25 Şubat 2010 Perşembe

bir bebek gece neden çığlıklarla uyanır ve ağlar?

evet neden? Arca dün gece 3 ile 4 buçuk arası ağlayarak uyandı hem de defalarca, 10-15 dakika max yarım saatlik aralıklarla!
son uyuduğunu düşündüğümüzde bile uyur halde gözler kapalı ama mızıklıyordu. Naz yapıyor galiba dedim, İlkeri gönderdim, yok, gaz dedim yok. Ama niye?

Olası birkaç sebep:
1. Ümit abla ısrarla diş diyor, köpekler iyice kabarmış diyor. Ama daha önceki diş mevzuları bu kadar zor olmamıştı, olur mu acaba?
2. Üşütüyor, karnı ağrıyor? Hani hep yerde, hep emekleme durumunda ya acaba üşütüyor mu? 2 penye alt (hatta biri epey kalın) giydiriyoruz, bu kadar üşür mü acaba?
3. Korkuyor. Genelde gece karanlıkta uyuyor, dün akşam ışığı hafif açtık.
4. Yeni oyuncağından korktu. İlkerin annesi dans eden kurbağa almıştı. İlk korktu, sonra alıştı. Ama pili hemen bitince dün akşam yenisini taktık. Amanın meğer bu kurbağanın hızı ve sesi 2 katı fazlaymış. Arca çok korktu, hemen kapattık ama yok hem korkuyor hem de düğmesine baıp çalıştırıyor, 5-10 defadan sonra alıştı sandık. Şimdi düşünüyorum da acaba korkusu gece kabusu mu oldu? hani bu zamanlar çokça kabus görürlermiş?
5. Bilemediğimiz bir sağlık sorunu var! Ama öyle olsa gündüz de sorun çıkarmaz mıydı?

Gece İlkerle oturduk kafa patlattık, yok bulamıyoruz. 6 buçukta tekrar uyanınca yanımıza aldık, mis kokulu uyuduk birlikte, doyamadık miniğe, kalkmak istemedik yataktan:)

Önlem olarak şimdilik kurbağayı arka odaya kilitledik. Elimizden başka birşey gelmiyor.

Sabah 2 çayın üzerine koyu bir nescafe şimdi yemeğin üzerine sade Türk kahvesi, üstüne kimbilir ne içilecek? akşam nasıl edilecek? asıl akşam arcayla nasıl başedilecek?

imza: 1. yaşımızı sihirli değnek değimişçesine deliksiz uykularla karşılayacağının hayali kuran şaşkoloz anne

Edit: Bir bebek gece neden çığlıklarla uyanır ve ağlar? sorusuna cevabı merak ederek bu bloga tıklayan sayın internet kullanıcısı, hoş geldiniz. Yeni anayasa, egemenliği milletten, milleti yönetme yetkisini meclisten alıyor ve tek bir insana – kim olduğu önemli değil, Ayşe Fatma Ali Veli – o TEK İNSANA veriyor. Ya o tek insan çok kötü bir insan ise? Bir bebek gece çığlıklarla uyanıp ağlıyorsa, bil ki, geleceğinden duyduğu endişedendir. Bil ki, sayın anne, bugün bebeğinin bir gece vakti ağlayarak uyanmasından, sen, endişe duyarak buraya geldiysen, bebeğin gelecekte de ağlamasın diye iş sana düşüyor.

