Yazılar posta kutuna gelsin mi?

18 Mart 2019 Pazartesi

yetişmeyivereyim, nedir yani?

Belçika'ya taşınmaya karar verdiğimizde, konfor alanımızı terk etmenin bize yaramayacağını söyleyenler çok oldu. Küçük şeyler, göz ardı edilen şeylerden bahsetti yurtdışı tecrübesi olanlar. Mesela ha deyince eve yardımcı bulmak, haftada bir cüzi bir meblağa fön çektirip mankür yaptırmak gibi...

Fön çektirmiyorum, kendi saçımı kendim yapıyorum, manikür? ona da üşendiğim için kendim yapıyordum nicedir zaten. Yani zaten İzmir'deyken de kuaföre senede 2-3 gittiğim için çok da şeetmedim.

Eve yardımcı? Bizim evimizde - şükür ki - sürekli yardımcımız oldu, Arca doğduğundan 6,5 yaşına gelesiye kadar. Aslında yardımcı demeyelim de, Arca'ya bakan ablalarımız oldu, ama onlar bize de evimize de baktılar, sağ olsunlar, kızı doğum yapınca ayrılmak zorunda kalan Ümit ablamız ve onun arkadaşı Nadire ablamız. Evde sürekli düzeni sağlayan birisinin olması, elbette hayatı kolaylaştran bir şey, hele ki dağınık ve ev işlerinden hoşlanmayan biriyseniz. Ve iyi şeylere alışmak öyle kolay ki...

16 Mart 2019 Cumartesi

Meditasyonun bizi sakinleştirmesi gerekmiyor muydu?

Zor bir haftaydı. Seyahatler, projelerde karar alma zamanları, yaklaşan toplantılar yetmezmiş gibi bir de yeni şeyler çok zorladı. Kendim hakkında düşündüklerimin, vardığım yargıların başkaları tarafından ne kadar farklı olduğunu görmek ve sindirmek (ya da üstünü örtmek demeli belki de) kolay değildi. Yola devam etmenin her zaman bir çaresi bulunur.

Kendinle ve ailenle küçük mutluluk alanları inşa edebildiğin zamanlarda her şey daha kolay oluyor. Geçtiğimiz hafta yaşadığım ve muhtemelen önümüzdeki hafta da yaşanacak zorluk bundan kaynaklanıyor. Yetersizlik hissini aştım artık, "yetişmeyivereyim nedir yani?" kafasına geçeli yıllar oluyor.

Benimkisi isteyip de yapamamaktan kaynaklı bir gerilme. Yani Arca ile daha çok sohbet etmek istiyorum, İlker'le daha çok vakit geçirmek. Küçük şeyler var, mesela İlker'le mutfakta takılmak, Arca ile uno filan oynamak. Bunlar iyi gelen şeyler. Bana kendimle vakit geçirmek de iyi geliyor. İyi bir arkadaşım ben, kendime vefasız olmak istemiyorum. Ama işte bazen oluyor. Tüm bunları isterken, tüm bunları yapabilecekken başka şeylere vakit ayırmayı seçmek, işte aslında bir tarafımla o mücadeleyi vermeyi seçmek daha da zorluyor. Çünkü biliyorum ki, o an mesela kendimle vakit geçirmeyi seçsem, yine de kendimi iyi hissetmeyeceğim.

Kafada dönüp dolaşan tilkilere hoşgeldiniz.

10 Mart 2019 Pazar

"Bütün hayatımızı, aslında yapmaktan başka çaremiz olmayan şeyleri, rızamızla seçmeyi öğrenmekle geçiriyoruz."

Bugün bizim buraların havası huysuz kadın gibi, estirip gürlüyor, silkeliyor. Ama çok nadir de olsa, yağmur fırtına durdu mu, tatlı bir güneş ışığıyla gülümsüyorsun. Elinde değil, öyle nadir ki... Sonra yine başlıyor, artık kim ne yaptıysa dünyayı başımıza yıkıyor doğa ana.

Aman bana göre hava hoş. Ben zaten pazarımı çalışmaya adayacaktım. Havanın asabiyeti işime geldi, en azından aklım dışarıda kalmadı.

8 Mart 2019 Cuma

Söyleyeceklerim bu kadar

Acınası haldeyiz. Dün öğle yemeğindeyken ellerimizde telefon, kendimizi, hafta sonu için  güneşli bir lokasyon ararken bulduk. Bence manasızdı, ama Melike depresyonun dibini görmüş olacak, “Avrupa’nın göbeğinde yaşarken Nice’te bir kahve içtik, döndük diyemeyeceksek yuh bize” diye tezini savunuyordu. 400 öyroluk kahve:) sanırsın çekirdeği misk kedisinin bir tarafından çıkmış. 

3 Mart 2019 Pazar

Sevin lan beni!


Renklerimi söylemedim, değil mi?
Söyleyeyim zira asıl anlatmak istediğim renk değil.

26 Şubat 2019 Salı

Yazık lan bana!

Eğitime sardım. Ne yani kırkımıza geldik diye unumuzu eleyip eleğimizi asacak mıydık? Hangi devirde yaşıyoruz? ‘50s? 

