Yazılar posta kutuna gelsin mi?

Arca ile günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arca ile günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2020 Pazartesi

Çocuk demeye dilim varmıyor

Ne yalan söyleyeyim varmıyor.

Ben bu kadar çabuk büyüyeceğini hesaba katmamıştım. Önergenliğe birkaç yılın vardır, diyordum. Hazır değildim.

Çocukluğunun tadını ne ara çıkaracağız biz? Benimkine zerre benzemeyen çocukluğuna yeni yeni alışırken, şimdi bir de bu çıktı başımıza. Sorgulamalar, kendine bir fazladan güvenmeler, bir haller, bir bilmişlikler. Her daim belirgin ukalalığının son aylarda iyice tavan yapması... Diğer yandan mütemadiyen artan ayarsızlıklar.

26 Kasım 2018 Pazartesi

Turuncu çoraplı çocuk

Arca cumartesi ve çarşamba günleri futbola gidiyor. Arca seviyor, ben de Arca sevdiği için seviyorum, İlker sevmiyor. Tüm antremanların ve sonrasındaki maçların, iyi bir futbol oyuncusu/seyircisi için tabiri caizse işkence olduğunu söylüyor. Şimdiden kulüp araştırmalarına başlama niyetinde.

28 Ekim 2018 Pazar

Yeliz neler yazıyor?

İki post evvelini okuyanlar, blogda yazmadığım zamanlar, neler yaptığımı neler yazdığımı merak ettiler mi, bilmiyorum ama ben anlatacağım yine de.

Arca yılın ilk karnesini aldı. Dersleri oldukça iyi, yani öğretmeni öyle diyor. Bizce okul tam bir laylaylom! İyi olmayacak da ne olacak?

Öğrenim hayatına Türkiye'de başlamış bir çocuk olarak Arca halinden hoşnut. Zira hafta sonu ödev yok, haftada sadece iki gün ödev veriyorlar. O da okulda yapılan alıştırmaları bitiremeyen çocuklar için. Arca çoğunlukla bitirdiği için, o ödev de yok diyebiliriz.

Babylade ve futbol oynamalarına izin var. Aslında oyun olarak her şeye izin var. Serbest kıyafetle okula gidiyorlar. Okul üçte bitiyor. Haftanın üç günü spor var. Ayda bir gün mutlaka kütüphaneye gidiliyor. Çok test yapılıyor, özellikle matematik, ama Arca matematiği sevdiği için bu testleri çok dert etmiyor. Yani hayat ona güzel. Ama bize değil. Çünkü biz Türk eğitim sisteminin çalışkan öğrencileriydik. Kıllanıyoruz, bunlara pek bir şey öğretilmiyor diye düşünüyoruz.

15 Nisan 2018 Pazar

Arca n'apıyor? Ya Yeliz?

Sizin çocuğunuz dokuz yaşındayken kopya çekmeye çalıştı mı?

Mesela ben biliyorum ki, annemkiler böyle bir teşebbüste bulunmadı. Ama benimki bulunmuş!

Sektör fuarına katılmak için gittiğim Milano'da bu haberi aldığımda, seyahatin akşamı, akşam yemeği ve hatta gecesinin gündemine bu cüce oturdu, benim böğrüme ise taş gibi bir utanç!

Tam fuar alanından çıkacağım, bizimkiler ne yapıyor diye aradım, bam! bomba gündeme düştü. Otele dönmeden evvel bir kadeh kırmızı şarap bir lazanya için sağanak yağıştan kendimi attığım lokantada, kırkbeş dakika, salya sümük ağlayan cüce ile sohbet ettim. Ne şarabın ne de lazanyanın tadı kaldı aklımda. Zira lokmaları yemiyor, yutuyordum, iki lafın arasında.

İlker bir dizi yaptırımı kendisine bildirmiş, en ağırı da babasının bundan gayrı ödev ve dersleri konusunda kendisi ile muhattap olmayacak olmasıymış. Bu sebepten cücenin durdurulamayan ağlamalarını durdurmakla görevliydim o gece. Hepsini biliyorum ve rica ettim muhtereme "çikolatayı da yasaklara sokuver" dedim.

