23 Şubat 2010 Salı

kutlu ve de mutlu doğumgünü haftasına giriş

son günler bi alemdi valla...
en son dün akşam cumartesi fotolarını hülyayla kuzuya göndereyim ama önce biraz uzanayım dediğimi hatırlıyorum. 3 nöbetine kadar uyumuşum!!
Bayi toplantısı iyiydi, 340 erkekle ne kadar iyi olursa:) 7 bayandık ve 3'ü zaten bayiydi:) İlk gün her fırsatta uyudum ve de okudum. Çocuk Eğitimi Sanatını sonunda bitirdim. Montessori felsefesi üzerine... Yılbaşında almıştım bonuslarla, komidinin üzerinde ikamet ediyor, her gece birkaç sayfa okunuyordu. Gıcık oluyorum kitap elimde süründü mü!! Özgürlüğün manifestosunun bitmesine az kaldı. Derin düşüncelere sevk ediyor, modern zamana ve hayatımın gidişatına tehdit bu kitap ayol!! Orda yapmayın dediği ne varsa yapıyorum yav!! Kapitalist düzenin kölesiyim ben!! Bi bitireyim neler anlatıcam daha:)
Grubun aksine cumartesi sabah 7 uçağı ile döndüm İzmire. Ümit abla gelmiş. Arca yaklaşık 1 saat yüzüme bakmadı. Nerdeyse ağlayacaktım. Kendi kendine oynama numaraları, bir "sen kimsin", "benim senle alakam yok" tavırları, bitirdi beni. Sonra alıştık, yine paçama saldırmalar başladı. Hehe "anne manyağı bebek sahibi mutlu kadın" oldum yine:) 2 saat uyudum. Öğleden sonra kuzu ve Tunayla buluşma:) Dışarda takılalım dedik, son yüzyılın lodos fırtınası tepemizde!! Tuna hülyayı kızdırdı, Arca kucağımdan inmedi (daha doğrusu emekler diye ben indirmedim - pimpiriklianne.com:) ) Ela özgür kız takıldı:) Pek konuşma fırsatı olmadı ama:) Ama güzeldi beee!! Bi dahakine günebakanı basıcaz evinde, yoksa görüşemeyeceğiz. Hülyanın organik kurabiyeleri nefisti valla:) Arca bi kendi yedi bi bana verdi. Bişey sevdi mi illa ki besleyecek anasını.

En güzel yaşgünü temalı fotolar canların bloglarında, ben Arcanın obez pozlarını ve de bebişleri iliştiriyorum.


Akşam yorgunluğun üstüne mis gibi uyumuşum:)
Sabah bizimkilere kahvaltıya gittik. Arca kesinlikle kucakta birşeyler yemiyor, illa ekipman olacak, mama sandalyesine oturacak düdük! Hülyalarda denemiştik, kafasını çarpar diye korkuyordum, baktım iyiyiz, bugün öğle tatilinde uğradım IKEA ya annemler ve yazlık için aldım. Bakalım, şimdi bi süre deneyeceğiz:) Bütün sabah Arca durmadı, kesinlikle uyumadı, yoğurtları güç bela yedikten sonra yığıldı. Öğlen İlker PES partisi organizasyonunu yapmıştı bile. O güzel havada erkekler tıkıldı eve oyun oynadı, inanasım gelmiyor. Biz de Gül ve Zeyneple Arcayı da alıp sahile indik. Nefis bir gündü, önceleri Arca pusetinde pek keyifliydi ama çay içelim diye Özsüte oturduk, ortalığı yıktı. Herkesin yediklerine saldırdı, buzdolabındaki pastalara yapıştı! Üstelik biraz poğaça ve 1 muz yemesinin üstüne, yani aç filan değil tamamen pislik!! Obez olacak korkarım. Tarçınlı kurabiye ile yatıştı. Aynı yaşta kızı olan işletmeci amca ile kaynaştılar, kocalara pasta alalım dedik, Arcanın hatrına indirim bilem aldık:) Dönerken de bi güzel uyudu:) Biz de evde kızlarla sohbet ettik. Maçtan sonra kestane - çay derken arkadaşlar gitti, Arca uyumak bilmedi, neyse sonra uyudu, biz de birer kanepeye yığılmışız...
Efenim bu haftasonu yine sürprizlerle doluydu, dolu dolu oldu gözlerim valla.
Eve bi geldim Kisd ve Cevdetin hediyesi, tam sürpriz!! Nefis kitaplar... Arcanın kitaplığı pekçok yetişkininkinden daha kalabalık! "Entel" oğlum pek seviyor kitapları, muhaaa! Şaka bi yana hiç bizde yoktu bu kitaplardan çok makbule geçti, tekrar teşekkürler canlar.
Hülya ile Hayat muhteşem ciciler almışlar, hasta olduk. Kreasyonumuz genişledi:)
Babane bir kurbağa almış Arcaya, dans ediyor. Arca önceleri korktu şimdi, aynı onun gibi dans ediyor.
Gül ve Orçun oyuncakçı toptancısına gitmişler, kemeraltına, koca bi torba oyuncakla geldiler. Çoğunluk müzik aleti!! Tek kişilik orkestra oldu Arca, işte bu da fotosu.

next post: kisd'in mimi

16 Şubat 2010 Salı

kitap!!!

O yüksek topuklu krem rengi ayakkabıların numarasının kalmamasının tesellisi +
İstediğim kabana 150 vermeye hazırken, vitrinde 100 yazması hatta kasada 80 vermenin sevinci+
Sevgililer gününde kokoş bir lokantada dünyanın parasını vermeyi Gizli bahçede kahvaltı ve Zeyneplerde PES partisine dönüştürmenin bütçeye katkısı +
Ne zamandır elimde sürünen birkaç kitabı bitirmenin ödülü +
Bir süredir arayıp bulamadığım birkaç kitabı D&R'ın sitesinde görmenin heyecanı +
"internetten mi kitaplardan mı öğreniyorsun bunları" şeklinde burun kıvıranlara bilenip gaza gelme(*) =
kocaman bir kitap siparişi

Yine epey araştırıldı, mail gruplarına kulak kesildi, önerilerine değer verilen blogların kitap etiketli yazıları tekrar gözden geçirildi ve aşağıdaki liste oluşturuldu.

OSHO (Hain Hülya, yaramaz Özgür :)) !! sizin marifetiniz bu OSHO, meraktan çatlamadan alayım dedim:))
Tom Hodgkinson : The Idle Parent (bu da özgürün marifeti, huuu duyuyor musun çan
çing çonglardan!!)
Haluk Yavuzer - çocuğunuzun ilk 6 yılı (huysuzum senden galiba - freudlu kitabın tadı damağımda kalmıştı:))
Thomas Gordon kitabı
elisa medhus - kahraman cocuklar yetistirmek
Bu son ikisi yeni takip etmeye başladığım, kitap konusunda önerilerini çok beğendiğim Cem uyurken okuyan :) Yaseminden... (aslında idle parent da kendisinin bir önerisi)
Mahallenin en mutlu yumurcağı
(kalanlar da montessori eğitimi grubundaki annelerin önerilerinden)

Hem aklıma geldi, blog yazarı olup da kitap okumayan, sevmeyen, kitap kokusunu içine çekmeden yaşayabilen biri olabilir mi? Okuyan insan yazmayı da o derece sevmez mi? En basitinden söyleyecek sözü olmaz mı? Olur elbet. Kitap almadan önce illa ki blog yazarlarının deşilmesi bu yüzdendir.

Sonracığıma kitaplığın düzenlenme vakti geldi. Okunmuşları arka odada bırakıp, okunmamışları her daim gözümün önünde olsun diye oturma odasındaki - nam-ı diğer Arcanın oyun odası:) - raflara dizmeye karar verdim. Hem bi görelim, dünya kadar kitap alıyoruz, ne kadarını okuyorum? Aslında ufaktan dertliyim, çünkü bazı günler sadece birkaç sayfa okuyabiliyorum. Hemen sızıyorum. Bazen Arca beni umursamaz kendi kendine oynarken okuyayım diyorum, hoop benim kitaba musallat oluyor. Arca'nın bana benzeyen tek yönü kitaplara karşı ilgisi, İlker pek okumaz. Tabii bu da pek küçükken (5 aylıktı galiba) kendisini kitapla tanıştırmanın sonucu. Umarım tüm hayatı boyunca kitaplara ilgi duyar. Okumak güzel şey...

Bu haftaki bayi toplantısı sırasında biraz asosyal takılıp evde okumaya fırsat bulamadığım kitapları kemirmeye niyetim var. Zaten baktım da okuyabilmek için iş seyahatlerini iple çeker olmuşum. Arcanın büyüyeceği, beni daha az yoracağı, kendi kendine oynayacağı, arkadaşlarında kalıp geceyi bana bırakacağı günleri de... Sahi çok mu var daha:)

(*) : okumanın ve internette çocuk eğitimi üzerine vakit geçirmenin küçümsenmesi, "biz sizi böyle yetiştirdik, fena mı oldu" şeklindeki sığ yaklaşımlar, "tecrübeye saygı göster" derken bilgiye, araştırmaya, öğrenmeye tepeden bakmalar konusu bırak postu kitap olur benim dünyamda!! Ama şimdilik tek şikayetle kapatıyorum mevzuyu.

NOT 1: Doruk ve kirazımın gönderdiği hediye tam bir sürpriz oldu:) Arcanın çekiçle pata küte girişmesinin fotolarını çekip koymalı, çok eğlenceli.

