22 Mayıs 2016 Pazar

6 dakika: yüzüyordu

Not: 6 dakika yazıları sevgili macera kitabım Özlem'in kıymetli hediyesi 6 dakika oyun kartlarından çektiğim kelimelerden 6 dakika boyunca aklıma ne gelirse yazdığım yazılardır. Dolayısı ile tamamen hayal ürünüdür:)

"Ev pislik içinde yüzüyordu. Kalk bi temizlik yapalım dedim, kalk da at üzerinden miskinliği temizleyiverelim evi. Yok dedi şurdan şuraya kalkmam temizliği filan da hiç yapamam. Yav arkadaş nasıl bir insansın kokacağız dedim, oralı olmadı. İlk bulduğunla ev arkadaşı olursan olacağı bu. Allahtan yemeğe eli yatkın ama o kadarını ben de yapıyorum, bir el atıverse, vallahi temizliği bitirivereceğiz. Yok illa o koca kıçını koyacak o kanepeye sabahtan akşama evlilik programlarını izleyecek. Bundan öğrendim ben bağkur emeklisi istemezlermiş subay emeklisi ya da emekli sandığından emekliysen karılar varıyormuş sana. Yaa... Bağkurluysan illa soruyorlarmış evin damın var mı. Sonraki soru çoluk çocuk, hani mirasın ne kadar buna düşecek hesap ediyor haspa. Ay şiştim, kızım kalk kalk da bir makine tut şu evi yeminle koktuk, bizi bu programlara çıksak da almayacaklar!"

18 Mayıs 2016 Çarşamba

Tatlı su direnişçiliği

Muhteremin slim fit dönemlerine ait az yıpranmış gömleklerini yatağın altında bir poşetin içinde muhafaza ediyorduk. Slim fit dönemi çok uzun sürmediği için (:P) gerçekten de yepyeniydi hepsi. Ama biraz buruşmuş biraz da toz kokmuş. Yıkandı, ütülenecek. Fark ettim ki, bazılarını ilk defa ütülüyorum. Demek o kısa dönem evde ütüleri bana bırakmayan Ümit abla ile Nadire abla arasına bir zamana denk gelmiş.

Hey gidi zengin günlerimiz diyecek oldum İlker’e, bak şu gömleği ütülemek nasip olmamış bile. Şikayet etmiyorum, zira muhteremle birlikte ev işlerini iyi kotarıyoruz bence, hatta kendimizle gurur duyuyorum. Lakin yaşam tarzımızda ciddi bir sadeleşme yoluna girdiğimizi de fark ediyorum.

Bu fakirleşmemizden ziyade algı ve seçimlerle alakalı biraz da. 
Biraz da farkındalıklarımızın duruşumuza etkisi... 

17 Mayıs 2016 Salı

Okusun da …

Geçenlerde Arca cücesinin babaannesi Salih Memecan’ın iki karikatür kitabını getirmiş, “Sizinkiler” serisinden. Bir süre kitaplıkta öylece durdu, sonra bir gün Cansu’nun doğum günü için Çeşme’ye giderken yanına almak istedi. Yolda okuyacakmış. Bak bu bir ilk. Kitap dergi karıştırmıştı ama bütün yol boyunca kahkahalarla bir kitap okuduğu olmamıştı. Ben gıcık oldum. Okumasına değil de, Salih Memecan’ın bir kitabını bu kadar sevmesine. Ama Arca’ya nasıl anlatılır, bu kitabı yazan adam yalakalık yapmak uğruna, insan hayatını hiçe saydı diye… Okusun da… ne okursa okusun diyemiyorum arkadaş, adama ziyadesiyle bileniyorum:/

Neyse ses etmedik, her takıntı gibi, bunun da tozlu raflarda yerini alacağını düşündüğümüzden üzerine varmadık. Ama Arca tutturdu illa devam kitaplarını istiyor. İlker’e bir kitap alacağım gün (allahım hayatımızdaki ilklere bir yenisi! Kıyamet kapımızda mı ne? İlker onun için kitap almamı istesin, olacak iş değil – fikrini değiştirmesin diye alelacele siparişi verdim zaten), Saftirik Greg’lerden de birkaç kitap ekledim listeye. Evet Sizinkiler’den vazgeçirmek için başka bir bağımlılık yaratmaya çalıştığımı inkar edecek değilim.

