Hemen her geçiş mevsiminde iyi sıhhatte olsunlar geçer bizim evden.
Bu yılki seremoninin adını “detoks” koydum.
Şimdi uzun tatil süresince Arca cücesi ile bazı gergin anlarımız oldu, inkar edecek değilim. İlişkimiz hep balayı tadında değildi. İnişli çıkışlı, hafiften yüksek tondan ses verdiğimiz oldu. İşte o günlerin birinde, Arca’yı evde yoramayacağımı anlayıp, Meraklı minik dergisi alma vaadiyle evden dışarı çıkardım. “Orada da kalmamış burada da kalmamış” derken taa Tansaşa kadar yürüttüm. Bir dolu dergi ile döndük eve.
14 Eylül 2011 Çarşamba
DÖNDÜLER!
Geri döndüler! Her yerdeler! Ve çok uzun bir süre daha bizimle olacaklar! Onlar… Yazlıkçılar!
Şehre döndüler!
Şehre döndüler!
13 Eylül 2011 Salı
Dumur diyalog #19
Arca hep benimle uyumak ister, İlker hemen her gece kendisi uyutsun diye Arca'yla aynı polemiğe girer.
İlker: Babacım bu akşam beraber uyuyalım mı?
Arca: uyuyum
İlker: Babacım bu akşam beraber uyuyalım mı?
Arca: uyuyum
Karıncalara yeni ev bulundu
Allah biliyor ya karıncalardan çok çektim. Bir küçük kırıntıya bir milyon adet karınca anında hücum ediyordu. Misafirlerin altına sofra bezi sermeme ramak kalmıştı.
İlker benden bile takık durumdaydı. Çok etkili ilaçlar, parkelerin arasına enjekte edilmesini sağlayan dev şırıngalar ve karınca neslini yeryüzünden silecek kadar yüksek miktar kimyasal kullanmakta sakınca görmedi.
Kimse suçlayamaz bizi! Isırdıkları yerlerim kafam kadar şişiyordu. Muhterem kocam gereğini yaptı!
İlker benden bile takık durumdaydı. Çok etkili ilaçlar, parkelerin arasına enjekte edilmesini sağlayan dev şırıngalar ve karınca neslini yeryüzünden silecek kadar yüksek miktar kimyasal kullanmakta sakınca görmedi.
Kimse suçlayamaz bizi! Isırdıkları yerlerim kafam kadar şişiyordu. Muhterem kocam gereğini yaptı!
12 Eylül 2011 Pazartesi
Uyutmayan Allah uyutmuyor işte!
Tatilin son günü bir enerji girdi bünyeye, ben de inanamadım. Sabah erkenden kalkıp, üşenmeyip – ki bu benim için çok olağandışı! – Arca ile birlikte gevrek almaya gittik. Sonra kahvaltıyı hazırladık. Ardından ayaklarını sıktığını söylediği ayakkabıların bir numara büyüğünü almaya gittik. Sabahın tenhasında iki AVM gezdik. Bizi zaten ya yazın hafta sonu açılışı müteakip, ya da kışın hafta içi kapanışın öncesinde AVM’lerde görebilirsiniz. “Kafferengi” ayakkabılara takık olduğu için doğduğundan beri aynı modelin bu defa da kahverengini aldık. Şimdiye kadar siyah, lacivert, beyaz… hepsini giymişti.
Berk ve Ege artık 3 yaşında!! Yaşasın:)
Cumartesi günü çok eğlenceli bir doğum günü partisindeydik!!
10 Eylül 2011 Cumartesi
Orada...
Orada...
Ama özellikle Eylül ayında hava nefis olur. Yazlıkçıların mevkiyi terk etmesini müteakip önce hava tazelenir. Ardında deniz durulur güzelleşir.
Anane nefis mamalarla besler seni. Kilo almış olduklarını fark ettiğin çocukluk arkadaşlarından ikişer tane genç kızlık halleri çıkabileceğini hesaplayıp kendince şaşırırken, dört günün ardından iki boğum olmuş göbeğin düğme pırtlatır, pörtler inceden. O zaman çocuklu ve anne evinde tatilde olup da kilo almanın ne kadar olağan olduğunu fark edersin.
Ama özellikle Eylül ayında hava nefis olur. Yazlıkçıların mevkiyi terk etmesini müteakip önce hava tazelenir. Ardında deniz durulur güzelleşir.
Anane nefis mamalarla besler seni. Kilo almış olduklarını fark ettiğin çocukluk arkadaşlarından ikişer tane genç kızlık halleri çıkabileceğini hesaplayıp kendince şaşırırken, dört günün ardından iki boğum olmuş göbeğin düğme pırtlatır, pörtler inceden. O zaman çocuklu ve anne evinde tatilde olup da kilo almanın ne kadar olağan olduğunu fark edersin.
9 Eylül 2011 Cuma
Ben dün... Arca bugün ...
Ben dün...
ilk defa Arca'yı okula bıraktım. Hemen hemen iki haftalık ayrılığın ardından çok özlemişti.
Pek acemiydim. Evden çıkarken neler götürmek gerektiğini bilemedim. Arca'ya sordum. Utanmıyorum sadece çalışan anneyim:)
ilk defa Arca'yı okula bıraktım. Hemen hemen iki haftalık ayrılığın ardından çok özlemişti.
Pek acemiydim. Evden çıkarken neler götürmek gerektiğini bilemedim. Arca'ya sordum. Utanmıyorum sadece çalışan anneyim:)
Bomba derken?
Geçen gün yazlıktan bildirirken "bomba" gibiyim demiştim değil mi? PEH!!
O akşam geç vakit eve geldik. Dünyanın en pis çalışan boyacıları bizim evi boyamış. İlker evi Havva'nın temizleyebilmesi için temizlemiş. Düşün ne kadar kirli olduğunu. İlker'i hiç bu kadar kızgın ve yorgun görmemiştim.
O akşam geç vakit eve geldik. Dünyanın en pis çalışan boyacıları bizim evi boyamış. İlker evi Havva'nın temizleyebilmesi için temizlemiş. Düşün ne kadar kirli olduğunu. İlker'i hiç bu kadar kızgın ve yorgun görmemiştim.
8 Eylül 2011 Perşembe
Keşke...
Keşke daha çok vaktim olsaydı, keşke ağırlaşan göz kapaklarım daha dirençli olsaydı, keşke...
ve keske aramiza baska kitaplar girmeseydi...
ve keske aramiza baska kitaplar girmeseydi...
