Yazılar posta kutuna gelsin mi?

22 Mayıs 2019 Çarşamba

Belçika usülü çelişkiler silsilesi

Eski köye yeni adet geldi: Single permit.

Aslında adet, EU'da eskiymiş de Belçika her zamanki ağırkanlılığı ile sekiz senede kanunu yürürlüğe ancak koyabilmiş. Geç olsun güç olmasın, diyeceğim de, diyemiyorum zira ucu fena halde bana dokunuyor.

Şöyle anlatayım. Evvelden her yıl işveren çalışma iznini yenilerdi, sen de o izin ile belediyene gider, kimlik kartının yani oturma izninin yenilemesini yaptırırdın. Oturma izni demek, Avrupa ve Türkiye'ye vizesiz girip çıkmak demek, kanunen Avrupa'da ikamet edebilmek demek. Şimdi bu prosedürü biraz değiştirmişler, çalışma iznini oturma izni ile birleştirmişler. Sen sadece çalışma iznine başvuruyorsun, çalışma ve içişleri bakanlıkları seni araştırıp tek bir izin (Annex 46) çıkarıyorlar, sen de o izinle belediyeye gidiyor, kartını yeniliyorsun. Teoride şahane bir değişim, lakin bu geçiş döneminde hemen hiçbir devlet birimi olaya hakim olmadığı için uygulamalarda aksaklıklar oluyor.

19 Mayıs 2019 Pazar

Bu ara...

Bu ara az okuduğumu fark ediyorum ve hiç hoşlanmıyorum bu durumdan. 

Geçen gece gözlerim kapanırken, itiraf ettim, "ARTIK KİTAP OKUYAMIYORUM!" diye acılar içinde haykırdım! İçimden bir şeyler koptu gitti.

Çok üzgünüm çok. Ne oldu nasıl oldu bilmiyorum, o iki arada bir derede kitap okuyan, çantasından da dilinden de okuduğu kitaplar düşmeyen kadın gitti, yerine kitap kuleleri üzerine yıkılan bir kadın geldi. Kim bu kadın? Ben tanımıyorum!

13 Mayıs 2019 Pazartesi

Kalbim sızlıyor

Bazı bazı kalbim sızlıyor. Bir kötü habere, bir acı hikayeye... Kendimizi hayatın korkunç girdabına o kadar kaptırıyoruz ki, hayatın kendisini ıskalıyoruz gibi geliyor. Vaktimizi doldurmak için oyalanıyor muyuz yoksa?

Çok eskiden, Alsancak'ta, şimdi Lacoste mağazasının olduğu yerde Asburger diye bir hamburgerci vardı. Daha McDonalds İzmir'e gelmemiş, öyle eski zamanlar. Asburger'in önünde bir kafeste sincap yaşardı ve sürekli bir çarkı döndürürdü. Koşar koşar bir yere varamazdı. O sincap gibi hissediyorum bazen. Deli gibi koşuyorum, ben bir yere varamazken, benim koşmam sadece çarkı döndürmeye yarıyor.

Kalbim biraz sızlıyor.

Sabaha karşı İzmir'den gelip, yoğun bir cumartesi geçiren ve pazarın tamamını yaymaya ayıran İlker, doğum gününün son saatlerini uyuyarak geçirmeye karar verdi. Arca uykuya direndi ama sonunda pes etti. Ara sıra kafamı kitaptan kaldırıp uyuyan cüceye sarılmak ve koklamak suretiyle onu rahatsız ediyorum. Kalbim niye sızlıyor bilmiyorum. Belki de Sekizinci Hayat'ta okuduğum tüm o acı yüklü hayatların hikayeleri bana ağır geldi, bilmiyorum.

Belki de bir papatya çayı içip sakinleşmem, sakinleşip uykuya hazırlanmam gerekiyordur. Belki de... bilmiyorum. O son kahveyi içmeyecektim.

8 Mayıs 2019 Çarşamba

Yorgunum dostlarım yorgunum...

