18 Temmuz 2016 Pazartesi

korku

Arca anneanne, dede ve Duru’suyla birlikte Özdere’deydi. İlker, güzel deniz havasını kaçırmak istemedi, arabayı bana bırakıp Çeşmeden balığa çıktı. Hafta sonunu o balıkta ben annemlerde geçireceğim ve Pazar öğlen gibi Çeşme’ye geçeceğiz Arca’yla, plan bu. İşten kaçarcasına çıktım ve hızlıca cücenin yanına vardım. Hazırdılar, bisiklet turu yapılacaktı, acil hazırlanmalıydım. Tamam dedim, ama denize gireceğim, bir girip çıkacağım. Giyindik yollandık sahile. Hareketli bir sayfiyenin akşam saatleri. Güneş iyice inmiş, yürüyüş yapanlar, bisiklete binenler, sandalyesini sahile atmış, akşam birası yudumlayanlar, sahil cafelerinde hafiften başlayan akşam hareketlenmeleri, kamp yerinde yemek hazırlıkları…

Bir sayfiyenin huzur veren Cuma akşamı rutini…

Tüm haftanın yorgunluğu üzerine nasıl iyi geldi. Bir de attım kendimi denize… Bu iki şaşkın bütün gün yüzdüler diye akşam da yüzmeyi akıl edememişler, mayosuz gelmişler. Deli misiniz siz dedim, eve yollandık, güneşin batışında yüzmek için mayolarını giydiler, akşam suyunda güneşi batırdık. Duru, hayatında ilk defa bu kadar geç saatte denize giriyormuş. Neayyy ablamla çok ciddi görüşmeliyim! Ben Duru’nun yaşında bırak gece denize girmeyi diskoya kaçıyordum. Bira içip bisiklet çetemle uzak siteleri keşfe çıkıyordum. Hey yavrum hey! Neyse ki biramdan bir su bardağı ikram ederek, bisiklet ile çevre yerleşim birimlerini keşfederek ve akşam kızı denize sokarak ilk adımları attım. Sıra diskoya geldi diyeceğim ama galiba artık disko filan yok… Ha bu arada Arca Duru’ya kendisinden önce akşam denize girmiş olduğunu ballandıra ballandıra anlatıyordu.

Yüzümüzde keyifli ve yorgun gülümsemelerle duşumuz aldık, komşu pideciye yollandık. Arca bütün hafta eline alamadığı ipad’e ben de havadislere kavuşmuştum. Bütün haftayı konuştuk, güldük eğlendik… Yatma vakti geldiğinde Arca ayak diredi ama ben kendisini baş başa konuşma vaadiyle odaya, ayak masajı kandırmacasıyla yatağa götürdüm. Çok geçmeden sızmıştı. Ben de tam uyuklayacağım, telefon çaldı. Hayırdır inşallah İlker… Darbe haberini ondan aldım. Koştum babamın yanına. O da televizyondaki hareketliliğe bakıyormuş ama daha on suları, net bir şey yok. Babam artık darbe oldu diyor, annem bu çok garip böyle darbe mi olur, her şey olur biter biz sabah haberine uyanırdık, diyor, inanmıyor. Ben, bir taraftan darbe bizi daha da kötü yapar sevinecek bir şey yok, devrim dediğin sivillerle olur diyor, Gezi'den dem vuruyorum, bir yandan yoksa artık bitiyor mu diye meraklanıyorum…

Geçen İlkerle konuşuyorduk, akepenin iktidara geldiği sene seçimlerden birkaç hafta önce evlendik biz. İnsan hayatının hani 25 ila 55 yaş arası en verimli, en aktif, en hayata müdahil olduğu yaşlardır ya, biz şimdiye kadar hep buna maruz kaldık, hep daha kötüsüyle karşılaştık. Nasıl da şanssızdık? (Her şey bittiğinde ise “ne kadar da salakmışız, ne kadar kör? Daha evlenmeden evvel fark edip kaçaymışız ülkeden” diyecektik…)

Dakika dakika her an sosyal medya, televizyon üzerinden takip edilip yorumlandı tarafımızdan. Annemler kendilerine kahve koydu, ben biramı açtım. Derken sokağa çıkın çağrıları ve selalar… Yok artık! Bizim köyden sela sesi duyulduğunda, “darbeye yatıp şeriata kalkacağız herhalde” dedim. Bu arada sürekli İlker’le görüşüyoruz, Sakız adasına pek yakınlarmış, aman at kendini adaya bizi de aldırırsın sonra dedim, yemedi, döndüler. En son işler iyice çığırından çıktı, tam yatmaya karar vermiştim ki, Çin’deki arkadaşlardan mesaj yağmaya başladı. Evet, bu haberlere uyanmışlardı ve güvende miyiz diye soruyorlardı. Biz evet güvendeyiz, fakat hayır iyi değiliz. Kapattım yattım.  