24 Şubat 2010 Çarşamba

ARCA BUGÜN 1 YAŞINDA

Nasıl geçti anlamadım desem yalan olur, valla her saniyesini anladım:)
Arca cücesini şaşkın şebelek kucağımıza alışımızın 1. yılı bitiyor.
Kendisinin olaydan haberi yok, cumartesiye doğumgünü partisi planlıyoruz. Zaten bu Arca'nın 1. yaşı değil "İlker ve Yelizin ebeveynlik yıldönümleri", "bebeği başı gözü sağ 1 yaşına getirdik" kutlamaları, "şöyle bir silkinip insan haline dönüşmeleri"nin başlangıç noktası... Değil mi yaa, ancak insan 1 yılda kendine gelebiliyor, tecrübeli sınıfına sokabiliyor kendini. Ya da en azından şöyle bir kendine güveniyor.
1. yaşımızla birlikte cücemiz de yeni upgrade çalışmalarına devam ediyor.
- sıralıyorduk, daha bi hızlandık, 3 sn kadar desteksiz ayakta durabiliyoruz. Elinden tutunca pekala yürüyor. Eğlencelik yav:)
- emekleme çok hızlandı, özellikle "arca buraya gel" deyince tam ters istikamette depara kalkışı var sorma, ben koşarak yetişemiyorum. Naçizane yorumum, bu kadar ustaca ve keyifle emekleyen cüce daha bi süre sahalara veda etmeyecek ve yürümeyecek.
- ayağımızda terlik görmeyince pıtı pıtı gidip getiriyor, ayağımın üstüne koyuyor.
- Ayakkabı, pantalon, yelek, pijama... hepsini biliyor, kesinlikle konuşmuyor.
- geç konuşacak tezleri güçleniyor. Herşeye ıh mıh diyor ama ne olduklarını biliyor, neden konuşmuyor? Gıcık!!
- dün saçlarını kestirdik!!! Çok sıkılmıştım o saçlardan (bana ne oluyorsa). İlkerin çocukluktan beri gittiği çocukluk arkadaşı berber eve geldi ve hooop kesti. Baby TV sağolsun, kilitlendi ekrana, 10 dakikada bitti. Bu baby tv hakketten nasıl yakalıyor çocukları.
Buyrun yeni saç traşımız:)

- Babasıyla her akşam ben gelmeden önce arabalarıyla oynuyorlar, artık rutine bindirmiş, baba eve gelince hop arabaları alıyor, hadi oynayalım yapıyor.
- TV kapalı hatta fişi çekilmiş vaziyette, kumanda Arcanın elinde, TV ye yöneltip basıyor düğmelere, tabii çalışmıyor, gidiyor receiver'ın yanına kumandayı yaklaştırıp bir daha deniyor.
- Gece uyandığında komidinin üzerindeki suyunu alıp içiyor, alamazsa çağırıyor, gösteriyor bardağı, veriyoruz.
- Hav hav ve pisinin sesleri ile ördek tamam, diğerlerini pek beceremiyoruz.
- Elleri açıp da bi "bittti" yapışı var yiyesim geliyor. (buraya dikkat yapışı var diyoruz deyişi var diyemiyoruz, herşeyi yapıyor ama demiyor, inatçı keçi)
- Dün akşam berberi beklerken, eğildim kulağına seni çok seviyorum sarıl bi anneye dedim, önce 2 pati attı, sonra döndü sarıldı. yok böyle bir duygu, annelik işte bu!!!
iyi ki doğdun cüce, iyi ki anne yaptın beni:)

23 Şubat 2010 Salı

MİM - evin en sevdiğim köşesi

Sevgili k.i.s.d. çok güzel bir mim göndermiş, teşekkür ediyoruz efem.

Ben de kendisinden kıskandım, iki köşe yazacağım.
Öncelikle belirteyim ilk kareleri çekmeden önce epey düzenleme yaptım, zira spontane bir çekim çok fena gözükecekti. Burası asla toplu olmuyor da, ancak Arcayı uyuttuktan sonra çekebildim:)