Çok kompleks proje için çok sayıda departmanı / kişiyi bir araya getirip, projede ciddi bir yol almamızı sağladığım için mutluyum lakin, Ostend'deki bu iki günlük yoğun toplantı programının ardından kendimi tükenmiş hissediyorum. Brüksel'e beraber dönmeyi planladığım arkadaşım son dakika başka bir toplantıya kalmak zorunda kalınca, apar topar trene bindim. Şans ve teknoloji benden yanaydı. Taksideyken tren biletini online aldım, sadece trene koşmak kaldı. 

5 Mayıs 2019 Pazar

Tembel pazar, merhaba Hıdrellez

Plansız daha doğrusu planların tamamen bozulduğu bir pazar, hem de hava da en az senin kadar kararsız ise, ne yaparsın? Tabii ki tembellik!

Belçika'da yaşayıp da spontan hafta sonu geçirmek birbirine zıt iki şey. Hiçbir şey yapılmasa bile "hafta sonunu evde geçirme planı" yapılır. Yeşim'le "özledik, görüşelim" sohbeti sırasında önümüzdeki 3-4 hafta sonu için takvimime bakınca, hah demiştim, iyice Belçikalı olduk. Hele Melike'nin Antakya usulü kısır daveti için 20 temmuzu takvimimize kaydetmemize ne demeli? İşte böyle böyle asimile oluyoruz:)

Belçikalılar çizgi romana neden bu kadar takıntılı ?

Sıradan bir okul sonrası market alışverişi, yine bir "kaç adet Kiekeboe alacağız" pazarlığı ile şenlendi.


Kiekeboe, yüzlerce Belçikalı çizgi romandan biri.
                         Image result for kiekeboe

Arca'nın çizgi roman çılgınlığını duyan Marijke, çocukluğundan kalma bir koli Kiekeboe'yu getirmişti de, bu bıyıklı komik adam takıntısı o zaman başlamıştı.

1 Mayıs 2019 Çarşamba

41 kere maşallah

"41 kere maşallah" demek için bugünü bekliyordum, doğum günümü :)

Arca'yı playstation'a kilitledim (@korkunçanne hesabı henüz alınmadıysa kaçırmayayım:P) açtım eski doğumgünü yazılarımı okuyorum.(sağdaki eski yazılara gidiyorsunuz, Mayıs aylarının ilk yazılarına tıklıyorsunuz, işte hepsi orada. boş vaktiniz varsa, ya da benim kadar manyaksanız okuyun ama 2009'u tavsiye etmem. Iyyy Arca'nın doğduğu yıl, sadece emdi uyudu sıçtı anlatmışım, ben tahammül edemedim. Sadece en son Emekçi Memeler esprisi fena değil, gerisi tırt!) Adet edinmişim, her yıl doğumgünümde bir yazı bırakmışım bloga, canım blog. İnsan olsan, sana sıkı sıkı sarılırdım, bana . İnsan gibisin, dost gibisin...

Dost demişken ... ne güzel dostlarım oldu benim, nasıl mutluyum anlatamam.

Sabahtan beri arayanlar, mesaj atanlar... 

Tatilden ayağının tozuyla döner dönmez, arayan, "kalk parka gidelim" diyen Melike... Güzel sesiyle şarkılar söyleyip parkta buluşalım diyen Özra... Park, dedim, beni çağırıyor. Vallaha epeydir çağırıyor da benim pipililer totolarını kaldıramıyorlardı. Halbuki ağaç, yeşil orman, beni çağırıyor!

Arca top oynarken biz Melike'yle rejisör koltuklarımızda (evet onlar sadece Çeşme sahilini şenlendirmiyor, bu sefil Avrupa köyünde de nazik götlerimizi yere komaktan kurtarıyor bizi) açtık biralarımızı, muhabbet ettik. Tam da Arca'nın bize sardığı anlarda Özra'lar imdadımıza yetişti, oğlanlar topa devam, kızlar muhabbete :)

"Bu yaşta arkadaş edinmek zor", derler. Hadi ordan! İnsanın sevgi, hoşgörü dolu yüreği olduktan sonra oraya hem çocukluktan beri can dostlarını, ailesini, hem de kırkından sonra canlarını sığdırıcak kadar yer bulunur.

Bu da bana 41. doğumgünü yazısı olsun. Hadi kalın sağlıcakla...