Ramazan Geldi Hoş Geldi

Ramazan yaklaştıkça herkesi bir yemek telaşı alıp götürüyor. İftarda ne yiyeceğim düşüncesi herkesi

ayrı düşündürüyor. Hazırlanacak yemeklerin hem pratik hem de lezzetli olması da oldukça önemli.

Tüm gün hiçbir şey yemeyip akşamında ağır yemekler yenmesi de sağlığa zarar veriyor. Bunun için

özel menüler çıkarıp, mutfak alışverişini de ona göre yapmak gerekiyor.

İftar menüsünde ne yapacağını düşünenler için Lezzet.com.tr birbirinden farklı ve sağlıklı tarifler

sunuyor. Başlangıçlar, ana menüler ve tatlılar da dâhil olmak üzere iftarda ne yapacağım

düşüncesinden kurtulacaksınız. Yapacağınız menüleri kabataslak da olsa belirleyerek mutfak

alışverişinizi de ona göre yapabilirsiniz.

İlk defa bu tarifleri deneyecekler için fotoğraflı anlatımların bulunması da yemek yapımını daha da

kolaylaştırıyor. Ayrıca listede yer alan tüm tariflerin denenmiş tarifler olduğunu görebiliyorsunuz.

İftara misafir davet ettiğinizde özel bir menü hazırlamak istiyorsanız ancak aklınıza hiçbir fikir

gelmiyorsa yine Lezzet’in yemek tarifleri sayfasından yardım alabilirsiniz. Kategoriler arasından iftar

yemeklerini seçiyorsunuz ve seçtiğiniz bu kategoriye ait tüm alt başlıklara hızlıca ulaşabiliyorsunuz.

Adım adım ilerlemek isterseniz çorbaları, pilavları, kebapları, türlü türlü tatlıları inceleyebilirsiniz.

Hem görünüşleri ile sofranıza renk katacak olan bu yemekler misafirlerinizin de oldukça keyif alacağı

bir iftar menüsü haline gelecek. Denediğiniz farklı yemekler ile her akşam farklı bir iftar yemeği

vermek zorunda kalabilirsiniz. Çünkü klasik anlayışın dışında farklı tatları bir araya getirerek deneyimli

kişilerce hazırlanan iftar yemekleri tarifleri ile ramazan ayında bile en özel sofraları siz

hazırlayacaksınız.

Kadayıf dolması, Kemalpaşa tatlısı, tarhana çorbası gibi klasik yemeklerin tariflerinin yanı sıra şalgam

dolması, Mardin güveci, şıhıl mahşı gibi oldukça değişik seçeneklerle de karşılaşabilirsiniz. Yemeklerin

isimleri sizleri korkutmasın, hepsi evde rahatlıkla yapabileceğiniz yemekler arasında yer alıyor.

Ramazan ayında enerjinizin düşmemesini sağlamak ve bir yandan da sağlıklı beslenmek için iftar ve

sahur öğünlerine oldukça dikkat etmeniz gerekiyor. Bunu sağlamanız için de Lezzet ustaları sizlere

özel hazırladığı tarifleri ile her an yanınızda oluyor ve deneyimleri ile sizlere yol gösteriyor.

13 Mayıs 2016 Cuma

Okuma Bayramı

Her şey Arca’nın okuma bayramında sunucu olarak belirlenmesi ile başladı.
Aslında çok şaşırmadık, ezberi kuvvetli, kelimeleri telaffuzu görece düzgün bir çocuktur bizim cüce. Doğdu beridir bu kadar kitap okunan, bu kadar kelimelerle haşır neşir olan bir çocuk için gerçekten şaşırtıcı bir karar değil.