Bu kırmızı kanepe en sevdiğim köşe!! Evlenirken -2002 senesi- köşe kanepeler pek modaydı, biz de çok istedik ama bulamadık, sonra İlker kendi çizip projelendirdi, özel yaptırdık. Tebii ki kırmızı olacaktı:) Dedemden kalma el halısına uymalıydı değil mi ama:) İstanbulda yaşarken hiç salonda oturmazdık, hep arka odada bu kanepede!! Bakırköydeki evimiz 1. kat, bahçeli, badem ağaçlarının dallarının içeri girdiği kocaman camları vardı, ılık ılık güneş dolardı o arka odaya... (özleşmişim, o evi çok severdim) Yatılı misafir mi geldi, hop yatak hazır. Pufları çekilince 3 kişilik kocaman yatak oluyor. Bazı günler hiç yatağa bile gitmez burda uyurduk biz de. Sonra İlkerin DVD leri pek meşhurdur, sigarayı ilk bıraktığımızda tasarruf ettiğimiz paraları -sinema hastasıyız ya - DVD'ye yatırmaya karar vermiştik, İlker sonra hem sigaraya hem DVD'ye yatırmayı tercih etti:)) ve sanırım şimdi 1000 kadar orijinal DVDsi var. Arca'dan önce deli gibi izliyorduk, tabii şimdi fazla izleyemiyoruz. Ama güzel bir kolleksiyon oldu. Diğer tarafa yeni bir raf yaptırdık, güya benim kitaplar için ama ben kitaplarımı sağa sola vermeye bayıldığımdan pek raflarda kalmıyor. Son aldıklarım ve henüz okuyamadıklarımı dizdim bu rafa, okunmuşların yanında kendilerini ezik hissetmesinler diye... Bu odayı, bu köşeyi asıl özel yapan artık Arcanın oyun köşesi olması. Yere eski bir yorgan serdik, birkaç da yastık. Kırmızı kanepenin etrafını sıralıyor, pıtır pıtır ordan oraya emekliyor, vaktimizin hala çoğu bu odada geçiyor.
Müzik?? Bu köşenin müziği, saatlerce DVD izlediğimiz kaygısız günlerin hatırına
olsa olsa bir soundtrack olur. "When Harry met Sally"nin New York sonbaharını fon alan müzikleri...




Diğer köşe ise Arcanın odasındaki koltuk. Bu koltuğu çok aradık, koca göbeğimle az koltuğa oturup kalkmadım en rahatınıbulasıya kadar:) Sonunda bunda karar kıldık. Arca doğmadan önce İlkerle sırayla buraya oturur Arcanın hayalini kurardık. Sonra Arca doğdu, burada emdi, bu koltukta uykuya hazırlandı, bu koltukta benim ya da babasının koynunda uykulara daldı. İlkerin Jacob koltuğu:) Emzirme işi bitince bu koltuğu salona taşır, bu köşeyi Arcanın oyun alanı yaparız diyordum ama hala gece uyanmalarında kullanıyoruz, kıyamıyorum bozmaya.
Bu köşenin müziği ise: dandini dandini dastana danalar girmiş bostanaaaa....

Arcanın odası ve diğer koltuk fotosu için bir tık!

Son olarak da 3 kişiyi mimliyoruz- aklıma ilk gelenleri mimleyip kaçacağım dostlar: Özlem, kiraz, tekir

kutlu ve de mutlu doğumgünü haftasına giriş

son günler bi alemdi valla...
en son dün akşam cumartesi fotolarını hülyayla kuzuya göndereyim ama önce biraz uzanayım dediğimi hatırlıyorum. 3 nöbetine kadar uyumuşum!!
Bayi toplantısı iyiydi, 340 erkekle ne kadar iyi olursa:) 7 bayandık ve 3'ü zaten bayiydi:) İlk gün her fırsatta uyudum ve de okudum. Çocuk Eğitimi Sanatını sonunda bitirdim. Montessori felsefesi üzerine... Yılbaşında almıştım bonuslarla, komidinin üzerinde ikamet ediyor, her gece birkaç sayfa okunuyordu. Gıcık oluyorum kitap elimde süründü mü!! Özgürlüğün manifestosunun bitmesine az kaldı. Derin düşüncelere sevk ediyor, modern zamana ve hayatımın gidişatına tehdit bu kitap ayol!! Orda yapmayın dediği ne varsa yapıyorum yav!! Kapitalist düzenin kölesiyim ben!! Bi bitireyim neler anlatıcam daha:)
Grubun aksine cumartesi sabah 7 uçağı ile döndüm İzmire. Ümit abla gelmiş. Arca yaklaşık 1 saat yüzüme bakmadı. Nerdeyse ağlayacaktım. Kendi kendine oynama numaraları, bir "sen kimsin", "benim senle alakam yok" tavırları, bitirdi beni. Sonra alıştık, yine paçama saldırmalar başladı. Hehe "anne manyağı bebek sahibi mutlu kadın" oldum yine:) 2 saat uyudum. Öğleden sonra kuzu ve Tunayla buluşma:) Dışarda takılalım dedik, son yüzyılın lodos fırtınası tepemizde!! Tuna hülyayı kızdırdı, Arca kucağımdan inmedi (daha doğrusu emekler diye ben indirmedim - pimpiriklianne.com:) ) Ela özgür kız takıldı:) Pek konuşma fırsatı olmadı ama:) Ama güzeldi beee!! Bi dahakine günebakanı basıcaz evinde, yoksa görüşemeyeceğiz. Hülyanın organik kurabiyeleri nefisti valla:) Arca bi kendi yedi bi bana verdi. Bişey sevdi mi illa ki besleyecek anasını.

