19 Nisan 2012 Perşembe

Biri Arca’ya “anne-çocuk” sözünün önemini anlatmalı! Çok ciddiyim!

Bizim İlker’le çok önemli bir sözümüz vardı eskiden, “sevgili sözü”. Hani inandığın dinin kutsal kitabına el bassan bu kadar geçerli olmaz. Sevgili sözü verdin mi, dönüşü yok. Çok çok kötü bir şey! Öyle bir dırdır yaparım ki hayatından nefret edersin.

Çocukça değil mi? Olsun biz de çocuktuk eskiden.

Bunu Arca’ya anlattım. Ne kadar önemli olduğunu, verilen sözlerin mutlaka tutulması gerektiğini. “Anne-çocuk sözü” adını verdik bu söze. Çok önemli konularda “anne-çocuk sözü” verildi mi, tutulur.

Çarçur etmeyeceksin ama bu sözü, sadece çok çok gerektiğinde kullanacaksın ki anlamı olsun.

Mesela…

18 Nisan 2012 Çarşamba

TOP TEN COUNT DOWN!

Annemin gün yüzü görmemiş çok acayip bir vecize dağarcığı vardır. Acayip diyorum çünkü kendisine bak, Lady Diana kılıklı bir kadın (cidden rahmetliye çok benzerdi) ama ağzını bir açtı mı, biri dublaj yapıyor sanırsın. Sözleri hem manidardır hem de cuk oturur. Afallarsın, düşünmeye sevk eder beynini, en nihayetinde anladığında o çoktan lafı gediğine koymuştur bile. (Bizim cücenin lafı gediğine koyma genleri ananeden geliyor kanımca:P)

17 Nisan 2012 Salı

EGOCAN

Tek gecede bitirerek kendi çapımda hızlı kitap okuma rekoruna imza attığım “Evrenden torpilim var” hakkında iki satır yazmasam ayıp olurdu.

Popüler olduğu dönemde uzak durduğum bir kitap. 138. Baskıyı görünce baskılara dayanamadım edindim ben de: )

Bir işin içine “öğreti” girdi mi iğreti oluyorum. “ihtiyacım yok yeterince gelişmiş bir kişiliğim” olayından ziyade kafi derecede ebeveyn eğitim kitabı hatmettikten sonra kişisel gelişim kitaplarına biraz mesafe koymak benimki.

Lafı gediğine koymakta üstüne yok

"Yavrucuğum" diyorsun, pek masum görünüyor gözüne ama iş laf sokmaya gelince senden benden cabbar!


Büyüyünce babasına neler alacağını sayıyor; “sana televizyon alacağım, araba alacağım, koltuk alacağım…”

Heyecanlanıyorum, “bana ne alacaksın Arca?” diye soruyorum. Laf pat diye yapıştırıyor; “sana bir şey almayacağım”.

16 Nisan 2012 Pazartesi

Ala-çin

Şehri otobüsün içinden izlemek harika…

Düzenli yollar, ilginç ağaçlar, japon güllerinden trotuar çitleri, bin bir çeşit bitki.

Hemen her yerde komünizmin disiplini hissediliyor. Dış mekanların düzeni ve güzelliği beklentiyi yükseltiyor ve kapıdan içeri adımını attığın an yumruk yemişe dönüyorsun.

Pislik içinde, en lüks lokanta bile. Çin’de en çok gördüğüm şey lokanta olduğu için rahatlıkla genelleme yapabilirim. Korkunç. Öyle ki yemek sırasında gördüğümüz şeyleri iştahımız kaçmasın diye grubun geri kalanına yemek bitinceye kadar anlatmama gibi sessiz bir anlaşmamız vardı.

Detaya giriyorum, uyarmadı deme!

15 Nisan 2012 Pazar

an itibariyle...

an itibariyle... migrostan 25% indirimli aldigim buzbag okuzgizu bogazkereyle sisenin dibini ararken...
acili semizotu salatasindan kalanlari olumsuzlestiriyorum lakin okuz gibi dikinmadan once resimlemek aklima hic gelmemisti.
an itibariyle ilker ilk 45 dakikanin bittigi anonsunu dinledi ve baska bir spor kanalina gecti.
an itibariyle arca oturdugu lazimliktan bana sesleniyor kakasi bitmis

12 Nisan 2012 Perşembe

bu gece son

Ya kusan damatların ya da yemeklerin fotoğrafını çektim, çünkü “ne gördün” desen bunlardan başka bir şey görmedim derim.


