1 Temmuz 2011 Cuma

Geveze köylü nineden bir öykü okuyorum

Lale abla en sevdiği kitapları sıralamış. Tabii notlar düşüldü, son kitap siparişine eklendi. Sebep yazarın ilk kitabı oluşuydu biraz da. Çünkü ben yazarların ilk kitaplarını severim, kaygısız amatör ruhlarını katarlar esere.

Neyse aslında Floransa Büyücüsünü okumaya başlamıştım. Acayip de ilginç bir kitap. Ama daha hani o flört dönemindeyiz, ısınma turları yapıyoruz. Henüz ön sevişmeye bile geçmemişiz.

Derken bu kitap geldi. Şöyle bir karıştırayım dedim. Acayip sardı. Kendisini son zamanların en hızlı saran kitabı ilan ediverdim ilk elli sayfada.

Cırcır olduğum gece klozette eşlik etti bana, sonra metroya bineceğim elim boş kalmasın diye çantaya attım, hastanede sıra beklerken elimde telefon yerine bu kitap vardı.

Köylü geveze bir nine anlatıyor öyküyü sanırsın. Hiç susmuyor, sürekli anlatıyor. Bir konu bitiyor hop öbürüne atlıyor. “es” yok, nefes yok. Bi dur çişim geldi dedirten cinsi. Haha çişin olsa ne yazar alır götürürsün tuvalete yanında. Bazı kelimeleri bilmiyorum. O yörenin dilinden kanımca. Ya da ben 500 kelime ile hayat geçirir oldum. Çok içten, çok bizden, çok yurdum kokan bir kitap.

Kitaptan yana pek mesudum bu aralar.

Kitabın adını unuttuk iyi mi? “Sevgili Arsız Ölüm” Yazarı Latife Tekin

30 Haziran 2011 Perşembe

Dumur diyalog #11

Seriye epey ara vermişiz, çokça not birikmiş, unutmadan hafızaya alalım.



İlknur'la sohbet ediyorlar.

Arca: Annem saat on yatağa kon diyor
İlknur: Sen ne diyorsun
Arca: uyumayım diyorum
İlknur: anne napıyor?
Arca: kitap okuyalım diyor
İlknur: Sonra napıyorsunuz?
Arca: Kitap okuyoz, uyuyom

Seçim günü

Y: Oy kullanacağız bugün Arca seçim var.
A: (İşaret parmağı ile havada bir boşluğu göstererek) böyle seçelim!

(en azından Arca'nın bir seçim kriteri var, 50% nin kriteri neydi acaba? onlar da mı barnakla seçtiler diye sorasım var)




Otelde,

Eteği totosunda bir oyun aplası vardı. Biz tabii sıfır selülit aplaya İlknur ile gıcık olduk. Neyse mini discodan sonra çizgi film açtılar çocuklara. Arca ise oturmadan önce gitti, oyuncak kamyon ve itfaiye arabaları aldı, bıcır bıcır konuşuyor. Oyun aplası pek bi gıcık tavırla Arca'ya;

OA: şşşt sessiz ol bakiim, oyuncaklarla oynamıyoruz, ablaların yanına otur bakiim
A: Bunlar da izleyecek bizimle bak koydum böyle buradan izleyecekler

deyip baş köşeye sıraladı kamyonları, bizim apla sesini çıkaramadı:P



Yine otelde,

öğle uykusunu kestane denen çadırın içinde uyudu. Bir ara gözlerini açtı, herkes başında, beş kişiyiz. Etrafına mahmur gözlerle şöyle bir baktı, kafa sayımı yaptı ve ne zaman birlikte birşeyler yapsak (oyun oynamak, salata/yemek yapmak, koşup oynamak arasında bir duraklama anında) dediği gibi ;

NAPIYOZ BİZ?

dedi ve tekrar uykuya döndü!

Tatil dönüşü (bu aralar araba markalarına ve damperli kamyonlara hasta)
Babaneyle sohbet ediyorlar.


B: Arca, sen büyüyünce neyin olsun? damperli kamyon mu Opel mi?
A: OPELLİ KAMYON

29 Haziran 2011 Çarşamba

Üzerinize afiyet

cırcır olmuşum diyeceğim, pek bi seviye düşecek, barsak enfeksiyonu ile yumuşatayım.

