Yazılar posta kutuna gelsin mi?

12 Şubat 2018 Pazartesi

Blog 10 yaşında! Mutlu yıllar blog :)

Canım blog 10 yaşında!

Bu gece kutlamak için güzel bir şarap açtım ve blog arşivinden rastgele yazılarımı tıklayarak zamanda yolculuk yaptım. Kişisel tarihime...

Önce ilk yazılarımı okudum. Neden bilmem, hiç öyle blog yazmaya başlıyorum, diye bir girizgah yapmamışım, direkt iş için gittiğim Kore'yi anlatmışım. Galiba başlangıcı olanın sonunun da olacağını düşünmemdi sebep, belirsizden gelip sonsuza gitsin istemişim belki, belki de vedalara olduğu kadar merhabalara da mesafemdendir.

Görkemden uzak bir başlangıç, görkemden uzak, benim gibi...

10 Şubat 2018 Cumartesi

Kitap yorumu: Mutfağın Hatıra Defteri

"Buralar dutluktu" diye bir başlarsam roman olur şerefsizim!
Ama öyleydi. Yüzlerini hiç görmediğimiz insanları, yazıları ile sevdiğimiz zamanlar vardı.
Sonra?

Sonra soruyoruz : İçerik öldü mü?

Öldü tabii, helvasını bile yedik cümleten, ruhuna El-fatiha.

8 Şubat 2018 Perşembe

Ofis feministliğinin tatlışlığı

Geçen haftaydı, öğlen yemeğine biraz geç indim. İşe yemek götürmediğim ve yarım sandviç ile çorbaya talim ettiğim bir gündü. Masalar hemen hemen boşalmış. Bizim ofisten Belçikalıların ağırlıklı olduğu grubun yanına oturduk. Masadakilerin elinde bir telefon, bana dönüp uzaktan gösterdiler, yarım yamalak Torino'daki eventten bir sahne olduğunu seçtim, beni de sahnede mi paylaşmışlar acaba dedim. Yok ya bana bayağı kızmış gibiydiler. Niye ya n'oldu? Sahnedeki modelleri gösteriyorlarmış meğer. Ben de tebrik edecekler sandım, saf mıyım salak mıyım?

4 Şubat 2018 Pazar

Özledin mi beni blog?

Allah biliyor ya ben seni özledim, daha doğrusu yazmayı. Her gün klavye döven parmaklarım, blogspot dashboardını görünce yeminle coştu. Ayrı kaldığımız günlerde takipçilerim artmış. Sahi o nasıl oluyor? Hala bloglar okunuyor mu? Allah seni inandırsın, sanıyorum ki, bir sen, bir ben, bir de bizim birkaç yorumcan okuyor. Ve inanmazsın, bu da insana başka bir özgürlük bahşediyor, şükür. Kendim için yazmanın özgürlüğü hiçbir şeyde yok. Varacağın noktanın stresini değil, sürdüğün yolculuğun tadını çıkarmak gibi ... Anladın sen onu:)

Efendim, sebeb-i yokluğum tamamen iş. Allah başka vesile ile ayrılık vermesin. Torino'da bir ürün lansmanı vardı ve benim de, ikincisi sürpriz yumurta gibi son anda çıkmak suretiyle, iki önemli görevim. Projenin ortasında işe başladığımdan anca ucundan kıyısından dahil olduğum klimanın eventi.