Kurumsalda çalışmanın en birinci avantajı beleş eğitimler. Kurum, kuruma faydan olsun diye seni eğitime gönderdiklerini sanadursun - ki illa ki faydası oluyordur - sen kişisel gelişe dur anacım:) 

Çoğu zaman eğitimlerin inek öğrencisi konumuna düşüyorum? Neden? Çünkü eğitimcilerin feyz aldıkları kitapları, makaleleri, gerek kendi gelişimim gerekse çocuğumu yetiştirmek için hatmetmişim. 

Dahil olduğum son eğitim “advanced communication and self management”. Tercümesiyle uğraşamayacağım bir zahmet google translate bebeyim. Şahsen communication kısmı on numara, self management desen sallantıda. Onu halletmeli zira kimi zaman kontrolden çıktığım oluyor, allah affetsin. 

Eğitime kaydımı yaptırayım mı derken on küsur senedir şirkette çalışan arkadaşım Marijke’den departmana bir mail geldi: arkadaşlar eğitimi kaçırmayın! Aldığım en faydalı eğitimdi! 

Ah Marijke sen dersin de ben atlamaz mıyım!

24 Şubat 2019 Pazar

Eyvah! Belçikalılaşıyor muyuz?

"Eyvah!" dedim ama aslına bakarsan çok da önemli değil, yani eyvah filan değil. Ben seviyorum Belçikalıları. Her Avrupalı kadar, her milletten insan kadar. Her insan kadar.

Ben, çok üzgünüm ama - genel geçer Avrupalı ikiyüzlülüğüne sık sık tanık olsam da , ki ikiyüzlülük mü yüzleşmek mi o da başka bir tartışma boyutu - bu yazının ilk yorumundaki gibi acımasız olamıyorum, biraz da demek istiyorum ki, "hırsızın hiç mi suçu yok?" . Çok affedersin sen çok mu ileridesin ki son 15 yıldır, Avrupa'nın ağzına laf vermiyorsun da, adamlar - çok affedersin dötlüğüne mi - seni ortadoğu ülkesi ligine şutluyorlar? Biz mikemmeliz he biz mikemmeliz!

Neyse ne diyordum? Her ne kadar gözlemlerim olsa da, gözlemlerimde biraz dalgamı geçsem de, herkesi seviyorum ben, her milleti. Sevmek değil de belki kabul etmek, anlamaya çalışmak.

10 Şubat 2019 Pazar

Söyleyeceklerim bu kadar : Busy is the new stupid

Bilmem dikkat çekiyor mu, ama benim bu blogda bazı yazı dizilerim var. Kitap yorumları mesela Yeliz'in kitapları'nda arşivleniyor. Niyetim benzer bir arşivi muhteremin tariflerine de uygulamak... Bakalım bir yolunu bulacağız. Bir de spontane yazılarım var. "an itibariyle.." gibi. Yazdığım an, yazdığım gibi yayınla tuşuna tıkladığım, içerikten ziyade o anki hislerimi yansıtan yazılar.

Yoğun günlük rutinlerimizin dışına kafamı çıkarıp da, bu çorbacıgiller bu ara ne yapıyorlar, diye merak edenlere haber niteliğinde yazılar yazmak istiyorum mesela. Etiketin adı bile hazır: Günler günlerin ardından... 

Lakin son üç yazının başlığı bu iken, her biri ayrı bir konuya dallandı, toparlandı derken silip başka başlık attım. Böyle böyle üçüncü yazıdayım. Etiket hazır, Allah içini doldurmayı nasip etsin, amin.

Derken...
Bu yazıyı yazdım ve yine etiketi değiştirdim:) : Söyleyeceklerim bu kadar

28 Ocak 2019 Pazartesi

Kocamı Fransızcadan soğutarak bence iyi ettim.

Ben - söylemesi ayıp - Fransızca kurumu geçtim. Yeni kur yeni şans iki hafta içinde bu blogda!

O kadar yavaş ilerliyorum ki, bu vakte kaplumbağalar bile öğrenmiştir bu dili. İki cümle kurabilmek için üç saat düşünüyorum. Hani "anlıyorum ama konuşamıyorum" klişesi var ya, hah işte o bende "ne anlıyorum ne de konuşuyorum" kalıbına daha münasip. Hakikatten anlama dinleme sıfır. Hani Flamancayı bile daha iyi anlıyorum diyebilirim. Şirket dil öğrenmek isteyenlere ofis bünyesinde eğitim sunuyor, Flamancaya atladım. Zira onun için ayrı bir kursa gitme imkanım yok. Kör topal Fransızca bir şekilde gidecek, Flamanca'yı da öğreneceğim nihayetinde. Şirkette arkadaşlarım Flamanca konuşuyor, evde İlker ve Arca sürekli konuşuyorlar, Arca'nın arkadaşı geliyor, onunla da ... Ben ? Piç miyim lan ben?!

