26 Eylül 2021 Pazar

Dumur diyalog #173

 Y: e Arca güzel kızlar var mı yeni okulda?

A: bilmem

Y: nasıl bilmem?

18 Eylül 2021 Cumartesi

Temposu düşük farkındalığı yüksek

 Bugün Arca, yeşil sahalardan uzak kalmasının tesellisini takımının maçını izlemekte bulmak isteyince, kırmadım evladımı, maça götürdüm. Kendi oğlum oynarken izliyorum da, öbür veletleri izleyecek değildim, ergenimi bıraktım, yürüyüşe çıktım. 

İlkerle çıktığımız yürüyüşlerden farklı olarak tempom epey düşük, çevreye farkındalığım epey yüksekti. Durup çiçeklere konan kelebekleri izledim hatta fotoğraflarını çektim.



Evlerin arasından usulca akan bir kanalın kenarında popolarını titreterek yüzen ördekleri seyrettim.


Evlerin bazıları cadılar bayramı konseptine giriş yapmış, balkabakları sergiye çıkarılmıştı. 



Parkta bir banka oturduğumda o kadar sessizdi ki, gözlerimi kapatıp yüzümü yaprakların arasından sızan güneşe döndüğümde, düşen yaprakların sesini duyabiliyordum.



Birkaç ağaç gövdesini de okşamış olabilirim. Evet bunlar İlkerle spor maksatlı yürüyüşlerimizde asla müsaade edilmeyen hareketler hazır yalnızken tadını çıkaralım;)


Yalnızken tadını çıkardığım bir başka şey de salonda kitap okumak. Kimse ilişmiyor, kimse zırt pırt araya girmiyor. Kitabıma ara verdiğim tek zaman Arca’nın ara sıra odasından gelip bir şey sorması ya da benim kalkıp çayımı tazelemem… 


Çok şahane bir kitaba başladım. İzmir’den getirdiklerimden, Klara ile Güneş. Kazuo Ishiguro dehası. Biraz daha okudukça paylaşırım, daha ilk elli sayfada şimdilik muhteşem diyebilirim;)

Perdenin aralığından sızan güneş, boyun tutulması ve diğerleri

 Havada ilkbahar tadı var, hani ısınıvermiş bir nisan günü gibi ama takvimler 18 eylülü gösteriyor. 

Güneş ılık, kuşlar ötüyor nefis bir esinti… tadını çıkarmak lazım zira bunun gibi birkaç gün daha ama sonrası güz sonrası kış.


Senede birkaç defa başıma gelen boyun tutulmasından muzdarip olduğum için hiç neşem yok.  


Bu hafta her gün bir kalp çarpıntısı bir gerginlik.


Pazartesi, Arca sınavının olduğunu unutmuş mal gibi gitmiş derse ve tabii sınav başarısız. Ergen talks vol.7482828 neyse ki akşam kitap kulübü vardı. Çayımı koydum, tütsülerimi yaktım, sohbetle gerginliğimden kurtuldum.


Salı malum tanker devrilmesi…(iki post evvel)

15 Eylül 2021 Çarşamba

Aşı karşıtı doktor

 Aşı karşıtı cahille, entelektüellerle, aşı ayrımcısı miiliyetçi tiplerle karşılaşmıştım da, bir doktor ile hiç karşılaşmamıştım, bugüne kadar. Ve bugün gerçekten Arca’yı doktora götürenin ben olduğuma sevindim, zira İlker adama dalardı. 

Efendim olay şöyle cereyan etti. 

14 Eylül 2021 Salı

Vay anne be! Tanker devrilmiş ne gündü ama!?

 Her şey akşamüzeri gelmesi gereken saati on dakika kadar geçince bana mesaj atmasıyla başladı; otobüsteydi, trafik ilerlemiyordu. Kaza olmuştur dedim, Arca Brüksel’in trafiğinin kirli yüzüyle tanışıyordu. Olsundu, hepsi hayata dair.


Aksi gibi antrenmanı vardı. Yani 17:30’a kadar gelmeliydi ki yetişelim. 


12 Eylül 2021 Pazar

Ne yapıyorum? Ne izliyorum? Ne okuyorum?

 Muhteremsiz hayatı tecrübe ediyorum ve bunu, bu blogu okuyanlar biliyor, tekrara düşmeyelim, bilmeyenler son birkaç yazıya yönlenlenebilir. Sonra geri dönün ama :)

Ofise gitmeler haftada üçe çıkarıldı ama kaytarıyorum ben. Evet resmen kaytarıyorum. Eğer yüz yüze görüşmem, bir onay filan almam gerekmiyorsa, evde çalışıyorum, şimdilik geleceksin diye direten yok. İyi böyle aman şşşş....

11 Eylül 2021 Cumartesi

Kahve molasında

 İkinci posta çamaşırı makinaya atma ile çarşafları değiştirme arasında bir yerlere sıkıştırdığım kahve molamda düşünüyorum: en son ne zaman başka biri evimi temizledi? Dört yıl olmuş. Gerçi şimdi de yerleri robota temizletiyorsun diyebilirsiniz ama aynı şey değil. Robot sadece senin layıkıyla organize ettiğin açık alandaki tozları topluyor ve sana çamaşır yıkayıp çarşaf değiştireceğin zamanı kazandırıyor. Teşekkürler teknoloji. Ve verimli sistem kurma konusundaki becerime de bir alkış, zira sen evini adamakıllı organize etmezsen o robot o evi nah temizler!



Ben her hafta eve çalışmaya gelen kişiden bahsediyorum. Bunun nasıl bir lüks ve ne rahatlatıcı bir his olduğunu unutmuşum. Zira dağınıklık ve pislik konusunda son derece rahat bir insana göre tertemiz bir eve girmeye, temiz çarşaflara yatmaya, tozsuz bir masada çalışmaya bayılırım! Ve yaşlamdıkça fark ediyorum ki, daha çabuk yoruluyorum, gerçekten yardıma ihtiyacım var. 


Gerçi itiraf edeyim, muhterem varken yalapşap yaptığım temizlik ve günü kurtaran düzen çok koymazdı, ne de olsa yemek yapma işinin yarısı ile alışveriş ve Arca’nın dersleri/ders dışı etkinlerinin tamamı kendisinin sorumluluğundaydı(boşuna blog köşelerinden muhterem evine dön diye yakarmıyorum!) ve muhtemelen bu yardım ihtiyacı ortadan kalkacak ama işte şu an hissiyat böyle…


Bir de şu var, ben insan sevmiyorum. Gerçekten sevmiyorum, eve gelecek temizlik yapcak filan… çoğu zaman bana yük gibi geliyor. Buradaki temizlik hizmetinin pahalılığını anlatmama gerek yok sanırım. 


Neyse işte ben gidem de oğluna sucuklu yumurta yapam, ergeni doyuram. 


Daha çok iş var! Hafta sonu hedefleri listem kabarık. Hadi bana eyvallah, kahvem de bitti zaten:)