Yazılar posta kutuna gelsin mi?

19 Ağustos 2011 Cuma

Gece 10 sabah 5 arası çalışan nöbetçi kuaför olsa...


Nefret ediyorum kuaföre gitmekten. Bence kadın nesline verilmiş en büyük ceza! Kitap okuyorum, dergi okuyorum, laflıyorum, yok , bayıyor. Millet nasıl her hafta gidiyor anlamıyorum. Kuaför ile mesafeli ilişkim tamamen mahalle baskısına dayanıyor, bir de aynadaki görüntüm artık çekilmez olduğunda!


Kuaför milleti beğenmez seni bi de! katiyen beğenmez.

Her gittiğimde saçlarım kuru, her gittiğimde kırılmış. Şişesi 10 lira etmeyecek serumu 100 liraya kakalamaya çalışma çabaları. Beş senede bir defa bir serum aldım, şimdi ne zaman “aa Yeliz Hanım saçlarınız çok kurumuş” deseler, “Nasıl olur sizden aldığım serumu uyguluyorum” “haa bizden mi almıştınız? Hmm peki o halde röfle sonrası kullanımı sıklaştırın”

Şampuan da sorarlar mutlaka. Öğrendim Elseve’i beğeniyorlar, Kemeraltından kiloluk dandik şampuanlarla da yıkasan saçını Elseve diyeceksin, takdir topluyorsun!

Allahtan tek müşterisi ben değilim, aç kalırlardı. Röfleyi yılda üç defa yaptıran biri daha var o da annem, ama o acayip sarışın, hiç yaptırmasa bile anlamazsın. Ben İkiçeşmelik konsomatrislerine dönüyorum. Fön çekmiyorum, belli olmasın diye. Ablam da var sahi. Bizim ailenin kadınları Ömür’e gider. Ömrünü yedik adamın. O kadar seyrek uğruyoruz ki kuaföre, üçümüz bir müşteri etmiyoruz.

Hafta sonu 5 aylık ayrılığımıza noktayı koydum, röfleye gittim, özlemişiz birbirimizi haliyle. Ama kadro tamamen değişmiş, benim pedikürcü vardı. Katiyen ayaklarımın altına dokunmazdı. (tekmeyi yiyince karnına, akıllandı tabii, gıdıklanıyorum kardeşim Allah Allah!) Yok!

Meğer Ömür yeni şube açmış, kadroyu oraya taşımış. Çok sevindim, biz pek uğramasak da işler iyi demek ki: )

Pazar günü tek başıma olunca epey kaynattık. Bir gün pediküre bir kadın gelmiş, ayakları 42 numaraymış, pedikürcünün ağzına giriyormuş neredeyse.. puhahah kuaför muhabbeti böyle olur, ya ne olacaktı!

Tabii laf döndü dolaştı saçlarımın kuruluğuna geldi. Aynen “sizden aldığım serum … “ ile başlayan cümleyi kuracağım, bu defa yemedi, “bitmedi mi daha o sattığımız? Kullanmayınca bitmez, bol bol sürün!” dedi. Acilen taktik değiştirmem lazım.

4-5 ay içinde görüşmek üzere vedalaştık, biraz hüzün girdi işin içine. Ahan da arkamdan su dökecekler dedim, kaçtım.

Dün İstanbul’a gideceğim diye hadi akşamdan saçıma fön çektireyim dedim. Sabah uğraşmam mümkün değil, zira evden 05:30 da çıkmam lazım. Ama bizim Ömür öbür semtte! İstikamet sokakta yeni açılan kuaför.

Arada giderim oraya, föne. Röflede Ömürden başkasına güvenmem.

Şimdi başka kuaföre gittin mi, illa ki saçındaki işleme bir kulp takarlar. Umumiyetle de röfleye ya da boyaya. Ama ben röfleden son derece eminim, rahatım.