Sabahına şeriata – henüz – uyanmadık ama başka bir Türkiyeye uyandık. Bizim için yani darbe istemeyen, demokrasi adı altında darbe yapanı keseni de istemeyen, sadece canımızın güvende olmasını temenni eden insanlar için umudun tamamen tükendiği bir Türkiye’ye uyandık. 

Babam gazete almaya yolladı beni. Karşı komşumuza rastladım. Televizyonu interneti yok, sadece gazeteyle dünyadan haber alıyor Ayşe teyze fakat tek gazete gelmemiş bakkala. Bana sordu, darbe diyorlar, neler oldu diye. Birkaç cümle ile geceyi özetledim, yorum bile katmadım. "Çok fena olmuş, daha da güçlenecek. Artık bu ülkede yaşama hakkımız kalmadı, ne yapıp edip gitmeli", dedi. Berrak zihinle, birkaç cümle ile vardığı sonuç benim bütün gece üzerinde kafa yorduğum mesele ile aynıydı. Galiba ilk defa gurbetçilere fena halde imrendim.

En son cb seçimlerinde umudum tükenmişti, meğer o an bile birkaç umut kırıntısı varmış içimde ki, son olayların ardından içimdeki her şey tükendi. Artık sadece korku var. Yeni bir çalkantıya, terör olayına, belki de iç savaşa kadar hayat devam edecek, yine çarklar dönecek ama benim içimde artık sadece korku var. 

Emeği geçenlere teşekkürler.

son huzur akşamından

8 yorum:

Gulcin dedi ki...

Burada olmak da cok zor be Yeliz. Aklimdan neler gecti. dedim ki bir daha ailemi ne zaman gorebilecegim acaba? Arkadaslarimi? Izmir sokaklarinda ne zaman dolanacagim bir daha? istanbul benim istanbulum olarak kalacak mi? ve en cok annem icin korktum alan degil. nasil olacak tedavisi nasil devam edecek :( Binlerce sey dusundum, iskenceleri, kacislari, sokak anarsisini. Cok korktum be Yeliz. Hani tam 2 ucu boklu degnek durumundaydik cuma aksami. darbe olsa bin dert. Olmasa binbir dert. tabi ki iyi ki olmadi. Ama simdi geldigimiz bu hal de of bilmiyorum. Mahvettiler bizi :(

okuyanguzel dedi ki...

Ben de artık korkuyorum hem de çok ama çok. Gitmeyi hakikaten düşünüyorum. ama gitmek te kolay değil ki. Nereye gideceğiz. Kim alacak bizi. Sonrası ne olacak. Sokaklarda ki vahşiler(insan değil çünkü onlar..) evet artık eminim yavaş yavaş bir iç savaşa sürükleniyoruz. İç savaş çıkınca ülkenizde demokrasi yok, biz demokrasi getireceği diyerek ülkemizi işgal edecekler. Peki kalalım mücadele edelim. Kim ile mücadele edeceğiz sokağa dökülmüş canilerle mi? Ne için mücadele edeceğiz ??
Çok kötü çok...

CEREN dedi ki...

Ben de çok korkuyorum Yeliz,geleceğimizden,çocuklarımızı nasıl günlerin,nasıl bir Türkiye'nin beklediğinden,karanlıktan,bu kadar kin ve nefret dolu insan(!)lardan korkuyorum..Ama umudumu da yitirmek istemiyorum,bir yanım "ne umudu,salak mısın,umut edecek ne kaldı ki" diyor bana,diğer yanım " insan,denizin olmadığı yerde umut adına martı olmalı " diyor..Aklım çok karışık ve çok üzgünüm..

Duygu dedi ki...

Geri dönüşü olmayan günler yaşıyoruz, geri dönüşü olmayan nefret tohumları atılıyor insanların yüreğine. Yazık, çok yazık..

yeliz dedi ki...

ya şimdi bi karikatürü hatırladım. tek ucu boklu değnek istiyor adam, tezgahtar yok diyor, paketi bozamıyoruz bizde iki ucu boklu değnek var hahah.. ay iyice cıvıdım. seni çok iyi anlıyorum biliyorsun, canımsın.

yeliz dedi ki...

ya işte ben de ondan korkuyorum. hani dış mihraklar var ya, var yani dalga geçmiyorum, işlerine gelmezse girerler ülkeye. hem hazır ordu da yok edilmiş. daha iyi zaman mı bulacaklar:(

yeliz dedi ki...

ne güzel laf. denizin olmadığı yerde martı umuttur, içim ısındı:)

yeliz dedi ki...

maalesef katılıyorum:(