Yazılar posta kutuna gelsin mi?

9 Ekim 2016 Pazar

Rutin iyidir.

Pazar. Saat 11:12. İlker yirmi dakika kadar önce Arca'yı alıp şantiyeye götürdü. Beni evde bir saat yalnız bırakmakla, bana nasıl bir iyilik yaptığının farkında mı acaba? Aslında onlarla çıkıp beni pazara bırakmalarını dönüşte de almalarını istemiştim ama sonra pazardan bir sonraki haftaya kadar bozulacak ve çöpe atılacak sebzeler almak yerine evde bir başınalığımın tadını çıkarmaya karar verdim. Pazardan aldıklarımızı tüketemediğimiz hiç olmamıştı, bu haftaya kadar. Evle ilgili hafta sonundan alışveriş, yemek, ütü gibi konularda plan yapar, bu planları genelde de uygularım. Ama bu hafta...
Bu haftanın başıma neler getireceği geçen cumadan belliydi aslında. En tepeden gelen bir kararla geçtiğimiz bir ay içinde yaptığımız tüm planlar, bütçeler bilançolar değişecekti, neler yaşayacağımız ortaya çıkmıştı, hatta perşembe-cuma merkeze gidecektim, karar vermiştik. Yine de hafta sonunu rutinde geçirmeye çalıştım. Arca'yı arkadaşlarının doğum günü partisine götürdüm. Bayram harçlıklarıyla lego aldık. İlker'i balığa yolladık ve pazar gününü o lego yaparken ben yazarak geçirdim. İkimiz için de muhteşem bir pazardı. Yazmak meditasyon gibi, beni başka bir boyuta taşıyor ve gerçekten kafamdaki tüm olumsuzlukları siliyor.

Pazartesi sabahı, Arca'yı servise bindirdikten sonra arabayla işe gittim ve bir saat kadar sonra ofise girdiğimde İlker'i arayarak bir daha asla işe arabayla gitmeyeceğimi bildirdim. Ne kaza, ne yağmur... Sadece trafik. En azından metroda kitap okuyorum, en azından mazot parasından kar ediyorum, tövbe! Sabahın tek kötü sürprizi trafik değildi. Toplantı salıya alınmıştı. Bu şu demekti, perşembeye kadar yapmayı düşündüğüm her şeyi pazartesi yapacaktım, mesaiye kalacaktım, akşamki kitap kulübü toplantısını kaçıracaktım ve İlker balıktan dönüşünü salıdan pazartesiye alacaktı. Üstelik iki günlük bir programdı. Neyse ki Elvan'da kalabilecektim, tek tesellim. 

Toplantı tüm gün sürdü. İyi ya da kötü geçmesinden ziyade benim açımdan uzaktı diyebilirim. İşlerini, kendilerini tamamen olayın içinde hissederek yapan insanların o adanmışlıklarından istiyorum. Bir zamanlar ben de öyleydim, öyle olmanın ne kolay, ne rahat, ne dahil hissettirdiğini biliyorum. Birkaç senedir öyle değilim, olamıyorum. Çünkü o çemberin dışına çıktım ben, çıkmayaydım iyiydi. Şimdi ben o toplantılarda, o şirket içi iş yemeklerinde, o yıllardır birlikte çalıştığım insanların yüzlerinde ve jestlerinde tespit ettiğim rol kesmeleri görmezden gelemiyorum. Kabak gibi karşımda. Ben artık sadece Don Miquel Ruiz'in Dört Anlaşma'sını uygulamaya çalışıyorum. 

1. Sözlerini seçerken kusursuz olmasına dikkat et. Söz büyüdür. (Ursula K. Leguin'in Toltek bilgeliğiyle bir ilişkisi mi var?)
2. Hiçbir şeyi kişisel algılama, insanların sana söyledikleri şeyler aslında onlarla ilgilidir. Sana söyledikleri kötü bir sözü kabul edersen, gerçekleştirirsin (hop döndük 1'e:P)
3. Varsayımda bulunma. Cevaplarından korktuğumuz soruları sormamak için varsayımda bulunarak uygun bir cevap atamak pek çoğumuzun başvurduğu bir kaçış yöntemi. Yapma! Soru sor, cevabı al. Varsayımda bulunmak kendi cehennemini yaratır.
4. Elinden gelenin en iyisini yap. Her yaptığım işle ilgili kendime soruyorum; "elinden gelenin en iyisini yaptın mı?" evetse ki işimle ilgili hep böyleydi, bitti. Beklentiye gerek yok. Sen elinden gelenin en iyisini yap, iyi sözler telaffuz et, işini yaparken varsayımda bulunma ve insanların sözlerinin seni bağlamasına izin verme, bu kadar.

