Yazılar posta kutuna gelsin mi?

laf salatası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
laf salatası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2019 Salı

Görüşmeyeli...

Ben bir yazıya böyle başladıysam bil ki, uzun zamandır bloga yazı yazmamışım. Oldu evet, üç hafta kadar oldu. Çakmak kullanmadan uç uca yaktığın sigaralar gibi tüketiyorum günlerimi. Ne zaman başlıyor ve ne zaman nasıl bitiyor, hiç bilmiyorum, dolu dizgin. Şikayetçi değilim. Hatta dengeyi kurmayı başarabildiğim zamanlar yoğunluktan keyif bile alıyorum (tecavüz kaçınılmazsa...).

25 Temmuz 2019 Perşembe

iki yıl olmuş bile

Sıcaklar iki gündür Brüksel'de hayatı felç etti. Yok ya abartıyorum, sadece bugün 40 C olunca kimse sokağa çıkmamış, akşam eve dönerken fark ettim.

An itibariyle hava Belçika normallerine dönmüş bulunmakta: 35 C ama feci yağmur yağıyor. Yine bostanı, çiçekleri sulamaktan kurtuldum. Ay çok affedersin burada kimse bahçem var demesin, iki gün yağmasa üçüncü gün yağıyor. Kıyamam zavallı babam gözü gibi baktığı bahçesini sabah akşam sulamak zorunda kalıyor.

Var ya, şu anda keyfimin zirvesindeyim diyebilirim. Yağmurun yağdığı her geçen saniye biraz daha serinliyor hava, yağmurun sesi, fondaki müziğime karışıyor ve ben ayağımı uzatmış yazıyorum. Bir de cüceyle konuşmuşum. Keyfim yerinde :)

Keyifler! Teker teker gelin!

23 Temmuz 2019 Salı

Mevsimlerin kokusu

Güneşten iyice pişmiş yabani çalıların ve mor çiçeklerin kokusu ve evet biraz da lavanta... Biri bana yaz mevsiminin kokusunu tarif et dese, şu anda bulunduğum coğrafyaya ait bu kokudan başkası aklıma gelmez. 

21 Temmuz 2019 Pazar

Bilmek yetmiyor bazen

Benim ruh ve beden sağlığımın hayrı için ailemin olması büyük nimet. Yalnızken kendimde psikopat semptomlar görüyorum. Ne gibi mi?

Mesela asosyalim. Bütün hafta sonunu evde geçirdim ve bundan hiç rahatsız olmadım. Tehlike! 

Yine bütün hafta sonu, domestiğe (ütü, yemek, temizlik) bağlamadığım zamanlarda çalıştım, hatta çalışmak için yemek davetlerini bile reddettim. Geçenlerde evde çalışırken de akşam yemeği yemeyi unutmuştum. Ben yalnız yaşasam var ya, asosyal, işkolik ve mutsuz kadının teki olurum yeminle!

7 Temmuz 2019 Pazar

İşini sevmek üzerine...

Bugün Melike'yle The Hague diye bir şehre gittik. Hollanda'nın aristokrat bir şehri miymiş ne? Bana hepsi benzer geliyor ama tatlı bir yerdi. Dötümüz donmasa deniz kıyısına da gidecektik de, yemedi, merkezde kaldık.

Aristokrasi derken abartmıyorum ha, bir bit pazarı var, biz, müşterilerin ve satıcıların arasında dilenci kılıklı kaldık.

Biraz etrafı gezdik, dükkanlar çıktı, girdik çıktık. Artık dönmeye yakın karşımıza peynirci çıktı. Hollanda'ya gelmişsin, peynir almadan dönülür mü?

16 Haziran 2019 Pazar

Haberler ve hava durumu

Burada hava yalan dolan! En üst düzey teknoloji ürünü uygulamalar bile çaresiz, yetersiz! Bugün güya güneş yüzünü gösterecek, akabinde günlerce bizden ayrılmayacaktı. Tabii bulutların arasından görürsem söylerim. Nitekim tam terasa çıkıp pazar akşamı keyfi yapacağım, yağmur patlattı. Allahtan Arca ile bahçede frizbi oynamamıza müsaade etti. Günün markete yürümek dışındaki tek aktivitesi. O da yalvar yakar. Bu cücenin tembel hayvanlığı ne olacak a dostlar? Aklı fikri yaymakta. Dün yine zorla havuza götürebildim. On yaşında bir çocuk için bu nasıl bir durağanlık? Şimdi playstation’ı kim oynayacak kavgası yapıyorlar, babası ne ki oğlu ne olsun? Çok yalnızım çok! 