NOT 2: Kaybettiğimiz Gülnur teyzemin torunu oldu dün; Alp Doruk... Aynı Arcaya benziyor. Aynı onun ilk doğduğu gün gibi. Dün hastaneye kısa süre için tebriğe uğradık, ayrılmak istemedim. Arca evde İlknur ve Emre ile kudurmakla meşguldü, anne baba yokmuş umru değil veletin! Emreyi tanıyor artık ama hala İlknur konusu hala karışık:)

NOT 3: Hadi bakalım Ezel mi daha karizmatik, Dayı mı?? Dünkü bölümden sonra oyumu Dayıya veriyorum ve Ali olacak o adama acıyorum, hala akıllanmadı. Ya Dayı sen nasıl adamsın ya!!!

12 Şubat 2010 Cuma

EMZİRME BİTTİ!!!

Bir aşkın üzerine sünger çekmiş gibiyim. Emzirmek = aşk, aşkın mis kokulu, şefkat dolu hali... Emdikten sonra mutlu gözlerle bakan, teşekkür eder edaya hoşçakal dedik.

Oysa emzirmeye takıktım ben. Hamileyken neler okudum, sütün gelmesi için yapılması gereken herşeyi yaptım. Hatta doğurmadan önce Arcanın pandası ile emzirmek için bebek nasıl tutulur egzersizleri bile yapmıştım (itiraf.com). Hemen de sütüm geldi, galiba olaya acayip motiveydim:) Arca ilk günler pek bi kilo verip cılızlaştığında o lanet mevlüt günü, yaklaşık 30 kişiden çıkan "emzir kızım memeden bebeği ayırma kızım, - Tracye ters tutumlar- mama takviyesi yap kızım" seslerine o süklüm püklüm lahusa halimle, bırak kulak tıkamayı resmen üstlerine yürümüşlüğüm var. Hayır anne sütü alacak!! doktor aksini söylemedikçe mama yemeyecek!! (Sanki mama yiyince çocuğa bişey olacak da!! Acemilik işte, öyle şartlamışım ki kendimi!) Öyle takmıştım ki emzirmeye, süt arttırıcı herşeyi yedim, günde 4 litre su içtim, su dağıtıcı çocuklar bizi ismen tanır oldu. Göğüs uçlarım parçalandığında, İlker Arcayı kucağıma verip "ben bu manzarayı görmeye dayanamıyorum" deyip odadan kaçtığında, yere vurduğum topuklarımın sesini dışardan duyuyordu! Topukların kırılacak nolur yapma diyordu! Ama Allah için bi defa emzirmeyi bırak boşver demedi, sadece destek oldu.
Sonra... acı bitti, annenin kendine güveni geldi, süt aldı başını gitti, Arca da şiştikçe şişti:)

Sonun başlangıcı...
Herşey geçen hafta Arcanın emmeye karşı ilgisizliği ile başladı. Haftaya 2 gece şehirdışında olacak olmam körükledi kararı, ister mi istemez mi derken istemedi birkaç gün. Teklif ettim, ı-ıh! Peki dedim paşa gönlün bilir. Ama geçen hafta hiçbir şey yemediği ve ateşlendiği günlerde emdi, itiraz yok, buyursun emsin dedim.

Bilen bilir ben 6 ay emsin, ama sadece emsin, sonrasında ister emsin ister emmesincilerdendim. (böyle bir tür var mı bilmiyorum, belki ben türümün tek örneğiydim.) Sonra Arca emmeye, ben de sütüm oldukça sağmaya devam ettim. Allah biliyor ya, emzirmeyi hep sevdim, sağmaktan nefret ettim!! Özellikle de 6. ayımızı doldurduktan sonra!! Süt stokları bitince sağmayı da bıraktım, sabah akşam ve geceleri emmeye devam ettik. 11. ayda sadece sabaha döndük, ve 1 yaşımıza sayılı günler kala bitti.

Aslında içten içe acaba süt var da ben mi Arcaya fazla ısrarcı davranmıyorum deyip duruyordum. Emmediği bir gün göğüslerde de sıkıntı yaşayınca sağayım da vereyim dedim. Nerdeyse yarım saat pompayla uğraştım, 50 cc bile çıkmadı!! Hadi Arca bebek kontenjanından 100 cc çıkarsın!! Yarım bardak bile değil. Üstüne bi de sağdığımı ara öğün yapıp vereyim dedim, umursamadı, dökmek zorunda kaldım. Sonunda hadi len dedim, senin emeceğin filan yok!! Hem bi oturuşta yarım levrek (hem de rakısız!!) bitiren, kerevizden enginara yemediği şey kalmayan, lahana sarmalarını, börekleri makarnaları götüren adamın sütle ne işi var!! Adam nerdeyse beni yiyecek ben ağzına meme tıkıyorum. Anlamsız!!

Şimdi? Arada memelere saldırıyor, oynuyor. Hatta dün önünde soyunmak zorunda kaldım, bıyık altından "ben bunları tanıyorum" gülümseyişini yakaladım:) Meme vermek sadece oyalayacak diye düşünür oldum, emzik misali!! Üye olduğum bir mail grubu var: İzmirli anneler... 19 aylık çocuklarının sadece emdiğini, asla yemek yemediklerini, katı gıdaları reddettiklerini söyleyen, memeden kesmek isteyip zorlanan annelerin şikayetlerini okuyorum orada. Kolay mı? hiç değil!! Artık bundan sonra herşeyi anlar, bilinçlenen bir hali var, 2 yaşına gelmiş, otur anne emicem diyen bir çocuk korkutuyor beni!! Çocuk ya, memeyle bağdaştıramıyorum. Üstelik anne sütünün besleyiciliği ne kadar 1 yaşından sonra? Belki bağışıklık sistemine katkı, eh o kadarını almak için de koca 1 yılı vardı, almıştır herhalde birşeyler:)

6 ay sadece emdi mi, emdi!! Sonrasında 1 yaşına kadar normal yemeklerinin yanı sıra sabah akşam emdi mi emdi!! Tamamdır!!

Yumuşak bir geçiş yaşadık, kansız:) Şimdi ilişkimizin farklı bir boyutunu yaşıyoruz, çıkarsız:) Bu iş en çok İlkeri sevindirdi, yok malum sebeplerden değil, beni yenemeyeceği tek şey, emzirmek bitti ve artık kendini eşitlenmiş görüyor. Zira Arcanın anne aşkını emmeyle ilişkilendiriyordu. Kimi anneler bu eşitliği baştan sağlamak için hiç emzirmeyip, sağdıkları sütleri babalarla paylaşıyorlarmış. Yok ben bunun keyfini sürdüm, darısı emzirmek isteyen her annenin başına, bizden eyvallah...

MİM - Kocaları çıldırtıyoruz

Özgürüm beni mimlemiş. Hayatımızdaki erkeği nasıl çıldırtıyoruz?

Bu aralar pek bi sevişkeniz galiba, çıldırtasım gelmiyor adamı. Hatta direkt sordum ben seni nasıl çıldırtıyorum diye!! İlker sakindir, çıldırtmak kolay değildir, ama başarıyorum bazen:)

- playstation oynarken TV nin önünde durmak, önünden geçmek
- pide mi pizza mı seçimini kendisine bırakmak - bak bu beni de geriyor çünkü aç kalıyoruz!!
- telefon bizde de aynı, o konuşurken bişeyler söylemiceksin acayip kıl oluyor.
- temizlikten sonra TV bilgisayar vs kablolarının çıkmış olması, yerinin değişmesi
- o bir iş yaparken - mesela yemek, tamirat - gıdıklamak, öpmek suretiyle sarkmak

öyle düzen, temizlik gibi kavramlar karı-koca bizde pek gelişmemiş olduğundan öyle fani şeylere gerilmiyoruz. Sonra İlker acayip iyimserdir, pozitif insan, ota boka sinirlenmez. Bunca yıldır tanırım, 15 sene olmuş dile kolay:) , daha öyle acayip sinirlendiğini görmedim allah için. Kurabiye gibi adam!! Ama sigarayı bırakmaya çalışıyor, bu aralar dikkat etmek lazım!!!

Oyunun kuralını bozmayalım, biz de mimleyelim:

1. Kuzucum (Gültekini tanıyoruz da bakalım nelere sinirleniyormuş, dökül hayat hocam!!)
2. enneciğim :)
3. Lalenin bahçesi (eşiniz öyle tonton görünüyor ki buradan, çok merak ettim, hiç çıldırıyor mu diye:) )

Ay daha çok var aslında ama herkesin bir şekilde mimleneceğini biliyorum, kendimi zor tuttum:)

11 Şubat 2010 Perşembe

bugün

Arca'nın gece cin gözlerle bilmem kaç defa uyanışından yorgun düşmüş, İlkere havale etmiş ve yarım saatçik deliksiz uyku için ölürken yağmurun sesine uyandım. Kapkara bulutlar!! (Acaba Candan Erçetin'in ninnisindeki kargalar mı getirdi bulutları?) Heryer taşmış, bardaktan boşalırcasına deyimi az gelir, düpedüz kovalarca su boşalttılar üstümüze bulutlar! Bir ara dolu öyle abarttı ki sağa çekip bekledim. Yolda ufak tefek kazalar, yağmurlu havanın olmazsa olmazı. Ofise geldim, çayı içerken kuzucum geldi aklıma. Umarım dam hepten akmamıştır. 2 gündür içimden birşey gelmiyor, dün bir ara işten erken çıkmayı bile düşündüm. Neyse ki akşam arkadaşlar geldi de iki çift laf ettik, gevşedik. Onlar da dün işte aynıymış. Keyifsiz bir gündü işte.
1-2 blog gezdim, kuzenin yazısına denk düştüm. Nasıl güzel anlatmış, anlattıkları benim çocukluğum, pek çoğu birlikte paylaştıklarımız... Buraya bir link atalım, belki Arca büyüyünce okur...
Bulutlar biraz aralandı, yağmur yavaşladı, hadi ben kaçtım!