Gel gör ki, bizim Arca yalnız olmayacaktı. Naz adında bir kız çocuğu ile birlikte sunacaklardı programı. Ezberlerden sorumlu devlet bakanı muhteremle ilk soru işaretimiz kıyafet oldu. Hatta öğretmenine sorduk, papyonlu gömlekli temiz düzgün bir kıyafet önerdi. Tabii bilmiyor Arca’nın özel yaşamındaki kıyafet tercihlerini.

Bizim oğlan kıçına eşofman altından gayrı bir alt giymez. Kot bile giymez, rahat değilmiş, gol atamıyormuş. Üst dersen artık dikişleri atan LCW gömleği var, ekoseli, onu giyerim diye tutturdu. Zira Arca’nın umursama alanı saçları, giyimi değil. Saçlarını nasıl yapacağına karar vermesi yeterli. Babası ile internetten saç modelleri araştırdılar, hatta kuaförle istişarelerde bulundular. Modelde karar kılındı.

12 Mayıs 2016 Perşembe

Dağıldım, toparlanıp dönücem

Kelimenin tam anlamıyla dağıldığımı hissediyorum.
Hani nereden tutarsan tut elinde kalır ya öyle bir şey işte.

Üstelik derleyip toplayanım da çok ama neden böyle oluyor bilmiyorum.

4 Mayıs 2016 Çarşamba

Cesur Yanınızı Kucaklayın, Brene Brown

İncinebilirlik.

Hayatımda duyduğum en insani kelimelerden biri.

Yaralar alacağını bilmene rağmen kendini ortaya koyarak, duygusal risk alma cesaretini gösterebilmek.

3 Mayıs 2016 Salı

Nisan mimozaları, mor salkımlar, park dutları, Mayıs gülleri

Sabah caddeye indiğim patika üzerine birkaç tane mimoza ağacı var. Daha bir hafta  öncesine kadar bunlar sapsarı, top top çiçekliydi. Bugün baktım hepsi dökmüş çiçeğini. Ama giderken dut ağaçlarına ve mayıs güllerine terk etmiş sahneyi. Bizim parkta dut ağaçları da var, dalları önce göğe yükseliyor sonra salkım söğüt gibi toprağa meylediyor. Her kış o dallar kupkuru ve baharla yeşillenip mayısla meyveleniyor. Biz de iki dal bitki gördüğümüze seviniyoruz avanaklar gibi. Mor salkımlar da bitti galiba, pek görmüyorum. Ama mayıs gülleri her yerde, yıkılıyor dallar. Lazım o dallar bize, Hıdrellez’e hazır olsunlar, dileklerimizi yazıp asacağız dallarına, tez olacak tüm isteklerimiz, inşallah… 

Dumur diyalog #158

Tabağına peynir koydum. Çeçil peynirinden iki parça gibi görünüyor ama bitişik birbirine ayırmayıverdim. Hemen pazarlığa başladı: "İki peynir koymuşsun, bir tane yiyecektim?"

Y: Onlar tek parça Arca bak bitişik.
İkna oldu gibi...

1 Mayıs 2016 Pazar

Yaşın hep ...

Diyet etkinlikleri kapsamında, muhterem bir gün eve bir tartı ile geldi. Birkaç hafta oluyor. Evdeki basküle artık güvenmediği için değil, bunun başkaca tespitleri var. Mesela vücut yağ, su, kas oranlarını filan söylüyor. Yani sen kilo veriyorsun ya, dıııtttt dur bakalım orada, nasıl kilo veriyorsun, nereden veriyorsun? Yağından mı, kasından mı, yoksa su mu kaybediyor vücut? Aman allah göstermesin. Yağdan vereceksin. Yağdan verip vermediğini de işte bu mucize baskülden öğreneceksin. Mühim bir icat, gavur yapmış, biz de kullanıyoruz. 

29 Nisan 2016 Cuma

Aynı otobüsün yolcuları

Her sabah en geç yedi buçuk civarı evden çıkıyorum. Caddeye inen ağaçlı bir patika var, şanslıysam sokak köpekleri çetesine rastlamadan metroya kadar bir beş dakika kadar yürüyorum.