7 Eylül 2011 Çarşamba
yazlikcidan havadis
yazlikcilar gece eve donuyor
barbunyalar kisa hazir imece usulu ile ayiklandi
arca ogle uykusunda
barbunyalar kisa hazir imece usulu ile ayiklandi
arca ogle uykusunda
4 Eylül 2011 Pazar
herkes gider Mersin'e
ben giderim tersine ... Herkes dönerken şehre ben giderim tatile...
Yanımda iki cüce... Arca ve Duru
Yazlıkta üç gün
Yanımda iki cüce... Arca ve Duru
Yazlıkta üç gün
Ye iç sev sevil terk et uzaklara daha uzaklara
Ümit abla on gündür yok ya, ütü yapılacak giysi birimi sepet üzerinden adlandırılmıyor artık bizim evde, biz buna kısaca "bir oda dolusu ütü" diyoruz. Pratikliğimi yitirmişim. Bana kalsa Arca'nın giysilerini ütülemem ama bu yaşına kadar ütülü giymiş çocuğa karşı saçma bir sorumluluk hissettim. Sanırım alıştıra alıştıra ütüden uzaklaştıracağım bünyesini.
3 Eylül 2011 Cumartesi
"Elvan nerde?"
Günlerdir, her gün defalarca sorduğu soru bu!
"Elvan nerde?"
Elvan tuvalete gider.... "Elvan nerde?"
"Elvan nerde?"
Elvan tuvalete gider.... "Elvan nerde?"
1 Eylül 2011 Perşembe
30 Ağustos 2011 Salı
Eylül'ün habercisi serin rüzgar, perdeyi havalandırıyor...
Ne kadar özlemişim beni gerçekten tanıyan on beş senedir tanıyan bir dostun sohbetini... ne kadar gerçek olduğunu unutmuşum dostluğun.
İyi ki gelmiş tam zamanında!
İyi ki gelmiş tam zamanında!
29 Ağustos 2011 Pazartesi
Evren bana bazı sinyaller gönderiyor, hissediyorum
Paçozluğum karşı konulamaz yükselişi evreni dürttü sanıyorum. Hayır Yavrusu’nun annesi değil, bildiğimiz evren. Hani kainat olan! Alıyorum ben sinyali her yerde karşıma çıkıyor!
27 Ağustos 2011 Cumartesi
Tavla vs Satranç
Yıllar var ki tavla oynamadım.
Geçenlerde tavla hakkında bir dolu şey öğrendim.
Pers imparatorunun baş veziri Buzur Mehir tarafından 1400 yıl önce tasarlanmış mesela.
Zaman kavramından alınan ilhamla tasarlanan oyunun zamana böylesine direnmesi son derece etkileyici.
Şöyle ki;
Geçenlerde tavla hakkında bir dolu şey öğrendim.
Pers imparatorunun baş veziri Buzur Mehir tarafından 1400 yıl önce tasarlanmış mesela.
Zaman kavramından alınan ilhamla tasarlanan oyunun zamana böylesine direnmesi son derece etkileyici.
Şöyle ki;
26 Ağustos 2011 Cuma
Çekirdek çıtlayan insan
İzmirliler çiğdem çıtlar gerçi: )
Çekirdek çıtlayan insan kimi zaman eleştirilir. Ben takdir ederim. Bazen seyirci kalmayı bileceksin. Bu da irade ister, hem de çok güçlü bir irade ister. Kendini bilmek, kendini anlatmakla vakit kaybetmeyecek kadar özgüven ister.
Çekirdek çıtlayan insan kimi zaman eleştirilir. Ben takdir ederim. Bazen seyirci kalmayı bileceksin. Bu da irade ister, hem de çok güçlü bir irade ister. Kendini bilmek, kendini anlatmakla vakit kaybetmeyecek kadar özgüven ister.
Tatil hiç bir zaman yeterince uzun değildir!
Ümit ablanın kızı erken doğum yapıyor. Kıyamadık erkenden yolluyoruz İstanbul'a. Gelecek, dönecek şimdilik ama en az iki hafta sonra.
Ding dong! Sinyaller yandı. Bayramdan sonraki haftayı izin almalıyım.
Ding dong! Sinyaller yandı. Bayramdan sonraki haftayı izin almalıyım.
25 Ağustos 2011 Perşembe
Bahtsız Bedevi’yi otoyolda…
Türlü türlü aksilikler öpermiş : )
Dün terminli bir işi bitireyim derken çıkar ayak üç kişi telefon etti, hadi bitti derken 15-20 dakika gecikmişim. Otoyola çıkmadan önce bir güzel trafik sıkıştı. 18:00’ı geçirirsen kamyon hazretleri teşrif ediyorlar sahalara. Yarım saat böyle uçtu gitti.
Dün terminli bir işi bitireyim derken çıkar ayak üç kişi telefon etti, hadi bitti derken 15-20 dakika gecikmişim. Otoyola çıkmadan önce bir güzel trafik sıkıştı. 18:00’ı geçirirsen kamyon hazretleri teşrif ediyorlar sahalara. Yarım saat böyle uçtu gitti.
24 Ağustos 2011 Çarşamba
İki buçuk
Bugün tam iki buçuk. İki buçuktan üç desek, yuvarlayıversek, acaba iki yaş sendromlarını da atlar mıyız?
Arca rekordan rekora koşuyor. Dün gece 23:36’da odasından çıktım. Önceki gece 23:00’ü geçmişti. Önceki gecenin günahı öğle uykusunun boynuna! Saat üç ile beş arası uyunan uyku uzun bir akşam eğlencesine ve uykuya dirence dönüştü haliyle.
Arca rekordan rekora koşuyor. Dün gece 23:36’da odasından çıktım. Önceki gece 23:00’ü geçmişti. Önceki gecenin günahı öğle uykusunun boynuna! Saat üç ile beş arası uyunan uyku uzun bir akşam eğlencesine ve uykuya dirence dönüştü haliyle.
5 duyunuza hitap eden bebe : ARCA
Dilimde kan tadı… Dün akşam tepişirken yediğim darbe dudağımı patlatmış. Kaç defa söyledim, “çocuğum babanla tepiş, anan sakar zaten bir tarafımız acıyacak” ! Hala acıyor.
Beş duyumla Arca tarafından sarılmış durumdayım. Bana her şey o cüceyi hatırlatıyor!
Tat tamam!
Beş duyumla Arca tarafından sarılmış durumdayım. Bana her şey o cüceyi hatırlatıyor!
Tat tamam!
23 Ağustos 2011 Salı
Ben bugün...
İlker'e market alışveriş listesi hazırladım.
Hani şu saçlarımın kuruluğundan son derece dertli kuaförler vardı ya, hani 100 TL'ye serum satmak isteyen kuaförler... Haklılardı. Evet saçlarım kuruluktan hışırdıyor.
