Yazılar posta kutuna gelsin mi?

17 Kasım 2014 Pazartesi

An itibariyle

İnsan okumayı özler mi? ya yazmayı? Özlüyor vallaha... Hatta yatağını bile...

Pazar günlerinin farklı bir büyüsü var. Hele ki bu saatlerin... 

Akşam yedi buçuk civarıydı, İlknurla Deniz henüz gitmişlerdi. Yemek yenecek miydi? hemen yensindi, zira mutfağı toplayacak, Arca'yı yıkayacak, uyutacak, sonra nevresimleri değiştirip kendim de yıkanacak (evet o paçanga böreğinin ter kokusuna sirayet edişini tasvirle vakit kaybetmeyeceğim, gözlerinizi kapatın ve burun deliklerinizi açın, tamam şimdi oldu:) ) ve kahvemi kupama dolduracaktım. Dinlenecektim yav... İlker, eh iyi işte şimdi dinlen dedi, sonra yermişiz, aç değilmişiz.

HAYIR! Bir insanın gerçek anlamda dinlenmesi için önce kafasında hiçbir iş kalmaması gerekir. İlknur varken de oturdum sonuçta, çay içtik, sohbet ettik, hatta bir ara gözlerim kapanmış, içim geçmiş, yaşlanıyorum:P Ama işte o tam anlamıyla dinlenmek olmuyor. Yapman gerekenleri bitirdiğinde ve o kahve kokusunu içine çektiğinde dinlendiğini hissedersin.

Kahvemi kucağıma, kitabımı da elime alınca dün tüm gün boyunca tek satır okumamış olduğumu fark ettim. Okumayı hayatının bir parçası haline getirenler için iki satır okumadan gün geçirmek oldukça garipsenir, kişi kendini eksik hisseder. Manyakça biliyorum ama öyle... Bak yazmak da öyle... Birkaç sayfa okuyup kahvemi bitirince, iki gündür tek satır yazmadığımı fark ettim, bana ters bir durum. Üstelik son birkaç günüm ne kadar da hareketli geçti, anlatacak ne çok şey var. Kaptım bilgisayarı, soluğu İlker'e yıkanmadan gelmesini yasakladığım temiz çarşaflı yatakta aldım. 

An itibariyle uzanmış yatakta yazıyorum, üzerimdekileri de anlatayım mı? Puahahh evet ya iğrencim biliyorum... Şaka bir yana yatağımı bile özlemişim.

Bak bu kadar bıkbıklıyorum ama harbiden çok yoğun bir gündü. Dün gece evin tüm panjurlarını kapatıp öyle yattık. Ben her gün olduğu gibi altı buçukta kalktım ama allahtan tekrar uyuyabilme gibi bir alışkanlığım var, hiç koymuyor. Sonra bir ara Arca gelmiş yanıma, hatırlamıyorum. Nerden baksan sekiz buçuğa kadar uyumuşum. En son hamileyken bu kadar geç saatlere kadar uyuduğumu hatırlıyorum. Arca ile İlker kendilerini 500 parçalık puzzle'a adayacaklarını, kahvaltının ellerimden öpeceğini bildirdiler. Ulen zaten akşamdan kalmayım, o Zeynep şaraptan bir kadeh içti, içmedi, gerisini ben götürdüm. Gecenin bir vakti, yatakta "içmişim başım dönüyor" şarkısını icra etmekte olduğumu, İlker'in de geleceğimizin hayrı için susmam konusunda yalvardığını hayal meyal hatırlıyorum. 

Kahvaltı üzerime yıkılmasaydı da, ekmek almak için gönüllü ben olurdum. Zira sabahın taze havasına ihtiyacım vardı. İyi de geldi. Çayı çıkmadan demlemiştim zaten, kahvaltıyı da hazırladım. Cuma işten erken çıktığım için göndermem gereken bir maili hafta sonuna bırakmıştım, kahvaltıdan sonra gönderdim. Bu arada Arca ve İlker puzzle yapmaya devam ettiler. Sonra "hava güzel, hadi gezmiş olursunuz," vaadiyle evin erkeklerini dışarı çıkmak için kandırmaya çalıştım ama nafile kimse sallamadı beni. Bugün evden çıkmayacaklardı, ben istersem pazara gidebilirdim, gittim. 

Pazardan aldıklarımı yerleştirdikten sonra kek yaptım, evi topladım ama duşa vakit kalmadı, İlknurlar geldi. Bu arada posta posta çamaşır yıkıyorum, asıyorum. İlker ile Arca puzzle yapıyor. Sanki terminleri varmış bir şeye yetiştireceklermiş gibi de hırs yapıyorlar, te allahım! Arada futbol maçı da yapıyorlar canım sadece puzzle değil. Evet yapıyorlar, sonra bana ikinci çocuk diye soruyorlar, niye ki, evde iki tane çocuk var zaten. 

İlknuırlar gittikten sonra yoğun baskılarım sonucu hiç de aç olmamalarına rağmen yemeği yedirdim bu ikisine. Mutfağa bundan sonraki girişim bir lokma çikolata ve bir fincan kahve için olacaktı, mutfak defteri bulaşık makinasının kapağını kapattığım anda kapanmıştı. Arca duşunu aldı, dişini fırçaladı, iki kitap okundu, zort diye uyudu. Gün bitmişti işte...

Günün en keyifli haberi ise bu satırları yazarken instagramdan geldi, OT dergisi café'si İzmir'de açılıyormuş, yeayyy... 

Bu arada yasak masak dinlemeyen İlker, gayet duş filan almadan girdi yatağa yattı, ulen çarşaflar temiz allahsız! 
Of aman ben de uyuyacağım, kahvenin kafeini bile açamadı beni, en iyisi uyumak...

---------
Hafta sonu neler yaptık?
Hangi etkinlikte hangi sürpriz isimlerle bir aradaydım?
Tomografi sonucum ne oldu? Suna adını verdiğim yeni arkadaşım kim?
Japon prensesinin doğum günü kutlamasında kiminle hasret giderdim?
Zeynep bu hafta ne pişirmişti ve ben kaç kadeh içtim (gerçi bunu ben de bilmiyorum)
Dans ederken çekilen videom? Montaj mı gerçek mi?
Hepsi ve daha fazlası için yakında bu sayfada buluşalım...


6 yorum:

  1. hah haaaa son satırlar çok eğlenceli ama yaaa :)

    YanıtlaSil
  2. Yazılarını okumaktan keyif alıyorum, ötesi yok :)
    Hayat dolusun vesselam, daim olsun :)

    YanıtlaSil
  3. :) Çok eğlenceli bir insansın Yeliz.Suna biraz ürküttü beni.Bu arada aşırı bir sen - siz kararsızlığı yaşıyorum.Bazı yorumlarım sen bazısı siz oluyor kusura bakma{yın}.

    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  4. Allah seni neylesin Yeliz ya :)

    YanıtlaSil
  5. Kurutma makinasi al. En buyuk sukur vesilesi. Bak nasil hafifliyor islerin:) Sevgiler,luckymumki

    YanıtlaSil