8 Şubat 2010 Pazartesi

Almost 1.. Terrible 2.. Horrible 3 ... Fucking 4!

Arayanlara soranlara, yazanlara herkeslere teşekkürler.

Kuyruğu doğrulttuk, antibiyotiğin son dozunu da bu akşam aldık. Artık bundan sonra böyle dert gelmesin, dermansız dertler uzak dursun diyoruz.

Anneci tavırlar devam ama en azından huysuzluklarımız kalmadı. Fabrika ayarlarına dönsün dualarım gerçek mi oluyor? Hastalık psikolojisini üzerimizden atmaya çalışıyoruz. Geçende işten çocuklu arkadaşlarla sohbet sırasında, dedim ki "terrible 2" var da bence "almost 1" diye bir sendrom da tanımlanmalı!! Yürümenin arifesinde bir gerginlik bir sıkıntı, sonra annecilik, sonra kucak talebi, oyuncaklara ufaktan ilgisizlik... Yok bunların bir tanımı olmalı.
2 yaşında çocuğu olan arkadaş, yok dedi hiç bir şey "terrible 2" kadar kötü olamaz. Hmm dedim 2 dediğin 1 yıl, elbet geçecek, böyle telkin etmek gerek kendini, cool olmak lazım. 3 yaşını yeni geçmiş çocuğu olan yok dedi, bunun bir de "horrible 3" si var. Hadi len , yok artık bir de "fucking 4" !! olsun. Geçmeyecek, her dönem yeni zorluklar ve yeni güzelliklerle bizi karşılayacak. Şimdi Arcanın henüz yatar pozisyonda konuşlandığı pozlarına bakıp "ya ne tatlıydı" diye iç geçirip o günleri özlüyorum ama dön deseler o günlere, dönmem, herşey zamanında güzel.

Bugün aylar sonra Deniz aradı. Canım o benim, Zeynep ben deniz kutsal üçlü, liseden beri kopmadık. Ama Denizle zor görüşüyoruz. Hava güzelmiş Bostanlıda, sahile inmiş, yaşlılarla çocukları seyretmiş, benim için bir bira açmış, keyiflenmiş. Ne güzel:) Yeniden aşık olmuş, yıllar önceki lisedeki aşkına, pat diye Kordonda karşılaşmalarının ve herşeye yeniden başlamalarının üzerinden sadece birkaç ay geçmiş. Zeynepin hamile olduğunu benden öğrendi, çıldırdık. Erkek olacağına bir de Deniz şaşırdı. Kız anneliğini ne de çok yakıştırmışız meğer:) En yakın zamanda görüşmeliyiz.

Eve geldim, yeni bir yaşgünü hediyesi gelmiş, özgürüm tekrar teşekkürler!! Bunlar güzel sürprizler, hayatı güzelleştiren dokunuşlar.
İşte bu da hediyemiz

Akşam Nazlılar uğradı, illa ki halılardaki mikropları yok edecekler, rainbow mu ne, öyle bi alet getirmişler gecenin onunda bizim halıyı süpürdüler, ayda bir gelir temizlerim ben evi dedi. Alem kız, kendi evinde hergün yardımcısı var, bize temizliğe gelecek:) Göğüsündeki kist - belki 5. defadır oluşan - iyi çıkmış. Bir güzel haber daha:)

İlker sigarayı bıraktı. Yarım paketi sakladım, yerini yazmam, okur :) umarım bu defa başarır, zira 5 yıl önce birlikte bıraktığımızdan beri ben hiç içmedim ama o birkaç bırakma teşebbüsünde bulunup başarısızlıkla sonuçlandırmıştı!!

Uyyy yatmak lazım, gece kaç olmuş!! Güzel bir gündü, bitmesin istedim ama bitti:(

7 Şubat 2010 Pazar

Son günler... Zor günler...

Pazartesi... Arcada ufaktan anneci halleri... üstüme çıkıp inmemeler... hafiften ateş... diştir deyip kondurmamalar...

Salı... Ateş 38,5'un üzerine çıkmadığı için hala diş tesellisi... Ne de olsa köpek dişleri kabarmış telkinleri... Ama doktoru arayıp haber vermeler. 39 olursa ateş mutlaka arayın! Eve erkenden geldik, atlet-pijamayla bulduk kendilerini, keyifli olmaya çalışıyor. Ateş 38,8... 39 u görünce duşa soktuk, oynadı sularda. Ama inmiyor ateş. Bu arada 4'er saat arayla calpol ve ibufen veriyorduk ateş hala inmeyince doktoru aradık. Novalgin verebilirsiniz dedi. Gece oturma odasında kamp kurduk. Yatağına yatırıp kendim de kendi yatağımda rahatça uykuya dalmak istemiyorum, yarım saatte bir uyanıp kontrol ediyorum. Calpol işe yaramıyor, gece tekrar novalgin verdik.

Çarşamba... keyifle uyandı, iyiyiz gibi gibi... Doktora bilgi verdik, ateş yüksek şimdi ilacın etkisinde. Ateş düşürücü vermeyin, ve gelin dedi. Vermedik gittik, ateş 39,7 C ölçtü, hemen ibufen verdi. Boğaza baktı, dinledi. Tahlil istedi. Kanda mikrop çıktı. Boğaz kültürü temiz. Maalesef antibiyotik. Tam da 6 aydır ateşlenmiyoruz dediğimin ertesi!!! Dil ve eşek arılarıyla ilgili düşünceler!! Eve geldik, ateş düştü. Ben de biraz kestireyim dedim. Arcanın ağlamaları ile uyandım. Ümit abla ateş ölçüyor, ama ateş 39. Duşa soktuk. Düşer gibi oldu, yok düşmedi. Kucağımda baygınlaşmaya başladı. Bi daha ölçtük 39,7 C !! O lanet ölçüm aletini oldum olası beceremediğimden gerçek ateşin en az 40 C olduğuna eminim!! Ümit abla suyu hazırlıyor, s...r et dedim üzerimdekilerle girdik küvete, çığlık çığlığa. O saate kadar ne yemek yedi ne bi şey!! Ateş düştü derken İlker geldi bir süre sonra, yine ölçtü, 39,9 C! hop yine banyo 10 dakika soğuk su. Tabii duşa birlikte giriyoruz yoksa Arca kesinlikle durmuyor. Birkaç gün sonra ilk defa emdi. Ateş düşer gibi oldu, tabii novalgin etkisiyle. Gece nöbetler devam... Ateş aynı seyirde...

Perşembe... İşe gitmedim, ateş 2 defa 40 a çıktı. Yine soğuk duş, novalgin. Gece iyi geçti sayılır. Yine yarım saatte bir ölçüm, nöbet!!

Cuma... içime sinmedi, işe gitmedim yine. Bu arada evde çalışyorum çünkü bu hafta feci işim vardı. Allahtan korktuğumuz olmadı ve ateş 38,5'in üzerine çıkmadı ama bütün gün tetikteydik. Doktorla konuştuğumda akşamdan itibaren ateş düşürücüleri kesmemizi sadece antibiyotiğe devam etmemizi söyledi. Arca keyifsiz, mutsuz... arkadaşlar geldi, biraz iştah açıldı ama bu defa da ishal oldu. Kızarıklıklar başladı vücutta. Hatta Hayata sordum Elanınkiler nasıldı diye..

Cumartesi... Arcanın bütün vücudu isilik gibi döküntülere teslim oldu. Fotoğraflarını çekip doktora mail attım, konuştuk. Önemli değilmiş, vücut direnci düştüğü için sonrasında olurmuş. Bepanthene sürün dedi. Ve ateş 38,5 olunca mutlaka arayın!! İshal de bu aralar kullanma suları sebbiyle birçoklarında görülüyormuş. Reflor tavsiye etti. Arcaya sabah patatesli olmet, öğlen haşlama patates hazırladım. Haşlanmış patatese hasta oldu. Allahtan iştah yerine geldi de bir de ishalden bitap düşmedi. İçinde birkaç parça patatesle tabağı sehpaya bırakmışım. Bir ara 37,7 ölçtüm eyvah ateş çıkıyor diye İlkeri çağırdım, geldi, ölçtü yok daha iyi... Bepanthene kızarıklıklara iyi geldi. Biz İlkerle konuşurken baktım, Arca sehpaya tırmandı "mam!" diye kalan patateslere dadandı. Hah dedik kuyruğu doğrulttu!! Günün kalanı ve pazar ateş görmedik.