15 Ocak 2018 Pazartesi

"Eyvah büyüyor!" dediğim anlar

Banyo, her seferinde biraz daha eksilerek dahil olduğum, bana duyulan ihtiyaç azaldıkça üzüldüğüm merasim. Sürece, sadece öncesinde tırnak keserek, sonrasında saç kurutarak dahil oluyor, arada bir de yokluyorum artık. Bugün bir başkası daha ellerimden kayıp gitti: tırnak kesmek. Artık onu da kendi yapıyor. Muhtemelen çok önceden kendisinin yapabileceği bir şeydi ama ben öğretmeye, göstermeye, denemesine hiç çaba göstermemiştim.

Bizde tırnak olayının hassasiyeti var. Doğduğundan beri her zaman tırnaklarını ben kestim. Sonra dört yaş civarı kesemedim, çünkü tırnaklarını yemeye başlamıştı. Sonra bir gün tekrar kestim, o tekrar kesmeye başladığım günü gözyaşları içinde anlatmıştım, hala hatırlayanlarımız vardır. Bugün denemek istedi, makası eline verdim ve bitti. İşte böyle böyle "eyvah büyüyor" dediğim anlar birikiyor.

28 Aralık 2017 Perşembe

Tatil

Ofis Christmas'ı yeni yıla bağlamış, cillop gibi tatilim var. Sanırım bu şekilde işyeri tatilleri, Avrupa'da oldukça yaygın. Bense iki gün Noel tatili yapacağız derken bir hafta tatili Meksika dalgasıyla karşıladım.

25 Kasım 2017 Cumartesi

Çocuklar

İlker'siz bir haftayı sağ salim bitirdik. Arca da hayret etti, "atlattık vallaha" dedi. Artık benimle baş başa hayatın ne tür bir cehennem olacağından endişelendiyse... Gerçi ben de çok rahat değildim.

Arca'yı okula erken bırakıp, birkaç saat fazla okulda kalacağını anlatmak kolay değil. Anlamadığından değil, istemediğinden. İlk gün okul yolunda yürürken epey sızlandı. Hatta okul sonrası için ipadi bırakmamı istedi. Okulda ekran tamamen yasak. Okul müdürü, sıkılmayacağını garanti etti, dediği gibi de oldu. Zira okuldan sonra ödevlerini yapmışlar ve bahçede oynamışlar. Sonra ikindi kahvaltılarını yapıp anaokulunun oyuncaklı bölümünde vakit geçirmişler. Her yaştan onlarca çocuk olunca Arca'nın tabiriyle "korktuğu kadar korkunç" geçmemiş.

20 Kasım 2017 Pazartesi

Ben?

Ben bizimkiler Belçika'ya ayak bastığından beri, pişmiş kelle gibi sırıtıyorum. İşteki arkadaşlara adağım vardı, baklava. İlker gelirken getirdi. "Vize sorunu aşıldı, tekrar bir aradayız kutlaması yapıyoruz" diyerek bir öğleden sonra herkesi mutfağa davet ettiğimde, bilmeyenler de öğrenmiş oldu. Hala birileri nasıl gidiyor diye sorduğunda, gözlerim parlayarak cevap veriyorum: İyi gidiyor, çünkü ailem yanımda.

Bu kadar.

30 Ekim 2017 Pazartesi

Belçika'da oturma izni nasıl alınır?

İlker ve Arca geleli iki haftadan, eşyalar eve taşınalı bir haftadan biraz fazla oldu. Son paketleri az önce açtım ve çeyizlik porselenlerimi de konsola yerleştirdim. Resmi olarak yerleştiğimizi duyurabilirim.

Yuvayı dişi kuş yapar lafı hikaye. İlker, iki aydır otel odasından başka bir şeye benzemeyen dört duvarı yuva haline getirdi. Perdelerimiz var! Gerçi kolay olmadı, buranın kornişleri bizi epey uğraştırdı. Muhterem, Evrim'den aldığımız tavsiye üzerine Türk Mahallesine bile gitti. Gerçekten her şey Türkmüş :) Muhabbetler de...

Perdeci: Abi nerde oturuyorsunuz, biz getirelim?
İlker: Uccle'da.
Perdeci: a niye ki? Orada hiç Türk yaşamaz, n'aptın abi ya? Buradan ev bulsaydınız keşke!

19 Haziran 2017 Pazartesi

Haftanın Menüsü

"Günün çorbası" "Haftanın menüsü"ne dönüşmek üzere. Hani gece vakti uykum da kaçmasa nasıl blogun başına oturacağım da iki satır yazacağım bilmiyorum.