Hani şu saçlarımın kuruluğundan son derece dertli kuaförler vardı ya, hani 100 TL'ye serum satmak isteyen kuaförler... Haklılardı. Evet saçlarım kuruluktan hışırdıyor.
Elegan şıklığın adresi "Yeliz dö bön bön"
Her sabah adet olduğu üzere apartmandan çıkmadan önce girişteki aynada kendime baktım. Günün kombini tasvirine girmeyeceğim. Aynadaki silüetime bön bön bakarken, hafta sonu cumartesi ekinde okuduğum bir yazı geldi aklıma.
Diyor ki dünyanın tartışmasız en iyi giyinen kadınları Fransızlardır. Hemen sıralamış sırlarını:
Diyor ki dünyanın tartışmasız en iyi giyinen kadınları Fransızlardır. Hemen sıralamış sırlarını:
20 Ağustos 2011 Cumartesi
Ne kadar ön yargılıyım!
Dün müydü?
Yok önce daha önceki gün…
Havaalanında maillerimi kontrol ediyorum. - Bu arada içimde kalmasın söyleyeyim, Atatürk havalimanında free internet yok, illa bir cafede bir kahveye dünya para vermeniz gerekiyor faydalanmak için. Ama Sabiha Gökçen süper! – www.kitapadresi.com sitesinden mail gelmiş. Elif Şafak’ın İskender kitabı belli bir adet için yarı fiyatına! Şahane! Sanırım bir ben kaldım kitabı edinmeyen! Bir de İlker’in annesi! Geçenlerde ona ödünç vermiştim, ömrü hayatımda okuduğum tek Elif Şafak eseri Aşk’ı. O da Aşk’a aşık olmuş, başka kitabı var mı, bu kadını çok sevdim ben demişti. Ben de bekle ay sonu internetten alacağım önce sen okursun sonra bana verirsin demiştim. Fırsatı görünce kaçırmadım : )
Yok önce daha önceki gün…
Havaalanında maillerimi kontrol ediyorum. - Bu arada içimde kalmasın söyleyeyim, Atatürk havalimanında free internet yok, illa bir cafede bir kahveye dünya para vermeniz gerekiyor faydalanmak için. Ama Sabiha Gökçen süper! – www.kitapadresi.com sitesinden mail gelmiş. Elif Şafak’ın İskender kitabı belli bir adet için yarı fiyatına! Şahane! Sanırım bir ben kaldım kitabı edinmeyen! Bir de İlker’in annesi! Geçenlerde ona ödünç vermiştim, ömrü hayatımda okuduğum tek Elif Şafak eseri Aşk’ı. O da Aşk’a aşık olmuş, başka kitabı var mı, bu kadını çok sevdim ben demişti. Ben de bekle ay sonu internetten alacağım önce sen okursun sonra bana verirsin demiştim. Fırsatı görünce kaçırmadım : )
19 Ağustos 2011 Cuma
Gece 10 sabah 5 arası çalışan nöbetçi kuaför olsa...
18 Ağustos 2011 Perşembe
"Karamel" tadında
Arca'nın uyku saatine eşlik eden film Karamel. Film hakkında DVD'nin arkasında yazanlardan başka bilgim yoktu.
17 Ağustos 2011 Çarşamba
Dumur diyalog #17
Sabah kalkmışım ama hala uykum var. Uzandım salondaki koltuğa.
A: Anneeee, nerdesin annem?
Y: Uzanıyorum, salondayım
A: Salonda olma sen, mutfakta ol, acıktım, bana kahvaltı hazırla!
A: Anneeee, nerdesin annem?
Y: Uzanıyorum, salondayım
A: Salonda olma sen, mutfakta ol, acıktım, bana kahvaltı hazırla!
İstanbul’daydım.
O gün… 17 Ağustos 1999’da. Ve hatta yurtta, çatı arasındaki etüt odasında tek başıma ertesi günkü yaz okulu finali için çalışıyordum, uyanıktım. Kocaman boş masalar, masaların üzerinde kahve çay içilmiş, bırakılmış fincanlar vardı. İyi hatırlıyorum çünkü, önce köpekler ulumaya başladı, ama her zamankinden farklı. Sonra deprem başladı. Masalar ileri geri gitmeye, fincanlar birbirine çarpmaya başladı. O ses günlerce kulaklarımdan gitmedi.
16 Ağustos 2011 Salı
Sosyal paylaşım insanı
Değilmişim ben anladım.
Facebook hesabıma en son ne zaman girdim bilmiyorum. Bizim şirketin toplasan üç kelime etmediğim uzaklardaki bir ofiste çalışan elemanı ile facebook’ta birbirimizi mi “like” ediciiz anlamadım.
Facebook hesabıma en son ne zaman girdim bilmiyorum. Bizim şirketin toplasan üç kelime etmediğim uzaklardaki bir ofiste çalışan elemanı ile facebook’ta birbirimizi mi “like” ediciiz anlamadım.
15 Ağustos 2011 Pazartesi
İki yaşındaki çocuğumuz büyürken... sınır koyalım... çocuğumuzla işbirliği yapalım...
Bizim dönem anababalarının başucu niteliğinde bir kitap var. “Çocuğunuza sınır koymak”
Geçtiğimiz yıl okuyup kenara koymuştum, bizim için daha erken demiştim. Sınırları zorlama konulu krizler baş gösterince tozlu raflardan indi, komodin üstlerinde yerini aldı. Elfanam önermişti, bizim dönem annelerinin kılavuzu gibi. Elfana’dan sonra – algıda seçicilik olsa gerek – birçok ana okul öğretmeni de tavsiye etmişti, birçoklarının da odasında gördüm.
Geçtiğimiz yıl okuyup kenara koymuştum, bizim için daha erken demiştim. Sınırları zorlama konulu krizler baş gösterince tozlu raflardan indi, komodin üstlerinde yerini aldı. Elfanam önermişti, bizim dönem annelerinin kılavuzu gibi. Elfana’dan sonra – algıda seçicilik olsa gerek – birçok ana okul öğretmeni de tavsiye etmişti, birçoklarının da odasında gördüm.
14 Ağustos 2011 Pazar
Dumur Diyalog #16
Geçenlerde bir akşam davulcu kapıya dayandı. Ben de yarı çıplak dolaşıyorum evde, İlker koltukta sızmış, kapıyı açmamayı tercih ettim. Adam da nasıl ısrarlı. Bu arada Arca ile oyun oynuyoruz, huzursuzlanıyor, "kim geldi? kim geldi?"