Ammma!!! Arca gitti bambaşka bir çocuk geldi. Sanki içine şeytan kaçmış!!! Çıldırtıyor bizi. Bi kere herşeye ağlıyor, sonra acayip anne düşkünü oldu, yarın işe nasıl gideceğim bilmiyorum. Kesinlikle İlkere gitmiyor. Gece İlker yanına gittiğinde resmen kovalayıp beni istiyor. Bu da haftaya gideceğim bayi toplantısı için hiç iyi sinyaller değil!! İlker nasıl bakacak Arcaya bilmiyorum. Bugün bütün yemekleri ilker yedirdi, mümkün olduğunca o oynadı. Ama yok Arca eski Arca değil!! Uykuya bile geçerken yaygarayı basıyor.
Hastalık sonrası huy değiştirmek mi?
Almost 1 durumları mı?
Geçici mi kalıcı mı?
Ne bilmiyorum, ne yapmam gerek bilmiyorum, kısacası mikrobu yendik sayılır ama psikolojik manyaklığı nasıl yeneceğiz? Geçici bir döenm mi kalıcı mı? İşte bütün mesele bu!

31 Ocak 2010 Pazar

Cumartesi

Cumartesi sabahtan erkenden kalktık Arcayla kahvaltıdan sonra birlikte güzel bir sabah uykusu çekmişiz. Yoğurtları lüplettikten sonra atladık, Tunanın Hülyasında aldık soluğu. Kuzular da geldi. Gırgır şamata, Giritli gelin Hülyanın nefis mamaları, tadı damağımızda... Küçüğünden yaşgünü yaptık kuzuya, ikinci baskı. İlk yaşgünü hediyemizi aldık Nil ve Özlemden, teşekkürler... Canlı bağlantı kurduk.
Artık bebeler birbirleriyle daha ilgili hatta biraz fazla:) Bir ara Ela ile Arca birbirine girdi, Tunanın arabası kıymete bindi. Uykular şaştı, keyifler gıcır.
Tuna azı acılarına rağmen metanetliydi. Ela harika yürüyor. Gerçekten harika...



Geçen buluşmamızda Arca emekleyemiyordu, bunları görünce emeklemeye başlamıştı, bu buluşmadan yürüme bekliyorum, hadi Arca göreyim seni:)
Akşam trafiği fenaydı, Bucanın trafiğini unutmuşum. Ama Hayatla arabada lafladık iyi oldu. Ela bütün gün uyumadan nasıl dayandı hayret.
Akşam Arcanın neşesi yerindeydi. Bu aralar favori şarkımız Arkadaşım eşşek!! Arcayı yatağa koyuyor, şarkıyı söylüyoruz, Arca da dans ediyor. Barış Manço sağolsun ne güzel şarkılar yapmış, söyledik coştuk, neşemizin kokusunu alan İlknur Meltemi de kaptı geldi, Arca önce yabancıladı sonra çok sevdi Meltemi. Bi güzel uyudu, yorgunluğun üstüne...

26 Ocak 2010 Salı

hava ayaz mı ayaz

çekilmiyor, izmirin ayazı çekilmiyor!! bari kar yağsın, yok!! Gerçi bizim ofisin oraya yağdı, ben havada uçuşan polenler sandım, salaklık!! -2 derecede ne poleni!! eh tutmadı tabii:) üşümeyi sevmiyorum hiç anlamı yok, ayaz bir hava koşulu bile değil! Yağmur, evet, kar evet ama ayaz, bııır sevmiyorum. Kış güneşi bile aldatamıyor beni, ben sırtıma sürülen buzları bilirim güneç vız gelir. Ay çok canım sıkkın. Terminli işlerimi bitirmenin arifesindeyim, market alışverişini bile internetten yapıyorum, duş almaya üşeniyorum, duran çamaşır makinesini boşaltmaya da!! facebook filan gezindim, moralim düzelsin diye 2 sene önceki profil resmimi koydum tekrar, artık bi dolu arkadaşlık isteği gelir, ben ignore ederim, İlker gıcık olur falan filan...
Yav hiç böyle sıkıcı postlar yazmazdım ben, neyse... şimdi dostları okuyayım bari ,içim açılsın.

24 Ocak 2010 Pazar

7 bilinmeyen!!!

Ruhdağı mimlemiş. bu ara mimciyiz:)
Hakkımda bilinmeyen 7 şey bulmak çok zor oldu çünkü öyle gizemli bi tip değilim, hiç olmadım.
1. SAKARIM!! Bunu aslında çok kişi bilir de blog alemi bilmez haliyle. Acayip sakarımdır, bütün bacaklarım mor içinde, sağa sola çarpmaktan. Geçerken yanlışlıkla Arcanın kafasına bile geçiriyorum. Geçen gece Arcayı geri yatırdıktan sonra kaşımın kenarını kapıya çarptım, sese Arca tekrar uyandı, İlkeri uyandırıp kafama buz koymuştum, gözün kapalı bebek uyutursan olacağı bu!!
2. Bir masada illa ki alttan birilerini teperim. Halbuki boy 1.60 nasıl oluyor anlamıyorum ama ayaklarım herkesinkine çarpıyor, toplantı ya da iş yemekleri özür dilemekle geçiyor.
3. Evde ne zaman temizlik olsa mutlaka yağışlı güne rastlar. Annemin de öyle olurdu, ırsi galiba.
4. Makyaj yapmayı hiç bilmem, bilenleri feci kıskanırım.
5. İlk tanıştığımızda insanlar beni çok mesafeli, kibar, soğuk bulurlar, sonradan damimiyetin bokunu çıkarırım.
6. Uydurmasyonum çoktur. Benjamin Button için defalarca Benazir Butto dedim, İlker hala gülüyor.
7. Arkadaşlarım hep güzel oldu şimdiye kadar. Hiç çirkin birisiyle arkadaşlık ettiğim olmadı. Neden bilmiyorum belki bir psikoloğa danışmam lazım.

Şimdi benim de 7 kişiyi mimlemem lazım:
kuzen çoban yıldızı (bak işte acayip renkli bir kişilik - eminim benim bile bilmediğim ne yönleri vardır)
özgür (merka ettim var mı gariplik?)
kuzumun annesi - mimleyen mimleyene:)
kirazım canım benim
tekirim
kisd
özlemcim - nilin hastalığından vakit bulursan

23 Ocak 2010 Cumartesi

attttaa gidiyoruz

hülyacım canım benim mimlemiş...
Meraklı kadınım ben mim postlarını illa ki okurum, yanıtlamaya da bayılırım.
Lakin serde dağınıklık olunca bu konu benim için biraz fena oldu.
Özellikle kendi çantam için, Arcanınkini titiz düzenli başak kadını Ümit abla hazırladığı için her daim düzenlidir.

Benim çanta...
- Çok makyaj yapıyormuşum gibi makyaj çantası... Evden ölü gibi çıkığım için ofiste 2 fırça darbesi attırıyorum.
- Ajanda... unutmamam için mutlaka yazmam lazım. Arcanın doktoruna sorulacaklar, alışveriş listesi, izne çıkıldığında ya da haftasonu yapılacaklar listesi, telefonlar, kartlar, aylık harcamalar, maaş vs notları illa ki yazılacak.
- ev araba anahtarı (hatta bazen çantanın içinde kayboluyor, arabanın yedek anahtarı)
- dudak koruyucu, el kremi... öyle nadir kullanıyorum ki!
- arcanın oyuncak halkası kalmış
- güneş gözlüğ, İzmirde ne zaman güneş çıkacağı belli olmaz.
- eldivenler.. İstanbula giderken yanıma almıştım, kalmış.
- toka... elime ne geçerse atıyorum çantaya bazen toka kutusundan daha fazlası çantada oluyor.
- cüzdan, telefon
- ıslak mendil

Arcanın atta çantası:
önce içindekiler
- alt değiştirme şeysi, hastane pedi aslında
- bezler, ıslak mendil
- emzik
- yedek kıyafet
- battaniye
- yelek
- su
- kitap, oyuncak
- önlük, kaşık, bisküvi
- öğününe göre yemek, sıcak dursun diye termos çanta

şimdi çanta:
Bebek çantamız hiç olmadı, işte bebek çantası olarak kullandığımız emektar; daha önce de yazmıştım ahan da copy paste..

Sene 1990 ların son yarısı... Nerden baksan en az 10-12 senesi var. İlkerin bana Mavi Jeans ten hediyesi. Şöyle tek omuzda asılan, askısında kocaman bir cep telefonu kılıfı bulunan... Kılıf o yılların Ericsson 688 leri için düşünülmüş belli. Bende de vardı, pili uzun dayansın diye büyüğünden almıştım, o kadar ağırdı ki, ateş tuğlası misali, evden çıkarken çantaya atmamışsam hafiflikten hemen farkederdim. Allahım bu çanta ne işlere yaradı... Önceleri hergün okula kullandım. Sonra tatillerin değişmez plaj çantası oldu. Evlenmeden önce step, evlendikten sonra pilates, yoga, yüzme... hhoooop bütün malzemeler bunda. Seyahatlerde kitaptı, suydu, yolluktu, hep bu çantayla taşındı. Şimdi ise Arca'nın gezme malzemelerine ev sahipliği yapıyor. Askı cırtlı cırtlı olduğu için boyu ayarlanıyor ve Arcanın pusetinin tutma yerine asılabiliyor, yani ben taşımıyorum bile. Renk siyah olunca İlkeri de bozmuyor. Bu gidişle Arcayı ilkokuldan da mezun edecek bizim emektar:)

