Yazılar posta kutuna gelsin mi?

17 Kasım 2015 Salı

Kafa mühim!

Arca’yı okula yazdırırken sayfalar dolusu form doldurduk. Arca’ya yaklaşımımızdan tut da, ceza (varsa) yöntemlerimize kadar her şeyimizi didik didik sormuşlardı, biz de anlatmıştık. Özellikle aynı sınıfta olmasını istemediğimiz anaokulu sınıf arkadaşlarından birini de not düşmüştük hatta, evet iğrenciz biliyorum ama Arca’nın o çocuktan kötü etkilendiğini düşünüyoruz. Neyse donumuzun rengi dışında her şeyimizi anlattıktan sonra (aslında ben blog adresini direkt yazaydım da olurdu) işi akışına bıraktık.

Aklımızda tabii hep öğretmen vardı. Öğretmeni biz seçemiyorduk, formdaki bilgilere göre en uygun olan öğretmenin sınıfına verileceğini ummaktan başka şansımız yoktu. Hoş, olsa ne olurdu ki, kavun mu bu koklayarak anlayalım öğretmeni. En fazla eski velilerden bilgi alabilirdik ama onu da yapmadık. Öğretmenle okulun ilk günü tanıştık. Ve İlker’le çok güldük, çünkü ikimizin de ilkokul öğretmenleri orta yaşın üzerinde kadınlardı, öyle bir kod vardı zihnimizde ve erkek öğretmen olsa ne olur demiştik. Arca’nın öğretmeni hem erkek hem de genç. Yani bizden genç, eh zaten artık pek çok insan bizden genç. Sonuçta on yıllık öğretmen.

İlk gün sadece tanıştık, haftasına veli toplantısında iyice tanıdık. Toplantıdan çıktığımızda İlker’e söylediğim ilk şey; “tamam öğretmen bizim kafada!” oldu. İlker de Arca’nın resmi velisi olarak ısındı, hatta “ne iyi işte erkek erkeğe daha iyi anlaşırsınız” esprisi yaptık.

Kafa mühim. Bir kere ceza-ödül sistemine uzak, bu çok önemli. Tamam, bizim de yaptırımlarımız var ama tüm ilişkimiz ödül-ceza sistemi üzerine kurulmuyor. Ödevi de fazla fazla vermiyor, bence. Gerçi ödev İlker’e düşüyor ama o da aynı kanıda. Ben eve geldiğimde ödev bitmiş oluyor. Ödev meselesi (ki buna öğretmen görev, sorumluluk diyor) biraz sübjektif bir şey. Arca okuma yazma meraklısı bir çocuk olduğu için şimdilik ödev konusunda fazla şikayet etmiyor, belki ileride değişir, belki başka çocuklara göre farklıdır, bilmiyorum.

Bunlar genel mevzular. Geçen yine veli toplantısı vardı, bu arada ben bu zırt pırt işten izin alıp toplantılara gitmeye kılım ama neyse o başka bir konu. Toplantı genel konular, sorular ile bence biraz da sıkıcı geçti. Çünkü tabii ki okuma yazma konuşuldu ve Arca en azından okumayı bildiği için bizim soracak pek bir şeyimiz yoktu, şimdilik sıkılmamız normal yani, önümüzdeki maçlara bakacağız.

Toplantının sonunda öğretmen, BİLSEM sınavından bahsetti. Hani şu üstün zekalı çocukları belirleme sınavı. Bu sınav eskiden dördüncü sınıflara yapılırmış, geçen yıl ikinci sınıfa düşmüş, bu sene birinci sınıflara kadar düşmüş. YUH! Birinci sınıf çocuğu nasıl girecek o sınava? Hem öğretmenler ne kadardır tanıyorlar ki çocukları teşhis koyacaklar? Üstelik okuldan sonra ek bir eğitim ve bu eğitim merkezlerinde birkaç saat daha bu yaştaki çocuklar için zor değil mi? Ben bunları hızlıca aklımdan geçirirken öğretmen de hepsi ve daha fazlasını, bizim çocuklar için neden mesafeli davrandığına gerekçe olarak sıraladı. Diyorum işte kafa mühim!

Çok nötr yaklaştı olaya, nasıl isterseniz öyle yapın, bana soracağınız bir şey olursa yanıtlarım ama çok erken diye düşünüyorum dedi. Veliler arasında “sen bizim çocuklar arasında üstün zekalı yok mu diyon? Bizim çocuklar üstün değil mi” esprileri yapıldı. Meraklı birkaçının dışında kimse de pek ilgilenmedi.

