Yazılar posta kutuna gelsin mi?

24 Haziran 2016 Cuma

Mükemmel olmamanın hediyeleri

Aynaya iyice yaklaştım, başımı biraz eğdim ve röflelerimin dibinden ne kadar kumral saç çıktığını görmeye çalıştım. Umduğumdan hızlı uzuyor saçlarım. Kuaför koltuğundan nefret eden birisi için kötü bir özellik. Yine en az iki parmak uzamış. Henüz karşıdan bakıldığında fark edilecek kadar değil ama yazı bu kafayla atlatabileceğimi sanmıyorum. Tam gözümü aynadan ayırıyordum ki, onu gördüm. Beyaz tel. Tek bir tane. Mağrur ve dimdik saç derimden fırlamış. Başta muhterem olmak üzere, yaşıtlarımın saçları beyazlayalı çok oluyor. Ama bu ırsi bir şey annem de babam da o beyaz saç olayına çok geç girdiler. Annemin beyazları hala röfle gibi durur. Madam sarı kafa:) Bu sebepten henüz beklemiyordum, sürpriz oldu.

İnsanlar genelde “oo yoo yaşlanıyorum!” diye düşünür, benim çok hoşuma gitti. Saçı beyazlamaya başlamış otuz sekiz yaşında bir kadın için oldukça iyi durumdayım. (Maşallah)

Ve galiba kendimden, beyazlarıma, yaşıma rağmen, memnunum… Hayata olduğum kişiyi kucaklayan ve şefkat gösteren yönümden yaklaşıyorum bu aralar… Fakat her zaman böyle değildim.

Hayatının hatırı sayılır bir kısmını “şöyle bir hayatım olsun” hayalleri, düşünceleri, planları ile geçirirsin. Sonra bir sabah uyanırsın, - bu genelde otuzlu yaşların ortalarına denk gelen bir sabahtır – ve fark edersin ki “şöyle bir hayatım olsun” yaşları bitmiş ve “böyle bir hayatım var” yaşları başlamış.

İyi tamam hoş da, peki sen “bu hayat”ından memnun musun?

Eğer hayal ettiğin hayata yaklaşmışsan ve bu da zaten tam da senin arzuladığın hayat idiyse, sorun yok, sımsıkı sarıl ona. Ama var ya, bir de değilse? İşte o zaman paniğin büyüğüne hoş geldin.

Yaşaman gerektiğini düşündüğün hayat değilse seninki, yaşamak istediğin hayata doğru müthiş bir çekim duyarsın. Orta yaş krizi mi? Galiba, zira panik, olmak istediğin kişi olmak için, yaşamak istediğin hayatı yaşamak için çok az zamanının kaldığını düşündüğün an ortaya çıkıyor. 

Peki daha kötü bir haber vereyim mi? Bugüne kadar planladığın, arzuladığın hayata sahipsin fakat bir sabah uyanıyorsun, aslında yıllardır istediğin şeyi gerçekte hiç istememiş olduğunu fark ediyorsun. Kabusa hoş geldin.

Etrafımız, bu kabusu yaşayanlarla çevrili. Kendini oyuna gelmiş, tüm hayatını bir aldatmacanın pençesinde yaşamış gibi hissedenlerle.

Brene Brown'ın son okuduğum kitabı "mükemmel olmamanın hediyeleri" tüm bu kaybolmuşlara dokunuyor. aslında içimizde bir yerlerde hep sahip olduğumuzu bildiğimiz fakat kaybettiğimiz bir şeyleri anlatıyor.

Sahiciliği, merhameti, hissizleşmeye direnci, inançlı olmayı, şükretmeyi, öz duyarlılığın önemini anlatıyor.

Kişisel gelişimden ziyade kişisel farkındalıkları artırma kitabı. 

Mutluluğun anahtarı gibi bir vaadi yok, sadece "bütün kalbi ile yaşayan" insanların ortak yönlerinden bahsediyor. En büyük ortak noktaları "mükemmel olmamak".

Brene Brown bir hikaye anlatıcısı. Görüşme yaptığı binlerce kişinin hikayesini topluyor, üzerinde çalışıyor ve anlatıyor. 

Kendine bir pay çıkarabilirsen ne ala... 

Ben kendi payıma bir yolculuk çıkarmaya çalıştım. Çünkü bu bir sabah kalkıp bir anda karar verilecek bir şey değil, bir süreç, bir yolculuk bu. Bütün kalbinle yaşama yolculuğu...



3 yorum:

  1. Kitap ilgimi çekti. Zaten ismini sevdim önce. Ama anlatımınızdan sonra merakta ettim. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Çok ilgimi çekti, okunacaklar listeme aldım :) sevgiler ♥

    YanıtlaSil
  3. Otuz yaşımın ilk yıllarında fark ettiğim anlar oldu yapmak istediğim şeyler için geç kalmamam gerektiğini ama sizin yazdıklarınızı okuyunca tekrar gözden geçirmem gerektiğine karar verdim sanırım sadece kendim olabilmek için terk etmem gereken şeyler var!

    YanıtlaSil