22 Ocak 2010 Cuma

Son günler - 12. ay kontrolü - Özgüre yorum

Çekik gözlüler İzmire gelmek istedi aslında, dedim yok, beni tek başıma yakalayamazsınız, merkez ofise geliyorum, genel müdür, satış ekibi, lojistik müdürü cümleten yiyeceğiz sizi. Çaresiz kabul ettiler. Ama pek öyle olmadı, bi ara kendimi fiyatlarla tek başıma pazarlık ederken buldum, hem de çingene pazarlığı!! Sabahtan karlı İstanbula inmiştim, manzara şahane, içim iyimserlikle dopdolu, akşam 8'de herşey bambaşka görünüyordu. Birlikte yemek yiyelim dedik, salaş bir Yeşilköy balıkçısına gittik, yeşil Efeleri fondip yaptılar, ne de olsa sojudan alışkınlar:) Günün gerginliğini attık derken gece 12 uçağı için havaalanına gittim ki rötar! 2:30 gibi evdeydim. Arca kokumu aldı galiba, baktım yatakta oturuyor. İyice kokumu alınca bırakmadı, defalarca uyandı, İlker tekrar uyutmak zorunda kaldı, bi de kandırıyor miniği "yok bebişim o annen değildi, rüya gördün, anne sabah gelicek" diye, yemedi tabii:)

Dün sabah işe geldim ki içim uyuyor, biraz işleri hallettim. Akşama Arcanın doktor kontrolü var. Niye gidiyoruz ki hala bilmiyorum, soracak bişey bile yok. Allah sordurmasın. Demir damlasına devam mı tamam mı için kan testi yapılacaktı. Yapıldı, kan bile verebilirmiş. Artık içmeyeceğiz. Herşey aynen devam. Boy uzamış bu ay: 76 cm. Kilo almamışız ki hiç mühüm değil zira obeziteye 300 gr kala durmak iyidir. Doktorcum sen şimdi kafaya takarsın kilo almamış diye dedi, yok dedim ne diyosun, boyu uzasın yeter:) Sıralamaya başlamış olması iyi... Genel durum yıldızlı pekiyi. 1 yaş aşısı için gideceğiz yine, sağlık ocağında bu aşının yapılmasını istemedi. Bir tüpten 20 bebek aşılanıyor, açılan aşıyı korumak için bir madde ekleniyor, domuz gribi aşısında da bulunduğu söylenen ve tartışılan madde (hiç sormayın teknik terim sıfır). Kendi yapacak aşıyı. Eve gelesiye kadar açlıktan uyuyamadı minişim, mam mam diye diye geldik, çorbanın üstüne lahana sarması yedi ilk defa, sevdi dememe gerek yok sanırım:) Arkadaşlar bize uğradı akşam, Gülle Aşk-ı Memnu'ya bakarken uyumuşum, onlar gitmiş, yatağa gitmişim, hiç haberim yok.
Araya kısa bi not!! Ümit abla yeni bir teşhis koydu bu sabah, Arca geç konuşacak!! Yapma yav dedim. Yok dedi öyle, bu kadar konuşuyoruz, hep birlikte bu kadar ilgi gösteriyoruz ama hala tam anlamıyla baba dede demiyor. Bi ara diyordu, yok demiyor. İlker de bu duruma acayip kıl. Nasıl bana baba demez diye kıvranıyor, ben diyorum takma bana da sadece mam diyor, canı isterse anne diyor. Bakalım bizim miniş geç mi konuşacak? Göreceğiz...

Nerde kalmştık? Özgürümün yazısına yorum yazıyordum, aa du bakiim ben bunu post yapıvereyim dedim, geldim. Zira bazen yazı konusu bulmakta zorlanıyorum hazır çenem düşmüşken...

Etkinlik mevzuu biraz beni de sıkmaya başladı. Yani nasıl anlatsam... Bebişe bişeyler katma güdüsü ile bi dolu kendimce etkinlik yapıyorum. Kendimce, çünkü henüz Arcaya uygulamadım, önce kendim çalışıyorum. (Ben biraz ineğimdir, hep iyi bir öğrenciydim:) çalışmadan yapamam)Bi defasında "sürpriz sepeti" uygulamıştık Arcayla, çok hoşuna gitti keretanın, o zamanlar daha yeni oturabilmeye başlıyordu. Sonra dedim ki ne güzel bişeyler öğretebiliyorsun, en iyisi ben çalışayım. Bi dolu kitap aldım. Okuyorum, kimisi daha çok 2 yaş üstüne uygun, kirazımın kitabı Arcaya daha yakın. Hemen hepsi Montessori felsefesinden yola çıkan kitaplar. Etkinlikleri okuyunca harfiyen uygulama düşüncesi beni geriyor. Hadi şimdi şunu yapalım, hooop materyaller hooop şunu öğreniyoruz vesaire... Bi de bende öğretme güdüsü becerisi yok sanırım. Ya da zorakilik mi geriyor bilmiyorum. Bizim Arcayla oyunlarımız daha bi salakça. Yok vallahi öyle. O kadar kitap oku, etkinlikleri öğrenmeye çalış, nasıl sunum yapıyorlar Montessori grubundaki mailleri incele, sonra gel biberondan su savaşı yap!! Vallahi yaptım, ne biçim anneyim ben? (O biçim!!) Baktım sular damlıyor biberonun ağzından, önce Arcanın yüzüne sıçrattım, Arcanın da hoşuna gitti bi güzel aldı bırakmadı elinden biberonu, üstü başı ıslanasıya tepiştik. Sonra ben böyle salaklıklar yapadurayım, bi taraftan da "bilge anne" olucam ya kitapları okuyup anlayıp inek Şaban misali deli gibi çalışadurayım, baktım İlkerden acayip güzel öğreniyor. Birlikte içiçe geçen kapları kule yapıyorlar, sonra onu yıkıyorlar, telefondan alo demeyi çalışıyorlar, yürüme antremanları yapıyorlar, kulak, ayak, bilimum organları göstermece, giysileri öğrenmece... Ay çok gıcık. Babayla harika öğreniyorlar, beni görünce mam!! Adama yemek çağrıştırıyorum, ayaklı mandra olursan olacağı bu! Yani blog dertliyim. Tamam hadi etkinlik yapalım olayı geriyor da neden İlker gibi herşey spontane olmuyor? İlker öğretmen çocuğu diye daha mı alışkın öğretmeye? Ben sadece mam ve su savaşı yapılacak kadın mıyım?? Boşuna mı o kadar kitap okuyorum? O kitapları okuduktan sonra öğrendiklerimi doğal olarak aktarabilecek miyim? Yoksa İlker öğretici baba, Yeliz laylaylom anne mi olacak? Hadi rolleri değişelim!!

17 Ocak 2010 Pazar

alem adamsın arca

ya bu aylar ne güzel ne neşeli zamanlarmış, yaşadıkça anlıyor insan, yaşadıkça unutmamak lazım, not almak lazım.

perşembe günü Ümit ablanın kızı tavuktan besin zehirlenmesi atlattı, babane arcaya bakmaya geldi. Akşam yemek hazırlıyoruz, üçümüz:) Salatanın havucu rendelenmiş, arca tadına baktı, hhmm güzelmiş. Yanında kerevizi pişmiş yemek için soğumayı bekliyor. Lavabonun kenarındaysa süzgeçte sosla evlenmeyi bekleyen makarnalar, bir tarafta da anne taze soğan ayıklamış doğruyor. Babane arcaya hangisini yemek istediğini soruyor. Parmak makarnayı işaret ediyor, lezzetin nerde olduğunu biliyor bücür. Anne soğanın yeşil kısmını uzatıyor Arcaya yesin diye, Arca hemen babanenin ağzına:) bir gece önceden ekşi kulakları babaneye yedirmişti ya yeşilleri onun yiyeceğini biliyor:)

Ucuzluktan seneye için kazak almıştım Arcaya, düğmeleri var, 3 tane... Arca öğrenmiş sayıyor: "bih"

Ana kucağını hala depoya kaldırmadık, bir nevi klozet Arca için. Her sabah emdikten sonra babayı uyandırıyoruz, sonra birlikte tuvalete gidip karşılıklı mıçıyorlar. Babane klozete tutun dedi, mümkün mü ki?

Sözcükler kitabında meyvaların fotografları var. Elmayı görünce ısırmaya çalışıyor.

Bul tak oyuncağı tabii ki şimdilik erken ama renklere şekilllere aşina olsun diye oynuyoruz.Uzun uğraşlardan sonra, eline alıp içeri atıyor, atarken illa ki "çirkin ol" suratı, hiç kaçmaz.

Mermer soğuk deyince halının dışına çıkmıyor, bekliyor, elini yere koyup uy yapıyor. Radyatör sıcak deyince dokunup elini çekiyor. Artık her lafı anlıyor.

Arca nerde deyince ıh diye ses çıkarıp elleriyle göğsüne vurup kendini gösteriyor.

yukarıdaki foto çerçevelenmiş halde odasında duruyor. Arca ne yapıyor deyince mama, ıııhhm diyor.

Ümit abla sabahları gelince anneyi satıp direkt onun kucağına atlıyor. Akşam Ümit abla kabanını giyerken el sallıyor, hadi git artık gibilerinden, bi de kapıyı kapatmaya çalışıyor. Döngüyü çözdü artık, kim gelince kim gidecek biliyor ve şikayeti yok şimdilik.

Prizlere yaklaştığında HAYIR biraz sert çıksın hemen dudak bükülüyor, yalancı bir ağlama suratı oluşuyor. Gücüne gidiyor meleğin.

Çaktırmadan saksıya yanaşmış, yapraktan bir parça koparmış. İlker hop napıyorsun sen diye kızınca yaprağı yerine yapıştırmaya çalışmış... komiksin ya!!