14 Ocak 2019 Pazartesi

Yaşlandığını nasıl anlarsın?

Bu başlıkta bir yazıyı ilk yazışım değil. Bakınız 2011 versiyonu ve 2012 versiyonu. Eminim içerik olarak konuyu kullandığım başka yazılarım da olmuştur ama şimdi aramakla uğraşamayacağım. 

Demem o ki ben bu yaş mevzusuna takık bir insanım galiba. Hayır sadece yazdıklarımdan değil, geçen gün katıldığım eğitimde bile bunu mevzu bahis ettiğimi fark ettim. Yaratıcı bir tarafını bulmaya mı çalışıyorlar nedir (benim için epey aramaları lazım), hepimize ismimizin baş harfiyle bizi tanıtan bir sıfat bulmamızı istedi hoca. Hatta "Y biraz zor olabilir" diye uyardı beni. Yo gayet net: Youthful. 
(dinç, genç bir havaya sahip anlamında) 

23 Aralık 2018 Pazar

Avrupa tespitlerine gel!

Belçika ile ilgili bir Belçikalıdan en ilginç yorumu duydum: "Avrupa'nın başkentiyiz güya ama aslında tam bir köy burası! Avrupa bir köy tarafından yönetiliyor."

Belçikalılar için Avrupa'nın Lazları dediklerini de duymuştum. Hırsızların bir dükkana girdiği ve dükkan sahibinin "akşam gelin bu saatte para olmaz" dediğinde hırsızların gidip akşam tekrar geldikleri ve de polise yakalandıkları haberi doğruysa, evet bir Lazlık var.

Avrupa'da yaşayan her milletin diğerleri hakkında tespitlerini, önyargılarını dinlemek çok eğlenceli.

16 Aralık 2018 Pazar

Lüzumsuz bilgiler Vol.2

Geçenlerde blogda geziniyorum - evet narsistim kendi blogumu okuyorum! Hayır efendim yazın da sizinkini de okuyalım. Mecbur muyum döt kadar ekranda instagram tiradlarınızı okumaya? - eski bir yazıma denk geldim, sene 2010, #tbt tadında yeminle. Lüzumsuz bilgiler. 

Vaktiyle buralar dutluk iken bloglarda "elim sende"cilik ve birbirini mimleme çok trend idi. Hem blog sahibini tanırdın, hem seni okuyanlar kendini sana biraz daha yakın hissederdi. Derken "promote yourself" anlayışı moda oldu. Instagram sağ olsun. Herkes fotomodel, herkes filtre, instabeauty güzeli, hey allahım!

Belki bugün instagramda olduğumuz kadar ulu orta değildi hiçbir paylaşımımız ancak bugün olduğundan daha doğru tanırdık, blog yazan kişiyi de, takip edeni de. Bir büyüsü vardı bilinmezliğin lakin samimi yazılardan iyi bilirdik, iyi tanırdık birbirimizi. Yüzeysel değildik.

O günlerin anısına bilinmeyen (daha doğrusu öyle varsaydığım) yönlerimi yazayım dedim, buyurunuz: Lüzumsuz bilgiler - 2.

9 Aralık 2018 Pazar

Sarı yelekliler

Belçika'ya yerleştiğimizden beri muhterem saçını (yani olduğu kadarını) kendisi traş ediyor. Kocam diye demiyorum, tasarrufta bir dünya markasıdır. Ama evin cücesi, makinayla üç numaraya vurulan kafayı kendisine yakıştıramadığından kuaförde traş olmak istiyor, illa modelli olacakmış, peki. Neyse ki kuaförden yana seçici değil. O cumartesi neredeysek, bir kuaföre giriyor, kestiriveriyoruz saçını. Geçen Ixelles'de telefonum tamir edilirken karşı sokaktakine girdik, bugün de Türk mahallesinde Mehmet kuafördeydik. 

18 Kasım 2018 Pazar

Kapı

Bazı yazarlar, bazı kitaplar bende okudukça yazma isteği uyandırıyorlar. Ne olursa olsun, bir şeyler yazmak geliyor içimden. Allahtan bu blog var. Haftada bir başına oturabildiğim canım blogum.

