Yazılar posta kutuna gelsin mi?

5 Aralık 2016 Pazartesi

Nadas

Kadınların beyinleri aynı zamanda birçok şeyi düşünebilme özelliğine sahiptir. Şimdi kaynağını hatırlamadığım birkaç yazıdan ama en çok da kendimden biliyorum ve bu blog benim şahsi sallama alanım olduğu için rahatlıkla genelleştirebilirim. Ben taş atayım da, dileyen çıkarmaya uğraşsın.

Bu, aynı anda çok şey düşünebilme özelliğinden daha evvel bahsetmiştim, tekrar aynı detaylara girmeyeceğim, multitasking hakkında merakı cezbolan kimseler bunu ve şunu tıklamak suretiyle bilgilerini tazeleyebilirler.

Yazıları adam akıllı okuyanların da rahatlıkla anlayabileceği gibi, bu özellik iyi değil, kötü hatta lanet bir özelliktir, yani kadın olduğumuz için övünmenin manası yok, saçmalamayalım.

Lanet derken?

Lanet derken sürekli kafa bin beş yüz dolaşmaktan bahsediyorum. Her işe girişmekten amma ve lakin hemen hiçbir şeyi tamamlayamamaktan, tamamlayamadığın için de suçluluk duymaktan, gerilmekten, yapmak isteyip de yapamadıkların için üzülmekten, kaygılanmaktan bahsediyorum, daha ne olsun!

Bu hissiyatın bugünlerde tavan yaptığını, Görünmez Adam Yayınları, Alfie Kohen'in yeni kitabını gönderdiğinde fark ettim. Kitaba çok sevinmiştim, içimden bir his yine Özgür Bolat ile paralellikler gösterdiğini söylüyordu ve okumak için sabırsızlanıyordum. Kitabevi sahibine de mutlaka yorumlarımı bildireceğimi söyledim. Söyledim ama ne ara okuyacaktım acaba? Söyledim ama benzer bir lafı aylar önce başka bir yayınevine de söylemiştim ve hala incecik kitabı okuyamamıştım, ona ne demeli?

Derken kendimi panik içinde buldum. Hayır, sadece okuma konusunda değil. Bu aralar yurt dışında iş imkanlarını inceliyorum - ve umutsuz olduğumu söyleyebilirim, yani heyecan verici hiçbir gelişme yok - , iş başvuruları oldukça zaman alan bir şey. (bu gidişle rejim de değişse, iç savaş da çıksa, ülke batsa da, kaçamayacağız burada tıkıldık kaldık, oğlanı göndersek bari.)

Sonra mevcut iş yoğunluğum çok fazla, hep böyle miydi ben mi daha detaycı oldum bilmiyorum. İşimi ve çalışmayı seviyorum fakat rutin, risksiz, stressiz işlerin özlemini çekiyorum. Yazık ki bu aralar hep sıkıntılar üst üste.

Bir taraftan yapmaya çalıştığım bir şey var, ortaya çıkarırken müthiş keyif alıyorum fakat buna zaman bulmakta zorluk çekiyorum, kendimle baş başa kalamadığım için geriliyorum. Ev ayrı bir sorun. Geçen yıl, henüz yardımcısız kalmışken daha iyi kotarıyorduk, bu yıl daha fazla yoruluyorum, daha fazla zorlanıyorum.

Rutinimin dışında bir gelişme paniklememe sebep oluyor. Türk lirasının değer kaybına bile aşırı tepki verir oldum, gündem beni sürekli zorluyor.

Rutin dışı demişken, mesela Noel kermesi kurabiyeleri.

Cumartesi eve Havva abla gelmeseydi, kurabiyeler pastaneden alınacaktı, çünkü temizliğe ben girişecektim. Kurabiye yapmayı ve diğer her şeyi - ütü, bulaşık da dahil - temizlik yapmaya tercih ederim. Temizlikten yırtınca bana bir heves geldi, kurabiye planını üç ölçüye çıkardım, coşmuştum. Sabah onda başladığım mutfak serüveni akşam üzeri dört buçuk civarına kadar sürdü. Zevk almadım dersem yalan söylemiş olurum, çok keyifliydi. Fakat abarttığımı yorgunluktan kanepeye serildiğimde fark ettim, söz vermeme rağmen anneme bile gidememiştim.

Kurabiye pişirdiğim o çok uzun süreçte düşünmeye fırsatım oldu, özellikle bu sadelikten uzak şahsi gündemimi enine boyuna düşündüm. Ara sıra işle ilgili yoğunluktan atladığım konular aklıma geldi, sinek kovalar gibi kovaladım düşünceleri beynimden. Yaptığım işe, tek işe yoğunlaşmak konusunda ne kadar çaba harcadığımı gördüğümde ise, şaşırdım. Aynı anda pek çok işi düşünmek ve zihinde organize etmek o kadar normalim olmuş ki, sade ve sadece bir işi yapmaya çalışmak bile inanılmaz yordu beni.

Ve bir karar verdim. Her şeye yetme Yeliz dedim, her şeye yetemiyorsun zaten. Tek tek parça parça... Sadeleştirerek.

Bu bir tür alıştırma. Ve hemen başladım.

Kermesten çıktıktan sonra pazara gidelim demiştik mesela, trafiği, orada harcayacağım zamanı ve olası ilave yorgunluğu düşününce, boş ver dedim İlker'e, alacağımız bir kilo ıspanak, manavdan alıverelim. Eve geldiğimizde çamaşır bitmişti, asmalı, hemen yeni postayı yıkamalı, aman yarabbi hızlıca ütülere girişilmeliydi, dur dedim, kalsın. Ütüye girersen, ablana gidemezsin. Ispanakları sirkeli suya basıp Arca'yla bastık ablama gittik. Oh be, ne iyi oldu.

Sonra aldım elime telefonu, aklımı çelen, hiçbir işe de yaramayan uygulamaların bildirimlerini tek tek kapattım, gördükçe girip vakit ve zihinsel enerji harcadığım her şeyi iptal ettim. Eşyalar da nasibini aldı, zaten artık sadeleşmekten evde tek eşya kalmayacak:))

Ve bir çok zihinsel aktiviteyi nadasa bırakmaya karar verdim. Örneğin iş başvurularını. Bıraktım, ektim biçtim bir süre dinlensin. Kafamdaki hikayeleri bütüne yerleştirmem lazım, bıraktım, çok düşünüldü üzerinde çok çalışıldı biraz fikirler dinlensin. Biraz hafif ve alıp götüren kitaplar okunsun mesela, biraz daha fazla dışarı çıkılsın, beyne oksijen gitsin biraz. Ve biraz ev kendi haline kalsın (zaten Havva abla temizlik yapınca iki hafta elime bez almıyorum:P)







1 yorum:

  1. Süper ! Çok iyi yapmışsın. Devam et lütfen kendine kıyma. :)

    YanıtlaSil