Akşam zamanımın çoğunu klozette geçirdim. Arca'nın tuvalet alışkanlığı güme gitti haliyle.

En kötüsü ateş ve halsizlik. Bütün gece uyudum, sabah hala kafamı koyacak yer arıyordum.

Ve şimdi de tuzlanmış haşlanmış patates tıkınıyorum. Yanına kola. Açım aç!



Ben bu bloğu orta yaşa kadar sürdürebilirsem, böyle postları "sızlanma" etiketi altında bile biriktirebilirim.

Artık menopozumdan tut da belimin fıtığına kadar anlatırım.
A-handa işte böyle bacaktan çekiyo....

Neyse...

Aylar sonra dün halkın arasına inip toplu taşıma araçlarıyla işe geldim. Hiç de züppe değilim, evim ile işim arasında otobüs-metro-dolmuştan oluşan üç vesait yapıyorsun, yani araba konfordan öte gereklilik benim durumumda. Ve inanmazsınız sadece yakıt masrafını düşünürsen (kasko, bakım, vergi hariç) daha ucuza geliyor.

Ama özlemişim be. Kitap okumayı, arka koltuktakilere kulak kabartmayı, sonra insanların tiplerine bakıp hayat hikayelerini uydurmayı, itişip kakışıp önden inmeye çalışmayı...

Hala çalışmaktayım, karın ağrım ve ben... Akşam Tuğçe'yi görmeye gidebilecek halim olacak mı? Şimdi tek düşündüğüm bu!

28 Haziran 2011 Salı

Bezden dona geçiş sorunlarına mucize çözümler

BEKLEMEYİN!

Tracy ablamın önerdiği çözümlerin mucize olduğunu düşünüp pek çok anne bebelerini telef etti biliyorum, o yüzden baştan uyarıyorum. “Her bebek farklıdır” kuralı her zaman geçerli.

Ama bu havalı başlık hoşuma gidiyor be!

“Acaba daha hazır değil miydi?”

Bu fitne fücur sorusu epeyce zihnimi kurcaladı.

Ama ben azimliyim, hep öyleydim. Hiç öyle benim bebeme vahiy indi, bu işi çözdü demeyeceğim. Bütün veriler hazır olduğunu gösteriyordu, tecrübeler (Ümit abla) oluru vermişti, tıbbi otoriteler (doktoru) “tamamdır” demişti.

Aksiyon zamanı gelmişti!

Bir yıldır lazımlığa zıçan bebenin çiş konusunda kendi kendine “ben artık çişimi beze yapmayacağım” yaklaşımı sergileyeceğini düşünüp boşa heves etmişim. İşi biz ele almasaydık daha çok kıçında paket ile yaşardı düdük. Demem o ki “benim bebem muhteşem” değil!

Tabii biz de muhteşem anababa değiliz, elbet hatalarımız oluyordur. Lakin yavaş fakat emin adımlarla ilerliyoruz. Geri adım yok. Bezden dona geçişi bir “süreç” olarak kabul ettiğimden beri o fitne fücur sorular pek kafamı kurcalamıyor.

(hehe baktım iş uzayacak, yiğitliğe bok sürdürmüyorum, en kaçamağından süreç diyorum yırtıyorum)

Öyle ki hayatımızı kesinlikle değiştirmiyoruz. Zaten eve tıkılacak olsak mıçtık zira hala tam kotarmış değiliz : )

Tatile gittik. Dışarı çıkıyoruz, geziyoruz. Misafirliğe gidiyoruz. Halıları kaldırmadık, muhtemelen bu iş bitince direkt yıkamaya göndereceğiz.

Dışarıdayken çiş olayı süper eğlenceli oluyor, çünkü pet şişe denen icat var. Şekil 1’de tatil dönüşü kupkuru öğle uykusunu alan Arca’nın köpürte köpürte işediği pet şişeyi görüyoruz.

Bu aklı veren annenin elini öperim!

