Yazılar posta kutuna gelsin mi?

26 Aralık 2016 Pazartesi

Güneş ışığı

Allah’ın bildiğini kuldan saklayacak değilim, depresif bir ruh hali içindeyim. Aslına bakarsan şahsi hayatımla ilgili ciddi bir sorunum yok çok şükür. Benim, ailemin sağlığı, huzurumuz, düzenimiz yerinde. Gel gör ki, mutlu olacak şükredecek çok sebebimiz olmasına rağmen en küçük bir olumsuzlukta – ki bu bizim ülkemizde hemen her gün oluyor – bir el boğazıma sarılıyormuş gibi hissediyorum. İç dünyamı dengelemekte zorlanıyorum.

Burada bile defalarca anlattığım gibi kendimce kuyruğu dik tutma gibi önlemlerim var. Bu önlemlerin en sonuncusu sosyal medyada denk geldiğim bir aldatma ve linç etme olayıydı. Konuya özne bilmemnemom kişisini tanımıyorum, hatta varlığından bile haberdar değildim ta ki bir sosyal medya hesabında bahsini okuyana kadar. Sonra bile isteye, olayın içine daldım. Evet bu benim için ilginç bir durum zira mümkün mertebe sosyal medyanın bu gibi tuzaklarına düşmem. Ne var ki, gündemin ağır gerçeklerinden kaçmak için, sosyolog mu psikolog mu neyse, bir diploma sorununu incelemek cazip geldi. Bir süreliğine kafayı düzelttim. Bana böyle gündemlerle gelin! 

İşte bunun gibi sığ bazı önlemlerim var. Magazin haberi de okumaya başladım. Hiç izlemediğim bir dizinin finali ne zaman yapılacakmış haberini okudum mesela, bana ne değil mi?

Bu iyi hissetme arayışlarındayken dün, UCLA’daki Nörobilim bölümünde doktorasını yapmış bir araştırmacı ve The Upward Spiral‘in yazarı olan Alex Korb’un daha mutlu hissettirecek önerilerinin derlendiği bir yazı karşıma çıktı.

Heveslendim, ne de olsa işin bilimsel bir tarafı var, dikkate almaya değer. Kağıdı kalemi elime aldım, önerileri yazacağım, sonra da inşallah uygulayacağım.

Müzik diyor mesela, kendinizi en mutlu hissettiğiniz yıllarda dinlediğiniz şarkıları dinlememizi öneriyor. Çok doğru. Mesela ben genelde 90’larda hit olmuş şarkıları hala aynı keyifle dinliyorum. Hatta neredeyse İzel Çelik Ercan şarkılarını bile sevdiğimi söyleyeceğim. Anımsamanın sadece beyinle alakalı olmadığını düşünüyorum. Tüm duyularınla hatırlıyor insan. Deniz kokusu, kestane kokusu, biçilmiş ot kokusu, yağmurdan sonra toprak kokusu… Bunlar beyninde „mutlu an“ kodu ile kodlanmışsa, ne zaman burnuna gelse, gülümsetmeye yetiyor.

Yeri gelmişken gülümsemek de iyi hissettirirmiş. Evet, sahte olsa bile. Yani beynimizi kandırabiliyormuşuz. Beyin, gülümsüyorsa, demek ki mutlu diye kodluyormuş. Güzel…

Hedefinin olması beyin tarafından dünyanın daha farklı algılanmasını, uzak tarihli bir hedef üzerinde düşünmek beynin kontrolde ve daha motive olmasını sağlarmış. Benim açımdan tüm sorun benim hedef biraz fazla uzak yani ulaşabilir miyim bilmiyorum. Belki de daha kısa vadeli, daha olası hedefler seçmeli. Ya da hedefini daha ulaşılabilir parçalara bölmek… Neyse artık o benim şahsi sorunum, siz bir hedef seçin yeter.

Uykuyu iyi almak da başka bir alışkanlık önerisi. Fosur fosur uyuyorum bak, tek sorunum uyanamamak.