Kucağıma aldım, fısıltı ile, çok önemli bir sır verir gibi; dedim ki:"baba uyuyor, davulcuyu tanımıyorum, açmak istemiyorum, şşş, sen de hiç sesini çıkarma, bizim sırrımız olsun" Kikirdedik ikimiz de oyuna devam.
Kucağıma aldım, fısıltı ile, çok önemli bir sır verir gibi; dedim ki:"baba uyuyor, davulcuyu tanımıyorum, açmak istemiyorum, şşş, sen de hiç sesini çıkarma, bizim sırrımız olsun" Kikirdedik ikimiz de oyuna devam.
13 Ağustos 2011 Cumartesi
Garip takıntılarım var
Her seyahate bir dolu kitap ile giderim. Sanki hızlı okuma kursuna gitmişim de bir gecede kitap bitirebiliyormuşum gibi. Seyahat ne kadar uzunsa kitap kalabalığı o kadar fazladır. Hani kitapsız kalacağım da okuyacak bir şey bulamayacağım korkusu sarar her yanımı. O boşluk hissi çok fenadır.
12 Ağustos 2011 Cuma
Dumur diyalog # özel seans
Ben temizliğe kafayı yormam. Yoracak olursam kendim yaparım, çok da hastalıklı bir karar olur bu ailemiz için. İlk evlendiğim zamanlarda cumartesilerim boştu, İlker de yoktu, kendimi temizliğe vermiştim. Fayans arasındaki derzleri bile tuzruhu ile ovmuşluğum var. Zehirleniyordum nerdeyse. Elvan bana “manyak mısın” çekmese duvarları da silecektim.
Arca’dan sonra pek bir rehavet çöktü üzerime, ohh. Şimdi yerleri süpürmek için Arca’nın çoraplarının altına bakıyorum. Kararıyorsa, tamam temizlik zamanı gelmiş.
Arca’dan sonra pek bir rehavet çöktü üzerime, ohh. Şimdi yerleri süpürmek için Arca’nın çoraplarının altına bakıyorum. Kararıyorsa, tamam temizlik zamanı gelmiş.
Paylaşalım, paylaşasın, paylaşasıcalar!
Bahsetmedim değil mi? Arca okula başladı. Evin yakınındaki bilimum tanıdığın referans olduğu, eski okulda karara varmıştık.
Önce sadece gün aşırı iki saatten başlattık. Oyun grubu şeklinde. Arca ağlıyordu, “Umidini” istiyordu sürekli. Konuşmalar kar etmiyordu. Derken okulun müdürü, her gün gelsin, gerekirse bir saat kalsın dönsün, her gün gelineceğine alışsın, dedi. Her güne çevirdik. Isınma turlarındayız daha. Şimdilik fena değil.
Okul deyince, geçen gün koptuğum bir karikatürü yapıştırayım, çok iyi ya.
Önce sadece gün aşırı iki saatten başlattık. Oyun grubu şeklinde. Arca ağlıyordu, “Umidini” istiyordu sürekli. Konuşmalar kar etmiyordu. Derken okulun müdürü, her gün gelsin, gerekirse bir saat kalsın dönsün, her gün gelineceğine alışsın, dedi. Her güne çevirdik. Isınma turlarındayız daha. Şimdilik fena değil.
Okul deyince, geçen gün koptuğum bir karikatürü yapıştırayım, çok iyi ya.
11 Ağustos 2011 Perşembe
Bugün...
Sabahın köründe Ümit ablanın telefonu ile uyandım. Hastaymış, doktora gidecekmiş.
Geçmiş olsun. Tabii bize de. Annem yazlıkta İlker'in annesi misafirlikte, İlker aldı eline sazı, daha doğrusu Arca'yı, Agora senin ofis benim geziyorlar. En kötü ben yıllık iznimin bir bölümünü kullanacaktım.
Geçmiş olsun. Tabii bize de. Annem yazlıkta İlker'in annesi misafirlikte, İlker aldı eline sazı, daha doğrusu Arca'yı, Agora senin ofis benim geziyorlar. En kötü ben yıllık iznimin bir bölümünü kullanacaktım.
Dumur diyalog #15: köy yumurtası
Akşam bizim mandıradan köy yumurtası ve yoğurt aldım.
Eve gelince Arca'ya reklamını yaptım.
Neyse.. akşam yemek yiyoruz.
Y: Arca taze yoğurt var, yemek ister misin?
Eve gelince Arca'ya reklamını yaptım.
Neyse.. akşam yemek yiyoruz.
Y: Arca taze yoğurt var, yemek ister misin?
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Somali'li korsanları hatırlıyor musunuz?
Önce son günlerdeki açlık vuruyor hepimizi.
Açlıktan ölen onbinlerce çocuk...
Bir konu daha var halbuki bizi ilgilendiren. Somali'li korsanların 11 ay önce kaçırdıkları ve içinde 3 Türk'ün de bulunduğu gemi.
Açlıktan ölen onbinlerce çocuk...
Bir konu daha var halbuki bizi ilgilendiren. Somali'li korsanların 11 ay önce kaçırdıkları ve içinde 3 Türk'ün de bulunduğu gemi.
Bloğun "İzle" butonuna tıklayan 200. Kişiyi….
9 Ağustos 2011 Salı
Ben bugün...
Öğlen Forum'a kaçtım. Güya Kipa'ya gidip sabah tıkındığın Nesfit'ten alacaktım, güya:)
Bütün mağazaları bir güzel gezdim. Ve indirimler 70% rakamı ile telaffuz edilirken tek parça almadan döndüm.
Bütün mağazaları bir güzel gezdim. Ve indirimler 70% rakamı ile telaffuz edilirken tek parça almadan döndüm.
Kelebek etkisi
“Ne sürüyorsun?” diye bence garip bir soru soran İlker’e “oje görmüyor musun?” dedim. “Rengi yok” dedi, ne gördüğünü söyledi evet cila sürüyordum sadece.
33 yaşıma geldim, üç (sayı ile 3) defa kırmızı veya renkli bir oje sürdüğüm görülmemiştir. En afili manikürüm Fransız olanıdır. Süse pek Fransız bir kadının kocasının da oje konusunda algıda seçiciliği olmaması çok doğal, niye garip bulduysam sorusunu : )
33 yaşıma geldim, üç (sayı ile 3) defa kırmızı veya renkli bir oje sürdüğüm görülmemiştir. En afili manikürüm Fransız olanıdır. Süse pek Fransız bir kadının kocasının da oje konusunda algıda seçiciliği olmaması çok doğal, niye garip bulduysam sorusunu : )
8 Ağustos 2011 Pazartesi
Ben bugün ilk defa...
Ofise kitap getirdim ve bir kitabın finalini kaçak göçek ofiste yaptım iyi mi!