Ben çayır çimen olayına karşıyım. Sağa sola işemesin kardeşim. İşetene de kızıyorum. Ha zorunlu kalırsın ne bileyim, kız çocuklarında iş daha zor anlarım ama o pipilerin bi faydasını görelim değil mi ya! Hem cidden çok eğlenceli oluyor, acayip seviyor şişeye işemeyi. Laf aramızda ben de çocukken ayakta işemeye acayip özenirdim.

Sonra klozete ters oturma oyunu acayip eğlenceli. Yazının başında bok attım ama Tracy’nin önerisiydi, kimi çocuklar çıkardıkları mahsulleri görmekten hoşlanır diyordu. Arca'da işe yaradı.

Kaçırmalara çare çok. Çok çok kıyafet, bir de şu marketlerde satılan yatak koruyucuları. Oto koltuğuna filan seriyoruz, içimiz rahat.

Ve yine biliyorum ki … “Tünelin sonunda ışık var”

Bu da aynı adlı tema fotoğraf kompozisyon çalışması.



Arabanın torpidosu üzerinde önceki günün kazalarından sonra yıkanmış ama kurumamış donlar sabah güneşi ile kurumaya bırakılıyor. 75. Yıl tünelinin sonundan ışık görünüyor. Bu manzara karşısında motive olmamak mümkün değil!

Unutmadan;

Yaz dönemi blogları en çok meşgul eden iki konudan biri tatil ise ikincisi tuvalet maceralarıdır.

Yüksek müsaadenizle ben de takip ettiğim blogger dostlarının linklerini paylaşmak istiyorum, hem bana hem de bu mevzuda çaba gösterenlere referans olur kanımca:
Fadiş ve Deniz
Hülya ve Tuna
Nehir ve Ada
Seyhan ve Defne Nil
Evrim ve Demir
Alev ve Yiğit
Kaymaklı kadayıfın yazısı
Gamze ve Ege

27 Haziran 2011 Pazartesi

Masal dedik bağrımıza bastık

Bu masal işi biraz sarpa sardı son günlerde.

Hani ben totomdan masallar uyduruyorum ya, bazı dostlar sağolsunlar çocuk kitabı yazmamı bile önerdiler, hani hazır ilham perileri gaza getirmişken...

Peri deyince...

Eskiden günlerce üst üstüne anlatsam sıkılmayan Arca için at çiftliğinden kaçan Doru Tay ile Miki ve Tiki’nin orman maceraları hatta bunları ormanda buluşturan versiyonlar aylarca popülerliğini korudu. Ancak son zamanlarda her güne bir masal uydurmamı talep eder oldu.

Lakin bu masal olayı bi tarafımda patladı. Yine Arca yeni masal istedi, tabir-i caizse eskileri pişirip koyma önüme dedi. Ben de uyumak bilmeyen cüceye “uyku perileri” adlı şaheserimi (!) uydurdum. İşte bunlar dört taneymiş, minicikmiş, kanatları varmış kelebek gibi, biri masal anlatır, biri ninni söyler, biri sırtını kaşır (babası kılıklı:P) biri öpermiş. Hepsi ayrı renkmiş, bık bık bık bık…

Neyse perileri tasvir ederken biraz abartmışım. Arca ilgilendi filan diye pek seviniyorum. Gel gör ki bizim Arca meğer bunlardan tırsmış. Gece uyanır, periler geldi diye mızıklar, karanlıkta perileri görür…. Hehe benim totom tutuştu tabii.

Demek ki neymiş?

Orman maceralarından ve hayvanlarından vazgeçilmeyecekmiş,
Hayali kahramanlar fazla abartılmayacakmış,
Veee çok büyüdüğümde bir gün ben de Esra Özlem gibi gerçek bir masal yazmayı düşünürsem kesinlikle ve kesinlikle bir pedagogdan görüş istenecekmiş.

Unutmadan;

Hayatımızda çok özel bir yeri olan "Bir Kar Masalı"nın yaratıcıları canım arkadaşım Esra Özlem ve hastası olduğum OIP ile iphone ve ipad'de uygulamalarını hazırlayan eski dostum kertenkele :P Özgürüm , şahane bir röportaj vermişler, tatil arasında kaynamış.

Kuvvetle muhtemel olay vukuu bulduğunda ben açık büfe mamaları dıkınmakla meşgul idim:)

Neyse cıvıtmadan Türkiye sizinle gurur duyuyor : Buyrun röportaja

Tatil

İlk günler tekne ile dalış, sonra dağ bisikleti turu ile epey kalori yaktık.

Hep oda kahvaltı pansiyonlarda kaldık.

Dağa tırmandık, tarihi yerleri gezdik, her gün ayrı bir lezzetle tanıştık. Sabahlara kadar o bar senin bu bar benim gezdik, Arca da bize ayak uydurdu. Yorulunca sırtımıza attık tepelere tırmandık, kah arabada sızdı. Bol bol hatıra objeleri alışverişi yaptık. Çarşı gezdik.

Raftingten girdik, yamaç paraşütünden çıktık. Bilmediğimiz diyarlarda kaybolduk.

Kahvaltılarımız yerine göre gözleme yerine göre köy kahvaltısı, kırmızı lezzetli domatesler... Öğlen yemeklerimizi uyduruk soğuk sandviçlerle geçirdik. Akşam salaş lokantalarda rakı balık. Kimi zaman sokak arası köftecisi.

Bünyemiz bu hareketi kaldıramadı bir kaç gün içinde döndük.

Bol aksiyon bol heyecan bol adrenalin bol bol bol….

Desem de inanmayın puahhaha: )

“Ultra” her şey dahil bir oteldeydik. İlknurla babane, maaile tatilde. Arca umumiyetle babaneye satıldı. Arca’nın tanıştığı en büyük adrenalin yüklü an yemek kırıntılarına gelen vahşi serçeleri kovalamaktı. Yemekten miskinleşmiş hayvanların pek vahşi yanı kalmamıştı gerçi.



Günde sekiz öğün yedik. Yedik yattık yedik yattık. Aman kalori harcamayalım dedik, havuzun en kenarından kestane denen rüzgar kesen çadırlardan yer tuttuk. Arca bu kestanede uyuduğu gün pek mesuttuk, ee odaya kadar çıkmayacaktık, daha ne!


Kalkıp bir bardak su almaya üşendik. Çok yorulmuş olacağız çokça uyuduk. Sırtıma krem sürmeye üşendiğimden ciğerden hallice gezdim ilk günün ertesi.

Sabahları deniz kıyısında kumda oynamaca,


öğle uykusundan sonra havuzda takılmaca.


Bol bol yattık ki, açık büfedeki sıralarda milleti dirseklemeye ve öne geçmeye enerjimiz olsun. Hep birbirimizin elindeki tabakları kestik, acaba şu köfteleri ne taraftan almıştı şu ecnebi hatun? Aman o mamadan yiyemezsek kalori alımını tamamlayamazdık. Taze profitrolün mutfaktan çıkışını bekledik. Baktık fırından gevrek geç çıkacak, hemen masaya dönüp diğerini görevlendirdik. Hiç bilmediğimiz bir lezzet ya:)

Elimizde zilyon kalori mamalar taş Rus ablaları kestik. Bu kadar biraya nasıl selülitleri yok diye şaşırdık. Doğurup doğurup taş kalmalarının sırrını tam çözecektik ki tatil bitti.

Zaten bünye de bu kadar yiyip yatmayı kaldıramazdı. İyi ki sadece dört gün kalmışız.

Ulen Arca büyü de artık özümüze dönelim, eski tatillerimize kavuşalım. Yetti len başlayacağım senin havuzuna, mamana, kumuna denizine, +2 kilo ile İzmir sınırlarına teşrif ettik.

Unutmadan;
Sakarlıkta sınır tanımayan hizmetlerim devam ediyor. Daha tatile çıkmak üzere arabaya binerken Arca arkamdaymış, kapıyı açtığım gibi BAM! arabanın kapısı Arcanın kafasında patladı.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Çişten moktan mevzular


Bu kadar uzun süreceğini bilsem başlar mıydım?

Hazır olduğunu düşündüğüm bebenin bu işi en geç birkaç günde bitireceğini hayal etmek saçmalık mıymış?