Bak mesela bu kadar saydım hala alışveriş veya fütursuzca tıkınmaktan bahsetmedim. Yazı ile ilgili hoşuma giden bir yön de bu. Çünkü yemek ve alışveriş geçici mutluluklar verir, sanırım artık hepimiz biliyoruz. (Geçen hafta indirimden 4 elbise aldım, 4 kilo fazlamla o elbiseleri nasıl giyeceğimi de akşam televizyon başında patlamış mısır tıkınırken düşünürüm artık)

Erteleme alışkanlığına da son vermemiz önerilmiş. Ertelemek stres yaratır, stres ise iyi hissetmenin tam tersi. Ertelemeyi önlemek mi istiyorsunuz? En etkili küçük değişiklik o ilk maddede bahsettiğim gibi iyi hissettirecek bir müzik, gerisi gelir. (Ofiste bağırta bağırta Don't Speak çaldırmak istiyorum)

Güzel… Peki bu bilim insanının alışkanlıklarımızı yönetmek konusundaki önerilerinin hemen hepsini çok tuttum, çünkü net ve uygulanabilir… diye düşünecektim ki, yazının son bölümünü okudum ve bütün ümitlerim yerle bir oldu. Çünkü onun „çok basit bir yol“ diye gösterdiği şey benim için imkansızın da imkansızı…

Sabah yürüyüşü, puhahahhah!
Hem de güneş ışığında, bir defa daha puhahahahah!

Gerçi on dakika kadar sabah yürüyüşü yapıyorum, hem de her sabah Zaytung’daki o bankacıların pezevenklerin eline düşmesiyle ilgili mizah haberini düşüne düşüne… Zira ben ofise geldiğimde gün henüz doğmamış oluyor. Hangi güneş ışığı?

Benim genel anlamdaki „kötü hissetme“ sendromum en azından bilimsel bir nedene bağlandı. Ben güneş ışığını görmüyorum, en azından günler uzamaya başlayacak ve moralim yerine gelecek.

Toparlayacak olursak; yapabilen şanslı kişiler için; iyi hissetmenin en iyi yolu güneş ışığında, tercihen bir arkadaşla her gün (alışkanlık edinmek için her gün önemli) sabah yürüyüşü yapmakmış. 


8 yorum:

  1. Bende bu yazıyı elimde not defteri ve kalemle okudum.
    Sahte olup da işe yaraması gerçekten ilginç. Ama okurken bunu da denedim. Azcık mutlu oldu beyın... İlginç.

    YanıtlaSil
  2. Hepimiz aynı durumdayız sanırım.

    Bu arada hiç ama hiç fazla kilom yok. Çok acayip fit hissediyorum. Hedeflediğimin 1 kg altında olduğuma inanamıyorum. 10 kilo verdim. Niye söylüyorum bunu çünkü herkes duysun istiyorum. :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. HARİKASIN!! tebrik ederim, kilo verebilen bir insan olmadığım için hayran kaldım, süpersin:)

      Sil
    2. :)))))

      Benim için de bir ilk oldu.

      Sil
  3. Kaç yıldır deneyimleriz. Akşam üzeri yürüyüşleri de mucizevi biçimde iyi gelir.
    Günün yorgunluğunun üzerine 1 saat yürür, hem bedenen hem ruhen sıfırlanır gelirsin.

    YanıtlaSil
  4. Hmmm ben de bir ara araştırmış ve okumuştum bunu.
    Moralini bozmayacaksa lütfen gülümseyerek rüyamı oku.
    Geçen hafta iş görüşmesi için sizin şirketin İst merkez ofisine gidiyormuşum.
    Uçakta karşılaşıyoruz. Sana soruyorum, şirket hakkında bilgi verir misin? Hatta yerini soruyorum. Tam olarak yapılan işi falan.
    Bana hiç yardımcı olmadın :D
    Sonra uçaktan inince doğrudan şirkete girdik.
    Ofislerin ortasında kocaman bir alana girdik. Odanın her bir duvarında kesintisiz klimalar vardı :D
    Sonra rüya saçma sapan bir yere gitti de orası mahrem ve sen yoktun neyse ki
    :D
    neyse, iş görüşmesi olmadı. gelmiyorum!! hahaha

    YanıtlaSil
  5. ben ve çevremdeki herkes aynı düşüncelere sahip sanırım bu ara.En korktuğum da ne biliyormusun bizim çocukluğumuzdan bahsederken olan onca kötü şeye rağmen herkes ve bizler çok mutluyduk düşününce bile tebessüm ediyorum hala.Ne yazık ki benim(bizim)çocuklarımız mutsuz onlara mutlu anılar bırakamıcaz.
    Gecen seneye kaç şükürle başlamıştın sen bile strateji değiştirmişsin bak o bile işe yaramamış.Mutlu olabilmek için hepimiz bir arayış içindeyiz.
    En çok da özlediğim şey katılasıya gülmek(ne çok gülerdik)karnım ağrıyıncaya kadar nedensiz gülmek istiyorum :)
    Dagıttım sanırım biraz neyse öle işte
    adile

    YanıtlaSil