Grubun kadın olan yarısının ve diğer yarısının da karısının tembihi üzerine soluğu Kemeraltı’na benzer bir çarşıda aldık. Evet o yumuşakçalar menüsünü lüplettiğimiz ilk gündü. Çinli arkadaşımız bundan sonraki her gün yapacağı tembihlerini sıraladı; “çantalara dikkat, dükkana önce ben gireceğim, siz gözükmeyin, fiyatı geçirirler, pazarlıksız hiçbir şeye OK demek yok ve çantalara dikkat!”.

uzun zamandır görüşmediğin geveze dost

Cuma erkenden çıktım ofisten. Boğazında beyazlık görünce cücenin hafiften tırsma durumları ve doktor ziyareti. İyi haber, Arca’yı son gördüğünden beri gelişimini beğendi Bilent amcası. Yeay!!! Zaten girer girmez “ben yemelerimi çok çok yedim, 16 kilo oldum” demişti. Boy da uzamış, 1 metrelik bir cüce var artık bizim evde. Boğazdaki beyazlığı doktor da gördü ama teşhis için boğaz kültürü gerekiyordu. Yaklaşık bir saat, ikna, tehdit, gözyaşı, intikam… her şey yaşandı o laboratuarda. Sonuç? Bir şey yokmuş.Dötümden ter aktı, o da mı çıkmamış tahlilde?

11 Nisan 2012 Çarşamba

Çin'deyim ve az önce...

.... koca caddenin önünde geleneksel bir düğün arabasına "Çinli" turistler gibi elimde fotoğraf makinası ile yaklaştığımda, damat olduğunu düşündüğüm adam camı açtı ve gözümün önünde kustu.

Evet kustu, midesinde ne var ne yoksa caddeye boşalttı. Caddenin karşısında bekleyen arkadaşlar kokunun onlara kadar geldiğini söyledi, bilmiyorum onların yalancısıyım.

10 Nisan 2012 Salı

Evet evladım senin annen katıksızından bir salak!


----- Stok yazılara devam :) ------

Yer cücesinin elinde tehlikeli bir şey varsa, ya da oyuncak tehlikeli bir kullanımdaysa, bildirimde bulunuyorum : “bırakmazsan elinden alacağım ve kaldıracağım”


Dumur diyalog 47 ve 50’deki o küçük tuvalet var ya evet orası “tehlikeli nesneleri kaldırma merkezi”.

Bir oyuncak ya da nesne kayıpsa garanti “kaldırılma” ültimatomu yerine getirilmiş ve ikameti belli bir süreliğine küçük tuvalete aldırılmıştır. Sorun yok. Bir şey kayıp mı evde, arayacağın ilk yer küçük tuvalet.

9 Nisan 2012 Pazartesi

Bant yayını

Bant yayını...
Çin'deyim.

Yalan dünya, Beyaz reklam çekimi için yurtdışına gittiğinden dolayı stok bölüm hazırlamış yayınlıyormuş.
Günün çorbasının neyi eksik? Benim de stok bölümlerim var Gülse'ciğim hıh :)) (var ya çok seviyorum bu kadını)
.......

Yıl? Hatırlamıyorum vallaha… Çok geçmiş üzerinden. Sadece olay yatıya kaldığımız İlker’in annesinin evinde vukuu bulduğuna göre kesin İstanbul’da yaşadığımız yıllar.

6 Nisan 2012 Cuma

"I see dead people"

Manyak lan bizim oğlan! Kendisinin hayali birileri ile bir ilişkisi olduğundan şüpheleniyordum.

Herhangi bir şey tetikleyebiliyor cüceyi, sohbet ederken, kitap okurken veya o kendi kendine oynarken. Hatta birisiyle konuşuyorum, mesela “gayri ihtiyari döndüm baktım” cümlesini kuruyorum diyelim ki, Arca bir köşede “gayri ihtiyari gayri ihtiyari gayri ihtiyari….” Defalarca tekrar ediyor. Öyle alelade bir şekilde değil ama, gözler kısılmış “I see dead people” tarzında kısık bir sesle.