En güzel yaşgünü temalı fotolar canların bloglarında, ben Arcanın obez pozlarını ve de bebişleri iliştiriyorum.


Akşam yorgunluğun üstüne mis gibi uyumuşum:)
Sabah bizimkilere kahvaltıya gittik. Arca kesinlikle kucakta birşeyler yemiyor, illa ekipman olacak, mama sandalyesine oturacak düdük! Hülyalarda denemiştik, kafasını çarpar diye korkuyordum, baktım iyiyiz, bugün öğle tatilinde uğradım IKEA ya annemler ve yazlık için aldım. Bakalım, şimdi bi süre deneyeceğiz:) Bütün sabah Arca durmadı, kesinlikle uyumadı, yoğurtları güç bela yedikten sonra yığıldı. Öğlen İlker PES partisi organizasyonunu yapmıştı bile. O güzel havada erkekler tıkıldı eve oyun oynadı, inanasım gelmiyor. Biz de Gül ve Zeyneple Arcayı da alıp sahile indik. Nefis bir gündü, önceleri Arca pusetinde pek keyifliydi ama çay içelim diye Özsüte oturduk, ortalığı yıktı. Herkesin yediklerine saldırdı, buzdolabındaki pastalara yapıştı! Üstelik biraz poğaça ve 1 muz yemesinin üstüne, yani aç filan değil tamamen pislik!! Obez olacak korkarım. Tarçınlı kurabiye ile yatıştı. Aynı yaşta kızı olan işletmeci amca ile kaynaştılar, kocalara pasta alalım dedik, Arcanın hatrına indirim bilem aldık:) Dönerken de bi güzel uyudu:) Biz de evde kızlarla sohbet ettik. Maçtan sonra kestane - çay derken arkadaşlar gitti, Arca uyumak bilmedi, neyse sonra uyudu, biz de birer kanepeye yığılmışız...
Efenim bu haftasonu yine sürprizlerle doluydu, dolu dolu oldu gözlerim valla.
Eve bi geldim Kisd ve Cevdetin hediyesi, tam sürpriz!! Nefis kitaplar... Arcanın kitaplığı pekçok yetişkininkinden daha kalabalık! "Entel" oğlum pek seviyor kitapları, muhaaa! Şaka bi yana hiç bizde yoktu bu kitaplardan çok makbule geçti, tekrar teşekkürler canlar.
Hülya ile Hayat muhteşem ciciler almışlar, hasta olduk. Kreasyonumuz genişledi:)
Babane bir kurbağa almış Arcaya, dans ediyor. Arca önceleri korktu şimdi, aynı onun gibi dans ediyor.
Gül ve Orçun oyuncakçı toptancısına gitmişler, kemeraltına, koca bi torba oyuncakla geldiler. Çoğunluk müzik aleti!! Tek kişilik orkestra oldu Arca, işte bu da fotosu.

next post: kisd'in mimi

16 Şubat 2010 Salı

kitap!!!

O yüksek topuklu krem rengi ayakkabıların numarasının kalmamasının tesellisi +
İstediğim kabana 150 vermeye hazırken, vitrinde 100 yazması hatta kasada 80 vermenin sevinci+
Sevgililer gününde kokoş bir lokantada dünyanın parasını vermeyi Gizli bahçede kahvaltı ve Zeyneplerde PES partisine dönüştürmenin bütçeye katkısı +
Ne zamandır elimde sürünen birkaç kitabı bitirmenin ödülü +
Bir süredir arayıp bulamadığım birkaç kitabı D&R'ın sitesinde görmenin heyecanı +
"internetten mi kitaplardan mı öğreniyorsun bunları" şeklinde burun kıvıranlara bilenip gaza gelme(*) =
kocaman bir kitap siparişi

Yine epey araştırıldı, mail gruplarına kulak kesildi, önerilerine değer verilen blogların kitap etiketli yazıları tekrar gözden geçirildi ve aşağıdaki liste oluşturuldu.