Hayır hayata sitem etmiyorum, "yapmak istediğim çok şeyim ve çok az zamanım var" cümlesini kendi kendime kurmaktan bile sıkıldım. "To Do List"imin sürekli kabarık olmasından ve gün bittiğinde ancak yarısını halletmiş olmaktan da sıkıldım ama artık kendime bir sözüm var: bunu kafaya takmayacağım, o gün için en çok yapmak istediğim şeyleri yapıp yapamadıklarım için hayıflanmaktan, kendime kızmaktan da vazgeçeceğim.

Doğru, anladınız, bu sıkıntının işle alakası yok. İş için farklı zaman yönetimi yöntemlerim var. Neler mi? O başka bir yazıya kalsın.

Hafta sonu için yapılacaklar listesi kabarık ama öncelikler üç ana gruba ayrıldı: Kesinlikle yapılması gerekenler, aşırı derecede yapmak istediklerim, yapsam iyi olurlar.

20 Ekim 2018 Cumartesi

Görüşmeyeli

Fark ettim ki, benim için hangi platformda yazdığım, ne yazdığım, nasıl yazdığım önemli değil, önemli olan yazmak. Sadece yazmaktan uzak kaldığımda rahatsızlık hissediyorum.

Yo, hayır, blogu bırakıyor değilim.

Tam tersi! 

Sadece epeydir blogda yazı yayınlamamış olduğumu ama yine de yoksunluk çekmediğimi fark edince, sebebini düşündüm ve buldum! Blog benim için amaç değil, araç. Yazmak için, yazdıklarımı paylaşmak ve dostlara ulaşmak için bir araç. Blogdan ayrı kaldığım bu kısa dönemde, yokluğunu hissettiğim tek şey, burayı okuyanların paylaştığı yorumlar oldu. Yazmak ise, hep vardı.

Ulen var ya, bu iki paragrafı okuyan da roman yazıyorum sanacak. Yok ya! Ne yazdığımı bilseniz ... Ama onu başka bir yazıya bırakacağım, evet bu kadar da pisliğim.

17 Haziran 2018 Pazar

İtirafa gel

İtrafın büyüğü geliyor, hazır mıyız gençler?

On sekiz yaşımdan beri (2007'ye kadar merhum Taksim AKM'de olmak üzere) hiçbir seçimi kaçırmamış ben, bu seçimde oy kullanamayacağım. Aslında "senin annen bir salaktı" serisine konu olacak bir salaklıkla atladım bunu. 19 Mayısa kadar yazılabiliriz gibi kalmış aklımda 14'ü gibi siteye bir girdim, kapı duvar. İtiraf ediyorum salağım!

Peki bundan sebep politika ile ilgili bir şey yazmaya da utandığımı itiraf etsem tam olacak, rahatlayacağım.

21 Mayıs 2018 Pazartesi

Brüksel ve İzmir ya da Türkiye ve Belçika arasındaki farklar, tespitler Vol.3

Aylar geçtikçe yeni yeni tespitler türüyor, yeni tespitler türedikçe ben de üzerime düşeni yapıyor, siz canım blog dostlarıma hiçbir fedakarlıktan kaçınmayarak yazıyorum da yazıyorum...

Vol3.Tespit1: En doğal doğum kontrol yöntemini bulmuşlar! 
Güneş göz kırpsın bunların ayaklarında sandalet, kıçlarında şort. O götler hep yerde, o ayaklar hep çıplak! Sonra niye nüfus yoğunluğu az? O üşümeye çocuğu olur mu insanın tövbe olmaz. Benim babet çorabı giyince bile ayaklarım donuyor. Atletimi daha törenlerle çıkarmadım.

19 Mayıs 2018 Cumartesi

Şikayetler, sosyal medya, blog, hayvansız belgesel ve diğerleri

Mayıs ayı, tatil ayıymış burada. Benim gibi mayıs çocukları için ne şans! Önce doğum günümü ve işçi bayramını kutlayalım diye 1 Mayıs tatildi. Haftasına başka bir bayram, hop iki gün tatil. Bu hafta yine bir başkası. İzmir'den arkadaşlarımız geldiydi, gezdiydik derken arayı açtık. Olsun n'apalım gönüller bir olsun. Ne yapıyorum, ne ediyorum merak edenlere bir ara sıcak yazısı geçelim ;)

Önce şikayetler!

22 Nisan 2018 Pazar

Meşguliyetler iyidir.

