Yazılar posta kutuna gelsin mi?

2 Kasım 2011 Çarşamba

İlk veli toplantısı

Genel müdür Almanya’dan aradı, sonra “5 dakika sonra tekrar arayacağım” dedi, kapattı. Tuvalete gitmem lazım gidemiyorum, bari post yazayım vakit geçsin.

Ne diyecektim? Dün ilk defa veli toplantısına katıldık. Acayip heyecanlıyız.

Hemen araya kendimden bir anı sıkıştırmalıyım, Arca ve toplantısı ve çişim az beklesin.
Ben inanılmaz inek bir öğrenciydim, sınıf başkanı, tüm notlar yüksek, sorumluluk bilinci yüksek, öyle yükseklerde gezen bir örnek öğrenci. Evde annemin babamın hiç “çocuğum otur ders çalış, ödevini yap” dediğini filan hatırlamam. Derlerdi de bana değil ablama. Ablam acayip akıllı bir çocuktu lakin tembeldi. Hatırlıyorum annemi çatlatırdı, sayıları öğrendikleri sene inatla 20 dememişti. Sayıyor 17,18,19,21! Bir sene yav! 20 demedi. Öğrenciliğinin geri kalanını da mutfaktaki televizyonun karşısında sözüm ona ders çalışarak geçirdi.

Neyse lafı uzatmayalım, ortaokul ve lise dönemlerinde ablamın veli toplantılarına bizimkiler hiç gitmek istemezlerdi. Duyacakları şeyleri biliyorlardı. Tembel diyeceklerdi. Hiçbir ebeveyn bunları duymak istemez. Birbirlerine satarlardı ablamın veli toplantılarını. Benimkilere katılmak için yarışırlar, umumiyetle birlikte katılıp, övgüleri dinlerlerdi.

Bizim bu ilk veli toplantısı Arca hakkında bir şey dinleyerek geçmedi. Halbuki Elfanam’dan neler sorulur diye tüyo almıştım. Bu velileri tanıştırma ve kaynaştırma toplantısı oldu. Biraz da fazla uzun sürdü.

Hemen herkes kendini anlatmaya pek hevesliydi. Hayır sıkıcı değildi, çoğu zaman güldük. Bir baba “oğlumun adını kimin çocuğu telaffuz ediyorsa, lütfen söylesin, o aile ile görüşmek kaynaşmak istiyorum, sevdiğinle değil seni sevenle ilişki kuracaksın” dedi. Koptuk İlker’le. Adam yanımızda oturuyor, bir şey de diyemiyoruz, kaldık öyle. Kurum sahibi, kendisini bu düşüncenin doğru olmadığı yönünde telkin etti.

Bir aile çocuğunun adını telaffuz edince, başka bir anne kendi çocuğunun o çocuğu çok sevdiğini anlattı. Meğerse duyguları karşılıklı değilmiş. “Aaa bizim oğlan sizinkini hiç sevmiyor!” deyince puhahah oldum.

Ege var Arca’nın sınıf arkadaşı, Arca çok seviyor ama hep ağladığını anlatıyor. İlker akşamları Arca’yı almaya gittiğinde Ege, İlker’e “babaaa” diye yakarıyormuş. Biz Ege’nin aşık olduğu bu babayı çok merak ediyorduk. Ama annesi gelmiş ve görünen o ki Ege herkese ve her şeye “baba” diyormuş, yani öyle baba düşkünlüğü filan yokmuş. Anneyi savunma yapma durumunda bırakmış olmaktan biraz rahatsız olduk.

Asıl gaf başka bir babadan daha doğrusu az önce bahsettiğim babadan geldi. Ege’nin annesi “yaratıcı drama” derslerini sordu, oğlu katılsın istiyordu. Güzide babamız da, “Ege’nin drama dersine ihtiyacı yok, o zaten her gün drama yaşıyor” diye – güya – espri yaptı. Tabii ki Ege’nin annesi çok bozuldu. Ya zaten çocuk alışmaya çalışıyor, eminim annesi de üzülüyordur, ben olsam üzülürüm, o edilecek laf mıydı!

Neyse, veli profili genelde iyiydi ve bu ufak tefek gerginliklerin haricinde zamanın nasıl geçtiğini ve neredeyse sekiz olduğunu anlamadık. Tam biri harflerden bahsederken, kurum sahibi, bizi işaret etti. Uyardı, “Arca da harfleri biliyor ama zor olacak, artık –se, -de, -ce… gibi öğretilmiyor” derken Arca kapıdan şiş gözler, kafada bir çizik “annneeaa” nidaları ile içeri girdi.