26 Ocak 2019 Cumartesi

Sömestr Tatili

Yarın Düsseldorf'a gideceğiz. Mühim bir tekne fuarı varmış. Biraz sosyal medyaya daldım, "İlker fuardayken biz cüceyle Düsseldorf'ta ne yapabiliriz" sorusuna cevap bulma umudu taşıyordum, sömestr tatili fotoğralarının saldırısına uğradım. Şehirde kalan kesim çocuklarına uğraş arayışında, şehirden kaçanlar ya küçük şehir memleket ziyaretlerinde değerlendirmiş tatillerini, ya kayak tatili ayarlamış ya da yurtdışı...

Bizim sömestr tatillerimiz anneannemlerde yani Akhisar'da geçerdi. Babam hepimizi sabahtan garaja bırakırdı, Akhisar otobüsüne binerdik. Manisa'ya kadar biraz virajlı ama ormanlı bir yol, sonrası Manisa'nın köyleri. Sırasıyla sayardım, yol başka türlü geçmez ki... Saruhanlı'ya - ki o da ilçe oldu galiba - geldik mi, tamam Akhisar'a geldik sayılır.

Erken yenen akşam yemeklerinin ardından uzayan sohbetler ve gece yarısı olmadan acıkılınca sobasında ekmek kızartılan anneanne evi... Tuvaleti dışarıdaydı, popomuz üşürdü işerken, elimiz kıpkırmızı kesilirdi yıkayınca. Hep birlikte yatılan tek odanın bir köşesinde illa ki lazımlık, gece buz gibi tuvalete mi gidelim?

24 Ocak 2019 Perşembe

Seferberlik planı: Soğuklar!

Bu hafta gündemimiz soğuklar olacak, şimdiden biliyoruz. Zira bu hafta sonu itibariyle 1-2 derecelere inen, yol kenarlarındaki çalıları donduran soğuk, birkaç güne karı da beraberinde getirecek. Vallahi bence isabet. Bir kar görsün, bir kar topu oynasın bu aile, çok şey mi istiyorum?
...
Dememe kalmadı, kar da yağdı yeay:)

Bahar çocuğu ve Akdeniz insanı olmanın verdiği bir "soğuk fobisi" var, inkar edecek değilim. Üşütmekten, hasta olmaktan, kronikleşmeye ramak kalmış sinüzitimin nüksetmesinden korkuyorum, fobiyse fobi!

Kendimce önlemlerimi aile bireylerine dayatacağım seferberlik planım hazır.

22 Ocak 2019 Salı

ev giysisi

Ev giysisi diye yazıp google teyzeye sordun mu, sana envai çeşit pijama, eşofman takımı çıkarıyor. Bu hayatta google teyzenin de bilmediği şeyler varmış.

Ev giysisi dediğin kostüm, çok emek ister google'cım. Öyle mağazaya girip bir takım penye almaya benzemez. Onlar hep var, ama bakalım "ev giysisi" mertebesine ulaşabiliyorlar mı? Katiyen!

Ev giysisi dediğin...

20 Ocak 2019 Pazar

an itibariyle...

"Bir odanın kapısını kapatıp yalnız kalmak, her zaman hayatımın en güzel şeylerinden biri olmuştur."
 Charles Bukowski

Yaklaşık bir saat önce eve girdik.

Normal bir ailenin -5 derecede dışarıda ne işi var değil mi? Otur evinde, yılbaşı ağacını kaldır, ütüleri yap, iki kap yemek koy ocağa değil mi? Yok ya, fazla domestiğe bağladık mı bana bir haller geliyor. Allahtan İlker de öyle. Geçen gün dil kursu aktivitesi kapsamında pratik yapmak için gittikleri Brüksel'e yakın küçük bir Flaman şehri olan Mechelen'i çok beğenmiş, birlikte gidelim diyordu. Canıma minnet, benim için dışarı çıkmaya bahane olsun. Tabii evde yaymayı, kah kitap okuyup, kah playstation oynamayı tercih eden cüce kararımıza şiddetle karşı çıktı ama çok da tın. 

14 Ocak 2019 Pazartesi

Yaşlandığını nasıl anlarsın?

Bu başlıkta bir yazıyı ilk yazışım değil. Bakınız 2011 versiyonu ve 2012 versiyonu. Eminim içerik olarak konuyu kullandığım başka yazılarım da olmuştur ama şimdi aramakla uğraşamayacağım. 

Demem o ki ben bu yaş mevzusuna takık bir insanım galiba. Hayır sadece yazdıklarımdan değil, geçen gün katıldığım eğitimde bile bunu mevzu bahis ettiğimi fark ettim. Yaratıcı bir tarafını bulmaya mı çalışıyorlar nedir (benim için epey aramaları lazım), hepimize ismimizin baş harfiyle bizi tanıtan bir sıfat bulmamızı istedi hoca. Hatta "Y biraz zor olabilir" diye uyardı beni. Yo gayet net: Youthful. 
(dinç, genç bir havaya sahip anlamında) 

13 Ocak 2019 Pazar

an itibariyle...