Benzer bir olay çorapla... çorabı hop çekip çıkarıyor, rahatlama kahkası atıyor, anne kızınca tekrar ayağına giymeye çalışıyor:)

Bir alkış da toka hadisesine.. yatakodasında komidinin altına eğildi, ooohh yaptı, belli bişey buldu. Küçük mandal tokam.. Kucağıma aldığımda saçıma takmaya çalışıyor sıpa:)

çok alem çok... herşeye tepkisinin olması ne keyif ne mutluluk...

15 Ocak 2010 Cuma

Sezercik !!

Kaç zamandır üye olduğum mail grubunda uzuncana konuşulan sezeryan - normal doğum hikayeleridir gidiyor, birkaçına baktım. Sonra konuya özgürüm parmak basmış. Blogcu annenin oluşturduğu normal doğum hikayelerini anlatan bloğu henüz ziyaret etmedim ama eline sağlık eminim çok başarılıdır. Son yılların sezeryana özendiren halleri yerini normal doğuma bırakıyor. Eminim güzeldir, özeldir, olması gerekendir. Lakin ben bunları söylerken başından beri tam zıttı bir yol izledim. Benim 2 doktorum vardı. Kanserden kaybettiğim Gülnur teyzem rahatsızlığından dolayı beni arkadaşına yönlendirmişti, ama ara sıra ona da gider, ultrasona girer, endişelerimi rahatlatırdım. Gülnur teyzem normalci, diğer doktorum sezerciydi:) Herkesin doktoru sezerciğe özendirmeye çalışırken Gülnur teyzem yav sen keçi gibisin pırt diye doğurursun başlatma sezerciğe diye beni az paylamadı:) ama ben özellikle bebeğin uzun süre ters durduğu dönemde ve belki de çok öncesinde kararımı vermiştim: sezercik!!! Neden? Tırstım!! Daha ne kadar açık olunabilir:) Acayip tırstım, Özgürümün normal doğum linklerini okumama rağmen, Gülnur teyzeme rağmen, genel itibariyle herşeyin doğalından yana olmama rağmen tırss-tım:) Çünküüüü... annem korkunç hikayeler anlattı, sonra çevremdeki başkaları da.... ıı-ıh yok değil beni tırstıran doğum anı, çekilen sancılar, değil, bebeğin sağlığıydı. Oksijensiz kalıp beyninde hasar oluşan birkaç örnek beni acayip afallattı. Çok rahat normal doğum yapabileceğime (çatım geniş, fazla kilo almadım, bebek standart....) inanmama, normal doğumun anne için en doğrusu olduğunu bilmeme rağmen ve sezercik gibi bir seçenek sunulmuşken tercihim sezercik oldu. Hamileliğimi birlikte geçirdiğim blog dostlarımın hemen hepsi sezeryana mecbur bırakıldılar, hem de normal için hayaller kurarken (ben bizim tayfanın son gebeşlerindenim ya, bazen diyordum, ya bu dostlar sapır sapır sezeryan oldu, ben sezeryan isterken ister misin erkenden normal doğurayım? ne ironi olurdu ama:)) ) sezeryan olup hayal kırıklığı yaşadılar, hep tanık oldum. Ben galiba kararımı verdikten sonra acayip rahatlamıştım, iyi yönlerinden baktım, misler gibi doğuma girip bebişi kucağıma aldım, önüme baktım. Daha kötü bir anne mi oldum, normal doğum yapanlardan daha mı az annelik yaşadım? Önemli olan bebişin sağlıkla doğması değil miydi?
Şimdi bakıyorum da herkesler bölünmüş görünüyor:
- normal doğumu seçmiş, yaşayabilmişler => Kahramanlar!!!
- normal doğumu seçmiş ama yaşayamamışlar => "ah yazııık"lar
- benim gibi sezeryanı seçmişler => şaşırtanlar... hmm bundan pek yok ben azınlıktayım galiba:)

Normal doğuma özendirmek, bilgilendirmek adına yapılan herşeye eyvallah, takdir ederim.
Ama kimilerinin yaptığı gibi doğum şeklinin anneliğe bir etiket olarak konması yanlış...
Belki de sezeryan anneye bir doğum şekli bir seçenek olarak sunulmamalı, sadece son çare olmalı. Eğer bu şekilde olsaydı, belki ben de normal doğum yapardım, kimbilir. Ama sorumluluğun benim üzerime verildiği anda ben bebeğim için hangisinin en iyi olacağını düşünüp tarttım buna göre bir karar verdim!!

Bu tıpkı emzirme olayı gibi, tıpkı dün Özlemle konuştuğumuz, tıpkı Özgürün üstüne bastığı gibi!! Emzirebilmek güzel, ama emzirememek dünyanın sonu mu!! Eksik anne mi oluyorsun, kötü anne mi???

Demem o ki özendirmeli, bilmeyene anlatmalı, yardımcı olmalı ama yaşamayanı yadırgamamalı, yaşayamayanı üzmemeli...

Little miss sunshine

sevgili mystic günışığı blog dostluğu ödülü göndermiş...
ödül ödül üstüne ... göğsümüz kabarmakta:)teşekkürler...

little miss sunshine diye bir film vardı, hatırladım şimdi. Hem keyifli bir yol filmi hem de ilginç bir aile dramıydı. İzlemeyenler için şiddetle tavsiye:)

Little miss sunshine larıma gidiyor ödül... ayıramayacağım takip ettiğim herkes benim günışığım, herkes...

ödül gelmiş, ne güzel...

oy oy oy çok güzel bir ödül gelmiş özgürümden...
hmm düşündürdü valla. bi de üstüne en sevdiklerimi de ödüllendirince:)

1. "Aaa hiç böyle düşünmemiştim" dedirtenlere
2. Okuduğumda gülümsetenlere
3. Çocuklarına oyun ve oyuncak uyduran, "çocuklar gibi eğlen"meyi bilenlere
4. Dünyayı çocukların gözünden anlamaya çalışanlara
5. Yeni şeyler denemeye açık olanlara
6. Şaşırmayı bilenlere

Bende bu duyguları uyandıranlar...
her daim Hülya
mutlaka Özgür:) (tetem bize biz teteme oldu biraz:))
illa ki kiraz
yazsa da okusam dediğim günebakanım
asla kaçırmam lalenin bahçesi
bebişi ona hiç rahat vermese de heyecanla beklediğim ruhdağı
açlıkla fotolarını beklediğim kuzu
yıllardır bırakamadığım huysuzum (huysuz ve tatlı kadındın sen, tatlısı oldu:))
canım özlem
tatlı elanın annesi dağlar kızı
çoban yıldızı:)
yıldızlı yeliz:)
bi de tuğçem canım benim var ama o hiç yazmıyor artık:(

aslında takip ettiğim herkeslere gönlümün ödülü var ama yazamadım hepsini:)

13 Ocak 2010 Çarşamba

Arca ilk defa...

.... dün kendi kendine ayağa kalktı!!!
Akşam eve geldim, oyun alanında İlker uzanmış Arca oturuyor, (Arca çok hareketlenince İlker çareyi bedenini Arcanın önüne set çekmekte bulmuş)İlker dedi ki bak ayağa kalkıyor, hadi canım dedim. Ellerini İlkerin göbüşüne koyup hooop dik konuma geçiverdi!!! Çığlık kıyamet!! Hemen ortam hazırlandı, belki defalarca ayağa kaldırıldı, vallahi yapıyor. Bugünleri de mi görecektik? O kocam göbekle yıllarca uğraşsa kalkamaz diyorduk:)1-2 adım bile atıyor. nasıl büyüyorlar yaa, inanılmaz.
Bi de bi türlü çıkmak bilmeyen ve de cümlemizi geren 6. diş de beyazını gösterdi, o miniş rahatladı:)

11 Ocak 2010 Pazartesi

Arcanın haftasonusu


Ya bu baba denen adam çok miskin, biz o mis kokulu kadınla erkenden kalkıyoruz, emiyorum, bak hala uyanmıyor!! bi de dizime yattı öp beni filan diyor!! bari biraz yalayayım da öptüm diye sevinsin:)

Hmmm kahvaltımı anne hazırladığına göre demek ki cicim bugün yok. İyi bana uyar, omletimi güzel hazırlasın da!! Ben o kahvaltı bulamacını pek sevmedim, gurmeyim (!) ya yeni lezzetler peşindeyim. Sabahları yumurta sarısına labne peynir karıştırıp tereyağında pişiriyor annem, sonra küçük parçalara ayırıp önüme koyuyor, löp löp kendi kendime yiyorum. Yanına da domates, labne, ekmek zeytinyağı tabağı:)) Kahvaltı dediğin böyle olur, bebek miyim ben bebe bisküvisi yicem!! Bugün annem bardaktan mandalina suyu içirdi, heryeri batırdık ama çok lezzetli...

Annem kakaları temizleyip elini yıkamaya gidince beni yatağa koydu, bi mahsunlaştım ki sorma... Öyle suyla oynamaya gidilir de Arca götürülmez mi!!

Ananeme gittik sabahtan, annemler kahvaltı yaptı ben onların tabaklarına ekmeklerine saldırdım. Bana da ekmeğin kenarından verdiler de soluk aldılar. Bütün evi tavaf ettim, bu emeklem iyi bişeymiş, kimseye ihtiyacım yok, takılıyorum.
Annemle gezdik sonra... Arabayı durdurunca bastım yaygarayı, bi vitrinlere baktırmadım, beter olsun!! Beni mi gezdirmeye çıktı, kendini mi eğlendiriyor. Derken uyumuşum... Eve geldiğimizi filan duymamışım.