Az önce vize için başvuru formlarımızı doldurduktan ve elindeki telefonla oynayan ve bir türlü yatmayan muhteremi fırçaladıktan sonra uykuya yolladım, ama davulcular sağ olsun, benim uyumama müsaade etmediler. Güzel de çalmıyorlar ki arkadaş. İnsan bir oyun havaları çalar, maksat uyandırmak değil mi, ne var azıcık keyiflensek?

Yok ama küfretmedim, kendime bir papatya çayı koydum, bilgisayarın başına oturdum. Boş gezenin kalfası olmanın böyle rahatlıkları var, üç saat sonra kalkıp işe gideceğim stresi taşımıyorum, oturup "Haftanın Menüsü"nü yazabiliyorum.

8 Şubat 2017 Çarşamba

Ben olsam ben de!

Çocukken sorulan açık ara en iğrenç soru: “anneni mi daha çok seviyosun babanı mı”

Biz de Arca’ya pislik olsun diye bazen soruyoruz, cevap hep aynı: İkisini de!

En çok sevdiği insanları sayarken anne-baba ilk sırada sonra diğerleri geliyor.

27 Kasım 2016 Pazar

10 yaş hamile pantolonu

Arca, dün tüm günü karın ağrısı ile geçirdi. Arada klozette rahata kavuşan cücenin evin içinde iki büklüm gezinmesine içim burkuldu. Akşam üzeri karnına sıcak havlu koyarak biraz rahatlamasını sağladım hatta bir yarım saat kadar uyudu.

30 Ekim 2016 Pazar

Pazar gününden...

Tembel bir pazar öğleden sonrasından bildiriyorum şeklinde bir cümle kurmak isterdim. İsterdim ki, tüm pazar günümü üzerimdeki pijamaları çıkarmadan geçirmiş olayım. Ve aşağıdaki fotoğrafı tasvir ederken de, "artık yaymaktan sıkıldığım dakikalarda aklıma birkaç tepsi kurabiye pişirmek geldi de, şimdi iyi demlenmiş kahvemin yanına aldım, bir fotoğraf çekimlik süreye bile sabredemeyerek bir lokma yemiş bile olabilirim", diye devam etmek isterdim. Dur lan, öyle oldu vallaha. Sadece tembel bir pazar değil.

İnsan, beklentileri somut bir duruma dönüştüğünde mutlu olur demiş miydim? Evet şu an için mutlu bir an diyebilirim. Tüm hafta sonu planladığı her şeyi yapmış insanlara özgü bir tatmin olmuşluk var üzerimde.

10 Ekim 2016 Pazartesi

Dumur diyalog özel : Kedi

Ödevde ne hayal ettikleri sorulmuş.
Biri bisiklet, bayram harçlıkları, yazın kazandıkları ve anne baba katkısı ile sahip olabildi, pek heyecanlı kendisi. 
Diğeri; sarı tüylü bazı yerleri beyaz olan tombalak bir kedi. imiş.
Hedefi, böyle bir kediye sahip olmakmış.
"Hedefine ulaşmak için ne yapmayı düşünüyorsun" sorusunun cevabı: Annemi ikna etmek.

10 Eylül 2016 Cumartesi

Kışlık domates yapımı

Geçiş mevsimlerinin insan metabolizması üzerinde bir araştırması yapıldı mı acaba?
Sizi bilmem ama bana müthiş bir enerji veriyor. Özellikle sonbahar başlangıcı. Yazın rehavetini bir düzen telaşıyla üzerimden attığımı fark ediyorum. Deliler gibi planlar projeler ve daha iyisi, hayata geçiriliyorlar…

Mesela kışlık domates.

1 Eylül 2016 Perşembe

Arca ile tatil günleri

Sınıfın whatsapp grubunda velilerin çocukları hakkında “okulu çok özlemiş” “çok heyecanlı” gibi cümleler yazdıklarını okuyunca biraz imrendim. Arca’da tık yok. En son, ikinci sınıfta okula gitmesinin gereksiz olduğuna kanaat getirdikten sonra, biz kitaplarını alırken okula girmemeyi, arabada beklemeyi teklif etti. Sanki adamı okulda bırakıp kaçacağız. Kırtasiye malzemelerini almaya gittiğimizde bendeki heyecanın onda biri cücede yoktu. O, hotwheels arabalarını seçmekle meşguldü, sanki bana defter, kalem alıyoruz!