Fön çeken çocuk, “saçlarınızı kime kestirdiniz?” dedi. Tüh hiç çalışmadığım yerden bir soru!

Ben saç kestirmeyi sevmem, ne anlatmayı beceririm ne de kesimi beğenirim. Zaten kıvırcık. Ya katlı kes derim Ömür bilir, ya da nadiren küt, zaten omzun üstüne çıkmaz boyu, bonus kafa oluyorum. Hani çok da üstünde durmuyorum, kalenderim kesim konusunda!

Röflem yeni ve güzel ya, eminim ya hemen “röflemi yaptırdığım kuaförüme” diye vikvikledim. Aklımca lafı değiştireceğim, röfleye getireceğim. Ayrıca yıllardır öğrendim katiyen kuaför adı vermem, illa ki birbirlerini bilip bok atarlar çünkü. Bizim bir müşterinin saçını yakmıştı… gibi gibi… Katiyen polemiğe girmem.

Yok bizim çocuğun lafı değiştireceği yok! “bakın saç böyle kesilmez, fön çekince dökümlü durması lazım katların, özel bir kesim uygulanmalı, bu çok eski moda bir kesim olmuş! Ben olsam şöyle keserdim böyle keserdim…” bık bık bık

Bıktırdı! “Ya boşver, zaten kırk yılın başı fön çektiriyorum, kıvırcık benim saçım, kimse fark etmez modasını, takma sen” falan diyorum. Ay ne diyeceğim, adam benim saçıma ağıt yakıyor, ben adamı teselli ediyorum, hey Allahım! Daha iki gün önce kesilmiş saçı sen üstünden rötuş yap mı diyeceğim, bir dahakine sana kestiririm mi?

Kendi kuaföründen başkasına gidiyorsan, kuaförüne fön için bile olsa, tek seferlik bile olsa, tamamen ihtiyaçtan kaynaklansa bile, ihanet etmeyeceksin! Böyle ahı tutar işte Ömür’ün!

Allah’tan kırk yılın başı gidiyorum kuaföre, bir de her hafta gitsem, üf ne muhabbetler çıkar : )

Sahi, başlıkla hiç alakalı olmadı di mi? Ben meşakkatli bir şekilde fön çektirdim ya, Arca’nın uyku öncesi arıza çıkarası tuttu. Tek yöntem sakinleştirmek için kucağıma alıp sırtını kaşımak. Pis terli kafasını dayadı jilet gibi fönlü saçıma, çekmeme de izin vermiyor cüce! Sol tarafın fönü bir tarafıma benzedi! Verdiğim 10 liraya mı yanayım (evet fazla para aldı bi de, soyguncu kuaför, benim Ömürüm 5 liraya çekiyor, yok haktır bana aldatırsan Ömür’ü….) saçımın kabarmasına mı! Bir de sol taraf!

Onu diyorum gece 10 sabah 5 arası bir nöbetçi kuaför bulsam ne şahane olur! Şu velet uyurken föne gitsem... Bir de mümkünse kaybolmayan sakız!

*Görsel, bir kuaför oyunu sitesinden.

3 yorum:

  1. İstanbul'da mısın???

    Bütün yazıdan aldığım budur :)

    YanıtlaSil
  2. Ne sen sor, ne ben söyleyeyim bu mevzusu.. Sen gene 5 aydır ara vermişsin ben yıllardır gitmedim hiç abartmıyorum! boğuyorlar sanki beni oralarda.. alıyorum makası cırt cırt kesiyorum kendim..

    YanıtlaSil
  3. İstanbuldamısın diyecektim ki, Ruhdağı sormuş bile:)
    Kuaförlerle aram hiç bir zaman iyi olmadı. Hele son yaptırdığım silme işlemi bana ikinci el bir araba parasına patlayınca heheh tabi biraz abartı ama hurda filan bişi bulabilirdim. Ayağımı yerden keserdi yani...

    YanıtlaSil