Her sabah ablamların evinin önünden geçiyorum, çoktan işin okulun yolunu tuttuklarını bilmeme rağmen pencerelerine bir bakmadan geçmiyorum. Bazen şanslıysam Mustafa’yı görüyorum, enişteyle ablamlara selam gönderiyorum.

Her sabah çantamdan kent kartımı çıkarırken gişenin önündeki saate bakıyorum, 07:40’ı geçmediyse, tamam, aktarma otobüsüne muhtemelen yetişirim.

26 Nisan 2016 Salı

An itibariyle

Sabah kalkıp işe gitmek, işte işten başka hiçbir şeyle ilgilenmemek ve müthiş konsantrasyon gerektiren bir şeylerle uğraşmak, tüm günün yorgunluğu üzerine eve gelir gelmez birkaç lokma atıştırıp sızmak... Sabaha karşı tuvalete kalktığımda saati özellikle altıya kurdum. Böylece kendime bir kahve yapıp aheste kahvaltının tadını çıkaracaktım. Nerde? Bir ara bizim yatağa sıvışmış cüceyi yanımda bulunca boşvermişim kahveye, uykuya devam. Ama pişman oldum. Sanki iş ile uyku arası hiç yaşamamış gibi hissettim kendimi. Üzerine okuldan okuma bayramı kıyafet parasını haber veren kağıdı okumak ve hatta daha yeni siyah ayakkabı almışken bayrama beyaz ayakkabı istendiğini öğrenmek hiç hoş olmadı söyleyeyim. Bir çocuğun kaç farklı renk ayakkabısı olacağını düşünüyorlar acaba? Hepi topu birkaç ay giyeceği bir ayakkabıdan birkaç renk kim alır?

22 Nisan 2016 Cuma

6 dakika: Yaralı

yaralı bir yanım var, kırık kanat gibi. Yarama ulaşamıyorum, göremiyorum ama biliyorum orada. Romatizmanın yağmur öncesi sızım sızlaması gibi, sızlıyor inceden. hissettiriyor kendini, buradayım diyor, hey, unutma beni. Unutmam ne mümkün? Unutmayı denemediğimden değil hani, allah biliyor ya çok denedim. Lakin unutamadım, unutturmadılar. Tam unutmaya muvaffak olacağım, bastılar üzerine acıttılar. Gözyaşlarımı içime akıtırsam dindiririm sızımı dedim, olmadı. Gözyaşlarım yaramı onarmadı, dağladı. Yaralı bir yanım var, ne vakit sokakta ağlayan hırpani birçocuk görsem sızlar, yağmur öncesi romatizmalı eklemlerim gibi, inceden. 

21 Nisan 2016 Perşembe

Dumur diyalog #157

Y: Yarın akşam yokum Arca, kitap kulübüm var, geç gelirim.
A: Gitmesen olmaz mı? Okuduğun kitabın fotoğrafını instagrama koy paylaşmış olursun.

------------------------

6 dakika: Gitsek



"Gitsek" diyorum, "yav deli misin otur oturduğun yerde nereye?" diyorsun.
"Şu karşıki dağlara uzansak, kaybolsak, gideceksek birlikte gitsek" diyorum, "iyiyz böyle" diyorsun. "sen iyisin, ben değil, sen rahatsın ben değil. Benim gitmelerim geldi, benim kaçmalarım var şimdi aklımda, kolumdan tutsan da kalamam ki, gitmem lazım, gitmek lazım. Uzamak uzaklara, bilinmeze uzanmak lazım. Aramadan bilemezsin neyi bulacağını, bulmak için gitmek lazım. Nefesler dar geliyor, mekanlar sıkıyor, kalk gidelim! kalmalar bize göre değil" demek istiyorum. Demiyorum, diyemiyor, susuyorum. Bir sözcük çıkıyor iki dudağımın arasıından cılız: Gitsek?