Hafta sonunu domestiğe adamış bir insanın en öncelikli tatmin seviyesi aşağıdakilerden hangisi ile sağlanır?
a. Buzdolabına dizilmiş minimum dört çeşit tencere yemeği
b. Tamamı ütülenmiş çamaşırlar
c. Ertesi gün öğlen için hazırlanmış sefertası ve dahi kocasının öğlen salatası
d. Banyo yapmış okula hazırlanmış oğlan
e. Hepsi

Evet bildiniz: Hepsi! 

Kış çirkin yüzünü bu hafta sonu layıkıyla gösterdi. Yağmur dinmedi, hava bizi dışarı hiç davet etmedi. Bizim de gönlümüz yoktu zaten. Malum bağlamışız domestiğe, dışarıda işimiz ne? 

Gerçi bana akşam üzeri beş gibi geldiler. Bütün hafta ofisin içinde attığım 500 adım, dün zaten misafir hazırlığı yapmışım, burnumu çıkarmamışım, dedim ki yürüyeceğim. Kimse oralı olmadı. Çıktım, dondum, döndüm. İyi oldu ama, egzersizleri bu kadar ihmal edersek, semeri iyice büyüteceğiz.

Günün bende kalanları, Arca ile sabah yatak keyfi sohbeti, İlker'le mutfağa kara tahta tasarım çalışmaları, kitap kulübümün hatıra kitabı ve kahve keyifleri olarak tarihe geçsin... 

An itibariyle...

güne, hafta sonuna, haftaya veda zamanı. 


7 Ocak 2019 Pazartesi

Yılın ilk pazarı

Yeni yılın ilk pazartesisine bomba gibi hazırım, diyemiyorum. Bütün günümü Fransızca çalışarak geçirdim yine de sınava hazır değilim, neden?

1 Ocak 2019 Salı

Yeni yıl yazısı

Adettendir, her yılın başında yeni hedefler konur, değişimler planlanır ve tabii ki çoğuna ulaşılamadan bir sonraki yıl gelir çatar ve bir sonraki ve bir sonraki...

2018’e girerken tanımladığım “aşmış insan” tanımına bir adım daha yaklaşabildim mi? Evet sanırım, bu da bir şeydir.

23 Aralık 2018 Pazar

Avrupa tespitlerine gel!

Belçika ile ilgili bir Belçikalıdan en ilginç yorumu duydum: "Avrupa'nın başkentiyiz güya ama aslında tam bir köy burası! Avrupa bir köy tarafından yönetiliyor."

Belçikalılar için Avrupa'nın Lazları dediklerini de duymuştum. Hırsızların bir dükkana girdiği ve dükkan sahibinin "akşam gelin bu saatte para olmaz" dediğinde hırsızların gidip akşam tekrar geldikleri ve de polise yakalandıkları haberi doğruysa, evet bir Lazlık var.

Avrupa'da yaşayan her milletin diğerleri hakkında tespitlerini, önyargılarını dinlemek çok eğlenceli.

16 Aralık 2018 Pazar

Lüzumsuz bilgiler Vol.2

Geçenlerde blogda geziniyorum - evet narsistim kendi blogumu okuyorum! Hayır efendim yazın da sizinkini de okuyalım. Mecbur muyum döt kadar ekranda instagram tiradlarınızı okumaya? - eski bir yazıma denk geldim, sene 2010, #tbt tadında yeminle. Lüzumsuz bilgiler. 

Vaktiyle buralar dutluk iken bloglarda "elim sende"cilik ve birbirini mimleme çok trend idi. Hem blog sahibini tanırdın, hem seni okuyanlar kendini sana biraz daha yakın hissederdi. Derken "promote yourself" anlayışı moda oldu. Instagram sağ olsun. Herkes fotomodel, herkes filtre, instabeauty güzeli, hey allahım!

Belki bugün instagramda olduğumuz kadar ulu orta değildi hiçbir paylaşımımız ancak bugün olduğundan daha doğru tanırdık, blog yazan kişiyi de, takip edeni de. Bir büyüsü vardı bilinmezliğin lakin samimi yazılardan iyi bilirdik, iyi tanırdık birbirimizi. Yüzeysel değildik.

O günlerin anısına bilinmeyen (daha doğrusu öyle varsaydığım) yönlerimi yazayım dedim, buyurunuz: Lüzumsuz bilgiler - 2.

12 Aralık 2018 Çarşamba

E-mail hygiene

Departman toplantısıydı sanırım, müdürümüz "e-mail hijyeni için neler yapıyorsunuz?" diye sordu.

Ben "eğer bir işe yoğunlaşmam icap ediyorsa, sabah gelir gelmez outlook'umu açmıyorum, işimi tamamlayıp sonra e-maillerime bakıyorum, genelde de öğleye doğru ve öğle yemeğinden hemen sonrasını - tabii toplantı yoksa - tercih ediyorum" dedim. Bu yöntemimi çok beğendi, Türk olsaydı "bana bunlarla gelin" diyeceğinden eminim. İyi ki bu yöntemin aklıma nereden geldiğini sormadı da "tuvaletten" demek zorunda kalmadım. Evet, tuvaletten, hatta umumi tuvaletten.

