Yazılar posta kutuna gelsin mi?

7 Ağustos 2012 Salı

Tatil, tam tadında

Tomografi haricinde süper bir tatildi. Kısa ama güzel. Tam tadında. Çocuğun toplumla paylaşılmasının anneye ne denli fayda sağladığı hakkında bir belgesel çekmek istiyorsan bizimkilerin yazlığında birkaç gün geçirmen yeterli.


Her şey çok hızlı oldu aslında. Pazartesi gününü izin almam, gecenin bir körü eşya toplamam, Cuma akşamı daha yedi olmadan dedenin arabasıyla yollara düşmemiz. Arca için her şey oyun, eğlence. Arabadan indiği anda bizim sokaktaki üç oğlan çocuğu Arca’nın eve girmemesi için yeterli bahaneydi.

Cumartesi sabah yaşanan tomografi gerginliğine de “Alsancak’ta sabah çayı içesimiz gelmiş, gezdik geldik” diye gülümseyip geçiyoruz. Tabii ancak akşam suyuna yetişebildik. Gün batımında nefis bir deniz, kumsalda “sen sarışınsın ben esmerim” dediği sarı kafa Egemen’in aradaki bir buçuk yaş farka bakmadan hareketlerini taklit etmesini tasvir edemiyorum ama hala gözümün önüne geldikçe gülüyorum. Komik lan bizim oğlan!
Egemen’in annesi ile de sohbet ediyoruz, tanımıyorum kadını, yeni tanışıp kaynaşıyoruz. Ama Egemen bana acayip tanıdık geliyor. Sarı kafalı mavi gözlü bir deniz kuşu. Annesi bizim Cengiz amcayla konuşunca jeton düştü. “Egemen senin babanın adı Görkem mi?” EVET!! Bizim mahalledeki Arca akranlarının anasını tanımasam babası kesin çocukluk arkadaşımdır : ) Biz bunlar kadarken böyle oynardık aynı sahilde.

Kahvaltı, kahve sohbet derken Pazar günü yine sabah denizini kaçırdık. Arca gerginse çare su. Meyve sebze mi yıkatırsın, küvete mi atarsın, önüne leğeni mi koyarsın, ne yaparsan yap ama suyla temasını sağla! Pamuk oluyor bir anda. Gölgeye leğeni koyduk, çimlerin üstüne, dedeyi de başına diktik. Üç kap yemek yapımına yamaklık etmişim bir buçuk saatte, bir kere de “anne” demedi. Böyle işte çocuklu hayat paylaşınca güzel (nurturia’dan arak slogan :P)

Anneanneyle market gezmeler, dedeyle alet edevat kulübesinde kısa bir oryantasyon, bahçede takılmalar. Anneye sarmadı mı, o da özgür hissediyor kendini. Bağımsız bir sokak çocuğu oluveriyor. Çünkü çocukların doğasında anaya bağımlılık yok bence, çocuk dediğin özgür olur.

Sadece anneanne dede ikilisi değil, toplumun her ferdi meraklı aslında çocukla iletişime, izin vermek lazım. Son gün mesela sahilde bizim sokağın büyük oğlanlarına katılmaya karar verdi cüce. Onlarla denize atlıyor, suda debeleniyor. Almanca konuşan kara gözlü veletlerle birlikte “ein, zwei, drei”ı söyleye söyleye öğrendi. “nein”ı mesela pek iyi biliyor artık. Bir bakıyorsun komşunun şemsiyesinin altında elma yiyor, bir bakmışın ayağı yanmış bilmemkim teyzenin havlusuna ayak basmış. Teklifsiz bir özgürlük var orada çocuklara.

Bir de sen ne kadar “hadi yüzelim” de, ı-ıh diyor, peygamber demiyor. İnanılmaz bir temkin peyda oluyor cücenin üzerine. Akranları scuba diving yapacak, bizim oğlan denize kolluk simit ekipmanı olmadan yanaşmıyor. Sahilde kumla oynarken bile kolluklar çıkmıyor, hani hareket serbestliği olsa simidi de çıkarmayacak.

Gel gör ki sahilde çocuklarla atlayıp zıpladığı o gün, çocuklar anneleriyle derine açıldığında beni de yanına katarak sadece kolluklarla yüzdü ve hatta “elimi tutmaaa” diye çemkirdi anasına. 

Yaşasın toplum malı özgür çocuklar!! Yaşasın relax anneler:P

1 yorum:

  1. yaw benim kızım çok yalnız yaw :( ne sokak arkadaşı var, ne deniz arkadaşı. Arca gibi girişken mi onu da bilmiyorum ki.

    YanıtlaSil