Bu aralar en sevdiğim şarkı sözleri şöyle...
eğer sen de mutluysan alkışla (hah işte tam burada alkışlıyorum)
eğer sen de mutluysan alkışla (hop yine alkış)
eğer sen de mutluysan ve gülümsüyorsan eğer sen de mutluysan alkışla (sonunda çap çap çap alkışşşş)
bizimkiler de kopuyor gülmekten. Eğleniyor garipler:)
Annem Zeynep teyzemin de oğlu olacağını öğrendi, şaşırdı, sevindi. Hep kız olacağı içine doğmuşmuş, çin takvimine bakmışmış, anne geç bunları ben arkadaş istiyordum oldu işte mis gibi!! artık top koşturucaz birlikte:)) Zeynep teyzem pek hüzünlü kız istiyormuş, oğlan anneleri olarak annemle dertleştiler, birer tane de kendimiz için yapalım, kız olsun dediler. Üstüne de tövbe tövbe!!!

Akşam yemekten sonra ilk defa diş fırçası denen şeyle tanıştım. Lavabonun kenarına oturduk annemle, önce o kendininkileri fırçaladı, sonra bana verdi, gösterdi. Ayyy içim bi hoş oldu. ama güzel, bol bol kaşıyorum dişleri. Arada saçımı da fırçalıyorum, ama bu biraz küçük olmuyor.
Cumartesi babam çok yorgundu ama ayaklarımın kokusuna dayanamayıp hadi yıkayalım dedi anneme. Annem bayılıyor beni yıkamaya... Bunlara pek söylemiyorum ama ben de bayılıyorum, bütün banyo su, herkes sırılsıklam, ay çok eğlenceli.

Mis gibi temiz pijamalarımı giydiriyorlar, veriyorlar elime fırçayı, imajımı düzeltiyorum.

Kendimden geçercesine uyuyorum, rüyamda annemi babamı görüyorum, ama akşam yediğim etler hazımsızlık yapmış olacak, 3-4 defa ıkınarak uyanıyorum, bizimkilerde telaş, yine mi gece uykusuzlukları??? yok yok korkmayın etleri bütün bütün yutunca sindiremedim galiba:)

Sabah erken kalktım ama gözümü açamıyorum, ee bütün gece ıkınırsam!! Emdikten sonra annem kucağına aldı beni koltuğa uzanmışız yarım saat birbirimizin nefesini dinleyerek uyumuşuz. Yaa bu kadına hastayım ben çok tatlı, mis gibi, sıcacık!! Ama bi uyandık, terden sırılsıklam olmuşum. Annem bütün çamaşırlarımı değiştirdi, kahvaltı ettik, bu sabah ıhlamur içtim, bu da güzel... Babam uyandı, kendilerine kahvaltılık almaya dışarı çıkacaktı, biz de annemle katıldık... Göztepe semtini teftiş ettim, asayiş berkemal...

Eve gelince uyumuşum, bizimkiler de bensiz kahvaltı etmişler. Daha keyif çaylarını içirmeden uyandım. Baktım gelen giden yok. İçerden annemin sesi geliyor: "uyanmamıştır daha yatakta dönüyor herhalde" pışık uyanmadım, uyandım da yatağın korkuluklarına tırmandım bile, baktım gelmiyorlar basıyorum yayagarı, damlıyorlar. Komikmişim fotomu çektiler.. işin yoksa poz ver bunlara.

Burası mutfaktaki alanım. Bizim mahallenin muhtarı benim, kim geçiyor benden sorulur. Ambulanslar ve itfaiye arabaları geçerken anneme haber veririm, sarı arabalara parmak sallarım, taksiymiş bunlar...

Yeni oyunlar icat edip duruyorum. Oyuncakları da seviyorum ama bu makarna süzgeci favorim. Zaten artık dolapta değil benim oyuncak kutumda duruyor. Bi de emekleme oyunu çok komik!! Önce anneme bakıp salondan dışarı çıkıyorum, bakıyorum annem arkamdan gelecek mi diye duvarın kenarına sinip bekliyorum, bu kadın çok kek hemen geliyor peşimden, hop pıtı pıtı mutfağa kaçıyorum, annem de peşimden... sonra beni kucaklayıp salona getiriyor, babamın kucağına atıyor, sonra yine aynı... herhalde 10 kere filan yapıyoruz, hiç bıkmıyorum, ama annem sonunda kapıyı kapattı, terlemiş miyim, ellerim buz mu olmuş ne?? anlamadım ne güzel eğleniyorduk:)
Pazar günü öğle yemeğinden sonra uyudum, dışarısı yağmur kıyamet... Annemin arkadaşı var Tuba. Ay ne nefis bişey o öyle.. Uzun boylu, uzun sarı saçlı, hastayım ben ona. Yazın gelmişti ama ben o zamanlar miniktim, şimdi delikanlı oldum, sarkabilirim kendisine. Anneme dedim en güzel tulumumu giydir, fiyaka yapıcam. Bi baktım yanında Cenk!! nişanlısı!! ya benim neyim eksik ondan? biraz kısayım ama biraz sütle işi çözeriz. Neyse gözlerimi Tubadan alamadım ama Cenki de pek kıllandırmayayım diye suyuna gittim, sarıldım filan. Nasılsa büyüyeceğim, o zaman Tuba benim olacak!!! Tubaya bütün hünerlerimi gösterdim, bol bol poz verdim, annem gıcık oldu ona böyle güzel pozlar vermiyorum diye. Tubacım fotolardan anneme de göndericek. Gelinlik provası için yine gelecekler İstanbuldan, o zamana belki daha büyürüm Tuba benim gelinim olur...
Çok güzel haftasonuydu... Keşke hergün haftasonu olsa, annem babam evde olsa hep oynasak...
Not: annem yemek yedirmeyi pek beceremiyor, gün 6 öğün en az 6 defa üst değişiyor, uyku için pijamaydı, dışarısı için başka kıyafetti, misafir gelecek başka kıyafet derken hergün 10 defa üstüm değişiyor, fotolara baktım da defile gibi... Geçende, cumadan pazara (kaç gün var arada) Arcanın kirli sepeti yine dolmuş diye Cicim anneme takılıyordu. Acemi anne nolacak:)

7 Ocak 2010 Perşembe

ondan bundan şundan...


Aylardır ilk defa iyi uyuduğumu hissettim.
Arca 10'a doğru yatıp 1 defa bile mıkırdamadan sabah 5'e kadar uyudu. Flash forwardı izleyemedik, kaydettik ama sonrasında Fringe ve geçen haftaki Grey's Anatomyi izleyebildik, kesilmeden:) Lipstick Jungle daki kadın başlamış, Yang in boyfriendine sarkacak galiba:) Biraz kitap okuyup uyumuşum, bi kalktım Arca mızıldıyor, saat 5! Kalkmış, oturmuş, oynamış, sıkılmış beni çağırmış. Uykusu açıldığı için yarım saat geri uyutamadım ama olsun gece uyudu ya:) kıçımı kaşıyorum, kulağımı çekip tahtaya vuruyorum, maşallah maşallah diyorum, artık nazara karşı ne önlem varsa topunu yapıyorum.

Uyku mutluluğunun sebebi bence aylardır çıkmayan diş. Evet 5. geldi, 6. yolda... Alt beklerken üstler çabuk davrandı.

Arca çok surat yapıyor bize, anlaşılması zor... İlker çok alınıyor, ben hiç takmıyorum, duyarsız mı oldum ne?? Bütün gün evde yokuz sendromu mu acaba? Ama sabah giderken hiç tınmıyor, konuşuyorum, ben gidiyorum işe ama akşam geleceğim. Ağlama tutturma yok. Bu iyi bişey tabii, demek ki Ümit abla ile mutlu, bu konuda içim rahat olmalı. Ama akşamları aynı kirazımın durumları, yapışık haldeyiz, basıyoruz yaygarayı. Ben de o uyuyuncaya kadar sadece onunla vakit geçiriyorum telafi etmeye çalışıyoruz, bakalım büyüdükçe neler gelecek başımıza.

Son zamanlarda kendimle ilgili tespitler yapıyorum, derin düşünce halleri...
Kitaptan yana risk almayı sevmiyorum ben bunu anladım. Şimdiye kadar hep tavsiye kitaplardan ilgimi çekenleri okudum galiba. Dönem dönem kitap manyaklığım oldu, orta sonda ders kitaplarıma romanları tercih ettiğimi hatırlıyorum, sonra liseyle birlikte kitap sevgisi yaz tatilleriyle ve Agatha Christy, Stephan King gibi yazarlarla sınırlandı. Üniversiteye geldiğimde kitapla hiç alakam olmadığı bir döneme girdim. Elvan bu eski dostla tekrar aramı yaptı. Onun kitaplarıyla yolculuğa devam ettim. Charles Bukowski, Kosinski, Murathan Mungan, Ahmet Altan, Kürşat Başar, Trevanien… Hala da sağda solda kim ne tavsiye eder kulak kabartırım. Galiba kitaplar konusunda pek önsezim yok, riskten uzak durmayı sadece bana sunulanın tadını çıkarmayı seviyorum.
Son dönemlerde okuduğum kitapları da hep birileri tavsiye etmiş, ben de not almışım.
Annelik Sanatını Hülya söylemişti, Huysuzun beğenerek okuduğu “Freuda ne yaptık da, çocuklarımız böyle oldu” yu ben de çok sevdim. Zerenin blogundaki kitapları mutlaka okunacaklar listesine alırım, Kirpinin zarafeti nefisti:) Hala okunmayı bekleyen birkaç kitap var Zerenden. Özgür annenin bahsettiği Özgürlüğün manifestosu kitaplıkta okunmayı bekliyor. Ama Idle parent’tan da bahsetmişti, yok bulamadım? Kirazımın tavsiye ettiği kitabın (akıllı bebekler akademisi) baskısı yok diye ilgili sayfaları kopyaladım. Güzel güzel:) Kitapları tavsiye eden kişilerle anar oldum:)
hatta işi abartıp sağda solda kitap okuyan birileri varsa, yamulup yumulup ne okuduğunu görmeye çalışıyorum... yada birinin evine gittim mi kitaplığının başında uzun dakikalar geçiriyorum. Evet var bende bi gariplik:)
Neyse şimdi çalışmam lazım, izin yaptık geçen hafta iş çok!!!