9 Aralık 2018 Pazar

Sarı yelekliler

Belçika'ya yerleştiğimizden beri muhterem saçını (yani olduğu kadarını) kendisi traş ediyor. Kocam diye demiyorum, tasarrufta bir dünya markasıdır. Ama evin cücesi, makinayla üç numaraya vurulan kafayı kendisine yakıştıramadığından kuaförde traş olmak istiyor, illa modelli olacakmış, peki. Neyse ki kuaförden yana seçici değil. O cumartesi neredeysek, bir kuaföre giriyor, kestiriveriyoruz saçını. Geçen Ixelles'de telefonum tamir edilirken karşı sokaktakine girdik, bugün de Türk mahallesinde Mehmet kuafördeydik. 

5 Aralık 2018 Çarşamba

Bizde durumlar bu şekil

Bugün Fransızca kursunu ektim. Utanmıyorum. Çünkü :
1. Kendimi hasta hissediyorum. Günlerdir hissettiğim o kırıklık iyice eklemlerime ve saç diplerime yayıldı, gidişat iyi değil.
2. Yorgunum. Tamam ya herkes yorgun filan anlıyorum ama ben iki haftadır seyahat, mesai, hatta evde çalışmayla filan iyice helak oldum. Dün gece de bugünkü sunuma çalışınca pilim iyice bitti. Yeter yav!
3. Bugün sınav var. Ama ben çalışamadım (bakınız madde 1 ve 2). Hadi derslere devam etsem o kadarla da hallederim ama derslere de gidemedim (bakınız madde 2).

26 Kasım 2018 Pazartesi

Turuncu çoraplı çocuk

Arca cumartesi ve çarşamba günleri futbola gidiyor. Arca seviyor, ben de Arca sevdiği için seviyorum, İlker sevmiyor. Tüm antremanların ve sonrasındaki maçların, iyi bir futbol oyuncusu/seyircisi için tabiri caizse işkence olduğunu söylüyor. Şimdiden kulüp araştırmalarına başlama niyetinde.

18 Kasım 2018 Pazar

Kapı

Bazı yazarlar, bazı kitaplar bende okudukça yazma isteği uyandırıyorlar. Ne olursa olsun, bir şeyler yazmak geliyor içimden. Allahtan bu blog var. Haftada bir başına oturabildiğim canım blogum.

Hayır hayata sitem etmiyorum, "yapmak istediğim çok şeyim ve çok az zamanım var" cümlesini kendi kendime kurmaktan bile sıkıldım. "To Do List"imin sürekli kabarık olmasından ve gün bittiğinde ancak yarısını halletmiş olmaktan da sıkıldım ama artık kendime bir sözüm var: bunu kafaya takmayacağım, o gün için en çok yapmak istediğim şeyleri yapıp yapamadıklarım için hayıflanmaktan, kendime kızmaktan da vazgeçeceğim.

Doğru, anladınız, bu sıkıntının işle alakası yok. İş için farklı zaman yönetimi yöntemlerim var. Neler mi? O başka bir yazıya kalsın.

Hafta sonu için yapılacaklar listesi kabarık ama öncelikler üç ana gruba ayrıldı: Kesinlikle yapılması gerekenler, aşırı derecede yapmak istediklerim, yapsam iyi olurlar.

12 Kasım 2018 Pazartesi

Paris is always a good idea!

"Para harcayarak sizi zengin yapacak tek şey seyahat etmektir."

Paris'te 4 gün geçirdik.
85.000 adım
63 km yürüyüş
ve şahsıma ait kısık bir ses.
ve bize ayak uydurmayı başaran bir Arca cücesi! 

10 Kasım 2018 Cumartesi

Başkalarına yardım etmek

Bazen giysilerimiz küçük gelir. Bazen eskir. Bazen çantamızın bir yeri yırtılır tamir edemeyiz.
Bunları atmak yerine, işine yarayacak birine verebiliriz. Belki birisi, bizim tamir edemediğimiz çantamızı onarıp kullanabilir.
Peki, o kişiyi nasıl bulabiliriz?
Türkiye'de yaşarken, görmüştüm. Cadde üstünde Kızılay'ın kocaman kutuları vardı. Bizim işimize yaramayan eşyaları, annem ayırır, babam da o kutulara atardı.
Belçika'da da böyle kutular olduğunu öğrendim. Havuza gittiğimiz gün, annem üzerinde Flamanca yazan kocaman bir kutunun yanına götürdü beni ve tercüme etmemi istedi. Başkalarına yardım etmek ile ilgili bir şeyler yazıyordu. Annemin anlamasına yardım ettiğim için kendimle gurur duydum.
Başkalarına yardım etmek için, bazen bir eşya verebiliriz, bazen de Flamanca yazıları tercüme edebiliriz.