OSHO (Hain Hülya, yaramaz Özgür :)) !! sizin marifetiniz bu OSHO, meraktan çatlamadan alayım dedim:))
Tom Hodgkinson : The Idle Parent (bu da özgürün marifeti, huuu duyuyor musun çan
çing çonglardan!!)
Haluk Yavuzer - çocuğunuzun ilk 6 yılı (huysuzum senden galiba - freudlu kitabın tadı damağımda kalmıştı:))
Thomas Gordon kitabı
elisa medhus - kahraman cocuklar yetistirmek
Bu son ikisi yeni takip etmeye başladığım, kitap konusunda önerilerini çok beğendiğim Cem uyurken okuyan :) Yaseminden... (aslında idle parent da kendisinin bir önerisi)
Mahallenin en mutlu yumurcağı
(kalanlar da montessori eğitimi grubundaki annelerin önerilerinden)

Hem aklıma geldi, blog yazarı olup da kitap okumayan, sevmeyen, kitap kokusunu içine çekmeden yaşayabilen biri olabilir mi? Okuyan insan yazmayı da o derece sevmez mi? En basitinden söyleyecek sözü olmaz mı? Olur elbet. Kitap almadan önce illa ki blog yazarlarının deşilmesi bu yüzdendir.

Sonracığıma kitaplığın düzenlenme vakti geldi. Okunmuşları arka odada bırakıp, okunmamışları her daim gözümün önünde olsun diye oturma odasındaki - nam-ı diğer Arcanın oyun odası:) - raflara dizmeye karar verdim. Hem bi görelim, dünya kadar kitap alıyoruz, ne kadarını okuyorum? Aslında ufaktan dertliyim, çünkü bazı günler sadece birkaç sayfa okuyabiliyorum. Hemen sızıyorum. Bazen Arca beni umursamaz kendi kendine oynarken okuyayım diyorum, hoop benim kitaba musallat oluyor. Arca'nın bana benzeyen tek yönü kitaplara karşı ilgisi, İlker pek okumaz. Tabii bu da pek küçükken (5 aylıktı galiba) kendisini kitapla tanıştırmanın sonucu. Umarım tüm hayatı boyunca kitaplara ilgi duyar. Okumak güzel şey...

Bu haftaki bayi toplantısı sırasında biraz asosyal takılıp evde okumaya fırsat bulamadığım kitapları kemirmeye niyetim var. Zaten baktım da okuyabilmek için iş seyahatlerini iple çeker olmuşum. Arcanın büyüyeceği, beni daha az yoracağı, kendi kendine oynayacağı, arkadaşlarında kalıp geceyi bana bırakacağı günleri de... Sahi çok mu var daha:)

(*) : okumanın ve internette çocuk eğitimi üzerine vakit geçirmenin küçümsenmesi, "biz sizi böyle yetiştirdik, fena mı oldu" şeklindeki sığ yaklaşımlar, "tecrübeye saygı göster" derken bilgiye, araştırmaya, öğrenmeye tepeden bakmalar konusu bırak postu kitap olur benim dünyamda!! Ama şimdilik tek şikayetle kapatıyorum mevzuyu.

NOT 1: Doruk ve kirazımın gönderdiği hediye tam bir sürpriz oldu:) Arcanın çekiçle pata küte girişmesinin fotolarını çekip koymalı, çok eğlenceli.

NOT 2: Kaybettiğimiz Gülnur teyzemin torunu oldu dün; Alp Doruk... Aynı Arcaya benziyor. Aynı onun ilk doğduğu gün gibi. Dün hastaneye kısa süre için tebriğe uğradık, ayrılmak istemedim. Arca evde İlknur ve Emre ile kudurmakla meşguldü, anne baba yokmuş umru değil veletin! Emreyi tanıyor artık ama hala İlknur konusu hala karışık:)

NOT 3: Hadi bakalım Ezel mi daha karizmatik, Dayı mı?? Dünkü bölümden sonra oyumu Dayıya veriyorum ve Ali olacak o adama acıyorum, hala akıllanmadı. Ya Dayı sen nasıl adamsın ya!!!