20 Nisan 2016 Çarşamba

Etkili bir silah: Muhterem

Bizim evde çok tehlikeli bir şahıs var: muhterem.
Kocam diye demiyorum, bir sesi var…
Tamam, baştan başlıyorum, toplaşın anlatacağım.

Geçtiğimiz günlerde, “dünya liderine :P” terörist diyen bir grup protestocuyu ABD sokaklarında PHUSFMSDKAFM şeklinde bastırmaya çalışan korumalar, bir tür geri püskürtme silahını sahada mı deniyorlar diye şüphe ederken, benim muhteremin sesinin de benzer bir silaha dönüşebileceği geldi aklıma.

Hayır, benim muhterem öküz değil, böğürmüyor, onun silahı daha etkili.

19 Nisan 2016 Salı

Hafta sonu, kitap fuarı ve başka şeyler

Senelerdir (10 seneden fazla oldu) blog yazarım, yorum kısmı denetimsizdir, gelişine sallayabilirsin yani. 
Şimdiye kadar küfür de yazıldı, laf da edildi yorumlarda, Allah biliyor ya bir tarafıma sallamadım, cevap yazmaya tenezzül bile etmedim. 
Düne kadar. Dün maillerimi açtım bir baktım bloga yorum gelmiş, seneler evvelki bir yazıya. 
Bana kendince had bildiriyor. Beni ettiğim laf konusunda terbiye edecek aklı sıra. 
Hayatımda ilk kez çemkirdim. Oh be.

15 Nisan 2016 Cuma

6 dakika: Fotoğraf

Bir bankta oturmuş sohbet ediyorduk. Altıncı sınıfların rehberlik dersinde küçüklerin sınıflarına gelip öğretmenlik yaptıklarını anlatıyordu, boyamalarına yardım ediyorlarmış mesela ya da Almanca konuşuyorlarmış onlarla. “Siz küçükken okulunuzda var mıydı böyle yapıyor muydu büyükler?” Pek hatırlamadığımı söyledim, belli ki bu uygulama hoşuna gitmişti, sordum, evet dedi, onayladı, eğlenceli oluyormuş. Birlikte parkın içinden geçenleri izledik bir süre. Sonra baktım gözlerini kapatmış. “N’oldu uykun mu geldi?” diye sordum, o yokuşu çıkmak yedi yaşında bir çocuk için kolay değil biliyorum. Hayır, dedi. "Fotoğraf çekiyorum, bu anın fotoğrafını çekiyorum, sonra birlikte bakarız."

14 Nisan 2016 Perşembe

Farkındalığın da farkında olmak

Blogda arama kısmı var, sağ sütunda, “farkındalık” kelimesini arattığınızda onlarca defa tanımlamış, cümle içinde kullanmış, güya içselleştirmişim bu kelimeyi. Günlük yaşamımda da kullanıyorum, yani “blogda neysem yaşamda da oyum” mesajını alınız lütfen.

Derhal birkaç örnek sunuyorum, aralarında çok eğlenceli yazılar varmış, yazdığımı bile unutmuşum, epey eğlendim okurken:) (“siz de okuyun!” mesajını alınız lütfen:P)

Burada analık mertebesinden tanım yapmışım;

Burada farkındalığa çok pis sövmüşüm:

Burada da ahkam kesmişim:

Ve daha onlarca defa yazmışım ama sorun şu ki; ben bu kelimeyi tam anlamamışım.

6 dakika: Doğarım

Ben her sabah yeniden doğarım, küllerimden.
Her gece tüm dertlerimi rüyalara yükler, her sabah güneşe doğarım.
Her uykuda ölür zihnim her sabah doğumumla canlanır, yeniden hem ruhum hem bedenim.
Yüzüme çarptığım bir avuç su cansuyum olur, ensemden süzülür damlalar.
Damla damla tekrar doğarım, her sabah ve her sabah ömrümün kalanının ilk gününe doğarım. 
Her gece ne kadar sancılıysa yok oluşum, o kadar huzurlu olur sabaha doğuşum, sancısız, sükunetle her sabah yeni bir zihne doğarım.