Helpen aan iemand anders.
Soms worden onze kleren klein voor ons. Soms worden ze oud. Soms worden onze tassen kapot en we kunnen hen niet meer gebruiken en reparaseren.
Maar op de plaats van naar vuilbak gooien kunnen we beter aan iemand geven die het nodig heb. En die iemand kan die spullen reparaseren en nog een keer gebruiken.
Maar hoe kunnen we die iemand vinden?
In Turkije zijn er bedrijven die arme mensen helpen. Die bedrijven laten altijd een grote doos bij sommige straten. En mensen gooien hun oude of kapotte spullen erin. Mijn mama heeft gezegd dat hier in Belgie ook zo dozen zijn om mensen te helpen. Op de dag die we naar het zwembad gegaan hebben heeft mama me naar een doos gebracht. Ze wilde weten wat op het doos staat. En het was Nederlands geschreven. Ik heb het vertaad voor mijn mama. Het was over helpen aan iemand anders. We kunnen een spul geven of Nederlandse teksten vertalen om te helpen aan iemand.

Kitap yorumu: Hippi


Lafı hiç dolandırmadan söyleyeceğim:
Kendinize bir yol arkadaşı arıyorsanız, küçük sürprizlere açığım diyorsanız (ah İstanbul...), bir yazarın hayatından bir kesit ilginizi çekiyorsa, 70'lerin Avrupa'sını hatta İstanbul'unu merak ediyorsanız (ya da anımsamak istiyorsanız) Hippi'yi mutlaka okuyun, çok keyif alacaksınız.

8 Kasım 2018 Perşembe

Unique*

Az önce "unique" kelimesinin Türkçe anlamlarına baktım.
Biricik, emsalsiz, yekta, yegane, eşsiz, kendine mahsus, özgün...
Bir dolu anlamı var.
En sevdiğim: Şahsına mühasır

Ay teveccühünüz...

Öyleymişim de.

28 Ekim 2018 Pazar

Yeliz neler yazıyor?

İki post evvelini okuyanlar, blogda yazmadığım zamanlar, neler yaptığımı neler yazdığımı merak ettiler mi, bilmiyorum ama ben anlatacağım yine de.

Arca yılın ilk karnesini aldı. Dersleri oldukça iyi, yani öğretmeni öyle diyor. Bizce okul tam bir laylaylom! İyi olmayacak da ne olacak?

Öğrenim hayatına Türkiye'de başlamış bir çocuk olarak Arca halinden hoşnut. Zira hafta sonu ödev yok, haftada sadece iki gün ödev veriyorlar. O da okulda yapılan alıştırmaları bitiremeyen çocuklar için. Arca çoğunlukla bitirdiği için, o ödev de yok diyebiliriz.

Babylade ve futbol oynamalarına izin var. Aslında oyun olarak her şeye izin var. Serbest kıyafetle okula gidiyorlar. Okul üçte bitiyor. Haftanın üç günü spor var. Ayda bir gün mutlaka kütüphaneye gidiliyor. Çok test yapılıyor, özellikle matematik, ama Arca matematiği sevdiği için bu testleri çok dert etmiyor. Yani hayat ona güzel. Ama bize değil. Çünkü biz Türk eğitim sisteminin çalışkan öğrencileriydik. Kıllanıyoruz, bunlara pek bir şey öğretilmiyor diye düşünüyoruz.

Merhaba!


Merhaba!

Ben Arca. Dokuz yaşındayım. Dördüncü sınıftayım. Futbol oynamayı, ipad oynamayı, yüzmeyi, kitap okumayı seviyorum. Belçika'ya taşınalı bir yıl oluyor.
Babam mühendis, biz Türkiye'de yaşarken evler yapardı. Şimdi burada, Belçika'da çalışmıyor. Yakında burada da evler yapmayı planlıyor.
Annem de mühendis. Bir şirkette, klima projelerinden sorumlu. Hayatımızdaki her şeyi proje olarak görüyor.
Dün akşam babamla bir projeye karar verdiler.
Proje = Arca'nın günlük Flamanca yazıları
Amaç = Yeni kelimeler öğrenmek ve Flamanca'mı geliştirmek
İlk yazı = Mahallemizdeki yüzme havuzu
Perşembe günü babam bisiklet kazası geçirdi ve yaralandı. Bu konuyu başka bir yazıda anlatacağım çünkü konu çok uzun. Cumartesi günü babamın evde dinlenmesi gerekiyordu. Annem, babamın hoşlanmadığı ve benim çok seveceğim bir aktivite planladı: Yüzmek!
Babam ve ben İzmir'de tatilde iken, annem bu yüzme havuzunu keşfetmişti. Çok eğlenceli olduğunu düşündüğü için benim de denememi istiyordu.
Yüzme havuzunda, mayo ve bone giymek zorunlu. Bonemi bütün sabah aradık, bulamadık. Annem havuzda sattıklarını söyledi. Mayolarımızı içimize giydik. Okulla havuza gideceğimiz günlerde hep böyle yaparım. Yanımıza havlu, terlik, deniz gözlüğü ve havuzdan sonra giymek için iç çamaşırlarımızı aldık.
Yüzme havuzu evimize çok yakın. Arabayla en fazla 10 dakika sürüyor. Helden durağına gelmeden önce sağa dönüyoruz. Biraz ilerleyip sola dönüyoruz, işte orada yolun sonunda.
Şanslıydık, hemen park yeri bulduk. İçerisi klor kokuyordu ve sıcaktı. Kasada yaşlı bir kadın vardı. Sadece Fransızca konuşuyordu. Annem çok az Fransızca biliyor, anlaştılar. Bone de satın aldık.
Herkes için ayrı soyunma odaları var. Soyunma odalarının iki kapısı var. Birinden girip mayonu giyiyorsun, diğerinden çıkıyorsun. Çantalarımızı şifreli dolaplara kilitledik.
Havuz önce çok derin ama sonra en fazla 1 metre derinliğinde. 45 dakika yüzdük. Çocuk havuzunu da keşfettik, sıcacıktı ama küçüktü.
Çok eğlendim. Annemle abone olmaya karar verdik.