Vallahi açıkça yazdım, bizimkinin okula dönmeye niyeti yok, dedim grupta.

22 Ağustos 2016 Pazartesi

günler

Yazılarımın seyrekleştiğini düşünenler yanılmıyorlar. Hayat yorgunu hissediyor insan bazen ve elini, eteğini, paçasını ve her şeyini çekiyor hayattan. Eh serde ayrıklık var, bir çemberin içinde yer alamıyorsun diğerleri gibi, ötekilik baki.

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Neyse

Ruh halim karışık dönemlerdeyim.
Beni tam olarak neyin etkilediğinden de emin değilim, okuyamamak? Bak o benim dengemi bozdu. Yaratıcılığıma zerre katkısı olduğuna inanmıyorum, bu sabahki sabah sayfalarında yazara ağzıma ne gelirse yazdım. Kısıtlanmış olmak hoşuma gitmedi. Önceki yazıdaki böğürmelerimde son derece samimiyim, sözlerimin de arkasındayım. Hani bir şey olur, okuyamazsın, olur yani, işler yoğundur, hastasındır, canın istemez, malum bizim gündem bazen bizi epey silkeliyor, ama böyle bu hafta okumak yok koşulunu sevmedim. Rutinimin bozulması bana yeni kapılar açmadı, beni daha da gerdi ve kilitledi.

12 Temmuz 2016 Salı

Arca'nın tatil anıları

Gülçin’ce Gülçin, bizim yazlıktan komşu, vallahi bak, bisikletle beş dakika:) Bayramda geleceğim deyince, o göbeği canlı canlı görmek için ne yaptım ettim, çoluğu çocuğu sattım, vardım yanına. Ne güzel sohbet ettik, ne tatlı bir salıncak keyfi yaptık… Blogdan konuştuk. Zor dedik, uzun uzadıya yazamıyoruz, güzel resimler koyamıyoruz artık diye dert yandık. Ve aslında blogların eskisinden daha kıymetli olduğuna karar verdik. Yok ya sosyal medya dediğin mecra duygunu anlatmaya yetmiyor ki… Bir de ben şahsen blog okumayı seviyorum ve blog yazmasa da keyifle blog okuyanlar olduğunu biliyorum, bu da beni çok mutlu ediyor.

Bir de anılar… Yıllar önce yazdıklarıma bir yorum aldığımda, sayfa sayfa eskiye dönmek çok keyifli… Neler yazmış, neler paylaşmışım, nasıl bir emek… Gülçin bana iyi ki yazmışsın diyor (hafta hafta gebelik, ay ay Arca bebek gelişimi:))) şimdi dönüp okuduğumda birilerine bir faydam olduğunu hissetmek bile yeter…

İşte bu sebepten tam da Arca’nın resmi yaz tatili başlayalı bir ay olmuşken, yine benzer bir anı derleme yazısı ile karşınızdayım sayın blogseverler:) Maksat yıllar sonrasına hatırlanası anılar bırakmak…

17 Haziran 2016 Cuma

Yaz düzeni

Arca’nın okulu erken başlamıştı, erken de bitti. Yani biz karne merasimlerini geçen hafta bitirdik. Fakat havaların ancak ısınmasından mıdır bilinmez biz daha yaz düzenine geçemedik. 

Yaz düzeni: Her gün balkon yıkamak ve akşam yemeklerini balkonda yemek. Evin halılarının süpürülüp kaldırılması, yazlığa giderken kullanılacak çantaların her daim ortalıkta bulundurulması, tüm mont, ceket, okul kıyafeti vs gibi önümüzdeki üç ay boyunca kullanılmayacak giyim eşyalarının göz önünden uzaklaştırılması gibi gibi…

Ufak ufak başlıyoruz. Öncelikle okulda giyilen her türlü giysi hurçlara tıkıldı, kalktı. Kışlık çoraplar, aynen… Montları, zaten epey olmuştu, gözüm görmüyordu. Dün akşam itibariyle de kışlık pijamalara veda ettik. Gözüm Arca’nın odasında. O odayı tamamen boşaltmak istiyorum! Sadeleştiremediğim bir o oda kalmıştı. Oynanmayan oyuncakları kaldırmak, o kamyonla vedalaşmak, pelüş oyuncakları toptan vakumlu torbalara hapsetmek istiyorum bırrrr…