5 Nisan 2012 Perşembe

300'e 3 kala...

Daha bir sene olmamış, 200. izleyiciyi öpüjem dediğimin üzerinden geçeli...

Şimdi 300'e 3 var. Hey yavrım hey...

Geçen alışveriş danışmanımın (danışmanım deyince pek havalı oldu yav:P)  "pardon kime bakmıştınız?" serisini puhahah şeklinde okurken bir heves ettim, ben de istatistiklere baktım bugün. vallahi doğru 300'e 3 var. Bu hızla Arca askere giderken 1000'i buluruz şerefsizim.

Başa döndük kanımca!

Arca’nın aylarca gece çiş kaçırmaması yüzümüzü güldürür olmuştu. Zira bir ara çarşaf değiştirme kategorisinde Guiness rekorlar kitabını zorlamaya başlamıştım ki, cüce kariyerime engel oldu, işemez oldu, elim böğrümde öylece kalakaldım.

4 Nisan 2012 Çarşamba

İyimserlik elini üzerimizden çekmesin, e mi?

Uzun çok uzun bir yolculuk için hazırlık bunlar.


Üç aylık kitap sipariş orucumu bozdum. Hazırlığı bahane ettim.

Dumur diyalog #51

Bu ara sohbetler hep Çin üzerine…

Y: Oğlum var ya ben Çin’deyken babanla acayip eğleneceksiniz, senin için çok eğlenceli planları var, biliyor musun?

A: Çin’e babam gitsin! Sen benimle kal!

3 Nisan 2012 Salı

Semizotu sezonu açıldı! Yeayyy…


Bütün gün deli gibi çalıştırıp yemek yedirmeyi unuttuğumuz Arca, Çeşme’den sonra uğradığımız Urla pazarında pazarcı amcaların ikramlarını lüpletti, domates, küçük elma…

Eve geldiğimizde fındıklara saldırdı, derken kayısı, kuru üzüm. Sonunda isyan etti, çocuk açtı tabii ki… Bir gün önce burun kıvırdığı ızgara tavuğu makarnasıyla nefes almadan tıkınırken ben de üç su yıkadığım semizotunu onunla sohbet ederken ayıkladım.

Arca diyor ki... #11

“Annem Çin’e gidecekmiş. Çok uzakmış, öyle dedi.

Dedim ki; ne kadar uzak Amerika kadar uzak mı?


Evet dedi, sana bir harita bulalım göstereyim dedi.

2 Nisan 2012 Pazartesi

Bu ne be! Başlarım sinüzitine!

Var ya bilsem direkt ameliyat talep ederdim. Kesin çözüm! Bak bakalım bir daha oluyor mu! Ameliyata girmişken koca burnumu da hokka burun yaptın mıydı ohhh sen rahat ben rahat.


Sinüzit diyorum, kusacağım diyorum. Ben Arca’ya hamileyken bu kadar midem bulanmadı be! Yediğim ne varsa kursağımda böh desem çıkaracağım!

Neden "fucking" four? Şimdi anladım!

Benim yaş konusuna kafam pek basmaz. Geçenlerde Orçun ile Gül’ün bebeğini ziyaret ettiğimizde Orçun’un annesi Arca’nın yaşını sordu, 2 dedim! Hastane koridorlarında kahkahalar çınladı.


Hele ben? Tam bir “küçül de cebime gir!” modundayım. İlker’le anlaşamadığımız konuların başında bu gelir. Aynı yaştayız (hatta 11 gün yaşlıyım kendisinden :P) ama ona sorarlar 35 der ben hala 33 diye dudaklarımı büzerim. “Siz aynı sınıfta değil miydiniz?” diye soranlara, İlker “Yeliz 3 yaşında okula başladı” diye geyik yapar, pis! Bir türlü anlaşamıyoruz. Şu “gün alma” meselesini benim mantığım almıyor. İşime gelmiyor tabii : )

Ne diyecektim? Hıh geçen gün İlker’e Arca’nın yaşını sordum. “3 bitti, 4’ten gün alıyor” dedi. 4 mü? Ne zaman? Ne ara?