Hallo!
Ik ben Arca. Ik ben 10 jaren oud. Ik ben in het 4de leerjaar. Ik hou van voetballen,ıpad spelen,boek lezen,zwemmen,fietsen en tv kijken. Het is bijna 1 jaar dat we in Belgie zijn.
Mijn papa is ingenieur. In Turkije heeft hij heel veel huizen gemaakt. Nu in Belgie werkt hij niet. Binnenkort in Belgie wilt hij ook huizen maken.
Mijn mama is ook ingenieur. Ze is verantwoordelijk voor airconditioningprojecten in een bedrijf. Alles in onze leven ziet ze een project.
Gisterenavond hebben ze een nog een project bedacht.
Project: Dagelijkse Nederlanse teksten van Arca.(Dat ben ik)
Doel: Nieuwe woorden leren en mijn Nederlands verbeteren.
Eerste tekst: Een zwembad in onze dorp.
Donderdag heeft papa een fietsongelukje gehad. Ik ga dit in een andere tekst vertellen. Zaterdag moest papa in het huis blijven. Mijn mama heeft een activiteit geplanneerd dat ik van houd maar papa niet zo leuk vindt: Zwemmen!
Toen ik en papa in Turkije waren voor het zomervakantie, heeft mama dit zwembad ontdekt. Ze wilt dat ik zwembad ook probeert, want ze vondt dat geweldig. Je moet je zwempak en motorkap aandoen. We hebben alle ochtend mijn motorkap gezoekt maar niet gevonden.Maar mama heeft gezegd dat mensen verkopen in het zwembad. We hebben onze zwempakken onder onze kleren gedraagd. Ik doe altijd zo als ik zwemles heb.
De zwembad is niet zo ver van onze huis. Het duurt 10 minuten met auto.
We hadden geluk. We hebben meteen een plaats gevonden om onze auto te parkeren. In het kassa was er een oude vrouw. Ze kon alleen Frans praten. Maar mama kan ook een beetje Frans. We hebben ook motorkap gekocht.
Voor iedereen zijn er aparte kleedkamers. En die hebben 2 deuren, van 1 deur kom je binnen en dan doet je je zwempak aandoen en dan naar het zwembad gaan zwemmen. Als je klaar bent met zwemmen dan ga je je kleren aandoen en van andere deur weg gaan. We hebben onze tassen in het versleutelde kabinetten opgesloten.


21 Ekim 2018 Pazar

Başarı nedir?

Fransızca konuşmayı beceremiyorum. Konuşulanları anlamıyorum. Okuduklarımı doğru telaffuz edemiyorum. Hayır, abartmıyorum gerçekten iğrencim!

Az önce İlker bolonez sos hazırlarken ben de Çarşamba günü yapılacak ara sınavına çalışıyordum ve bu "Yeliz'in Fransızcası iğrenç!" gerçeği yüzüme bir tokat gibi çarptı!

İlker'e de söyledim, "bence bu Fransız dil bilimcileri bir araya gelmişler ve şöyle demişler";
"öyle bir dil yapalım ki, kurallarıyla telaffuzuyla öyle zorlaştıralım ki bu dili, kimseler öğrenemesin. Ama öyle de güzel yapalım ki şerefsizi, öğrenemedikçe öğrenmek için yanıp tutuşsunlar, öğrendiklerini sandıklarında da öğrenemediklerini yüzlerine vuralım, sarsılsınlar."

20 Ekim 2018 Cumartesi

Görüşmeyeli

Fark ettim ki, benim için hangi platformda yazdığım, ne yazdığım, nasıl yazdığım önemli değil, önemli olan yazmak. Sadece yazmaktan uzak kaldığımda rahatsızlık hissediyorum.

Yo, hayır, blogu bırakıyor değilim.

Tam tersi! 

Sadece epeydir blogda yazı yayınlamamış olduğumu ama yine de yoksunluk çekmediğimi fark edince, sebebini düşündüm ve buldum! Blog benim için amaç değil, araç. Yazmak için, yazdıklarımı paylaşmak ve dostlara ulaşmak için bir araç. Blogdan ayrı kaldığım bu kısa dönemde, yokluğunu hissettiğim tek şey, burayı okuyanların paylaştığı yorumlar oldu. Yazmak ise, hep vardı.

Ulen var ya, bu iki paragrafı okuyan da roman yazıyorum sanacak. Yok ya! Ne yazdığımı bilseniz ... Ama onu başka bir yazıya bırakacağım, evet bu kadar da pisliğim.