Yav arkadaş üstün yetenekli çocuk kendini belli etmez mi, parlak zekalı çocuk parlamaz mı bu vakte kadar? En azından bizim sosyoekonomik düzeyimizdeki ailelerin çocukları için konuşuyorum. Bak bunu eğitimsiz anne babaların çocukları için söylemiyorum. Olabilir, anne-babanın farkındalığı yüksek değildir, anlayamaz çocuğundaki üstünlüğü ve o çocuğun harcanmaması için özel eğitim görmesi şarttır, önemlidir. Bunun da aşamaları olmalıdır, öyle bir çocuğu öğretmeni doktora yönlendirir, doktor sınava girsin derse, girer çocuk. Böyle kafalarına göre kim isterse girsin herkese açık sınav saçma değil mi? Dingonun ahırı mı yav!

Aman neyse, ben bu bilgilerin büyük kısmını zaten birkaç ay önce yazdığım yazıdaki yorumlardan edindim, merak ederseniz, linki burada

Demem o ki; biz okulu seçerken en iyi okul değil, Arca’ya en uygun okul düşüncesiyle hareket etmiştik, öğretmen konusunu da akışına bırakmıştık. Açıkçası şimdilik öğretmen-ebeveyn paralelliğinden memnunum ben. Bütün çocuklar okuyacak, yazacak, bütün çocuklar öğrenecek, en azından ilkokulda en önemli şey çocukların mutlu, istekli olarak okula gitmesi. Bunda da öğretmenin yaklaşımı tabii ki önemli, çatışmamak da aynı kafada olmak da bizim için şans. Diyorum işte kafa mühim!

9 yorum:

  1. Valla şimdiki çocuklar daima dile getirdiğim gibi hakikaten şanslı. Bizim yıllarda ben çok iyi hatırlıyorum öğretmenler birinin illa ki bir şeysi, yakını, akrabası oluyordu, tavırları tarzı biliniyordu, özellikle ona gidilip rica minnet ediliyordu sınıfına alınsın diye. Hoş benimki azcık psikopat sayılabilirdi ama severdi beni. Ne formlar ne çocukların özellikleri falan merak edilirdi. Zamana bırakılıp üzerinde durulmayan ufak detaylardı bunlar. Bilinç önemli. Öğretmenin tavrı da çok mühim kesinlikle. Ben devlet okulunda ve zor bir bölgede öğretmenlik yaptım ama şunu diyebilirim ki öğretmen çocuk için altın değerinde, ne istersen onu verebiliyorsun öğrenciye. Yani yazık yavrum saçma birinin elinde telef olabilir. Bana mütemadiyen akşamları ödev olarak verilen 45 soruluk matematik problemlerimi halam ve babam çözdü senelerce:) Tuhaf bir durum aslında, acıklı, ikircikli, ama bilinçli bir öğretmen büyük şans ve elbette ki sınıfın ve okulun genel durumu da öyle. Öğrenciler birbirlerini delicesine etkiliyorlar. Kafa mühim katılıyorum. Sevindim sizin adınıza. her şeyin güzel ve yolunda gitmesini diliyorum.Sevgiler çok

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgiler en kocamanından benden:)

