6 Ağustos 2010 Cuma

ertesi

Arcayı babaneye bıraktığımız gece baş başa yemeğe çıktık. Açık hava iyi geldi. Arca yoktu ama onunla ilgili her şey bizimleydi. Konu oydu. Benim için bir nevi terapiydi. Motivasyona ihtiyacım varmış, onu anladım. İlk yıl boyunca Arca, İlker ve ben bir takımdık. İyi bir takımdık. İlker destekleyicimdi, her konuda arkamda, yanımdaydı. Saçmaladığım zamanların mantıklı ve sakin iç sesiydi. “Hop dur bir nefes al” diyenimdi. Son zamanlar kendimi arca ile yuvarlanır halde hissediyorum, İlker yine orda ama daha az dahil gibime geliyor, beni Arca ile baş başa bırakmış değil ama eskisi kadar da işin içinde değil gibi. (dip not: İlker her konuda akıl danıştığım arkadaşımdır, kocam olmasının ötesinde bir kimliği vardır, kısacası ilkerin sakinliği, fikirleri manyak zamanlarımın tedavisidir.) Bunu konuştuk. Arca anne delisi, belki de bunu ben böyle yaptım, biliyorum. Her kucak istediğinde aldım, özellikle diş çıkarma huysuzluk dönemlerinde kucağımda iken yemek yaptık, etraf topladık. 12 kiloyu aşmış bir adamı sürekli taşımaktan fiziksel bir takım arızalar çıkmaya başladı. Sol elle taşıdığım için sol elimle artık 1 bardak suyu kaldırıp içemiyorum, bel ağrısından geceleri uyuyamıyorum. Bunu yakınmak için değil durumun boyutunu somutlaştırmak için söylüyorum. Bir de çalışıyorum düşün artık, çalışmasam çürüğe çıkacakmışım. Diğer taraftan ilkerle çok güzel bi ilişkisi olmasına rağmen ortamda ben varsam dünya yanmış umru değil ve İlker de buna dahil. İlkeri kesinlikle yaklaştırmıyor. bunu konuştuk, geçici bir dönem olduğunu bir defa daha tekrarladık, sabır, dayanacağız, geçecek, değişecek… Diğer taraftan “bu dünyaya sadece bir tohum atmadık, bir insanı şekillendiriyoruz” mottosu ile üzerime bir baskı oluşturduğumu konuştukça çözdük. Biraz daha rahat olmak, biraz daha oluruna bırakmak, anahtar olmalı halbuki. Ana baba olarak sorumluluğun boyutunu küçümsememeli ama bu sorumluluğun altında da ezilmemeli. Mükemmel anababa diye bişey yok, hoş böyle bir yolda da değilim ama “aman hata yapmayalım” düşüncesi bi zaman sonra mükemmeliyetçiliğe dönüştürebilir. Dikkat etmek lazım, ince bir çizgi. Bi taraftan da Arca ile birlikte iken doğru bir şeyler yaptığımda eskiden olduğu gibi sırtımın sıvazlanmasına ihtiyaç duyduğumu anladım. Herhalde kişiliğimdeki çürük bu benim! Ara sıra “evet doğru yapıyosun, aslansın, kaplansın” denmesine ihtiyaç duyuyorum. Alkış düşkünüyüm demek ki:(
Ve.. kendime vakit ayırmak. Misal İlker balığa çıkıyor, arkadaşlar ile toplanıp PS oynuyor, tekne işi ile ilgileniyor. Kısaca iş ve arca haricinde pek çok başka şeyle meşgul. Bense malum… Çalışan kadın ve anne kimlikleri arasına sıkışmış kalmış …
Sonuç? Öyle radikal kararlar çıkmadı, bir nevi durum değerlendirmesi, içindekileri dökme seansıydı. Zaten yapmamız gerekenler konuşuldu. Arcayı bırakıp yakınlarda bir kaçamak, çocuk eğitimi kitaplarına bir süre ara verip sadece kendi keyfim için softirik romanlar okumak, arcayı, kendimi, her şeyi biraz daha oluruna bırakmak, rahat olmaya çalışmak, sıkmamak sıkılmamak
Terapinin ikinci seansı kendimle baş başa kalmak olacak gibi görünüyor. Akşam yazlığa gidiyoruz, İlker yok. Umudum, Arcanın öğle uykusunda, denize dalmak, zihnimi dalgalara teslim etmek, belki yeni kararlar çıkar, kim bilir?

10 yorum:

Başak dedi ki...

Hissettiklerinizde çok haklısınız. Ben çalışmayan anneyim ve arada kendim olmak için çok çaba sarfediyorum.Eşler bir şekilde fatklı şeylerle ilgilenebiliyorlar evde bile olsalar ama benim öyle bir şansım olmuyor devamlı bir şeyler istenerek çocuklar kendinize ayırmış olduğunuz vakti çalabiliyorlar. Ancak bir süre sonra kendilerine meşgale bulmaya başlıyorlar(büyük oğlumdan biliyorum)ama o zamana kadar biz onlar için varız.Hepimize kolay gelsin:))))

Anne Duru dedi ki...

Koskoca 2 aydır karsilasamadik sizinle ...
Bu hafta son haftamız belki görüşme fırsatımız olur??

Sadece anne.. dedi ki...

Yeliz, daha demin aynı şeyi düşünüyordum belki 100. defa.. Ben hiç ööyle çok rahat bir adam olamadım, yolculukta uyumayan cinstenim, aman kontrol elden gitmesin diye. Demin de Okan'a kızdım, ben uyutmaya çalışırken niye odaya giriyorsun diye! O da yazık sen yoruldun diye dedi, ama gel gör ki ben bunu tamamen yetersiz anne damgası olarak gördüm. Terapi grubu lazım bize :)

Sadece anne.. dedi ki...

Yeliz, daha demin aynı şeyi düşünüyordum belki 100. defa.. Ben hiç ööyle çok rahat bir adam olamadım, yolculukta uyumayan cinstenim, aman kontrol elden gitmesin diye. Demin de Okan'a kızdım, ben uyutmaya çalışırken niye odaya giriyorsun diye! O da yazık sen yoruldun diye dedi, ama gel gör ki ben bunu tamamen yetersiz anne damgası olarak gördüm. Terapi grubu lazım bize :)

k.i.s.d. dedi ki...

:) Kardeşim geçen gün dedi ki: Küçük hatalar yapmazsan büyük hata yaparsın deyu. Hata yapma konusunda bunu motto edinmeye çalışıyorum. İlkere kocaman alkış :)

yeliz dedi ki...

sevgili başak, yorumun için teşekkürler, geçecek, geçici bir dönem diye telkin ediyorum kendimi

yeliz dedi ki...

cihancım,

bunun sorumlusu benim aslında. hayattan aldım telefonunu, geçen hafta arayacaktım hatta sarı çizmeliyi de, ama telefonu evde unutmuşum yazlığa giderken. çok üzgünüm, belki haftaya görüşürüz.
sevgiler

yeliz dedi ki...

sadece anne, haklısın artık yoga mı olur, meditasyon mu, grup terapisi mi ama mutlaka bu huyumuza bi el atmalı. ben de arcayı uyuturken ilker müdahale etti mi gıcık oluyorum:)

yeliz dedi ki...

kisd!!! çok güzel laf. arada ufak tefek hatalar yapmak için kendimizi rahat bırakmalıyız:)

Anne Duru dedi ki...

Yeliiz
Bence biz gorusebilelim diye biz birturlu donemiyoruz Istanbul a:)))
bu hafta da burdayiz
ararsan seviniriz anliycaan:)