Yazılar posta kutuna gelsin mi?

31 Aralık 2017 Pazar

2018 hedefi

Hyyge üzerine yazdığım yazıya gelen yorumlardan biri, Jardzy'e aitti.
"Itirazim var. mutlu insanlar refah icinde yasar. Mutlu ve güvende olan insanin para ile derdi olmaz. Para ve refah kendiliginden gelir. Bizim ülkemiz de degisecek ve temenni ettigimiz o ulke olacak."

Gerçi açık konuşayım, ay sonunu getiremeyen, asgari ücretin son zamla bile Almanya'daki işsizlik maaşından düşük ve açlık sınırının altında olduğu, emekliliği mezarda göreceğini bilen bir vatandaşımıza gel de hyyge niyetine kestane çizelim, sobaya koyalım (kilosu ekim ayında 70 TL imiş?) yanına çay demleyelim de kaygılarından kurtul, diyelim, kanımca ıslak odunla dayağı yeriz. 

Lakin ben Jardzy'nin neyi kast ettiğini az çok biliyorum ve sonuna kadar katılıyorum, dahası artırıyorum!

AŞMIŞ İNSAN.

28 Aralık 2017 Perşembe

Tatil

Ofis Christmas'ı yeni yıla bağlamış, cillop gibi tatilim var. Sanırım bu şekilde işyeri tatilleri, Avrupa'da oldukça yaygın. Bense iki gün Noel tatili yapacağız derken bir hafta tatili Meksika dalgasıyla karşıladım.

25 Aralık 2017 Pazartesi

İlginç ?

Geçenlerde Yıldıray'ın Blogcu Anne'deki yazısına denk geldim. Gülümseyerek okudum, bizim hayatımızdan izler buldum. Bana oldukça olağan gelen, anne dışarıda çalışırken babanın çocukla evde kalması durumunun aslında pek çoklarına "farklı" geldiğini fark etmemi sağladı. Ve bizim jenerasyonun mahalle ortamında büyümüş erkeklerinden muhtereme bir defa daha saygı duymamı da...

Yurtdışında yaşama kararını İlker'le uzun sohbetlerimizin neticesinde vermiştik. Toparlanıp gidecek değildik. İş bulmamız lazımdı. Kurumsal hayatı on sene evvel İstanbul'da bırakmış olan muhteremin tekstil mühendisliği diplomasıyla iş aramasındansa, hali hazırda global bir şirkette çalışan şahsımın girişimde bulunması daha mantıklıydı.

23 Aralık 2017 Cumartesi

Muhteremin "ölüyü dirilten et suyu" tarifi

Geçenlerde bir akşam iş dönüşü epey yorulmuşum, hani nasıl derler dokunsalar yıkılacağım. Asansöre bindim, kapısı açıldığı anda burnuma enfes bir koku geldi. Hmm birileri nefis bir şey pişirmiş... Üçüncü kata geldiğimde aşağıdaki kokunun sadece bir fragman olduğunu anlamıştım. Sabırsızca anahtarı arandım ve nihayet eve girdim. O koku evet sadece o koku şahsımı diriltmeye yetti. İlker'in pişirdiği sadece ve sadece et suyuymuş. Sadece demek haksızlık oluyor ama öyle...

Muhteremin mutfakta yarattığı harikalara "makarna pişirdi" "et suyu hazırladı" "mantar çorbası yaptı" gibi cümleler sarf etmek de öyle...

10 Aralık 2017 Pazar

Öyle işte...

Eşyalarımız geldiğinde alelacele sıraladığım kitaplarımı az önce ani bir kararla düzenlemeye başladım. Çünkü İlker'e fazla bulaşmak istemiyorum, zira maçla ilgili alakasız yorumlarım evdeki futbolseverleri ziyadesiyle sinir ediyor. Aile bütünlüğümüzün hayrı için maç süresince başka bir odada kendi halimde takılmam lazım. Lakin kitaplık düzenlemek çok tehlikeli üstelik bir maç süresine sınırlandırılamayacak kadar kapsamlı bir iş. Neden? Çünkü ben kitapları elime aldım mı başlıyorum kurcalamaya.

Yeni bir kitapsa önce arka kapak derken önsöz yetmezse ilk bölümden birkaç paragraf okuyorum.

7 Aralık 2017 Perşembe

Kültür şoku

Arca'yı ilk defa yarım günlüğüne mahalledeki kreşe yazdırırken kurum sahibinin her hava koşulunda çocukları bahçeye çıkardıklarını, "kötü hava koşulu yoktur, uygun olmayan giysi vardır" düşüncesini benimsediklerini işittiğimde pek sevinmiştim. Bu palavraların bizim gibi saf anneleri hedef alan satış argümanı olduklarını öğrenmem uzun sürmedi. Nitekim iki sene sonra daha kurumsal bir anaokuluna yazdırırken sormamıştım bile, hava biraz serinlesin, iki damla yağmur yağsın, çocukların çizgi film başına oturtulacaklarını biliyordum. Gerçi kurumlara bok atmak da nereye kadar doğru? Neticede yurdum annesinin soğuk algınlığı kabusunu hepimiz biliyoruz. Bir iki derken okul yönetimleri de pes ediyordur mutlaka.