      Sil
  2. İlkokul öğretmeni bir çocuğun hayatındaki en önemli olay bence. Bir nevi mucize. Bir kere başına geldi mi o mucize ömrün boyunca o mucizenin senin hayatına kattıklarından besleniyorsun. Kuzey'in ilkokul öğretmeni öyleydi mesela. sanırım yedi senelik bir tecrübesi olan, pırlanta gibi bir kadındı. Çocukları, mesleğini çok seviyordu. İlkokul boyunca çocuklara doğruyu, güzeli, insan olmayı, hata yapınca özür dilemeyi öğretti. Hiç bağırmadan çocuklarla iletişim kurdu. Sanırım 3 sınıf içerisinde bir sınavdan en kötü ortalamayı alan sınıf olmuşlardı ve eve öğretmenimizi üzdüğümüz için çok üzüldüm diyerek geldi.Diyeceğim şu ki okumayı öğrenemeyen çocuk yok. Akademik başarı önemli değil diyen annelerden de değilim. Çocuğumun iyi bir eğitim alması için çalışmaktan bitap düşüyorum. Yani eğitim de istiyorum. Toplantılara gelince ben de onlardan çok sıkılıyorum. Ama inanır mısın, okuldan çıkmayan anneler var. Kuzey geçen gün bir arakadaşı için şöyle dedi: Biliyor musun annesini arkadaşımdan daha çok görüyorum. Anlattığın özel yetenek sınavı dillere destan bir sınav. Burada da yapılıyor. Öğretmen görece daha zeki bulduğu çocuklara bu sınava katılabilirsin diyo. Ben ve eşim bu sınavlara çok, çok , çok özel bir yeteneği olmadıkça özel okulda okuyan çocukların katılmasına karşıyım. Bıraksınlar da onlardan da dar gelirli aileler faydalansın diye düşünüyorum. Belki de bizim oğlanda bir deha bulunmadığı için böyle düşünüyorumdur :) Zira çok normal bir çocuk!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özlemcim benim babam da (ve tabii ben de) aynı kafadayız. Babamı devlet okutmuş, o zamanlar devlet parasız yatılı okulları varmış. Ablamı ve beni imkanları el verdiği derece özel okulda okutmaya çalıştı, devlet beni okuttu, ben de devlette fazla yer işgali olmasın diye sizi özelde okutuyorum derdi:)) o işin şakası ama bence bu kurslarda kontenjan varsa - tabii detayları bilmiyorum ama - öncelik imkanı kısıtlı çocukların olmalı. Çünkü bakma şakasını yapıyoruz ama üstün zeka/yetenek sahibi olan çocukların da ailelerin de işi zor, desteğe ihtiyaçları var. Benim garipsediğim herkese neden açık?

      Sil
    2. Eşitlik ilkesinden olabilir belki. Ama babanın ve senin ve benim düşündüğümü düşünmeli insanlar da. Sonuçta kimse parayı kimse ağaçtan toplamıyor elbette ama toplumun çoğunluğunun çocuklarına verdiği eğitimden daha fazlasını verebilme imkanını çocuklarımıza sunabiliyorsak, bu tip zeki çocuklara verilen eğitimleri sahiden ihtiyaç sahiplerine bırakmalıyız. Ama inanır mısın, sahiden ekonomik durumu çok iyi olan insanlar o kadar hevesli ki çocuklarına bir de burada ders aldırmaya. Okuldan sonra iki saat daha ders. Ben çocukların haline inan acıyorum. Bir anne olarak o hırs döngüsünün içine girmek istemesem de sistem ne yazık ki seni zorluyor. Nihayetinde yapılacak ödevler, projeler, hazırlanacak ppt'ler, döenm sonu ödevleri, sınavlar, sözlüler oluyor :)
      Öğretmeninizi gözüm çok tuttu. Anlattıkların öğretmenden öte, doğru bir insan olduğunu gösteriyor zaten. Arca'yı da seni de öpüyorum.

      Sil
  3. Bizim burada önce RAM denen kurum sınav yaptı ondan yüksek puan alanlar Bilseme sınavına girdi hepsi döküldü çocukların ailelerin moralleri bozuldu bu sınavlara hazırlayan kurumlar varmış kitaplar var bu nasıl bir şey anlamadım nasıl zeka testi ki bu sınavlarına hazırlanılır canan

    YanıtlaSil
  4. Öğretmeninizi bu yazıda tanımama rağmen ben de çok sevdim. Kafa bir delikanlı:) Darısı Duru'nun başına.

    Sevgiler..

    YanıtlaSil
  5. Geçenlerde okula toplantıya girmeden öğretmeni sordu -bilsem sınavına girecek mi diye Nedir dedim,hiç duymamıştım özel yetenekli çocukları tespit ettikleri bir sınav dedi.İyi girsin dedim bende:)Zeka kısmını duymamıştım.Hani iyi resim yapamıyor belki müzik ışığı vardır belki dedim.İyi bir kulağı var ama bu "yetenek"midir bilemedim.Daha fenası okulun kapısında bi veli yanaştı sizin ki girecek mi sınava dedi.Bende girecek dedim.Benim oğlumda girsin ama kazanamaz ki dedin kadın:PHayda dedim içimden yetenek sınavı gibi bir şey dediler bu kazanılacak kaybedilecek bir şey değil gibi geldi bana ama çokta bir bilgi sahibi değilim dedim.Kadın tekrarladı yok kazanamazki benimki zaten içine kapanık bi çocuk dedi:) gitti

    YanıtlaSil
  6. ben sana hep gülüyom da demek babası ders çalıştırmayı üstlendi ha. bak bu iyi bişi. çoğunlukta anneler ders çalıştıyor da kutluyoring sizin aileyi :)

    YanıtlaSil