Geçtiğimiz hafta hava sıcaklığının 25 derece civarında seyretmesi, açılmayan pencereli ofisleri doğal yaşam alanına dönmüş biz masum beyaz yakalıları, terasa attı. En azından öğle yemeği için. Beyaz yakalarımızı açtık, beyaz bağrımızı güneşe verdik, D vitaminiyle vuslata erdik. İzmir'de gölge fesleğeni bendeniz bu memlekette ayçiçeği gibiyim, güneş nereye ben oraya...

4 Şubat 2018 Pazar

Özledin mi beni blog?

Allah biliyor ya ben seni özledim, daha doğrusu yazmayı. Her gün klavye döven parmaklarım, blogspot dashboardını görünce yeminle coştu. Ayrı kaldığımız günlerde takipçilerim artmış. Sahi o nasıl oluyor? Hala bloglar okunuyor mu? Allah seni inandırsın, sanıyorum ki, bir sen, bir ben, bir de bizim birkaç yorumcan okuyor. Ve inanmazsın, bu da insana başka bir özgürlük bahşediyor, şükür. Kendim için yazmanın özgürlüğü hiçbir şeyde yok. Varacağın noktanın stresini değil, sürdüğün yolculuğun tadını çıkarmak gibi ... Anladın sen onu:)

Efendim, sebeb-i yokluğum tamamen iş. Allah başka vesile ile ayrılık vermesin. Torino'da bir ürün lansmanı vardı ve benim de, ikincisi sürpriz yumurta gibi son anda çıkmak suretiyle, iki önemli görevim. Projenin ortasında işe başladığımdan anca ucundan kıyısından dahil olduğum klimanın eventi.

25 Aralık 2017 Pazartesi

İlginç ?

Geçenlerde Yıldıray'ın Blogcu Anne'deki yazısına denk geldim. Gülümseyerek okudum, bizim hayatımızdan izler buldum. Bana oldukça olağan gelen, anne dışarıda çalışırken babanın çocukla evde kalması durumunun aslında pek çoklarına "farklı" geldiğini fark etmemi sağladı. Ve bizim jenerasyonun mahalle ortamında büyümüş erkeklerinden muhtereme bir defa daha saygı duymamı da...

Yurtdışında yaşama kararını İlker'le uzun sohbetlerimizin neticesinde vermiştik. Toparlanıp gidecek değildik. İş bulmamız lazımdı. Kurumsal hayatı on sene evvel İstanbul'da bırakmış olan muhteremin tekstil mühendisliği diplomasıyla iş aramasındansa, hali hazırda global bir şirkette çalışan şahsımın girişimde bulunması daha mantıklıydı.

16 Mayıs 2017 Salı

Yapacak ne çok iş ve ne kadar az zaman...

Arca'nın ilk aylarında, kısa gündüz uykularını nasıl değerlendireceğim diye düşünürken sürem dolardı! Yapacak çok şey vardı ve çok kısa bir süre. Gece uykusuzluğumu telafi etmek için biraz kestirebilirdim, ev işi yapabilir ya da kahve keyfi yapabilirdim, ya da blog yazabilir, kitap okuyabilirdim.

Bugünlerde kendimi böyle hissediyorum. Yapacak çok şey için çok az zamanım varmış gibi.

29 Nisan 2017 Cumartesi

On dört yılın ardından...

Profesyonel yaşam bir yere kadar, iş bir yere kadar. 
Sonunda elimizde kalan hisler, kazanım ise insanlar oluyor.

Dün, on dört yıldır çalıştığım şirkette son iş günümdü. Evlenip İstanbul'a gittiğimde - sene 2002 - İzmir'de çalıştığım fabrikadan ayrılmıştım, ne yapacağımı bilmiyordum, iş başvuruları yapıyordum ama pek sonuç alamıyordum. Evimizin kirası, yaşamımızın standardı tek maaşla karşılanamıyordu, birikimim suyunu çekmek üzereydi, iş bulmak zorundaydım. O vakitler kriz yeni atlatılmış akepe iktidar olmuş, filan... 

Hürriyet gazetesinin IK diye bir eki var, pazar günleri çıkıyor, açtım sağ tarafta bir ilan gördüm hem de yakın, Merter'de. Daha önce o ofisi görmüştüm, turuncu bayrakları E-5'ten görünüyor. Eh biz de o vakitler Bakırköy'de oturuyoruz, hep yolumuzun üstü. İş buldum dedim İlker'e ve hemen başvurdum. Net! 14 sene sonra Belçika'daki iş yeri için de aynı cümleyi telaffuz edecek, hem bak Anderlecht'teymiş maçlarına gidersiniz diye geyik çevirecektim. Var bende bir manyaklık;)