12 Şubat 2010 Cuma

EMZİRME BİTTİ!!!

Bir aşkın üzerine sünger çekmiş gibiyim. Emzirmek = aşk, aşkın mis kokulu, şefkat dolu hali... Emdikten sonra mutlu gözlerle bakan, teşekkür eder edaya hoşçakal dedik.

Oysa emzirmeye takıktım ben. Hamileyken neler okudum, sütün gelmesi için yapılması gereken herşeyi yaptım. Hatta doğurmadan önce Arcanın pandası ile emzirmek için bebek nasıl tutulur egzersizleri bile yapmıştım (itiraf.com). Hemen de sütüm geldi, galiba olaya acayip motiveydim:) Arca ilk günler pek bi kilo verip cılızlaştığında o lanet mevlüt günü, yaklaşık 30 kişiden çıkan "emzir kızım memeden bebeği ayırma kızım, - Tracye ters tutumlar- mama takviyesi yap kızım" seslerine o süklüm püklüm lahusa halimle, bırak kulak tıkamayı resmen üstlerine yürümüşlüğüm var. Hayır anne sütü alacak!! doktor aksini söylemedikçe mama yemeyecek!! (Sanki mama yiyince çocuğa bişey olacak da!! Acemilik işte, öyle şartlamışım ki kendimi!) Öyle takmıştım ki emzirmeye, süt arttırıcı herşeyi yedim, günde 4 litre su içtim, su dağıtıcı çocuklar bizi ismen tanır oldu. Göğüs uçlarım parçalandığında, İlker Arcayı kucağıma verip "ben bu manzarayı görmeye dayanamıyorum" deyip odadan kaçtığında, yere vurduğum topuklarımın sesini dışardan duyuyordu! Topukların kırılacak nolur yapma diyordu! Ama Allah için bi defa emzirmeyi bırak boşver demedi, sadece destek oldu.
Sonra... acı bitti, annenin kendine güveni geldi, süt aldı başını gitti, Arca da şiştikçe şişti:)

Sonun başlangıcı...
Herşey geçen hafta Arcanın emmeye karşı ilgisizliği ile başladı. Haftaya 2 gece şehirdışında olacak olmam körükledi kararı, ister mi istemez mi derken istemedi birkaç gün. Teklif ettim, ı-ıh! Peki dedim paşa gönlün bilir. Ama geçen hafta hiçbir şey yemediği ve ateşlendiği günlerde emdi, itiraz yok, buyursun emsin dedim.

Bilen bilir ben 6 ay emsin, ama sadece emsin, sonrasında ister emsin ister emmesincilerdendim. (böyle bir tür var mı bilmiyorum, belki ben türümün tek örneğiydim.) Sonra Arca emmeye, ben de sütüm oldukça sağmaya devam ettim. Allah biliyor ya, emzirmeyi hep sevdim, sağmaktan nefret ettim!! Özellikle de 6. ayımızı doldurduktan sonra!! Süt stokları bitince sağmayı da bıraktım, sabah akşam ve geceleri emmeye devam ettik. 11. ayda sadece sabaha döndük, ve 1 yaşımıza sayılı günler kala bitti.

Aslında içten içe acaba süt var da ben mi Arcaya fazla ısrarcı davranmıyorum deyip duruyordum. Emmediği bir gün göğüslerde de sıkıntı yaşayınca sağayım da vereyim dedim. Nerdeyse yarım saat pompayla uğraştım, 50 cc bile çıkmadı!! Hadi Arca bebek kontenjanından 100 cc çıkarsın!! Yarım bardak bile değil. Üstüne bi de sağdığımı ara öğün yapıp vereyim dedim, umursamadı, dökmek zorunda kaldım. Sonunda hadi len dedim, senin emeceğin filan yok!! Hem bi oturuşta yarım levrek (hem de rakısız!!) bitiren, kerevizden enginara yemediği şey kalmayan, lahana sarmalarını, börekleri makarnaları götüren adamın sütle ne işi var!! Adam nerdeyse beni yiyecek ben ağzına meme tıkıyorum. Anlamsız!!

