyumayalım" diye diretirken dili, bedeni çoktan teslim olmuştur rüyalara.

Uyanır, süt ve bisküvi keyfinin ardından enerjisi tavan yapmıştır. Annenin görevi acilen cücenin enerjisini sönümlemektir. Aksi halde o enerji yol su elektrik olarak anneye geri döner. Zaten tatilin amacı da kendin dinlenmek için bebeyi yormak değil midir?


Akşam güneşi denizin üzerinden batarken, cüce zıpzıp denen zamazingoya götürülür. Zaten kendisi de katiyen itiraz etmez. Zıplamayı kim sevmez?


Zıpzıp kesmedi mi? Hemen dibi park. Sen onun çocuk kahkahalarına gülümserken o eğlendiğinizi sanır. Halbuki bisküvilerin son kırıntıları da yakıta, enerji kahkahaya dönüşmektedir. 

Akşam yemeğinden hemen önce, kaydırak ile salıncaktan hemen sonra....

Yeliz ile Arca'nın muhteşem bir saati başlar. Yok bu kadar aksiyon yeter! Özel saatimizin postu başka zamana, zira an itibariyle cücenin totosunda pireler uçuşmakta, anasının ise uykusu iyiden iyiye kaçmakta.

1 yorum: