18 Aralık 2013 Çarşamba

Kim lan büyücü?

Şu sol taraftaki Goodreads şeysini ihmal etmiş değilim. Hatırı sayılır bir süredir “Büyücü” isimli kitabı okuyordum. (Yazar: John Fowles Ayrıntı yayınları) 670 sayfa yav!
Aslında her şeyi ama her şeyi anlatmak istiyorum ama okumayanlar için çok büyük pislik olur, insan olup susacağım. Ama okuyun yani, korkmadan…
Şu kadarını söyleyeceğim, yazar ilk ağızdan yazmış ve ben okurken kendimi bu kişi ile özdeşleştirdim. Ki o salak herifle hiçbir ortak yönüm yok, yazarın başarısı diyelim, saygıda kusur etmeyelim. Dolayısı ile başına gelenler benim başıma gelmiş gibi sürekli bir beyin jimnastiği içine girerek çözmeye çalıştım. Sürmenaj olacaktım şerefsizim.
Kitabın bitmesini hem istiyorum, insanım merak ediyorum sonuçta hem de istemiyorum, zira bu çapta bir beyin mıncıklamasını tedarik edecek başka bir kitap bulabilir miyim, bilmiyorum. Öyle deli manyak bir hal içerisindeyken…
Allahıma şükürler olsun ki, edebiyatta aradığımı gündemde buldum.

17 Aralık 2013 Salı

Bratislava

Bir şeyin olacağı varsa oluyor. Nitekim onca aksiliğe ve aceleye rağmen Bratislava’ya sorunsuz gittim, inanılır gibi değildi. Vize çıkmasını bir kenara bırak, uçuşlarımı son anda değiştirmem, aktarma havalimanının Atatürk değil de Sabiha Gökçen olması bile işlerin tıkırında gitmesine yetti. Tüm evren ve ilahi güçlerin tamamı güçlerini birleştirmişti, o eğitim o insanlara verilecekti.

15 Aralık 2013 Pazar

Dumur diyalog #113

A: aa annem bişey oldu ağaca
Y: noldu
A: yanıp sönüyor ışıklar
Y: evet ayarını değiştirdim

9 Aralık 2013 Pazartesi

Bizi biz yapan seçimlerimiz

Der özlü sözün dibine vururum.
Ama yok hayır, ben böyle kısa cümlelerle vurabilseydim, twitter fenomeni olurdum. Blog dediğin kısa olmuyor bacım bir gevezelik bir sohbet ohooo…

6 Aralık 2013 Cuma

Vize

Tarih yazmak üzereyim.
Eğer 3 gün içinde vize çıkarsa tarih yazacağım, sonra da ekmekte soğan çorbamı yudumlarken Bratislava’dan bir post girerim artık, eşek değilim ya:P

5 Aralık 2013 Perşembe

Çocuklar hayatı hafifletiyor

Pazar günü, miskinlik diz boyu. Al şu çocuğu bir etkinliğe götür bir faaliyet bir sanatsal aktivite değil mi ya? Yok! Yaymış oturuyoruz. İlker bir kanepeye uzanmış, elinde ipad, ben karşısındakine konumlanmışım, elimde ne var hatırlamıyorum vallaha, kitap da olabilir, telefon da. Ama salep olmadığı kesin. Zira az önce balkona çıkıp da içmiştim.

3 Aralık 2013 Salı

Hafıza kartları ve Matematiğin büyüsü

Arca artık hezimete uğratmanın ne anlama geldiğini biliyor. Sık sık ana babasının ve hatta bu oyun kartlarını kendisine hediye eden Nadire teyzesinin üzerinde tecrübe ediyor. Hangimiz daha az hezimete uğradığımızın çetelesini tutuyoruz. Yani Arca ve diğerleri şeklinde bir rekabet söz konusu.

Nietzsche ağladığında : AMOR FATİ

“Bir kitap okudum hayatım değişti” klişesiyle bir girizgâh yapmak pek yerinde bir tercih olmayacak. Zira “Nietzsche ağladığında” daha çok kendimle ilgili sorgulamalarımın saygı duyulacak bir dehayla kurgulanmış bir eserin satır aralarında vücut bulmuş haliydi.

2 Aralık 2013 Pazartesi

Ondan bundan şundan…

Kalmış 4. İzleyici sayısının 499 olmasına diyorum, 4 kişi kalmış. Sonra bırakacağım bu blog işini, 500’ü beklemeyeceğim…
Dermişim puhahah! Yok lan bırakır mıyım? Ne güzel yazıp okuyup eğleniyoruz.
Gerçi bir değişiklik, banner’da bir farklılık ne bileyim bir şeyler dürtüyor beni ama ne bilmiyorum.
499 numero da gelsin, geleneksel öpücüğümü vericem.

29 Kasım 2013 Cuma

Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır.

Bu aralar…
Yorgunum ve uykum var. Bir an enerjinin zirvesindeyim, bir bakmışsın sürünüyor bedenim. Öyle bir hal. İstanbul seyahatlerinin üst üste tesadüf etmesidir belki kimbilir.

26 Kasım 2013 Salı

Sa-kar ca-dı vi-ni ve ko-ca ka-ra ke-di-si Vil-bur….

Çok okuyoruz ya hani, işte ana-baba eğitim kitapları, uzmanlar filan… Az çok yaşının gereklerini öğreniyoruz bir şekilde. Allah biliyor ya bizim numune, umumiyetle tutturuyor uzmanları. Hani bizim bir Tracy ablamız vardı ve “kitap bebek”leri. Hah Arca o kitap bebeklerden oldu genelde, ara sıra daha çekingen, ara sıra daha sosyal ama ortalama bir kitap bebek.

25 Kasım 2013 Pazartesi

tövbeeığgk

“Biraz samimi bir adam yani ben şimdi n’apabilirim?!... Aşkım aşkım neden konuşmuyorsun ay ben burada telefonu kaybettim sandım elim ayağım boşaldı diyorum… a ama niye kızıyorsun? Sadece yemeğe gittik, yani başkaları da vardı, ama ama…”
Bekleme salonundaki bir uçak dolusu insan olarak, o akşam hattın öbür ucundaki şahsın kıskanç, güvensiz üstelik de psikopat olduğuna şahitlik edecek kadar uzun bir süre, kadının nefes almamacasına sıraladığı cümlelere maruz kaldık.

Yağmur

Yağmur, sabah İzmirlilerin başına geleni isimlendirmek için hafif kalıyor. İlker metro durağına gidebilmem için taksi çağırmayı önerdi, düşün yani alt tarafı 5-10 dakika yürüyeceğim. Yürüdüm tabii! Deli misin, yağmurda yürüme fırsatını kaçırır mıyım?

21 Kasım 2013 Perşembe

Dumur diyalog #112

Arcanın odasındayız, İlker arcaya madaj yapıyor sohbet ediyoruz. 
A: annem sen çok gevezesin
Y: sen geveze ne demek biliyor musun
A: çok konuşanlara denir
Y: aa ben çok mu konuşuyorum?
A: aynen öyle

20 Kasım 2013 Çarşamba

Bundan ala dumur diyalog mu olur?

Dumur diyalog günü yapacaktım bugünü.
Akşamdan yazmıştım son muhabbetleri, ofisten çıkmadan yayınlarım dediydim. Neyse hadi vakit var elmamı kemirirken bir gündeme bakayım dedim. Puhahahha “ulan” (kimse ama kimse beni bundan sonra ulan diyorum diye yadırgayamaz dalarım!) diyalogun dumuru, dumurun alası varmış gündemde!
Tıkla dumura uğra.

19 Kasım 2013 Salı

Düşün düşün boktur işin

Kafayı yiyeceğim, yav! Nerede okumuştum ben onu?
Hani şu insanların baş edemeyecekleri şeyleri unutma, yok sayma eğilimleri ile ilgili olan tespit.

18 Kasım 2013 Pazartesi

Bu haftaki doğal yaşam dozumuzu nasıl alalım?

İlker ve Arca’nın ipadde inanılmaz sardırdıkları Hay Day diye bir oyun var. Çiftlik işte, bir şeyler yetiştiriyorsun, onları satıyorsun filan. Hatta benim telefonumdan da başka bir paravan çiftlik kurdular, haksız kazanç sağlıyorlar. Öyle de sardılar ki, bu oyunun varlığından kendilerini haberdar eden Duru bile onların level level gerisinde! Tabii on iki yaşında bir ergenin çiftlikten daha ilgi çekici bir hayatı, okul gibi bir takım sorumlulukları var. Ekranda oynanan oyunlara kıl olabilirim ama baba-çocuk birlikte bir şey paylaşıyorlar ve eğleniyorlar, dötlüğün alemi yok.

15 Kasım 2013 Cuma

Kışa hazır mısınız?

Yağmur da sağanağa döndü ya, hava şimdi iyice serinler.
Hafta sonu Arca’ya grip aşısını yaptırttık. Her sene sorgulayıp her sene de tıpış tıpış yaptırmak neyin nesi oluyorsa: )
Niyetimiz Arca cücesiyle doktor ziyaretinden sonra Alsancak’ta takılmaktı, zira hava nefisti o gün. Bu defa da ben üşütmüşüm kolum kanadım kırık. Kös kös eve döndük ama öncesinde kışlık hazırlıkları için tüm malzemeyi toparlamıştım!

14 Kasım 2013 Perşembe

Dumur diyalog #111

A: baba biliyor musun bugün annemi hafıza kartı oynarken eziyete uğrattım

Meali: hezimete uğratmak
---------------------

A: Büyüyünce evlenicem karım olucak, bir tane küçük çocuğum olacak bir tane de bahçeli evim olucak. Sonra köpek alıcam ve çocuğuma "çocuklar köpeklerle oynamayı çok sever, sen de onunla oynamalısın" dicem. 

Meali: bana köpek alın!

13 Kasım 2013 Çarşamba

Göbek karın yağları

Facebook’a dalmışım akşam, eski albümlerime bakarken “pek zayıfmışım” diye iç geçirir buldum kendimi. Üstelik çok değil beş sene öncesindeki halime… Merak edenler için evet 4 kilo fazlam var, ve yine merak edenler için söyleyeyim umumiyetle bel ve karın bölgesinden ikamet almak üzereler. Kalça tamamdı, yani henüz kırk beş kilo bir lise öğrencisiyken beden öğretmenim bile demişti, kilo aldın mı senin kıçın büyür. Demek o vakitler bir bira göbeği olasılığını hesaba katmamış muhterem hocam.