Yazılar posta kutuna gelsin mi?

6 Ağustos 2016 Cumartesi

Okuma Yoksunluğu "Sanatçının Yolu" Kitap yorumu

#okumakiptiladır diye bir hashtag vardır, şu son üç-dört gündür katıldığım kadar başka hiçbir zaman bu söyleme, bu kadar katılmamıştım. Arkadaş okuyamamak ne fena yav, kafayı yiyeceğim. Bundan sebep bloga sardım, yazık lan size! Ben şimdi ha boyna yazar kafanızı mikerim.

Zıııttt! tamam baştan alıyorum! Hani geçenlerde anlatmıştım, biz kitap kulübü kadınları, birbirimize kitaplar öneririz, hatta toplantılara getirir oku mutlaka deriz filan... Hah  bizim Sıla, hani düş masalcısı, Sanatçının Yolu isimli kitabı okumamı salık verdi. Derhal sipariş ettim, elime geçer geçmez de okumaya başladım.

Bildiğiniz kitaplardan değil, baştan söyleyeyim. Yaratıcılığınızı geliştireceğini, sanatçı tıkanıklığı denen o kilitlenmişliği aşacağınızı vaat ediyor. Tamam buraya kadar bir kişisel gelişim kitabı ile baş başa olduğunuzu idrak edebiliyorsunuz, fakat işin aslı başka. Kitap 12 haftalık bir çalışma alıştırma kitabı aslında. Her hafta için görevleriniz var, sabah sayfalarınız ve hazırlamanız gereken raporlar var. Yani iş yükü ağır bir kitap.

Sıla önerdiyse, vazgeçmem, yan çizmem, denerim dedim ve hafta hafta uygulamaya başladım.


Sabah sayfaları dediği şey, üç sayfalık el yazısı ile aklına gelen ne varsa yazmaktan ibaret. Dönüp okumak yok. 3 sayfayı istersen "bi bok yazamıyom!" cümlesiyle doldur ama doldur. Ne korkacağım lan sabah sayfasından, ben zaten blogu okuyanların kafasını sabah sayfaları seviyesinde mikiyorum, ne var yani el yazısıyla yazıveririm! dedim, hiç de korkmadım. Blogun geçmişine bak ve söyle benim gibi kadın yazı döşemekten çekinir mi? Puhahaahha! Nitekim zorlanmadım da... Arca evdeyken benden erken kalktığı saatlerde de tuvalete kapandım, klozet üzerinde yazdım. Zavallı çocuk, anasının da babası kadar klozet hakimiyeti kurabildiğini sanmakta... Neyse uzun lafın kısası ben bu yazma güdüsüyle o sabah sayfalarını akşam rakının yanında meze niyetine yerim peh! Yedim.

Bu arada sabah sayfaları da beni yedi, laf aramızda. üç sayfa deyip geçme neler çıkarıyor içinden şaşarsın. Önceleri kendimi günlüğü okunan on iki yaşındaki zavallı örselenmiş çocuk gibi hissettim. Sonra baktım ki, şifre çözücüler gelse yazımı çözemez, rahatladım, nihayetinde okunmayacaklar, nihayetinde okunmak için değil yazılmak için yazılan sayfalar bunlar. (gerçekten işe yarıyor, geyik yaptığıma bakmayın...)

Görevlerin bir kısmı da yazmayı içerdiği için sorun yok. Hemen hepsini tamamladım.

Böyle böyle biz bu kitapla dördüncü haftaya geldik. İyice birbirimize ısındık. Tabii ki bugünden yarına romanımı filan tamamlamış değilim, fakat beklentisiz bir deneyimin tadını çıkarıyorum. Her şey gayet güzel derken bam! Kitabın dördüncü hafta görevi: OKUMAMAK. Neay!!! Hiç okumayacaksın. Okumak yok. Bana ? Benim gibi kadına yapılır mı lan! Nasıl okuma? Sen okuma Julia sen okuma!

Bana bir titreme geldi, aklın durur. Ulen bu nasıl iş? Nasıl okumam ben? Ne edeceğim? Kitapta öneriler var: örgü örmek, mutfak düzenlemek filan diyor, kim ben? Ben ütü bile yapmıyorum, örgü mü öreceğim? Müzik dinle diyor, iyi bari dedim, radyo uygulaması indirdim ama ben müzik filan sevmem ki... Hafta aslında çarşamba günü başlıyor ama ben bir günü salladım, neticede Poyraz'ın sünnet düğününe hazırlanmak için kuaföre gideceğim, sıkıntıdan patlarım. Yav bir de tam Ursula K LeGuin'in Öteki Rüzgar'ına denk gelmesin mi? Bir Oblomov filan olsa okuduğum kitap, yine bir şey demeyeceğim, Ursula yav! Tam da en heyecanlı bölümünde bırakılır mı? Nitekim düğün gecesi onca rakının üzerine yatmadan evvel ben koltuğa sinmiş son dakikalarımı okuyarak geçiriyordum. İlker yadırgamış fakat kafa güzel ya bende, olayın üstünde durmamıştı. Sabahına döküldüm. Kitabı anlattım ve haykırdım: "bir hafta okumayacakmışım İlker, 1 HAFTA! Ne yapacağım?" Hayatında sms okumaya üşenen birinden beklenecek cevabı aldım: E okuma yani ne var bunda? Allahım ben imlerin karısı oldum?!  Bir de üstüne iki günlük kaçamak yapayım, demişim. Oturuyoruz, terasta, elim kolum boş. Nasıl bir okuma tiryakisiymişim ben? Ulen ben sigarayı daha kolay bıraktım be! Sıla'nın da bu süreçte epey kulakları çınladı tabii...

Madem okuyamıyoruz, yazalım bari diyerekten kendimi bloga verdim. Bu bir hafta benden çekeceğiniz var. Üstelik okumayacağım ya, yazdıklarımı da okumuyorum, artık allah ne verdiyse gelişine sallıyorum. Yazım hataları ve düşük cümlelerime laf edene dalarım!

Yaratıcılık bari ne alemde dersen, şöyle söyleyeyim, Julia Cameron denen kadına ve sülalesine saydırdığım küfürler gün yüzü görmemiş ve yaratıcılığın zirvesinden nasibini almış, veciz cümlelerden oluşuyor. Yani yaratıcılık tavan! Okuma yoksunluğuymuş, nofsdfnlşskhfsdhf kbhl!

6 yorum:

  1. Ne güzel kitapmış, sen yaz biz okuyalım 😊😊😊

    YanıtlaSil
  2. Yeliz çok tatlısın yaaa :)
    Geçecek yavrum, bu da geçecek, sabır azıcık!

    YanıtlaSil
  3. Yorum yazmasak mı acaba,şimdi sen yorumları da okuyamazsın :)

    YanıtlaSil
  4. Agahaahaha, bir ara kitabı alsam mı dedim ama 1 hafta okuyamamak işkence gibi, yapamam sanırım :) sana kolay gelsin

    YanıtlaSil
  5. :) ha haaa, bakayım şu kitaba, baksana, benim de yazmama neden olan kitap şu: "yaratma cesareti-rollo may" :) okumak yazmak için hep zaman vardır yaaa biz üretiyoz işte büssürü bahaneee :)

    YanıtlaSil
  6. Merhaba sizi takibe aldım bende bloguma beklerim :)

    YanıtlaSil