Dün gece İlker'e bu kitabı bitireceğim dediğimde, yat zıbar işin mi yok demişti. Ben onun lafını dinlemeyip kitabı yatağa aldım. Sonra Arca'nın ateşi çıktı ve tüm geceyi ayakta, onun yatağında ve mızırdanmalar eşliğinde geçirdim.
Dün gece İlker'e bu kitabı bitireceğim dediğimde, yat zıbar işin mi yok demişti. Ben onun lafını dinlemeyip kitabı yatağa aldım. Sonra Arca'nın ateşi çıktı ve tüm geceyi ayakta, onun yatağında ve mızırdanmalar eşliğinde geçirdim.
Dumur diyalog #14
Arca okulda arkadaşının kamyonunu ödünç alır, oynar ama geri vermek istemez.
ÜT: Arca artık eve gidiyoruz, arkadaşının kamyonunu geri verir misin?
A: Vermiycem, ağlasın! Eve götürelim!
ÜT: Evde çok fazla kamyonun var
A: Evdeki kamyonlara arkadaş olsun bu, bizimle gelsin !
--------------------------------------------------------
“aa bak bu short ve t-shirt takımmış, hadi gel takımlarını giyelim” diyerek ilgisini çekmiş ve üzerini giydirebilmiştik.
İşte bahsettiğim böyle bir takım

Kasap Aydın abiye gittik, sohbet ediyoruz, şike vs mevzuları yine.
Aydın abi : Arca sen hangi takımı tutuyorsun?
Arca (üzerindeki short ve t-shirt’ü tutarak) : bu takımı!
--------------------------------------------------------
Sabahın körü daha uyanmamışım bile...
A: Çikootalı puding istiyorum!
Y: Annecim ben ev pudingi yapmayı bilmiyorum, Ümit teyzen gelince yapar. Nasıl yapıldığını bilmiyorum.
A: Süt koyuyosun, tuz koyuyosun, kakao, sonra böyle karıştırıyorsun, ocağa koyuyorsun. sen de ocağa koy!
--------------------------------------------------------
Geçenlerde bir akşam balkonu buz gibi yıkamışım, patates kızartmışım hep beraber yiyoruz. Buz gibi bira açtım yanına oh keyif…
Arca bana : “bira kokuyorsun” dedi.
Ben: Peki güzel mi? Kötü mü koku? (bence çok güzel bir kokudur:P)
Arca: Kötü!
Ben: 15 yaşına geldiğinde “anne gel birer bira açalım” dediğinde kötü kokuyor diye içirtmeyeceğim yanımda! Oh olsun!
Arca: Cadı anne!
İlker: Vallaha ben söylemedim.
ÜT: Arca artık eve gidiyoruz, arkadaşının kamyonunu geri verir misin?
A: Vermiycem, ağlasın! Eve götürelim!
ÜT: Evde çok fazla kamyonun var
A: Evdeki kamyonlara arkadaş olsun bu, bizimle gelsin !
--------------------------------------------------------
“aa bak bu short ve t-shirt takımmış, hadi gel takımlarını giyelim” diyerek ilgisini çekmiş ve üzerini giydirebilmiştik.
İşte bahsettiğim böyle bir takım

Kasap Aydın abiye gittik, sohbet ediyoruz, şike vs mevzuları yine.
Aydın abi : Arca sen hangi takımı tutuyorsun?
Arca (üzerindeki short ve t-shirt’ü tutarak) : bu takımı!
--------------------------------------------------------
Sabahın körü daha uyanmamışım bile...
A: Çikootalı puding istiyorum!
Y: Annecim ben ev pudingi yapmayı bilmiyorum, Ümit teyzen gelince yapar. Nasıl yapıldığını bilmiyorum.
A: Süt koyuyosun, tuz koyuyosun, kakao, sonra böyle karıştırıyorsun, ocağa koyuyorsun. sen de ocağa koy!
--------------------------------------------------------
Geçenlerde bir akşam balkonu buz gibi yıkamışım, patates kızartmışım hep beraber yiyoruz. Buz gibi bira açtım yanına oh keyif…
Arca bana : “bira kokuyorsun” dedi.
Ben: Peki güzel mi? Kötü mü koku? (bence çok güzel bir kokudur:P)
Arca: Kötü!
Ben: 15 yaşına geldiğinde “anne gel birer bira açalım” dediğinde kötü kokuyor diye içirtmeyeceğim yanımda! Oh olsun!
Arca: Cadı anne!
İlker: Vallaha ben söylemedim.
6 Ağustos 2011 Cumartesi
hmmm, görürsem söylerim!
Hatırla !! Hatırla!!
Önce numaralı gözlük bulunacak sonra lensler çıkacak!
Her akşam aynı şey. Arca uyuduktan sonra lenslerimi çıkarıyorum ve kör olduğum için bir türlü numaralı gözlüklerimi bulamıyorum. İlker varsa sorun yok, sağ olsun o buluyor. Ama geçen akşam İlker Tufanlara PES oynamaya gitti, ve ben gözlüklerimi bulabilmek için, on dakika arandıktan sonra tekrar lenslerimi taktım, gözlüğümü buldum ve lenslerimi tekrar çıkardım. Ya da gözlükte bir alarm olsa mesela… Çok muzdaripim çok çekiyorum bu körlükten.
Lastikleri gevşeyen bütün donlarımı pazara gideceğim planıyla çöpe attım! Giyecek donum yok desem kimse inanmaz, lakin yok! Üstelik sürekli unutuyorum, bir bakmışım Perşembe geçmiş, gelecek haftanın pazarına kalmış. Hatırla Yeliz hatırla! don alınacak!
Dört tane ajanda tutuyorum ama yine hafta sonu röfleye gideceğimi unutup plan yapıyorum. Bu hafta yazlık planını yaparken aklım neredeydi acaba. Anneme geliriz derken aynaya baktım dört ay geçmiş benim saçlar konsomatristen hallice olmuş. Fön çektiremez oldum, iyice ayyuka çıkacak diye.
Hatırla! Röfle !! Hatırla!
Unutkanlığın sebebi bulunmuş, öğrendim rahatladım. Radyoda söylüyordu, bir araştırma yapmışlar. Eğer karanlıkta, kesintisiz uykunuzu 22:00 – 06:00 saatleri arasında alırsanız, unutkanlık filan çekmiyormuşsunuz. Bingo!
Oldu canım iki senedir, üst üste iki gece böyle bir uyku çektin mi diye sor bakalım önce. Gazı bitti, dişi başladı, dişi bitti çişi, kabusu başladı.