24 Eylül 2018 Pazartesi

"Arca oğlum senin annen bir salaktı" Vol.26

Bazı hatalar bir defa bilemedin iki defa yapılır, her defasında aynı hataya düşüyorsan, sen çok affedersin, salaksın!... derler adama. Yine yeni yeniden gözlüklerimi bulmadan lenslerimi çıkardım, sonra evin içinde dört dönüyorum. Benim ve evladımın gözlüklerimi aramaya ayırdığımız zamanda atom filan parçalanabilirdi. Kaç defa tekrar lenslerimi takıp gözlüklerimi bulup lenslerimi tekrar çıkardım, biliyor musun? Ben de bilmiyorum, çünkü saymadım!

Bugün salaklıklarımın en salağını yazmak için klavye başındayım sayın seyirciler.

23 Eylül 2018 Pazar

İnce Hayat

Hangisi daha kötü bilmiyorum. Çıtkırıldım bir insanla yaşamak mı, çektiklerini hafife alan bir koca mı? Galiba bilmiyorum, zira çıtkırıldım birisi ile yaşamadım. Benim muhterem acı eşiği yüksek, doktora gitmekten nefret eden, çektiklerini hafife alanlardan.

Perşembe öğleye doğru aradı. Çok değil, bir iki saat evvel Arca'yı okula, beni işe bırakmıştı, marketten alınacakları soracak herhalde dedim. Hayır, kaza geçirmişti. Bisiklet kazası. Hızla yokuş aşağı giderken tekerleği tramvay rayının arasına girmiş, bu da onu ve bisikleti fırlatmıştı. Sürüklenmişti. Bileği ve dirseğinde yaralanma, kolunda paralanma vardı, üstelik başını da feci çarpmıştı. Şükürler olsun ki, kask korumuştu. Yoksa, muhtemelen ölürdüm, dedi. Öylece rahatlıkla söyledi bunu! O halde eve dönmüş, buz tedavisi uyguluyormuş. Bana da psikolojik tedavi uygulaması lazım.

17 Eylül 2018 Pazartesi

"Acımasız ve kusursuz bir okur kitlesidir çocuklar"

"Acımasız ve kusursuz bir okur kitlesidir çocuklar"
... Daha başlarken iyi okurdur çocuk. Çevresindeki büyükler kendi yeteneklerini ispatlamak yerine onun coşkusunu besler, ezberlenecek ödevlerini belletmeden önce öğrenme arzusunu uyarır, yolun sonunda beklemekle yetinmeyip gayretlerine eşlik eder, sürekli kendilerine zaman kazanmak yerine akşamlarını kaybetmeye razı olur, şimdiki zamanı heyecanla doldururken gelecek korkusuna boğmaz, zevkle yaptığı bir şey sıkıcı hale getirmekten kaçınır, o zevki kendine görev bilene kadar zevk aşılamaya devam eder, bu görevi her türlü kültürel öğrenmenin bedelsizliği üzerine oturtur ve kendileri de bu bedelsizliğin zevkine varırlarsa, iyi bir okur olmayı sürdürecektir ...

Kitaplardan alıntı yapmayı pek sevmem. Hele bir bölümü alıp lönk diye blog postuna nakşetmeyi hiç sevmem lakin bu pasajın tarafımdan izahı başka türlü olamazdı. 

16 Eylül 2018 Pazar

Türkiye ve Belçika arasındaki farklar, tespitler Vol.6 => Trafik özel

Belçika'ya geldiniz, hoş geldiniz, ehliyetinizi değiştirmeniz gerektiğini biliyor musunuz?

Ben bilmiyordum, daha doğrusu mevcut ehliyetimizi, Türkiye'deyken yeni ehliyetle değiştirdiğimizde ki bu beni dehşete düşürecek kadar kolay olmuştu, bunu uluslararası ehliyete dönüştüğü için Avrupa'da kullanabileceğimizi sanıyordum. Hatta Belçika'ya geldiğimde gururla arkadaşlarıma göstermiştim, hayır tabii ki değiştirmeme gerek kalmayacaktı. Nah kalmayacaktı! Neyse uzatmayayım detayları burada.

Çay, kahve, suşi, çiğ balık ve "limonları sık!"

Kahvaltıyı müteakip elime aldığım keyif çayımı, blogumla baş başa biraz zaman geçirirken içecektim, bu kararımı da ev halkına bildirirken aslında bana fazla bulaşmamalarını alt mesaj olarak iletmekteydim. Lakin İlker bu girişimimi fırsata çevirmek aruzusuyla, "cüceyi de al, öğretmenine mail yazacaktı, birlikte yazın" dedi. Paralel kitap okumalarımız gibi birbirini rahatsız etmeden ara sıra öpüşe koklaşa saatler geçiririz sandım, büyük yanılmışım.

9 Eylül 2018 Pazar

Rüyanın öte yakası

"...Ve Tanrı kadını yarattı!" Adını da Ursula K. LeGuin koydu.

Çok alakasız ama Rüyanın Öte Yakasını okurken aynen bunu düşündüm. Ursula bana hayal gücünün sınırsızlığını bu kitapta bir defa daha gösterdi, şapka çıkarmamak elde değil.