Şimdi? Arada memelere saldırıyor, oynuyor. Hatta dün önünde soyunmak zorunda kaldım, bıyık altından "ben bunları tanıyorum" gülümseyişini yakaladım:) Meme vermek sadece oyalayacak diye düşünür oldum, emzik misali!! Üye olduğum bir mail grubu var: İzmirli anneler... 19 aylık çocuklarının sadece emdiğini, asla yemek yemediklerini, katı gıdaları reddettiklerini söyleyen, memeden kesmek isteyip zorlanan annelerin şikayetlerini okuyorum orada. Kolay mı? hiç değil!! Artık bundan sonra herşeyi anlar, bilinçlenen bir hali var, 2 yaşına gelmiş, otur anne emicem diyen bir çocuk korkutuyor beni!! Çocuk ya, memeyle bağdaştıramıyorum. Üstelik anne sütünün besleyiciliği ne kadar 1 yaşından sonra? Belki bağışıklık sistemine katkı, eh o kadarını almak için de koca 1 yılı vardı, almıştır herhalde birşeyler:)

6 ay sadece emdi mi, emdi!! Sonrasında 1 yaşına kadar normal yemeklerinin yanı sıra sabah akşam emdi mi emdi!! Tamamdır!!

Yumuşak bir geçiş yaşadık, kansız:) Şimdi ilişkimizin farklı bir boyutunu yaşıyoruz, çıkarsız:) Bu iş en çok İlkeri sevindirdi, yok malum sebeplerden değil, beni yenemeyeceği tek şey, emzirmek bitti ve artık kendini eşitlenmiş görüyor. Zira Arcanın anne aşkını emmeyle ilişkilendiriyordu. Kimi anneler bu eşitliği baştan sağlamak için hiç emzirmeyip, sağdıkları sütleri babalarla paylaşıyorlarmış. Yok ben bunun keyfini sürdüm, darısı emzirmek isteyen her annenin başına, bizden eyvallah...

MİM - Kocaları çıldırtıyoruz

Özgürüm beni mimlemiş. Hayatımızdaki erkeği nasıl çıldırtıyoruz?

Bu aralar pek bi sevişkeniz galiba, çıldırtasım gelmiyor adamı. Hatta direkt sordum ben seni nasıl çıldırtıyorum diye!! İlker sakindir, çıldırtmak kolay değildir, ama başarıyorum bazen:)

- playstation oynarken TV nin önünde durmak, önünden geçmek
- pide mi pizza mı seçimini kendisine bırakmak - bak bu beni de geriyor çünkü aç kalıyoruz!!
- telefon bizde de aynı, o konuşurken bişeyler söylemiceksin acayip kıl oluyor.
- temizlikten sonra TV bilgisayar vs kablolarının çıkmış olması, yerinin değişmesi
- o bir iş yaparken - mesela yemek, tamirat - gıdıklamak, öpmek suretiyle sarkmak

öyle düzen, temizlik gibi kavramlar karı-koca bizde pek gelişmemiş olduğundan öyle fani şeylere gerilmiyoruz. Sonra İlker acayip iyimserdir, pozitif insan, ota boka sinirlenmez. Bunca yıldır tanırım, 15 sene olmuş dile kolay:) , daha öyle acayip sinirlendiğini görmedim allah için. Kurabiye gibi adam!! Ama sigarayı bırakmaya çalışıyor, bu aralar dikkat etmek lazım!!!

Oyunun kuralını bozmayalım, biz de mimleyelim:

1. Kuzucum (Gültekini tanıyoruz da bakalım nelere sinirleniyormuş, dökül hayat hocam!!)
2. enneciğim :)
3. Lalenin bahçesi (eşiniz öyle tonton görünüyor ki buradan, çok merak ettim, hiç çıldırıyor mu diye:) )

Ay daha çok var aslında ama herkesin bir şekilde mimleneceğini biliyorum, kendimi zor tuttum:)