“Söylemiyor Ümit abla, biz hatırlatırsak ne ala! Hatırlatmazsak söylemiyor, hazır değilmiş galiba” dediğimde ve Ümit abla “sabredeceksin, bu yaz böyle geçecek” diye cevapladığında çok büyük hayal kırıklığına uğradım.

Arca’nın yaklaşık bir senedir kakayı lazımlığa yapması beni acayip gaza getirmişti. Kesinlikle beze yapmıyordu, illa ki lazımlığa yapılacak. Bezler sıkmaya başladığında kendimi iyice Arca'nın hazır olduğuna ikna ettim.

Doktoru son gittiğimizde, “zamanı gelmiş” dedi, Ümit abla “tamamdır, kışa kalmasın, halledelim” dedi, benim iç sesim zaten bunları duymaya hazırdı hatta Ümit abla hali hazırda piyasadayken iki koldan çalışmamız işime geldi, ama bu kadar uzun süreceğine belli ki hazırlamamışım kendimi.

Dönüş yok, yola devam.
(Azimle mıçan betonu deler lafı tam benim karakterime uygun)

Kimi zaman güzel bir gün geçiyor, kimi zaman kazaların ardı arkası kesilmiyor. Misal bütün bir gün dışarıdaydık, Pazar gününü Alpi’nin doğum gününde ve devamını yazlıkta geçirdik, klozete bile yaptı, sıfır kaza ile günü bitirdi. Ama bütün günü evde geçirdiğimiz önceki gün bile isteye halıya yaptı.

İnatlaşmıyorum, cidden, (hadi şunu inatlaşmamaya çalışıyorum diye düzeltelim) benim gibi inadın önde gideninden beklenmeyecek bir kayıtsızlık yerleştiriyorum suratıma ama eminim bakışımdan bile anlıyordur düdük. O var ya o, o Arca denen velet çok iyi tanıyor beni. Çünkü dışımdan çaktırmasam da içimden "inadına yaptı biliyorum" diye dişlerimi sıkıyorum.

Bir defasında "bir dahaki sefere haber verirsin çişini lazımlığa yapmak için koşarız" dediğimde, "o zaman bezimi takalım" dedi. İçim kıyıldı. Neyse ki aynı numarayı Ümit ablaya da yapmış, hiç oralı olmadık.

Çok pis bir ittifak kurduk cüceye karşı!

Çişin geldiğini anlayıp lazımlığa kendiliğinden koşmayı ne zaman başaracak? O günler bize çok uzak görünüyor. İlla ki bizim onu götürmemizi istiyor.

Çişini kendi söyler ve kesinlikle kaçırmadan lazımlığa yaparsa, panomuz var, sticker yıldız yapıştıracağız diye sevindirik oldu.

Sonra benim yıldız sticker'lar pek motive edici olmasa gerek, sallamamaya başladı.



El emeği göz nuru iğrenç panom ve sticker’ım. Evet o sol tarafta görünen ne idüğü belirsiz yeşil şeyler yıldız.

"Bir çocuk tuvaletten nasıl soğutulur?" konulu çalışma takdimimdir.

Ah ulen Füsun olsa keçeden yapardı şerefsizim, ben kipitapın gönderdiği stickerdan eciş bücüş yıldız kesmeye çalıştım. Yeteneksizim diyorum kimse inanmıyor.

Motivasyonun dibe vurduğu anda ablam imdadıma yetişti, cars sticker'ları getirmiş de biraz panoya adapte olmaya başladı düdük.

Sonra başka bir motivasyon da arkadaşları. Berk, Tuna, Ege ve Ela da benzer süreçlerden geçiyor, bizimkine şahane motivasyon oluyor.

En sevdiğimiz şarkı (güya Tuna’nın söylediği):
“Lazımlığa çişimi yapıyom, çişimi yapıyom popom kuru kalıyo!”

Gündemimiz şimdilerde bu…

Şimdilik "çişte başarıya ulaşmanın yolları" postu yazmam mümkün değil, çünkü bunun bir başarı öyküsü olmasına daha çoook var.

Unutmadan bu arada şimdilik gece bez var, uyuduktan sonra takıyoruz, sabaha karşı yatak ıslak oluyor. Hani bez de olmasa halimiz ne olacak?