Gül de hamileymiş, yeay!! Daha geçen gün annem sordu, düşünüyorlar mı diye. Yok demiştim, biraz aklı varsa Poyraz (13 ay) ve Arca(2,5 yaş)’yı görüp uzun bir süre erteler. Anlattım Gül’e hatırlattım o Arca’nın kriz akşamını, hatırladı, ama iş işten geçmişti. Bundan sonra zaten sürekli unutacak bir şeyleri, geçmiş ola!
22:00 ila 06:00 arası kesintisiz uyku, hmmm, görürsem söylerim!
Önce numaralı gözlük bulunacak sonra lensler çıkacak!
Her akşam aynı şey. Arca uyuduktan sonra lenslerimi çıkarıyorum ve kör olduğum için bir türlü numaralı gözlüklerimi bulamıyorum. İlker varsa sorun yok, sağ olsun o buluyor. Ama geçen akşam İlker Tufanlara PES oynamaya gitti, ve ben gözlüklerimi bulabilmek için, on dakika arandıktan sonra tekrar lenslerimi taktım, gözlüğümü buldum ve lenslerimi tekrar çıkardım. Ya da gözlükte bir alarm olsa mesela… Çok muzdaripim çok çekiyorum bu körlükten.
Lastikleri gevşeyen bütün donlarımı pazara gideceğim planıyla çöpe attım! Giyecek donum yok desem kimse inanmaz, lakin yok! Üstelik sürekli unutuyorum, bir bakmışım Perşembe geçmiş, gelecek haftanın pazarına kalmış. Hatırla Yeliz hatırla! don alınacak!
Dört tane ajanda tutuyorum ama yine hafta sonu röfleye gideceğimi unutup plan yapıyorum. Bu hafta yazlık planını yaparken aklım neredeydi acaba. Anneme geliriz derken aynaya baktım dört ay geçmiş benim saçlar konsomatristen hallice olmuş. Fön çektiremez oldum, iyice ayyuka çıkacak diye.
Hatırla! Röfle !! Hatırla!
Unutkanlığın sebebi bulunmuş, öğrendim rahatladım. Radyoda söylüyordu, bir araştırma yapmışlar. Eğer karanlıkta, kesintisiz uykunuzu 22:00 – 06:00 saatleri arasında alırsanız, unutkanlık filan çekmiyormuşsunuz. Bingo!
Oldu canım iki senedir, üst üste iki gece böyle bir uyku çektin mi diye sor bakalım önce. Gazı bitti, dişi başladı, dişi bitti çişi, kabusu başladı.
Gül de hamileymiş, yeay!! Daha geçen gün annem sordu, düşünüyorlar mı diye. Yok demiştim, biraz aklı varsa Poyraz (13 ay) ve Arca(2,5 yaş)’yı görüp uzun bir süre erteler. Anlattım Gül’e hatırlattım o Arca’nın kriz akşamını, hatırladı, ama iş işten geçmişti. Bundan sonra zaten sürekli unutacak bir şeyleri, geçmiş ola!
22:00 ila 06:00 arası kesintisiz uyku, hmmm, görürsem söylerim!
5 Ağustos 2011 Cuma
Dumur diyalog #13 : Dap daba daba dababaaa…
Arca’nın hemen hiçbir tarafı bana benzemez. Elinden ayağından tut da yastığa sarılarak ve üstü açık uyumasına, soğuk duş, soğuk su sevmesine, açlığa dirençsizliğine, sabahları müthiş neşeli olmasına, yemek alışkanlıklarına kadar İlker’e benzer. Arca babasının çocukluk fotoğraflarına bakar, kendisi sanar.
Baktım doğuştan bana benzemiyor, bari sonradan kendi özelliklerimi enjekte edeyim bünyesine dedim.
Çok iyi politika yaparım, polemiğe girmeyi sevmem, çok damarıma basılmadıkça insanların suyuna gitme konusunda azimliyimdir. Öyle ki Arca’yı ben ağlatırım, sonra “vah evladım kimler ağlattı seni, noldu sana?” der, Arca’nın kendisinin de şaşırmasını sağlarım, çocuğumla bile polemiğe girmem, altından girer üstünden çıkar, krizi imkanlarım ölçüsünde pasifize ederim.
Arca çok pis politikacı oldu son zamanlarda,bunu iyi bir öğrenci olmasına bağlıyorum.
Alıp karşına konuşmak istersin, lafı değiştirir. Bir şey sorarsın lafı değiştirir. Ona terslenmeni bir şekilde bertaraf eder.
Nasıl mı?
Kendince bir yol bulmuş, diyelim ki, kızacağım bir hareketi oldu, hop hemen yüz ifadesi değişir: “Dap daba daba dababaaa…”
“Oğlum … yiyecek misin?” misal “Dap daba daba dababaaa…”
“Arca hadi çıkıyoruz…” “Dap daba daba dababaaa…”
“Arca işe gidiyorum, hoşça kal de, öpüşelim” “Dap daba daba dababaaa…”
“Arca hadi arkanda sıra oldu, kay çocuğum kaydıraktan” “Dap daba daba dababaaa…”
En son geçen akşam dumur etti yine;
A: Bugün okulda ağladım
Y: Aa şaşırdım, ağlamıyordun ne zamandır? Neden ağladığını sorabilir miyim?
A: Sor!
Y: Neden ağladın?
Cevap:
Baktım doğuştan bana benzemiyor, bari sonradan kendi özelliklerimi enjekte edeyim bünyesine dedim.
Çok iyi politika yaparım, polemiğe girmeyi sevmem, çok damarıma basılmadıkça insanların suyuna gitme konusunda azimliyimdir. Öyle ki Arca’yı ben ağlatırım, sonra “vah evladım kimler ağlattı seni, noldu sana?” der, Arca’nın kendisinin de şaşırmasını sağlarım, çocuğumla bile polemiğe girmem, altından girer üstünden çıkar, krizi imkanlarım ölçüsünde pasifize ederim.
Arca çok pis politikacı oldu son zamanlarda,bunu iyi bir öğrenci olmasına bağlıyorum.
Alıp karşına konuşmak istersin, lafı değiştirir. Bir şey sorarsın lafı değiştirir. Ona terslenmeni bir şekilde bertaraf eder.
Nasıl mı?
Kendince bir yol bulmuş, diyelim ki, kızacağım bir hareketi oldu, hop hemen yüz ifadesi değişir: “Dap daba daba dababaaa…”
“Oğlum … yiyecek misin?” misal “Dap daba daba dababaaa…”
“Arca hadi çıkıyoruz…” “Dap daba daba dababaaa…”
“Arca işe gidiyorum, hoşça kal de, öpüşelim” “Dap daba daba dababaaa…”
“Arca hadi arkanda sıra oldu, kay çocuğum kaydıraktan” “Dap daba daba dababaaa…”
En son geçen akşam dumur etti yine;
A: Bugün okulda ağladım
Y: Aa şaşırdım, ağlamıyordun ne zamandır? Neden ağladığını sorabilir miyim?