4 Ocak 2010 Pazartesi

Ne haftaydı ama!! (yılbaşı, doktor kontrolü, annenin izinleri...)

Haftanın ilk günü çalıştım, salıdan itibaren izin yaptım. Artık uzzuun bi süre kaçamak yapamam.
Salı günü :
11. ay kontrolümüz vardı. Ümit abla ile birlikte gittik, herbişeyleri sordum, içimde kalmasın.
Y: Gece tahılını son birkaç gündür biberonla verdik, anne sütü artık yetmiyor?
Dr: yok kaşık mamasını kaşık maması olarak verin, yatmadan önce yiyip yatsın. Artık uykuda beslemeyin.

Y: Biberon bağımlılığı başlarmış, tamamen suluğa geçelim mi, hala biberondan su veriyoruz?
Dr: Gündüz biberondan su içmesi sorun değil ama gece biberonla beslenen bebeklerde bğımlılık olabilir daha kötüsü biberon çürükleri oluşabilir.

Y: Emzikten ayıralım mı? sadece uykudan önce emiyor.
Dr: Anne sütünden ayrılma aşamasındaki bebeği bir de emzikten ayırmayın, zaten gündüz emzik almıyor, işiniz daha zor, şimdilik uğraşmayın.

Y: Yemek düzeninde değişiklik yapalım mı?
Dr: 3 ara-3 ana öğnle devam edelim.

Y: Domuz gribi? aşısı?
Dr: Aşıya karşı değilim, sadece gerek olmadığını düşünüyorum, kendi bebeğime yaptırmıyorum. Sizler olmak isterseniz sakıncası yok ancak bebek için henüz kaç doz yapılması gerektiği bile kesinleşmemişken???

..................................................................

Hala 2 kilo fazlamız var ama boy standartları ancak yakalıyor: 73 cm. Güdük bir veledimiz olacağına kendimizi hazırlamalıyız:)
Ön dişler geliyor... GELSİN ARTIK!!!

..................................................................

Problem çözme, ince motor ?? gibi pek çok konuda tam not alırken kaba motor hareketleri dedikleri kısımda henüz koltuk kenarlarında sıralama yapmadığımız için notumuz kırıldı ama yine de geçtik. Arcanın göbeğini gören her doktor kanaat kullanır kanaatimce:)

Önümüzdeki ay demir değerlerine bakılacak, kabızlığa neden olan damlayı kesebiliriz umarım. Bazen ağlayarak kaka yapıyor, çok üzüyor, üzülüyor:(

Arca ve Ümit ablayı eve bırakıp pazara gittim, oh ne ciciler aldım... Zara babyci ve Nextçi amca ordaydı, hatta çakma la senzacı da ordaydı:) Sonra Ümit abla da pazara gitmek istedi, biz de zaten ablama gidecektik. Kitap kurdu Duruya koca bir set kitap hediye ettik, çıldırdı:) O da Arcaya yeniyıl kartı yazmış... Nasıl büyüyorlar ya, inanılmaz.

Çarşamba...
Kendime ayrılan gün.. Önce dipleri fena halde çıkmış röflelerin yapılması...
Sonra Arcanın fotolarından tabettirme... Sonra kargo gönderilerini ayarlama... Yılbaşını İzmir dışında geçirecek anneye ziyaret ve dedikoduların orta yerinde cilt bakım randevusu için vedalşama... Kendime yılbaşı hediyesi olarak cilt bakımı yaptırdım, masaj biyolojik saate kurban gitti. Ya böyle bahsedince çok mu kokoşluk oluyor? masaj bakım filan? mimik kırışıklıkları için ne önerir diye sorduğum bakım yapan abla direkt botox dedi. O-ha dedim, o kadar kötü mü görünüyorum, ben krem önerir sandıydım:) Kendi de 35 te başlamış. Evet hoş biri ama mimik yok biraz komik duruyor. Kendisini o kadar beğeniyordu ki, komiksin diyemedim, çok hoş deyip geçiştirdim. Ara ara başlamak lazımmış. Yapana bişey demem kendim için düşünmem. (şimdilik...) İlkerle kaçamak yapma planları trafiğe takıldı, eve döndük.

Perşembe...
İlkerle çerçeveciye gitmeye karar verdik. Basmanede ararken meğer Üçyola taşınmışmış, vakit kaybı. olsun halloldu. Sonra hazır Ümit abla evde diye, AVM ye kaçtık. Haftaiçi sakinliğinde hediyeleri hallettik, birlikte kahve içtik, uzun uzun sohbet ettik. Evde ilgi odağımız sohbet konularımız hep Arca olunca işten güçten, hayattan bahsedemez olmuşuz. Ara ara yokladığımız "İstanbuldan taşındık, iyi mi ettik?" konusu bile açıldı:) Sonuç: "iyi ettik!".
Yılbaşı için benden farklı bir fikir çıktı bu yıl: herkes çalıştığı için akşam yemeği genelde gitmediğimiz düzgün bir yerde yensin, sonra pijama partisini bizim evde yapalım, içelim, güzelleşelim, herkesi yatıracak yer var, ertesi gün birlikte kahvaltı yapalım. Buraya kadar herşey güzel de son birkaç saat öncesine kadar yemek yencek yer ayarlanmamıştı. İyi napalım evde pizza yeriz derken Köşebaşında karar kılındı. Arcayı güzel güzel giydirip evde yedirdik, oraya gidinceye kadar biraz huysuzlandı ama ortama girince yılbaşı bebeği oldu. Baharatsız olmak kaydıyla bütün etlerin tadına baktı, üstüne gece tahılını da yedi. Hiç sorun çıkarmadı, mama sandalyesine uslu uslu oturdu. Uykusu gelmek üzereyken kalktık. Arabada Arcaya pijamalarını giydirdim. Eve geldiğimizde uyumuştu. Sonradan İlknurlar da katıldı, 8 kişi olduk, gırgır şamata, genelde NTV açık kaldı, güzel bir program hazırlanmış. 3 gibi yattım, Arca cücesinin yılbaşı olayı olmadığından sabahın 6 sında kaldırdı beni.


Cuma... Nazlılar uğradı, nefis bir cheesecake getirmişler. Cansuyla Arca bol bol oynayıp birbirlerinin gözünü çıkardılar, tırmaladılar.


Cumartesi ... Arcayı İlkere satıp İlknurla Alsancaka indik, hava nefisti, keşke Arcayı da götürebilseydik... Arca her sabah emerdi, bu sabah emmedi. Allahım yoksa memeyi bırakıyor mu? Gece tahılından yemeyip benim de memelerim ağrıyınca uyku öğünü verelim dedim, emdi. Bıraktı mı acaba sorusu garipti. Yani günde 1 defa da olsa emsin istiyormuşum. Öyle çok rahatlamadım. Ama rasyonel tarafım ağır basıp kendimi telkin ettim, napalım 10 ay emdi, bu da yeter ,hem daha çok özgürlük... gibi bahanelerle kendimi rahatlatmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Çok yara almamak adına hazırlıklı olmak lazım, her an bırakabilir.

Pazar ... Annemlere kahvaltıya gittik. Arcayla uyumuşuz.. Sonra Nazlıların cheesecake inden alalım, hem hava almış oluruz dedik. Ama yeri yanlış anlamışız, Alsancak İskele yerine limanın etrafını tavaf ettik:) Nazlılara da ulaşamadık, komikti. Sonra Nazlılar bize ulaştı da bulabildik. İlkerle ilk İstanbula gittiğimiz günlerde her cumartesi turistik gezi yapardık. Ben özellikle yurttaki büyüklerden nereye gidilir, ne yenir öğrenirdim. Yanlış öğrenmişim, Beyazıtta Cafe Net aradık saatlerce, hem de hepi topu elmalı turta için. Meğer Beyoğlundaymış. Anılar epey güldürdü bizi. Arca arkada uyurken ben İlkerle önde oturdum, ne büyük nimet. (Ana kucağı varken hep yanında oturuyordum)
2009 un son haftası yapmam gereken herşeyi bitirince ve dinlenince 2010 a rahatlamış başladım.

Bu arada Mothercare'de indirim başlamış. Öğle tatilinde gidip önümüzdeki kış için Arcaya birkaç parça aldım, şimdiden yatırım yapmak lazım yazık ki sezonda çok pahalı oluyor.