Yazılar posta kutuna gelsin mi?

11 Mayıs 2017 Perşembe

Gülümseten keşifler

Sağlıklı yaşam ile ilgili okudukça kendimle ilgili çok ilginç özellikler keşfettim.

Bu, biraz gülümseten tesadüflere benziyor, hani neşeli bir sürpriz gibi... Belçika'dan çalışacağım şirkete aylar önce geçen bir arkadaşım var, bana pek çok konuda yardımcı oluyor ama okul konularında çocukları olmadığı için ancak ben sordukça başkalarından bir şeyler öğrenebiliyordu. Ben de sen yorulma beni, aydınlatabilecek kişilerle tanıştır, direkt sorayım dedim ve yine aynı ofisten bir arkadaşla tanıştım, pek çok konuda bilgi verdi, okullar, vs... Aynı günlerde Burçay, Belçika'da yaşayan bir arkadaşı olduğunu, bizi tanıştırabileceğini söyledi, facebook üzerinden arkadaş olduk ve yeni tanıştığım bu iki kişi meğer karı kocaymış:)

Hayata gülümseten tesadüflerin dokunuşu olmasa halimiz niceydi...


Bugünkü gülümseten tesadüfüm ise şu - keşif de diyebiliriz tabii ki -: Ben muhtemelen önceki hayatımda Fransızdım. Bakınız şuradaki özellikler:

Diyet yapmıyorlar! A ne tesadüf ben de!
"Ara Öğün" ve diğeri "Atıştırma" bizim dilimizde yok! Yemeğin tadına varmak için, iyicene acıkmak gibisi yok! Bence de.
Her gün iyi kahvaltı. Kesinlikle. Hiçbir şey yiyemezsem haşlanmış yumurta yerim ama illa ki kahvaltı ederim.
Sarımsak, "de premier qualité" sızma Zeytinyağı ve taze öğütülmüş karabiber le çeşnilendirmeye bayılırız. Ah evet!!
Metabolizmayı harekete geçirmek için, yemeklerden sonra kahve keyfi yaparız. İlla ki!
"Il faut des rites" (Ritüellere ihtiyacımız var)! Hayattaki her şey, keyif almak içindir. Tabii ki!
Evde akşam yemeği yemek, dışarıda yemek kadar seksidir. Seksi midir bilemem ama ekonomik olduğu kesin.
Yemek yapmaya bayılırız. Mönüyü önceden planlar ve manav, market alışverişimizi günlük yaparız. Elbette hatta yemek hakkında sohbet etmeye bayılırız.
"Vin" hayatımızın parçasıdır. Biraz rahatlamak ve böylece yemeğin keyfine doyasıya varmak için 1-2 kadehliktir. Yani :)
"J'adore chocolate". Ama sadece ve sadece "de bonne qualité" olanına. Evet illa ki, vazgeçilmezim.
Mucizemiz "Eau, eau, eau" (su)! Bütün gün içeriz! Sanırım ben bir deveyim!


Fransız kadınlarının egzersize bakış açısı da benimki ile tamamen aynı. Ağır egzersiz yerine yürümek, yoga yapmak. İşten ayrıldığımdan beri her yere yürüyerek gidiyorum. Günde minimum 8000 adım. Neden? Çünkü vaktim var:) İşsiz güçsüz olmanın en güzel yanı bu işte. Yoga zaten benim on yıldan fazladır hayatımda. Ama maalesef ara ara giriyor sonra çıkıyor. Ben yogayı felsefesinden ziyade egzersiz olarak gördüğüm için sanırım. Her egzersizim gibi sürdürülebilirliği olamıyor. Yine de tüm egzersiz biçimleri arasında bana en uygunu. Belki de bu sebepten çıksa da yeniden giriyor hayatıma:)

Siz de benim ve tabii ki Fransız kadınları gibi yogayı bir egzersiz tarzı olarak görüyorsanız; buraya bir tık. 

Başka bir keşfim de gün ortası kısa kestirme.

Babam bunu çok yapar. Ben daha gençken yadırgardım. İlk çalıştığım fabrikada, öğlen tatilleri uzundu, yemekten sonra departmanın toplantı odasına abiler doluşur en az yarım saat uyurlardı. Ben, hamileyken ve Arca ilk doğduğu aylarda çok yapardım. Uyku bastırdı mı, hemen kapatırdım gözlerimi, kestirmek iyi gelirdi. Son zamanlarda rutin haline getirdiğimi fark ettim. Saati kurup güzelce kesitiriyorum, bazen dalıyorum bazen tilki uykusu oluyor ama iyi geliyor. En fazla yirmi dakika, daha fazla değil. Bugün gün ortasında uyumanın çok kişi tarafından uygulandığını (mesela Leonardo Da Vinci her dört saat için 15'er dakika uyuyarak toplamda uzun bir süre uyanık kalabiliyormuş) ve hatta çok da faydalı olduğunu okudum. Uykuya direnmeyiniz:) Hatta günde 7-8 saat uyku diyette çok faydalıymış.

Aslında yeni keşif değil ama yeniden bir keşif diyebiliriz, pazara gitmek beni sakinleştiriyor. Pazartesi günleri de bizim semtin sebze meyve pazarı olduğunu unutmuşum. Tam caddeye inerken kadınların peşi sıra sürükledikleri pazar arabalarını görünce, derhal eve dönüp bez torbalarımı kaptım. Hatay semt pazarı artık eskisi gibi sokak aralarında kurulmuyor. Bir pazar yeri yaptılar. Ben açık havayı tercih ederdim ama o gün içeri girdiğimdeki pazar kokusu burnuma gelince, fikrimi değiştirdim.

Pazar kokusu derken... biraz domates, biraz biber, yeşillik (bu ara en çok nane), taze kekik, biberiye, mantar karışımı bir koku yani, bunu ancak benim gibi kanına pazar işlemiş insanlar anlayabilir. Mevsimine göre bazen kereviz aroması bazen tazeliğini anlamak için kırılmış taze fasulyenin kokusu...

Ben bu pazara ne zaman gelsem, döner dolaşır, iki tur atar, yine de gider, o al yanaklı pamuk teyzeden alırım alacağımı. Bahçesinin domatı bu mevsim bile mis gibi. Bak girit kabaklarından aldım ben, biraz da patlıcan, fırında az yağda pişirsem üzerine yoğurt nefis olur. Yoksa kabakları buharda haşlayıp sarımsak, limon, zeytinyağıyla mı soslasam?

Bu arada aklımdayken bir koşu tencereye koyuverdim, iyice domestik yeliz oldum yav:) Bir keşif de bu olsun, ev işi filan seviyormuşum ben, hiç fark etmemiştim.









3 yorum:

  1. Bir insanı blogdan takip etmek ne güzelmiş...sen belçika'ya gittiğinde şey diyeceğiz, ooo , biz yeliz'i daha türkiye'deykeden, özdere-urla-çeşme-hatay pazarlı yazlarını bilirizzzz...

    YanıtlaSil
  2. Bir süredir sizi takip ediyorum ve İstanbul'da yaşıyorsunuz gibi düşünmüştüm, Hatay semt pazarı deyince İzmir Hatay mı acaba dedim ama yanılmıyorsam o pazar perşembeleri kurulurdu orada, ve bayılırdım iş çıkışı bile gitmeye... Neyse iç açıcı geldi okumak, bir sonrasını merakla bekliyor olacağım...

    YanıtlaSil