A: Sor!
Y: Neden ağladın?
Cevap:
Untitled from yeliz minareci on Vimeo.
4 Ağustos 2011 Perşembe
Komik insan manzaraları
İnternetten kitap siparişi verirken aklıma geldi. Bizimkilerin yazlığın orada bir sosyete pazarı kurulmuş. Cidden sosyete lafta değil!
Son günlerin populer kitaplarından birini okuyası geldi İlkerin - ki bu çok nadir olur, ben böyle bir kitap aşkı ile 15 senede 3 defa karşılaşmadım o kadar diyeyim - , gaza geldim, korsan morsan hemen alalım dedim, sosyete pazarındaki kitapçıya daldım. Bandrol filan hikaye. Kitabın üzerindeki fiyat 20 TL, bu kitapçılar yarı fiyatından kapı açıyor, hadi internetten gelişini beklemeyelim dedim, fiyatını sordum. 20 dedi, başladı anlatmaya, yok son günlerin liste başıymış yok çok güzel kitapmış. Tipine bak, sor değil gazete, poşete girmiş yetişkin dergisi bile okumamıştır. Polemiğe girmedim, gerisin geri koydum yerine, İlker'e baktım kaşlarımı kaldırdım, anladı.
Satıcı peşimizi bırakmıyor. "Bu fiyattan aşağısına bulamazsın piyasada hiç arama" diyor.
Kitap D&R'ın web sitesinden sepette, 15 TL bile değil. Hataya düşüp söylüyorum.
"Yok yav mümkün değil, dikkat et korsan olmasın" diyor.
Hey allahım!! Ben durup internetten kitap alışverişinin ne kadar ucuza geldiğini anlatmaya hazırlanmışken İlker tutup kolumdan kurtarıyor beni.
Manzaranın önünü kesiyor, yoksa bizim korsan kitapçıyla diyaloğumuzdan ne biçim malzeme çıkardı!
Bir komik manzara da benden.
Geçen gün çok pis tongaya düştüm. Elfana ile Evren’i Yavrusu’yu görelim istiyoruz, dönecekler bir türlü göremeyeceğiz diye endişeleniyoruz. Neyse ki İzmir’e geldiler vesile oldu. En yakın yer Forum, sözleştik, geç geleceğimi İlker’e haber verdim, biz de gelelim dedi. Aaa süper fikir! Gel gör ki çocuksuz katılacağım diye sabah işe gelirken ayakkabıyı topukludan yana seçme konusunda sakınca görmemiştim.
Hiçbir yerde yazılmayan ama anayasanın değişmez maddesi gibi belleklerimize kazınan “ortamda ben varsam, Arca ile ben ilgilenirim” kanunu devreye girdi. Arca tırmanmaması gereken, koşmaması gereken yerlere tırmanırken arkasından koşan 10 puntoluk topuklu ayakkabıları ile bendenizi gören gözler epey şenlendi kanımca. Forum Midpoint’in önünde bir ara artan kalabalığın sebebini şimdi şimdi anlıyorum. Bahse varım, düşecek mi düşmeyecek mi diye bahse girmiştir seyirci milleti.
Neyse ki kolyemle, kıvırcık sarı saçlarımla Yavrusu beni sevdi ve kendisi gelip öpmeyi teklif etti. İlker buna feci halde içerledi. Zira tanıdık tanımadık tüm kız çocuklarının kendisine hayran olmasına alışkın, bu durum egosunu zedeledi. Bizim Arca oğlanı bıraktı, Yavrusu’ya kendini sevdirme çalışmalarına başladı.
Manzara demişken, bir tane de bizim evden ...
Yavrusu’nun hediyeleri için sabahı bekledik, gördüğünde Arca’nın kalp atışlarının sesini biz bile duyduk. Eşi benzeri görülmemiş bir vuslat manzarası yaşandı evde!
Türkiye’de hiçbir yerde bulamadığımız ve yurtdışından sipariş etmeyi planladığımız küçük cars karakterleri.
“Ramon! Ramon!”
“Noldu Arca?”
“Flo Ramon’u arıyo!”

Flo Ramon’a kavuştu…
Ve Arca Kırmızı’ya ve Sheriff’e…
Son günlerin populer kitaplarından birini okuyası geldi İlkerin - ki bu çok nadir olur, ben böyle bir kitap aşkı ile 15 senede 3 defa karşılaşmadım o kadar diyeyim - , gaza geldim, korsan morsan hemen alalım dedim, sosyete pazarındaki kitapçıya daldım. Bandrol filan hikaye. Kitabın üzerindeki fiyat 20 TL, bu kitapçılar yarı fiyatından kapı açıyor, hadi internetten gelişini beklemeyelim dedim, fiyatını sordum. 20 dedi, başladı anlatmaya, yok son günlerin liste başıymış yok çok güzel kitapmış. Tipine bak, sor değil gazete, poşete girmiş yetişkin dergisi bile okumamıştır. Polemiğe girmedim, gerisin geri koydum yerine, İlker'e baktım kaşlarımı kaldırdım, anladı.
Satıcı peşimizi bırakmıyor. "Bu fiyattan aşağısına bulamazsın piyasada hiç arama" diyor.
Kitap D&R'ın web sitesinden sepette, 15 TL bile değil. Hataya düşüp söylüyorum.
"Yok yav mümkün değil, dikkat et korsan olmasın" diyor.
Hey allahım!! Ben durup internetten kitap alışverişinin ne kadar ucuza geldiğini anlatmaya hazırlanmışken İlker tutup kolumdan kurtarıyor beni.
Manzaranın önünü kesiyor, yoksa bizim korsan kitapçıyla diyaloğumuzdan ne biçim malzeme çıkardı!
Bir komik manzara da benden.
Geçen gün çok pis tongaya düştüm. Elfana ile Evren’i Yavrusu’yu görelim istiyoruz, dönecekler bir türlü göremeyeceğiz diye endişeleniyoruz. Neyse ki İzmir’e geldiler vesile oldu. En yakın yer Forum, sözleştik, geç geleceğimi İlker’e haber verdim, biz de gelelim dedi. Aaa süper fikir! Gel gör ki çocuksuz katılacağım diye sabah işe gelirken ayakkabıyı topukludan yana seçme konusunda sakınca görmemiştim.