Hep derim “Arca açken Arca değil! Assoliste bağlıyor direkt!” (o reklama da hastayım). Kafasındaki çiziğin de Esra öğretmenin cırmıklaması sonucu olduğunu söyleyince hafiften serin rüzgarlar esti odada. Esra çağırıldı, Arca kendini oradan oraya atıp assolist kaprisleri yaparken kaza ile tırnağının çarptığını anlattı.

Ne zor öğretmenlerin işi. Arca öyle bir içini çeke çeke söyledi ki, kızcağız direkt şiddet uygulamış muamelesi gördü.

Şapır şupur öpüşe öpüşe eve geldik. Sonra da İlker’le kendimize çok kızdık. Birimiz dışarı çıkabilirdi, Arca ile oynayabilirdi, ikimizin birden sonuna kadar oturmamıza gerek yoktu. Bundan sonra böyle yapacağız. Tecrübesizlik pek fena.

Sonuç olarak sorularım cebimde, daha sonra teke tek soracağım onları.

Dur hatta buraya da yazayım;

Arkadaşları ile arası nasıl?

İnce motor hareketleri konusunda iyi mi?

Öz bakım konusunda nasıl?

Yalnız başına oyun kurabiliyor mu?

Arkadaşları ile oynarken nasıl bir portre çiziyor?

Biz kendimizi tanıttığımızda kurum sahibinin söylediği ilk şey ”bakıcıdan yana çok şanslınız!” oldu. Kendisi sürekli bakıcılarla muhatap olduğundan tahlil konusunda otorite sayılır haliyle. Ümit abla’nın diğer bakıcılarla kesinlikle karşılaştırılamayacağından, Arca ile iletişiminin ne kadar harika olduğundan uzun uzun bahsetti. Böühühühü gidiyor “Umidim” gidiyor!!

"Noldu çiş ?? "diye merak edenler için bildireyim, tam da Arca'nın odaya girişini anlatırken telefon çaldı,  konuştum tuvalete de gittim. Postu mesana sıkıntısı çekmeden bitirdim, endişeye gerek yok:P

8 yorum:

  1. baya cıngıllıymıs veli toplantısı Yeliz, bizimkiler pek sonuk kalıyor bu anlattıgın diyalogların yanında ve cidden patavatsız bir babaymıs o yahu.. :))) Biz hıc birlikte gidemedik simdiye kadar hep Arda - baba ikilisi oyun oynadı , ben toplantılarda boy gosterdım..Ben de artık baba ile gitmek istiyorum..

    YanıtlaSil
  2. Bireysel toplantı da sorabilirsin o soruları ben sana diyeyim imza:Elfana'nın sorularını bireysel toplantıda sorabilen insan kişisi

    ps:çişi unuttumdu,iyi bari:P

    YanıtlaSil
  3. Haa bu arada,bu kadar çok okunan bir çorbacı olarak,o baba seni okumuyordur umarım,puhaaaaaa:)

    YanıtlaSil
  4. komikti cidden zeynep ama yok bence siz doğru olanı yapmışsınız, arca garibim yorgunluktan helak olmuştu, pişmanım, ilk seferin heyecanı ile yaptık bi salaklık:)

    Nilim yok be yavrım o adamda hiç blog okuyacak tip yoktu:)))
    ulen harbiden okuyorsa mıçtık iyi mi!

    YanıtlaSil
  5. Ay ne heyecanlı veliiii toplantısı dile kolay, senin oğlan büyümüş Yeliz, bizimkini de hayırlısıyla bir göndersek baharda, arayışlara girdim ama pek fazla seçeneğim yok doğrusu.

    YanıtlaSil
  6. dadıların ve öğretmenlerin bu siber çağda işleri gerçekten çok zor. geçende tanıdığımız anlattı, çocukları (3-4 yaş) her akşam geldiklerinde dadasının ona vurduğunu, ittirdiğini falan anlatıyormuş. gerçektende çocukta emareler var kızarıklık morluk falan. ama evde gizli kamera sistemi var, izliyorlar ki dadının hiç suçu yok. çocuk gün boyu kendini yerden yere atıp duruyormuş akşam ailesi geldiğindede yalanlar falan işte. bunu duyunca dedimki 3-4 yaşında bir çocuğun hem yazıp hem oynaması mümükün mü? ne zamanlara geldik yahu? ben okula başladığım yıllarda bile semenin tekiydim nerde senaryolar falan.. mercan

    YanıtlaSil
  7. Yeliz çok tatlısın ya, çok güldüm. Haydi bakalım kolay gele, ilk toplantıyı yaptınız daha geride çoook var:)))

    YanıtlaSil
  8. Yalnız o değil de, şu telaffuz edilmekte zorlanılan ismi merak ettim ben yahu?! :))

    YanıtlaSil