Aslında bu kadar değil, bir de beşinci anlaşma var. Kitabı okudum fakat fazla ruhani geldi, bu materyalist dönemime uygun düşmedi, onu daha sonra içselleştireceğim artık.

Ve çalışmakla ilgili anlatacaklarımı daha sonraya bırakıyorum, zira az önce İlker aradı, şnatiyeden çıkmışlar. Yani yarım saate kadar gelirler. Arca'ya bisiklet bakmaya gideceğiz.

Ne diyordum? Toplantı bir şekilde bitti, işlerin bir kısmı ertesi güne kaldı ve ben Elvan'la buluştum ama öncesinde bir gömlek aldım. En son sezondan ne zaman bir kıyafet aldığımı unutmuşum. Mecbur kalmasam yine de almazdım fakat sabah gömleğime kahve dökmüştüm, ertesi günü giyeceğim bluz şimdiden üzerimdeydi ve kıyafetsiz kalmıştım. Neyse... Elvan'la buluşmak şahane ötesi iyi geldi. Bir şeyler atıştırıp (bir tabak yemekle bir limonataya kırk lira vermenin şaşkınlığını üzerimden hala atamadım, ah kapitalizm, o beyaz yakalılara verdiğin tonla maaşı bir şekilde sisteme geri döndürmen gerekiyor değil mi?) eve gittik. Gece yarısına kadar sohbet etmişiz, nasıl iyi geldiğini anlatmama benim gevezeliğim yetmez, diyeyim sen anla.

Seyahatin ertesi biriken işler ve cuma akşamı sekize doğru ofisten çıkmanın beni ziyadesiyle yorduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.

Dedim ki, sıkma kendini Yeliz, Havva abla gelecek, cam çerçeve mis gibi temizleyecek, sen de o arada ütünü yemeğini yapacaksın, taşınma işlerinden bezmiş Zeynepleri kafaları dağılsın diye çağırdın ya, oh işte mis gibi bir cumartesi gecesi geçireceksiniz, iyi gelecek.

Havva abla gelmedi. Onun için demlediğim bir demlik çay, kaynattığım yumurtalar, sabahın yedisinde bakkala gelir gelmez kaptığım iki beyaz ekmek... Hepsi masanın üzerinde dururken çaldı telefonum, hah dedim, otomata basmayı beceremedi arıyor. Evet arıyor ama gelemeyeceğini söylemek için. Cenazesi varmış, allah rahmet eylesin ne diyelim.

Ev öylece kaldı. Kalk dedim Arca'ya, kalk Agora'ya gidelim. Attım çamaşırı makinaya, soluğu Agora'da aldık. Bomboş koridorlarda koşarken, cüce, ben mağazaları gezdim, iadelerimi yaptım, kahve içtik, oyuncakçı ve kitapçı gezdik. Yorulup öğlene döndük eve. Kendimi daha da yormak için görünen yerleri temizledim, çamaşır asıp balkon yıkadım.Kafam çok karışıkken bedenen çalışmak iyi geliyor. Bir pide söylesek de olur ama içim almadı, lazanya, bruschetta, kolayından puding çorba filan yaptım. Tamam işte... Mühim olan birlikte olmak. Ve hepimize iyi geldi.

İşte böyle... Bazı günler rutinden sıkılıyorum diyorum ya, geçenlerde Gülayşe demişti, rutin iyidir, diye evet abcim rutin iyidir. Sıkılmak iyidir. Aksiyonun yıpratanı, üzeni, yoranıyla baş edeceğine rutin güzeldir.

Hadi bana eyvallah.







1 yorum:

  1. Çok yorulmuşsun gerçekten. Sana kolaylıklar ve huzur dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden. Sımsıkı sarılıp öperim seni.

    YanıtlaSil