Hiçbir yerde yazılmayan ama anayasanın değişmez maddesi gibi belleklerimize kazınan “ortamda ben varsam, Arca ile ben ilgilenirim” kanunu devreye girdi. Arca tırmanmaması gereken, koşmaması gereken yerlere tırmanırken arkasından koşan 10 puntoluk topuklu ayakkabıları ile bendenizi gören gözler epey şenlendi kanımca. Forum Midpoint’in önünde bir ara artan kalabalığın sebebini şimdi şimdi anlıyorum. Bahse varım, düşecek mi düşmeyecek mi diye bahse girmiştir seyirci milleti.
Neyse ki kolyemle, kıvırcık sarı saçlarımla Yavrusu beni sevdi ve kendisi gelip öpmeyi teklif etti. İlker buna feci halde içerledi. Zira tanıdık tanımadık tüm kız çocuklarının kendisine hayran olmasına alışkın, bu durum egosunu zedeledi. Bizim Arca oğlanı bıraktı, Yavrusu’ya kendini sevdirme çalışmalarına başladı.
Manzara demişken, bir tane de bizim evden ...
Yavrusu’nun hediyeleri için sabahı bekledik, gördüğünde Arca’nın kalp atışlarının sesini biz bile duyduk. Eşi benzeri görülmemiş bir vuslat manzarası yaşandı evde!
Türkiye’de hiçbir yerde bulamadığımız ve yurtdışından sipariş etmeyi planladığımız küçük cars karakterleri.
“Ramon! Ramon!”
“Noldu Arca?”
“Flo Ramon’u arıyo!”
Flo Ramon’a kavuştu…
Ve Arca Kırmızı’ya ve Sheriff’e…
3 Ağustos 2011 Çarşamba
Bir çizgiyi aşmak
İlker “Yüzüklerin Efendisi”ne kaptırmıştı kendini, itiraf ediyorum, fırsatçılık yaptım.
Hafta sonu suratımda salak bir gülümseme ile izlediğim “Before Sunrise”dan sonra aldığım yorumlarla dokuz sene sonra çevrilen devam filmini ikinci kez izlemek için yanıp tutuşuyordum.
Dokuz senelik evliliğimizde İlker’le hiç ayrı odalarda TV izlememiştik! Dün akşama kadar …
Kendimi bir çizgiyi aşmış gibi hissediyorum. Bu kararı almak kolay olmadı, kendimi çok kötü hissettim ama kendimce belirlediğim kanunlarımı bir defa delmekten bir şey olmaz diye çıktım yola.
Öncesinde direndim, çok samimiyim. “Bilgisayarı alırım kucağıma, kulaklıklarımı takarım, şu köşeye kıvrılır izlerim”, dedim. Güya TV izlemek istemediğimde önceden yaptığım gibi yine aynı odada oturacak başka bir şeyle meşgul olacaktım, aynı havayı soluyacaktık.
“Manyak mısın!” dedi, beni öbür odaya sepetledi, “rahat rahat izle”, dedi.
Dört adet televizyonu olan dört kişilik bir ailede büyüdüm ben. Ne kadar televizyon o kadar ayrışma… Buna rağmen alışkanlığım yok, her sene edindiğim bir dizim ve filmler, nadiren haber.
Meğer kural koymuşum kendime, ayrı odada televizyon izleyince bir garip oldum önce ama “Yüzüklerin Efendisi” o kadar çok reklam almış ki, İlker benim filmin yarısı benimle izledi, tekrardan. Sürekli yokladı beni, dalaştı, eski günlerimizi aratmadı.
İtiraf ediyorum, ayrı odalarda televizyon izleyen çifte dönüşme korkumu atamadım üzerimden. Allah başka zeval vermesin: )
Before Sunset
Dediğim gibi bizimkiler dokuz sene sonra tekrar bir araya geliyorlar. Bazı diyalogları başa alıp tekrar dinledim. Dalıp gittim… Tek bir öpüşme sahnesi olmayan bir aşk filmine…
Nina Simone…
“Uçağını kaçıracaksın bebeğim”
“biliyorum”
Cümleler hala kulağımda ve sahneler aklımda

Unutmadan...
Julie Delpy'yi, filmdeki siyah bluzuna benzeyen uzun zamandır giymediğim bir gömleğimi giyerek selamladım bugün.
Metroda kitap okurken gülümsüyordum.
Hafta sonu suratımda salak bir gülümseme ile izlediğim “Before Sunrise”dan sonra aldığım yorumlarla dokuz sene sonra çevrilen devam filmini ikinci kez izlemek için yanıp tutuşuyordum.
Dokuz senelik evliliğimizde İlker’le hiç ayrı odalarda TV izlememiştik! Dün akşama kadar …
Kendimi bir çizgiyi aşmış gibi hissediyorum. Bu kararı almak kolay olmadı, kendimi çok kötü hissettim ama kendimce belirlediğim kanunlarımı bir defa delmekten bir şey olmaz diye çıktım yola.
Öncesinde direndim, çok samimiyim. “Bilgisayarı alırım kucağıma, kulaklıklarımı takarım, şu köşeye kıvrılır izlerim”, dedim. Güya TV izlemek istemediğimde önceden yaptığım gibi yine aynı odada oturacak başka bir şeyle meşgul olacaktım, aynı havayı soluyacaktık.
“Manyak mısın!” dedi, beni öbür odaya sepetledi, “rahat rahat izle”, dedi.
Dört adet televizyonu olan dört kişilik bir ailede büyüdüm ben. Ne kadar televizyon o kadar ayrışma… Buna rağmen alışkanlığım yok, her sene edindiğim bir dizim ve filmler, nadiren haber.
Meğer kural koymuşum kendime, ayrı odada televizyon izleyince bir garip oldum önce ama “Yüzüklerin Efendisi” o kadar çok reklam almış ki, İlker benim filmin yarısı benimle izledi, tekrardan. Sürekli yokladı beni, dalaştı, eski günlerimizi aratmadı.
İtiraf ediyorum, ayrı odalarda televizyon izleyen çifte dönüşme korkumu atamadım üzerimden. Allah başka zeval vermesin: )
Before Sunset
Dediğim gibi bizimkiler dokuz sene sonra tekrar bir araya geliyorlar. Bazı diyalogları başa alıp tekrar dinledim. Dalıp gittim… Tek bir öpüşme sahnesi olmayan bir aşk filmine…
Nina Simone…
“Uçağını kaçıracaksın bebeğim”
“biliyorum”
Cümleler hala kulağımda ve sahneler aklımda

Unutmadan...
Julie Delpy'yi, filmdeki siyah bluzuna benzeyen uzun zamandır giymediğim bir gömleğimi giyerek selamladım bugün.
Metroda kitap okurken gülümsüyordum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


